2011 Seçiminin Psikolojik Neticeleri-2-

İslam merkezli siyasi mecranın ve o mecranın bu günkü temsilcisi olan Akparti’nin on yıllık kesintisiz zaferi, Türkiye’deki siyasi rejim üzerinde nasıl bir psikolojik tesir icra etmiştir? Bu yazının konusu ve sorusu bu…
2002 seçimlerinden sonra siyasi rejimin ilk yapmaya çalıştığı iş, “darbe” idi. Balyoz soruşturmasından anladığımız bu. 2002-2007 döneminde darbe teşebbüsünü Akparti’nin nasıl savuşturduğunu hala bilmiyoruz. Anlaşılan o ki, mahirane şekilde atlatmışlar.
2001 Türkiye’sinin içinde bulunduğu iktisadi enkaz, darbe düşüncesine ve teşebbüsüne ortam hazırlamaz diye düşünüyordum. Ülke o kadar kötü durumdaydı ki, hiçbir hükümetin altından kalkamayacağı bir durum vardı ve Akparti hükümetinin de bu enkazın altında kalacağını düşünerek, darbe gibi uçuk fikirlere savrulmayacaklarını zannediyordum. Bir dönem bile zor dayanabileceğini düşünerek beklerler ve sonraki seçimde sandıkta tasfiye olacağını düşünürler kanaatindeydim. Deniz Baykal da bu kanaatteydi. Zira Erdoğan’ın siyaset yasağını kaldırıp başbakan olmasının yolunu açmıştı. Bunun temel sebebi, hükümetin başarısız olacağına inanıyordu ve Erdoğan’ın hükümet dışında kalarak “karizmasını” muhafaza etmesine fırsat vermemek için siyaset yasağını kaldırdı.
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimine gelindiğinde, Akparti, ülkedenin dengelerini hala lehine çevirememiş fakat her boğazdan aşmayacak kadar “büyük lokma” haline gelmişti. Doğrusu Akparti’nin en kritik, en tehlikeli ve en zor geçtiği imtihan, cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Hakikaten ülkenin dengelerini lehine çeviremediği bir dönemde girdiği büyük mücadeleden salimen çıktı. 2007 deki çetin mücadeleden galip çıkmasını sağlayan en büyük faktör, “cesaret” idi. Akparti, geçmişindeki en büyük cesaret örneğini 2007 deki cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdi.
Ölümü göze aldıkları çetin bir hadiseydi. İç savaşın ayak seslerini duymuştuk. “Pahası ne olursa olsun” diye girdikleri bir mücadeleydi. O süreçte, Akparti’nin göze aldığı bedeli, karşı taraf göze alamadı. Geçen zaman içinde iyice anlaşıldı ki, mücadele zirveye o dönemde çıkmıştı. Mücadelenin zirvesi, büyük güçlerin büyük kapışması değil, tarafların kurmay kadrolarının cesaret katsayısının test edildiği durumlardır. Akparti, 2007 sürecindeki kadar hiçbir hadisede cesaret testine o çapta muhatap olmadı. O süreçte anlaşıldı ki, Akparti, korkutularak bir şey yapılamaz.
Zafer, Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkıp oturduğu gün kazanılmıştı. Bundan sonrası teferruat ve zaman meselesiydi. Ve de öyle oldu.
2011 seçimine gelmeden önce, CHP ve MHP üzerinde oynanan oyunlar, askeri direnişin kırılmış olmasından dolayı, siyasi mücadele için altyapı oluşturmaya matuftu. Artık sandıktan başka yol yoktu ve bunun için gereken operasyonlar yapılmalıydı. CHP de gerçekleştirilen değişim, MHP de gerçekleştirilemedi. Seçime, CHP üzerindeki değişim ile birlikte girildi.
2011 seçimlerinde cepheye Kemalizm ve laiklik meselelerini sürmemelerinin sebebi, o mevzilerde mağlup olduklarını anlamalarıydı. Bu seçimde de cepheye sürerler ve seçimi kaybederlerse artık rejimin tasfiye sürecine alenen başlanacağını fark ettiler. Aslında fark ettiler mi fark etmediler mi, belli değil. Belki de fark etmediler ama bir de “hizmet” merkezinde seçim programı uygulamak istediler. Sadece denediler galiba… Fark ettilerse isabet ettiler, fark etmedilerse denk geldi. Her iki ihtimalde de, rejimin ömrünü birazcık uzattılar.
2011 seçim neticeleri, tüm direniş kaynaklarını tüketti. Hem teorik direniş kaynakları hem de pratik direniş kaynakları tükendi. Şu anda içinde bulundukları psikoloji, “çaresizlik” psikolojisidir.
Çaresizlik psikolojisinin özellikleri nedir? Günün sorusu bu…
Çaresizliğin psikolojik tesirleri uzun tahlilleri gerektirir. Biz önemine binaen bir hususa dikkat çekelim. Çaresizlik öncelikle psikolojiyi çökertir. Psikolojinin çökmesinin ilk neticesi, “gerçeklik kavrayışının” savrulmasıdır. Mantık dağıldığı, akıl fonksiyonunu yerine getiremediği için, “gerçeklik kavrayışı” başka zeminlere kayar ve farklı koordinatlara savrulur. En çılgın hayaller, “gerçekleştirilebilir düşünce” gibi görülmeye başlar. Sözü uzatmadan söylemek gerekirse, “çılgınlık” yapmanın psikolojik altyapısı meydana gelmiş demektir.
Mesela darbe yapma düşüncesi, tüm şartlarını kaybetmiş olmasına rağmen, “gerçekleştirilebilir düşünce” formu olarak görülebilir. Darbe ihtimali olduğundan bahsetmiyorum. Çaresizliğin insanı savurma ufku çok geniştir. Hayal bile edilemeyecek saçmalıklar ve çılgınlıklar, çaresiz insanlarda ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir çılgınlığı “normal düşünce” gibi çökmüş psikolojik evrenlerinde mayalamaya başlamaları mümkün. Teşebbüs edip edemeyecekleri bahsi ayrı… Teşebbüs ettiklerinde meydana gelecek neticenin ne olduğu bahsi de ayrı… Psikolojik süreçlerinin geldiği nokta itibariyle bu tür “duygu mayalanmaları” içinde olabileceklerini unutmamak gerekiyor.
Bu tür duygu mayalanmaları fark edilir edilmez kafaları ezilmeli. Teşebbüs ettiklerinde ise en merhametsiz şekilde “İkinci Vakayı Hayriye” tereddütsüz icra edilmeli.
Bundan sonra daha da kendilerine gelemezler. Artık azınlık olarak yaşamanın zihni organizasyonunu gerçekleştirmeye başlayacaklardır.
Korkmayın… Geri adım atmayın… Asla taviz vermeyin… Dirayetin ve cesaretin çelikten heykeli gibi meydan yerine dikilin.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir