Aylık arşivler: Nisan 2011

KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ

KARZ-I HASEN MÜESSESE MODELİ
KARZ-I HASEN NEDİR VE NEDEN İHTİYACIMIZ VAR?
Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak…
İnfak çeşitlerinden biridir. Ne var ki unutulmuş infak türüdür. İnfak dendiğinde sadece karşılıksız yardımlar bilinir hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.
Karşılıksız yardım olan infak, mağdur insanlar için sözkonusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir özelliktir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan infak ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve ne kötü şekilde anlamaktır.
*
Karz-ı Hasen, cemiyetin orta sınıfını ayakta tutacak bir müessesedir. Cemiyetin mağdurlarını ve fakirlerini ayakta tutmak için müesseseler kurmak Müslümanların tabi ki vazifesidir. Fakat orta sınıfı da ayakta tutmak mühim vazifelerinden biridir.
Orta sınıfını ayakta tutamayan cemiyetler varlıklarını devam ettiremezler. Orta sınıf, cemiyetin iskeletidir. Orta sınıf çöktüğünde ve yok olduğunda, cemiyet, zenginler ve fakirlerden meydana gelmeye başlar. Bir cemiyet, sadece zenginlerden ve fakirlerden müteşekkil hale gelirse, kesintisiz bir çatışma iklimi doğar.
Ülkede karşılıksız yardım olan infak için binlerce dernek ve vakıf kurulmuş olmasına rağmen, Karz-ı Hasen için tek bir müessesenin bile kurulmamış olması calib-i dikkattir. Mevcut vakıf ve dernekleri idare eden, oralarda gönüllü çalışan on binlerce insan, orta sınıfa mensuptur. Mağdurların yardımına koşan on binlerce orta sınıf insan, kendileri için bir şeyler yapamıyorlar. Bu durum, idrak zafiyetinden başka bir şeyle izah edilemez.
Karz (borç verme) ve karz-ı hasen (güzel borç verme) İslam tarafından mühim bir içtimai ve iktisadi müessese olarak kabul edilmiş ve şiddetle tavsiye edilmiştir. Faizin haram kılınması ile onun doldurduğu içtimai ve iktisadi hayat alanı, borç ve güzel borç ile tanzim edilmiştir. Paranın tedavülü faiz kanalına girmeden mümkün olmalıdır. Hususen orta sınıfın nakit ihtiyacı faizsiz borçlanma yoluyla gerçekleşebilmelidir. Kapitalist iktisadi sistemde borç, faizsiz olmaz. İslam’ın içtimai ve iktisadi hayatını inşa etmenin zorluklarından birisi, kapitalist iktisadi sistem içinde yaşıyor olmaktır. Bu sistem içinde, İslami hayata mecralar açmak, kapitalist kültürün ürettiği “faizli gerçeklikten” çıkarak başka bir gerçeklik (faizsiz gerçeklik) üretebilmek gerekiyor. Hem Müslümanları faiz illet ve haramından muhafaza etmek hem de İslami hayatın nezih misallerini insanlara göstermek şart. İslami hayata biraz daha yaklaşmak manasına gelecek olan bu durum, İslami hayatın topyekun inşa edilebilirliğine bir mecra açacaktır.
*
Müslümanların birbirine karz-ı hasen usulüyle borç vermeyecek kadar cimrileştiklerini veya paraya aşırı düşkünleştiklerini söylemek ucuz bir tespit olur. İnfak için tahsis edilen para miktarına bakınca, Müslümanların ne kadar cömert ve diğerkam oldukları açıkça ortaya çıkıyor. Öyleyse aksayan nedir?
Meselenin aksayan boyutu, müesseseleşmeyi bilmememiz. Başka bir ifadeyle “kurucu düşünce” sahibi olmamamız. Daha başka bir ifadeyle, “kurucu insan” kadrosu yetiştiremiyor olmamız. Aksayan noktayı daha derinlerde aramak gerekirse, “sistem çapında düşünememek” şeklinde teşhis edebiliriz zannındayım.
Aklımız gözümüzde mi bizim? Birileri bir müessese inşa ettiğinde, herkes o müesseseyi tekrarlıyor. İnfak müesseseleri kurulup ciddi bir boşluğu doldurduğu görülünce, herkes o müesseseden kurmaya başlıyor. Kurmalarına itirazımız tabii ki yok. Lakin hayatın başka alanlarında da ihtiyaçlar ve problemler var. Hayattaki en küçük münasebeti bile müessese haline getirmeli değil miyiz? Hayatı kuşatacak, tüm alanlarına nüfuz edecek, her ihtiyacı karşılayacak sayısız müesseseye ihtiyacımız yok mu? Binlerce infak müessesesi kuruluyor ama bir tane karz-ı hasen müessesesi kurulmuyor. Bu durum karşısında ne düşünmeliyiz?
Sistem çapında tefekkür zafiyeti olduğunu söylemekten başka bir tercih imkanımız var mı? Parça fikirlerle iştigal etmek, İslami hayatı inşa etmeye kafi mi? Parça fikirler İslam’ın yekunu olmadığına göre, parça fikirlerin tatbikatı, İslam’ın topyekun tatbikatı olmayacaktır. Mevcut hayatın içinde bir “renk” olarak kalmaktan kurtulamayacak mıyız?
Sistem çapında düşünebilme maharetine kavuşmalıyız. İslam’ı sistem çapında anlamalı ve tatbik sistemini inşa etmeli değil miyiz?
Kendi aralarında küçük işlerini dahi beceremeyenlerin devlete talip olması komik değil mi?
*
Çeşitli karz-ı hasen müesseseleri inşa edebiliriz. Birkaç tanesini kısaca izah edelim.
1-Birkaç yüz kişilik orta gelir sahibi üye ile dernek şeklinde kurulabilir.
Bu şekilde kurulacak müessese modeli, prototip oluşturmak içindir. Böyle bir müessesenin kurulabileceğini ve idare edilebileceğini göstermek için az üyeli ve küçük aidatlı bir model üretilebilir. Aşağıda bu çeşit karz-ı hasen müessesesinin “nizamnamesi” görülecektir. Bu sebeple izahını kısa tutuyoruz.
2-Üye kaydı yapmaksızın, sadece karz-ı hasen için vakıf kurulabilir.
Vakıf, mevcut vakıflar gibi teşkilatlanabilir. Sadece toplanan yardımları, karşılıksız infak şeklinde değil de karz-ı hasen olarak kullanır. İnfak için çok sayıda vakıf olan ülkemizde karz-ı hasen için de vakıf kurulması lüzumu açıktır.
Bu çeşit müessesenin nizamnamesi, mevcut vakıfların nizamnamesi ile aynı olur. Sadece toplanan yardımları, karşılıksız infak değil, karz-ı hasen olarak dağıtma kısmı farklı olur.
3-Şirketler ticari maksatla kullanacakları parayı (tasarrufları) ortaya çıkarmak için kendi aralarında kurabilir.
Şirketler, kuracakları dernek vasıtasıyla, nakit ihtiyaçlarını veya yatırım kaynağı ihtiyaçlarını karşılayabilirler.
Bu çeşit müessese için dikkatli bir nizamname hazırlanmalıdır.
4-Büyük şirketlerden biri, toplanan paranın bir kısmını (en fazla yüzde 20 sini) kendi ticari faaliyetlerinde kullanmak üzere, toplanacak tüm parayı garanti etmek şartıyla yalnız başına kurabilir.
Büyük şirketlerden birisi, karz-ı hasen derneği kurar. Bu derneğe üye kaydı yapılır. Üyelerden aylık aidat toplanır. Toplanan para, üyelere karz-ı hasen olarak dağıtılır. Şirket, toplanan paraların bir kısmını ticari faaliyetlerinde kullanabilir. Bunun karşılığında, karz-ı hasen derneğinin cari giderlerini karşılar. Toplanacak paranın tamamını kendi malvarlığı ile garanti (mesela ipotek yoluyla) eder.
Bu çeşit müessese için hazırlanacak nizamnamede, teminat verme meselesi ile şirketin tasarruf miktarını aşmasına mani olacak murakabe sisteminin dikkatli kurulması gerekir.
*
Karz-ı Hasen müesseselerinin büyüme ve gelişme ufku nedir?
Karz-ı Hasen müesseseleri, birinci safhada (hedef) İslam cemiyetinin borçlanma münasebetlerini banka/faiz girdabından kurtarır. Müslümanların borçlanma ihtiyacını karşılamaya başladığında, bankacılık sektörünün ihtiyaç kredisini ortadan kaldırır.
İkinci safha, modelleri geliştirilebildiği takdirde, İslam cemiyetinin tasarruf ve yatırım kaynaklarını oluşturabilir. Yatırım kaynaklarını oluşturmaya başladığında, bankacılık ve faizli iktisat sistemini çökertir. Bu netice aynı zamanda kapitalizmin imhasıdır.
Üçüncü safhada, infakın diğer çeşitlerine şamil hale getirilebilir ve İslam cemiyetindeki tüm içtimai tesanüdü yüklenebilir. Bu noktaya kadar geldiğinde, sıhhatli bir cemiyet bünyesinin oluşmasına ciddi bir katkıda bulunur.
En mühim nokta ise, İslam medeniyet müesseselerini yeniden üretebilecek “inşai tefekkür”ün gelişmesine katkı sunar. İnşai fikir veya kurucu düşünce diye isimlendirebileceğimiz tefekkür maharetine sahip insanların yetişmesine vesile olur.
NİZAMNAME TASAVVURU
MAKSAT
*Üyelerin nakit ihtiyacını karşılamak
*Üyelerini, borç istemekten imtina edecekleri insanlara muhtaç olmaktan kurtarmak
*Üyelerini, bankalardan kredi almak zorunda bırakmamak, bu yolla faize bulaşmalarına mani olmak
*Üyeler arasında İslami tesanüdü yaygınlaştırmak
*Üyelerinin boşta duran paralarını “karz-ı hasen” yoluyla kullanmak ve sevap kazanmalarına vesile olmak
*Müslümanların, hayatlarını yaşayabilmek için ihtiyaç duyacakları müesseseleri ihdas etmek
*Müslümanların hayat karşısında savrulmalarına ve gayri İslami bir hayat yaşamalarına mani olmak
*Müslümanların “İslami hayatı inşa edebilmeleri” için gerekli olan zihni ve fiili maharetlerini geliştirmek
*İslam’ı, hayata tasarruf edebilir hale getirmek ve hayatı İslam’ın inşa ettiği havzaya taşımak.
PARANIN MUHAFAZASI VE İDARESİ
*Kurucu üyeler, başkan, idare heyeti ve murakabe heyeti üyeleri, üye tam sayısının beş yıllık aidat miktarı toplamı kadar gayrimenkul kefaleti verir. Bu kaide kuruluştan bir yıl sonra tatbik edilmeye başlanır.
*Başkan ve idare heyeti, kurucu üyelerin vermesi gereken gayrimenkul teminatının yarısını karşılamak zorundadır.
*Bu kefaletleri karşılamayan üyeler, başkan, idare heyeti ve murakabe heyeti üyesi olamazlar.
*Yeni başkan ve idare heyeti üyesi seçilmek isteyenler, bu teminatları göstermek zorundadır. Aksi takdirde aday olamazlar.
*Yeni başkan ve idare heyeti seçildiğinde, eski başkan ve idare heyeti üyelerinin gayrimenkul teminatları kendiliğinden kalkar.
*Derneğin toplanan nakdi kıymetleri, faizsiz çalışan bankalardan birinde veya birkaçında muhafaza edilir. Dernek idare merkezinde nakit olarak ancak 1.000.00 TL tutulabilir. Bu miktarın üç katına kadar artırılması için, kurucu üyeler, başkan, idare heyeti ve murakabe heyetinin oy birliği aranır. Üç katından daha fazla artırılmasına yetkili olan, genel kuruldur.
*Beş yılda bir, toplanan paraların 3/5 üyelere dağıtılır. Böylece büyük paraların birikmesi önlenmiş olur. Birikmiş aidatını almak istemeyen üye, birikimine devam edebilir.

TEŞKİLATLANMA
*Dernek şeklinde teşkilatlanılır.
*Teşkilatlanma masrafları, kurucu üyeler tarafından karşılanır.
*Teşkilat masrafları asgari seviyede tutulur.
*Teşkilat (dernek) cari giderlere her üye müştereken katılır.
*Biriken aidatlardan, teşkilatın giderlerini azaltmak için büro gibi gayrimenkul satın alınabilir.
*Derneğe gayrimenkul alınması için kurucu üyelerin oy birliği, toplam üyelerin 2/3 ünün oyu aranır.
*İki yüz üyeye kadar personel istihdam edilmez. İki yüz üyeyi geçtikten sonra bir personel istihdam edilir. Ondan sonraki her iki yüz üye artışında bir personel istihdam edilebilir.

İDARE
KURUCU HEYET
*Kurucu heyet, teşkilatı kurar ve devamında yükün ağırlığını taşır.
*Kurucu heyet, mümkün olduğunca fikri seviyesi yüksek insanlar arasından seçilir. Zira bu sistemin kurulması ve geliştirilmesi için yüksek tefekkür maharetine sahip insanlara ihtiyaç vardır.
*Kurucu üyeler, teminat gösterdikleri için kefile ihtiyaç duyulmaz.
*Kurucu üyeler, borç almak bakımından diğer üyelerden herhangi bir imtiyaza sahip değildir.
*Sahip oldukları yetkiler ilgili başlıklar altında zikredilmiştir.

BAŞKAN VE İDARE HEYETİ
*Bir başkan ve üç üyeden müteşekkil bir idare heyeti teşkil olunur.
*Başkan ve idare heyeti, iki yıllığına seçilir.
*Herhangi bir sebeple başkanlık veya idare heyeti üyelikleri eksildiği takdirde, iki ay içinde seçim yapılır.
*Başkan ve idare heyeti, kurucu üyelerin oy birliği ve toplam üyelerin oy çokluğu ile seçilir.
*Başkan ve idare heyeti üyeleri, çalışmalarının karşılığı herhangi bir ücret talep etmezler.
*Başkan ve idare heyeti üyeleri, borç almak bakımından diğer üyelerden imtiyazlı değildir.
*İdare heyeti, üç aylık dönemlerle murakabe heyetine hesap verir.
*İdare heyeti, altı aylık dönemlerle tüm üyelere yazılı olarak hesap verir.
BAŞKAN
*Seçilme liyakati
**Zaruri ihtiyaçlarını karşılama kifayeti
***Zaruri ihtiyaçlar; mesken, serbest çalışanlar için işyeri, maişet için normal gelirdir.
**Aleyhine icra takibi olmamalı, borçlu olduğuna dair hiçbir üyenin şahitliği bulunmamalı.
**Sicili en yüksek on kişi arasından seçilir.
**Derneği idare etmek için kafi derecede zamanı olmalı.
**Ticaret ile iştigal etmemeli.
**Teminat göstermeli
*Salahiyetleri
**Üyelerin birikmiş aidat miktarlarının üç katına kadar borç taleplerini karşılar.
**Genel idareyi yürütür.
**İdare heyeti üyelerinin görev taksimatını yapar.
**Üyelerden görevlendirmeler yapar.

İDARE HEYETİ ÜYELERİ
*Seçilme liyakati
**Meskeni olmalı
**Aleyhine icra takibi olmamalı, borçlu olduğuna dair hiçbir üyenin şahitliği bulunmamalı.
**Sicili en yüksek 30 kişi arasından seçilir.
**Teminat göstermeli
*Salahiyetleri
**Üyelerin birikmiş aidat miktarlarının üç katı ile beş katı arasındaki borç taleplerini başkan ile birlikte karara bağlar.
**Derneğe gayrimenkul alınması teklifini yapar.
**Üyelik başvurularını karara bağlar.

MURAKABE HEYETİ
*Murakabe heyeti üç üyeden oluşur.
*Murakabe heyetine kurucu üyeler giremez.
*Murakabe heyeti, her zaman hesapları tetkik edebilir.
*İdare heyeti, üç aylık dönemlerle murakabe heyetine hesap verir.
*İdare heyeti, altı aylık dönemlerle tüm üyelere yazılı olarak hesap verir.
*Seçilme liyakati, idare heyeti üyelerinin seçilme liyakatinin aynısıdır.

ÜYELER
*Üyeler, derneğe karşı mesuliyetlerini yerine getirir.
*Üyeler, idare heyeti veya murakabe heyetinin oluruyla hesapları tetkik edebilir.
*Üyelerin hesapları tetkik etme talebini, idare heyeti ve murakabe heyeti reddedemez.
*Üyeler idare heyetinden veya murakabe heyetinden izin almaksızın, banka hesaplarını kontrol edebilir.

AİDAT
*Aylık aidat miktarı, asgari 50.00 TL dir. Daha yüksek aidat ödenmesi mümkündür. Daha yüksek aidat ödeyen üyeler, bu nispette borç alabilirler.
*Üyeler aidat dışında “Karz-ı hasen” için kullanılmak üzere ayni veya nakdi kıymetleri derneğe tahsis edebilirler.
*Üyeler muvakkat veya daimi olarak intifa hakkını devredecekleri menkul ve gayrimenkul kıymetleri derneğe tahsis edebilirler.
*Üyelerin aidat dışında umumi hazneye aktardıkları kaynaklar, istedikleri zaman kendilerine iade edilir. Eğer umumi haznedeki miktar buna kafi değilse, acil işlerden kabul edilir ve en kısa sürede ödenir.
*Üyelerin aidat dışında derneğin kullanımına sundukları nakit para için kendilerine “emanet makbuzu” verilir. Bu para ödenirken, “emanet makbuzu” kendilerinden alınır ve tahsil makbuzu imzalatılır.

KARZ-I HASEN VERMEK
*Üyelere, nakit ihtiyaçları için borç verilir.
*Her üyenin aidatlarından “karz-ı hasen sandığında” birikmiş olan miktarın en fazla beş katı kadar borç verilir.
*Üyelik kefilleri dışında üyelerden iki kefil daha bulana, birikmiş aidatının sekiz katı borç verilebilir.
*Gayrimenkul teminatı veren üyeye, birikmiş aidatının on katı borç verilebilir.
*Aidat borcu olanlara borç verilmez.
*Üyelere verilen borca, üyelik kefilleri, kefildir.
*Borç vermede başvuru sırası esas alınır. Fakat aşağıdaki fıkra hükümleri sıralamayı etkiler.
*Birden çok borç talebi olduğunda, karz-ı hasen sandığında kafi miktar para yoksa hiç borç almamış olandan başlamak üzere, az borç alanlar tercih edilir. Şartları eşit olanlar arasında tercih yapmak gerektiğinde, az miktar borç isteyenin talebi öncelikle karşılanır.
*Dernek, hesapta para olduğu müddetçe borç talebini karşılamak zorundadır. Borç talebi sadece iki durumda reddedilebilir.
**Talep edenin kefilleri rıza göstermediğinde
***Kefillerin rıza göstermemesi durumundaki ret kararı, nihai karardır.
**İdare heyeti uygun görmediğinde
***İdare heyeti uygun görmediğinde, talepte bulunan üye, kefillerinin ve murakabe heyetinin yazılı teyidini alarak, borç talebinde bulunabilir. Bu durumda borç verilir.
*Talepleri sıraya koymak, talebin reddi değildir. Sıra ile ilgili bilgi ve izah isteyen üyeye, sıra bilgisi ve gerekçesi sözlü veya yazılı olarak sunulur.

KARZ-I HASENDE TEMİNAT
*Verilen borç miktarı, birikmiş aidat miktarını aşmadığı takdirde teminat alınmaz.
*Verilen borç miktarı, birikmiş aidat miktarını aşıyorsa, aştığı miktar kadar senet (bono) alınır.
*Birikmiş aidatın 8 katı borç isteyen üyeden ayrıca iki kefil istenir.
*Birikmiş aidatının 10 katı borç isteyen üyeden ayrıca gayrimenkul teminatı alınır.

KARZ-I HASENDE USUL
*Borç, çek ile verilir ve bankadan tahsil edilir. Çek, ciro edilemez.
*Çeki tahsil eden üyenin adı, banka kayıtlarında görünür.
*Borç en fazla 12 aylık vade ile verilir.
*Borç vadesinde ödenmediği takdirde, iki defa olmak üzere üçer aylık yeni vadeler verilir.
*Uzatılmış vadelerinde de ödenmeyen borç karşılığı teminat senedi, icra yoluyla tahsil edilir.
*İcra tahsilatında faiz talep edilmez fakat icra masrafı ve avukatlık ücreti alınır.
*Altı ayı doldurmayan üyeler, borç talebinde bulunamaz, onlara borç verilemez.
*Borç alma talebindeki azlık, alınan borç miktarındaki azlık, alınan borçların vadesindeki kısalık, borçların vadelerinde ödenmesindeki hassasiyet, üyelik sicil defterine kaydedilir.

ÜYELİK
*Üye sayısı 200 olduğunda üyelik durdurulur.
*Üye sayısının herhangi bir sebeple azalması durumunda, yeni üye kabul edilir.
*Üye sayısını iki katına çıkarmak için kurucu üyelerin, başkanın, idare heyetinin ve murakabe heyetinin oy birliği aranır. Bu şekilde üye sayısı sürekli artırılabilir.
*Üye sayısının artırılması için artırılacak miktar üye sayısının derneğe maliyetinin ne olacağı, yeniden organize olmak gerekip gerekmeyeceği, ne kadar personel istihdam edileceği vesaire hususlarda ön çalışma yapılır ve rapor hazırlanır. Üye sayısının artırılması hususundaki görüşme bu rapor üzerinde yapılır.
*Üye sayısının iki katına çıkarılmasına karar verildiğinde, yeni birimlerin kurulması, yeni personel istihdam edilmesi, yeni demirbaş alınması gibi maliyetler, yeni üyelerden bağış olarak temin edilir. Bu tür bağışlar ve harcamalar, üyelik aidatı sınıfından sayılmaz ve aidat birikiminde esas alınmaz.
*Üyelik sicili tutulur. Üyelik sicili, seçilme hakkına ve borç talep sıralamasına tesir eder.

ÜYELİK SİCİLİ
*Sicil yüz yirmi puan üzerinden tutulur.
*Her üye, sıfır puan ile üye olur.
*Sicil puanı
**Aidatı asgari miktardan ödeyenler için
***Her ay, on puan alınır. Yılda yüz yirmi puana baliğ olur.
***Yüz yirmi puana baliğ olduğunda puan sıfırlanır ve bir kıdem alınır. Bundan sonra, kıdemin üzerine her ay on puan alınır.
***On kıdem dolduğunda, kıdem sıfırlanır ve bir şeref nişanı alınır. Puanlama bu şekilde devam eder.
**Aidatı, asgari miktarın üstünde ödeyenler, asgari miktara nispetle ne kadar fazla ödüyorlarsa, sicil puanını o nispette alırlar.
*Sicil puanının durması ve kesilmesi
**Alınan borç, ödenene kadar (vadesi süresinde) puan ilerlemesi durur.
**Alınan borç, birikmiş aidat miktarını geçmezse, puan ilerlemesini durdurmaz.
**Üyenin dernekteki birikmiş aidatına haciz gelmesi durumunda, tüm puanı silinir.
***Zaruri borçlanmalardaki haciz, puanı etkilemez. Zaruri borçlanmalar, kaza, hastalık, deprem, savaş, iktisadi kriz ve benzeri fevkalade durumlardır.
**Üyenin aleyhine, birikmiş aidat miktarını aşan bir icra takibi tespit edilirse, puan ilerlemesi, borcunu bitirene kadar durur.
***Zaruri borçlanmalardaki icra takibi puan ilerlemesini durdurmaz.
***Herhangi bir hadisenin puan ilerlemesini durdurmasına başkan, idare heyeti ve murakabe heyeti, oy birliği ile karar verebilir.

ÜYELİĞE KABUL
*Bir kişinin üye olabilmesi için üyeler arasından iki kefil bulması gerekir. Veya en az üç kişilik üye guruplarının kaydında, birbirine kefil olmaları durumunda, hazır üyelerden kefil aranmaz.
*Üyenin, üyelikten ayrılması veya çıkarılması durumunda borcundan dolayı kefiller mesuldür.
*Üyenin aldığı borcu ödememesi ve kendisinden tahsil edilememesi halinde kefiller borçtan mesuldür.

ÜYELİKTEN ÇIKIŞ
*Her üye istediği zaman tek taraflı irade beyanıyla üyelikten çıkabilir.
*Üyelikten çıkan kişinin birikmiş parası iade edilir. İadede dernek masraflarından kendi hissesine düşen miktar mahsup edilir.
*Üyelikten ayrıldığı tarihte, karz-ı hasen sandığında kafi miktar para olduğu takdirde derhal ve defaten ödeme yapılır.
*Umumi haznede kafi miktar para yoksa üyelikten ayrılan kişiye, ödeme planı sunulur. Üyelikten ayrılan kişiye, en fazla bir yıl içinde birikmiş parası ödenir.
*Üyelikten ayrılan kişi, borç almışsa, borcu ödeme vadesi dikkate alınmaksızın, birikmiş aidatı ödenirken, mahsup edilir.
*Üyelikten çıkan kişi, bir yıl geçmedikçe tekrar üye olamaz.

ÜYELİKTEN ÇIKARMA
*Üç ay kesintisiz aidatını ödemeyen üye, üyelikten çıkarılır
*Aldığı borcu ödemeyen üye, üyelikten çıkarılır
*Aldığı borcu üç defa vadesinde ödemeyen üye, üyelikten çıkarılır.
*Bunların dışında, dernek maksadına aykırı bir davranışından dolayı da üyelikten çıkarılabilir.
*Yukarıdaki üç maddeden birinin gerçekleşmesi halinde, idare heyeti tarafından üyelikten çıkarma kararı verilebilir. Dördüncü fıkra gereği çıkarma kararının alınabilmesi için kurucu üyelerin ve idare heyetinin oy birliği gerekir.
*Üyelikten çıkarma teklifini, başkan, idare heyeti veya murakabe heyetleri ayrı ayrı yapabilir.
*Üyelikten çıkarılan kişi borcunu ödemediği ve kefillerinden de tahsil edilemediği takdirde, kefilin birikmiş aidatı kafi gelmezse, kefil de üyelikten çıkarılır.
*Kefilinin kefillikten ayrılması veya kefilin üyelikten çıkması veya çıkarılması halinde yeni kefil bulamaması ilgili üyenin üyeliğini düşürür.

KEFİLLİK
*Her üye, en fazla beş kişiye kefil olabilir.
*Başkan, idare heyeti üyeleri ve murakabe heyeti üyeleri kefil olamazlar. Bunların seçilmeden önceki kefillikleri devam eder.
*Her kefil, kefil olduğu üyenin borçlarından mesuldür.
*Kefil olunan üye aynı zamanda kendisine kefil olan üyenin kefilidir, onun borçlarından mesuldür. Mesuliyet, kefalet münasebetinin iki tarafı için de vakidir.
*Her kefil kefillikten istediği zaman ayrılabilir. Kefillikten ayrılma, yazılı başvuru ile yapılır.
*Kefillikten ayrılma tarihi, yazılı başvuru tarihidir.
*Kefillikten ayrılan üyenin, kefili olduğu üyenin hali hazırdaki borcu için mesuliyeti devam eder.
*Kefillikten ayrılan üyenin kefil olduğu üyeye durum acil olarak bildirilir. Bildirim tarihinden itibaren yeni kefil bulması için bir aylık süre tanınır. Bu süre içinde yeni kefil bulamayan üyenin, üyeliği düşer.
*Kefil bulamadığı için üyeliği düşen kişinin yeniden üye olması için bir yıl geçmesi gerekmez.
*Kefili kalmayan veya eksilen üye, kefili tamamlayana kadar, umumi murakabe salahiyeti ile genel kurulda oy kullanma salahiyetini kaybeder. Bu süreçte borç talebinde bulunamaz.

ÜYELİK PAYLARININ HACZİ
*Üyelerin birikmiş aidatlarına haciz geldiğinde, derneğe olan borcu ve varsa kefillikleri önceliklidir.
*Üyenin borcu ve kefillikleri, birikmiş aidatından mahsup edildikten sonra bakiye üzerine haciz konur.
*Birikmiş aidatına haciz konulan üyeye durum acil olarak bildirilir.
*Haciz miktarının yüksek olmasına göre durum idare heyetince değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde üyelikten çıkarma kararı verilebilir. Bu durumda üyelikten çıkarma kararı verme yetkisi, idare heyetindedir. İdare heyeti üyelikten çıkarma kararını oy birliği ile verir.
*Hakkında iflas kararı verilen üyenin üyeliği, idare heyetinde değerlendirilir ve üyelikten çıkarma kararı verilebilir. Karar idare heyetinin oy birliği ile alınır.
*Yüksek miktar borçlanma ve iflas halleri, fevkalade hadiselerden kaynaklanıyorsa, mümkün olduğunca üyelikten çıkarmaktan imtina edilir.

NOT 1) Bu nizamname, dernek tüzüğü haline getirilecektir. Bu hali, müessese ve modelin anlayış kodlarını tespit içindir.
NOT 2) Bu metin ham haldedir ve üzerinde çalışılmaya devam edilmelidir. Kurulduktan sonra ise tatbikatta ortaya çıkacak eksiklikler, aksaklıklar, problemler üzerinde çalışmaya devam edilmelidir. Modelin tekamülü için mütemadi bir çaba içinde olmak gerekir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

ÇILGIN BİR ANADOLU MASALI (EMİNE ÖZKÖSE)

ÇILGIN BİR ANADOLU MASALI (EMİNE ÖZKÖSE)
İki kıtanın birbirine en çok yaklaştığı topraklar olarak bilinir bu coğrafya. Aynı zamanda sayısız kültürün de birbirine en çok yaklaştığı, kaynaştığı, hemhal olduğu topraklar yine bu topraklar değil midir?
İnsanlığın ilk şekillendiği, çağların cazibesine halel getiremediği, savaşlar kadar aşkların da hüküm sürdüğü, düşmanlıklar kadar kardeşliklerin de zirvesinin yaşandığı, insanına bazı zaman saray bazı zaman mezar olan bu topraklar…
Daha dünkü Amerika’dan ya da kara kıta Afrika’dan, dünyanın bir ucundan Uzak Doğu’dan ya da okyanuslar ötesinde Avustralya’dan bahsetmiyorum, dünyanın tam ortasından en merkezinden Anadolu’dan bahsediyorum.
Dinleri, dilleri, kültürleri bünyesinde barındıran camdan bir prizmadır Anadolu. Gün ışığına tutulunca sayısız renk halesine ayrılan, her rengin her tonunu barındıran, en klasikleşmiş ifadesiyle bir mozaiktir Anadolu.
Çok masallar, çok efsaneler yaşanmış Anadolu’da, kimi acı, kimi tatlı sonla biten. Kimiyse asırlardır süregelen, her yeni yüzyıl yeniden şekillenen. Üzerinde yaşayan her millet, her devlet, her kültür bir hikâye miras bırakmış gelecek Anadolu toplumlarına. Sonrakiler bu hikâyelerle büyümüş, âlim olanları ibret almaya, arif olanları anlamaya çalışmış. Hiçbir devir birbirinin aynı olmamış lakin. Her kuşak kendi masalını yazmış. Anadolu her mevsimi ayrı renkte, ayrı kokuda, ayrı dokuda yaşamış vesselam.
Peki, günümüz kuşağı hangi masalı yazıyor? Ya da kimler yazıyor, kimler okuyor bu masalı? Kimler kalem, kimler kâtip bu masalda? Aşk var mı mesela? Ya kardeşlik? Savaş mı var yoksa? Peki, kimler arasında? Öteki kim, beriki kim? Anadolu kimin yurdu sahiden? Trakya neresinde bu masalın, Karadeniz neresinde? Doğu neresinde, peki ya güneydoğu neresinde? Hadi biraz cesaret, korkmadan söyleyelim özel isimleri, özel olduğunu bilerek. Kürtler neresinde bu masalın, Çerkezler, Çeçenler neresinde? Lazlar ve Romanlar, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve Yahudiler neresinde bu masalın? Peki ya Türkler?
Biliyorum ki, her Ermeni ve Rum’a düşman, her Kürt’e terörist gözüyle bakılmadığı, önyargıların oldukça kırıldığı bir döneme doğru ilerliyoruz. Hatta bir zamanlar “Kürt diye bir şey yoktur, onlar ‘Dağ Türk’üdür’, Kürt kelimesi de dağda karlar üstünde yürürken çıkan ‘kurt kırt’ seslerinden türemiştir” safsatalarını artık bir çoğumuz adeta fıkra dinler gibi dinliyor ve gülüp geçiyoruz. Kürtçe konuşmanın, hatta Kürtçe kelimeler içerdiğinden dolayı bazı türkülerin dahi söylenmesinin yasaklandığı günlerden devlet televizyonunun Kürtçe yayın yapan kanal açtığı ve üstelik başbakanın o kanaldan Kürtçe başarılar dilediği günlere geldik. Kürt örneğini, varlıkları yok sayılarak bu konuda belki de en mustarip olan ırk olduğu için veriyorum.
İnsanlar arasındaki duvarların ve zihinlerdeki tabuların hızla yıkıldığı bir atmosferde hala birbirine şaşı bakan, hala kafatasçı zihniyetle yaman bir milliyetçilik çelişkisine sürüklenen insanların durumu Anadolu’muzun, toplumumuzun geleceği için bir hayli üzücü. Osmanlıdan miras aldığımız hoşgörü, sevgi ve kardeşlik ruhunu korumak ve geliştirmek yine bize, Anadolu toplumuna düşüyor. Yunus gibi ‘Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek’ neden bize zor gelsin? Neden Mevlana gibi herkesi kucaklayabilecek gönüllere sahip olamayalım? Nazım Hikmet ile Necip Fazıl’ı aynı anda sevemez miyiz? Leyle ile Mecnun’un yanında Mem u Zin’in aşkını anlatamaz mı büyüklerimiz –biliyorlarsa şayet, yok saymadılarsa-? Âşık Veysel’le birlikte Şiwan Perwer’i dinleyemez miyiz?
Çok masallar, çok efsaneler yaşanmış Anadolu’da, kimi acı, kimi tatlı sonla biten. Kimiyse asırlardır süregelen, her yeni yüzyıl yeniden şekillenen. Şimdi bizler, yirmi birinci yüzyıl Anadolu toplumu, neden tarihin gelmiş geçmiş en güzel masalını yazamayalım? Öyle bir masal bırakalım ki bizden sonrakilere, anne babalar çocuklarına, dedeler babaanneler torunlarına sevgi ile anlatsın bu masalı. Sevgi, kardeşlik, dostluğun masalı olsun. Şöyle başlasın masalımız:
“Evvel zaman içinde, sevginin, kardeşliğin ve dostluğun hüküm sürdüğü topraklarda dünyanın gelmiş geçmiş en huzurlu insanları yaşarmış. Öyle huzur doluymuş ki bu topraklar; Aleviler en güzel türkülerini söyler, Kürtler ve Türkler omuz omuza coşkuyla halay çekermiş. Karadeniz’in kemençesine Roman havası karışır, Ege’nin zeybeğine, Güneydoğu’nun zılgıtı eşlik edermiş. Herkes farklı ama herkes eşitmiş. İnsanlar bu topraklara “Anadolu” derlermiş…”
Çok mu ütopik oldu bu masal? Gerçi masallar daima ütopiktir. Gelin son günlerin moda tabiriyle biz buna ‘çılgın’ bir hayal diyelim. Ne dersiniz?
EMİNE ÖZKÖSE

İNFAK, KARZ-I HASEN VE SİSTEM ÇAPINDA DÜŞÜNMEK

İNFAK KARZ-I HASEN VE SİSTEM ÇAPINDA DÜŞÜNMEK
İnfak meselesinde çok sayıda müessese kuruldu. Muhtemelen binlerce vakıf ve dernek, infak müessesesini ihya etmek için canla başla çalışıyor. Ülkenin her şehrinde (il ve ilçelerinde) birden çok sayıda vakıf ve dernek, infak müessesesi için takdire şayan işler yapıyor. Bu faaliyetler neticesinde cemiyet ayakta tutuluyor. Bu hizmetlerin karşısında tazimle eğilmekten başka söylenecek söz yok.
Fakat “karz-ı hasen” bahsi, başlık olarak bile unutuldu. İslam’ın ahlak ve iktisat sistemi, “karz-ı hasen” müessesesine de çok ehemmiyet verir.
Nedir “karz-ı hasen”?
Güzel borç… Güzel borç verme usulü… Borçluyu yormadan, borcu ödemenin iktisadi (mali) imkanlarına kavuşana kadar mühlet tanıyarak borç vermek…
Bilindiği üzere infak, üst başlıktır. Muhtevası çok geniştir. Zekat da infaktır fakat farz olan infak… Diğer taraftan, mali durumu ne olursa olsun bir insana ikramda bulunmak da infak başlığı altındadır. İnfak, mana hacmi çok geniş olan bir ıstılahtır. Bu çerçeveden bakıldığında, “karz-ı hasen” de infak çeşitlerindendir.
Ülkemizde çok sayıda infak müessesesi bulunuyor. Fakat infak, umumiyetle, geri dönüşü olmaksızın (beklenmeksizin) yapılan yardım şeklinde anlaşılıyor. Ülkede inşa edilen infak müesseseleri, infak ıstılahının mana yekunu içindeki bir çeşidine (karşılıksız yapılanına) matuftur. Bu çerçevede kurulan ve faaliyet gösteren müesseselere dair bir tenkitten bahsetmiyoruz. Fakat infak ıstılahının bir çeşidi üzerine bu kadar çok müessesenin kurulmasına rağmen diğer çeşitlerinin sıfır noktasında kalması, idrak körlüğü oluşturuyor.
Karz-ı hasen, aslında karşılıksız yardım edilmesine ihtiyacı olmayan fakat geçici bir zaman dilimi için mali zorluk yaşayan (şimdiki dil ile nakit sıkıntısı yaşayan) kişilerin ihtiyaçlarını karşılamaya matuftur. Hayattaki bu açığın karşılanmaması, Müslümanların nakit ihtiyaçlarını bankadan faizli kredi çekerek karşılamalarına sebep oluyor. Faiz illetinden uzak durma imkanı oluşturulamıyor.
Aslında karz-ı hasen, öncelikle Müslüman ferdin ahlaki hususiyetlerinden biridir. Ferdi bir bahistir. Fakat Müslümanlar her nedense, karz-ı hasende bulunmanın ahlaki derinliğine sahip olamıyorlar. Muhatabı (borçluyu) incitecek tavır ve davranışlardan veya eda ve mimiklerden kurtulamıyorlar. Nakit ihtiyacı olan Müslümanlar, bir Müslüman’dan borç almaktansa bankadan kredi almayı tercih eder hale geldiler. Haysiyetlerinin bir şekilde rencide olduğu misaller yaşadı herkes. Ve kolay olan ama mesuliyeti ağır olan bir yol tercih edilmeye başlandı.
Anlamadığım nokta şu; Müslümanlar birbirlerine tahammül edemez hale mi geldiler? Başka şekilde sormak gerekirse, Müslümanlar birbirlerine tahammül edemez hale geldiler ama faizli kredi almayı göze alabilir hale mi geldiler? Fazla teferruata girmeye lüzum yok.
Müslümanların birbirine karz-ı hasen usulüyle borç vermeyecek kadar cimrileştiklerini veya paraya aşırı düşkünleştiklerini söylemek ucuz bir tespit olur. İnfak için tahsis edilen para miktarına bakınca, Müslümanların ne kadar cömert ve diğerkam oldukları açıkça ortaya çıkıyor. Öyleyse aksayan nedir?
Meselenin aksayan boyutu, müesseseleşmeyi bilmememiz. Başka bir ifadeyle “kurucu düşünce” sahibi olmamamız. Daha başka bir ifadeyle, “kurucu insan” kadrosu yetiştiremiyor olmamız. Aksayan noktayı daha derinlerde aramak gerekirse, “sistem çapında düşünememek” şeklinde teşhis edebiliriz zannındayım.
Aklımız gözümüzde mi bizim? Birileri bir müessese inşa ettiğinde, herkes o müesseseyi tekrarlıyor. İnfak müesseseleri kurulup ciddi bir boşluğu doldurduğu görülünce, herkes o müesseseden kurmaya başlıyor. Kurmalarına itirazımız tabii ki yok. Lakin hayatın başka alanlarında da ihtiyaçlar ve problemler var. Hayattaki en küçük münasebeti bile müessese haline getirmeli değil miyiz? Hayatı kuşatacak, tüm alanlarına nüfuz edecek, her ihtiyacı karşılayacak sayısız müesseseye ihtiyacımız yok mu? Binlerce infak müessesesi kuruluyor ama bir tane karz-ı hasen müessesesi kurulmuyor. Bu durum karşısında ne düşünmeliyiz?
Sistem çapında tefekkür zafiyeti olduğunu söylemekten başka bir tercih imkanımız var mı? Parça fikirlerle iştigal etmek, İslami hayatı inşa etmeye kafi mi? Parça fikirler İslam’ın yekunu olmadığına göre, parça fikirlerin tatbikatı, İslam’ın topyekun tatbikatı olmayacaktır. Mevcut hayatın içinde bir “renk” olarak kalmaktan kurtulamayacak mıyız?
Sistem çapında düşünebilme maharetine kavuşmalıyız. İslam’ı sistem çapında anlamalı ve tatbik sistemini inşa etmeli değil miyiz?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Kutlu Doğum Haftası ve Zamanı İşgal Etmek

KUTLU DOĞUM HAFTASI VE ZAMANI İŞGAL ETMEK
İslam’ı hayata tatbik etmek, nihai tahlilde, zaman, mekan ve insana nüfuz etmektir. Zamanın muhtevasına İslam’ı zerk etmek, mekanı İslam ile boyamak ve insana İslam’ın ruhunu üflemek… Tüm İslami tatbikatların illiyet irtibatı takip edildiğinde, zincirin son halkaları olarak bu başlıklar görülür.
Üç başlıktan birisi veya ikisi ihmal edildiğinde ortaya çıkan İslam değil başka bir şey olur. Genelevde namaz kılmak gibi… Salı günü Cuma namazı kılmak gibi… Namazı türkü söyleyerek kılmak gibi… Konumuz üçünden biri, zamana nüfuz etmek veya zamanın işgali…
İslam’da zaman ile ilgisi olmayan bir emir, teklif ve tavsiye neredeyse yoktur. Önce gün, vakitlere bölünmüştür. Sonra hafta tanzim edilmiştir. Bir zaviyeden bakıldığında ay ve en son ise yıl taksim edilmiştir. Yılın hiçbir günü, günün hiçbir saati boş bırakılmamıştır. Sadece namaz ibadeti bile İslam’ın zaman ile derin irtibatını anlamaya kafidir.
*
Varlık mertebeleri malum… Cemadat, nebatat, hayvanat ve insan… Varlıkta ortaya çıkan mertebeyi tayin eden en mühim husus, zaman irtibatıdır. Zaman ile irtibat yoğunluğu cemadattan başlar ve yukarı doğru çıktıkça artar. İnsana ulaştığında, en yoğun münasebet ortaya çıkar. Varlığın sahip olduğu şeref payeleri zaman ile alakalı mıdır? Mesuliyet sahibi olan varlık insandır ve mesuliyet, tamamen zamana bağlı bir şeydir. Böyle olduğuna göre varlıkların sahip olduğu şeref payesi, zaman ile alakalı olmalıdır. Öyleyse insan, “zamanî varlıktır”.
İnsan zaman ile kesif bir münasebet içindedir. Hiçbir şeyle bu yoğunlukta münasebete sahip değildir. Her an, her anın içinde başka bir an zaman ile temas halindedir.
Mesuliyet, zamanın ta kendisidir. İnsan, zamandan mesuldür. Mesuliyet ile zaman arasındaki rabıta, İslam’ın mesuliyet anlayışının idrak edilebilmesinin ön şartıdır. Bu sebeple arifler, zaman bahsini en önemli meselelerden saymışlardır. Bir velinin zaman tarifi, hem zamanı hem de mesuliyeti harikulade tespit etmiştir. Mealen…
“Kişi, üzerinde olduğu işin, zamanı içindedir”. Bu kelam-ı kibarı tecrübe ettim. Aynen vaki… Meslek hayatımdaki tecrübe şu; birkaç iş masada biriktiğinde, o işleri yapana kadar yeni iş gelmiyor. Masamın üzerindeki işleri yapıp bitirdiğimde ertesi güne kalmadan iş geliyor. Calib-i dikkat bir husustur ki, zaman akıp gitmiyor, üzerinde bulunduğum iş beklediği müddetçe, zaman bekliyor. Akıp gittiğini zannettiğimiz zaman, başkalarının zamanı. Çünkü herkesin ve her şeyin zamanı ayrı… “İki günü birbirine eş olmanın” ne olduğunu da anladım böylece…
*
Meselenin İslami mücadele ile ilgili ciheti var ki, çok mühim.
Diyanet işleri başkanlığının tarihinde yaptığı en isabetli hamle, sanırım “Kutlu Doğum Haftası” uygulaması… Hz. Risaletpenah (SAV) Efendimizin dünyaya teşrif etmesi hadisesi, bir gecemizi meşgul edecek kadar ehemmiyetsiz olamaz. Büyük hadiseyi haftaya yaymakla, bir hafta boyunca O’nu yadetmenin, O’nu tanımanın, O’nu anlamanın meşguliyeti içine giriyoruz. Diyanetin neyi murat ettiğini bilmem ama bu uygulama, zamanı işgal etmenin harikulade misali. Fakat ne yazık ki, tek misali…
Müslümanlar, yılın her gününü işgal edecek kadar kaynağa, hadiseye, vesileye sahipler. Mesela, “miraç haftası” veya “vuslat haftası”, “hicret haftası”, “fetih haftası” vesaire gibi, aslında bir yıl bile az gelecek kadar çok sayıda hadiseyi gündeme getirip zamanı yoğun bir şekilde işgal etmek mümkün.
İslam aslında zamanı işgal ediyor. Beş vakit namazdan başlamak üzere birçok farz ve sünnet marifetiyle zaman, İslam’ın işgali altında… Fakat İslam’ın zaman ile alakasını unuttuğumuz veya artık anlamaz olduğumuz için, zamanı işgal etmek bir tarafa, zamanın işgaline maruz kaldık. Hem de muhtevasını batı medeniyetinin doldurduğu zamanın işgali…
Zaman ile yeniden tanışmalıyız. Zamanı işgal etmeli ve muhtevasını İslam ile doldurmalıyız. Mümkün olan en fazla sayıda, “gün”, “hafta” ve “ay” hatta “yıl” tertip etmeliyiz. Mesela her yılı bir konuya hasretmeliyiz. O yılın her ayını, o konunun bir alt başlığına ayırmalıyız. Ayrıca her ayı bir meseleye hasretmeli, her haftayı o meselenin bir boyutuna ayırmalıyız. Özet olarak söylemek gerekirse, zamanı mümkün olduğunca işgal etmeliyiz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

BÜYÜK REİS BÜYÜK SUİKAST

BÜYÜK REİS BÜYÜK SUİKAST
Merhum şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun bende bıraktığı en derin ve en bariz intibaı, yiğitliği ve samimiyetidir. Şahadetinden önce kendisini sevdiğimi bilirdim, şahadetinde ne kadar çok sevdiğimi anladım. Kendi kendime, “hayatında bu kadar büyük bir yer işgal etmemişti, nasıl oluyor da bu kadar sevmişsin” diye sorup sevgimin sebebini, ruh labirentlerimde aradığımda, yukarıdaki hususlara ulaştım. Yiğitlik ve samimiyet… Şöyle bir hayata, Türkiye’ye ve dünyaya baktım da, en fazla eksik olan ve en fazla ihtiyaç duyduğumuz mizaç ve iman hususiyeti, yiğitlik ve samimiyet. Bu hususiyetlerinden dolayıdır ki tarifsiz bir sevgiyi içimde yeşertmişim.
Sevmek, mesuliyettir.
Öyleyse şahadetinin takipçisi olmak gerek. Katillerini, mezara kadar takip etmek şart… Eğer bu dünyada yakaları elimize geçmezse, mahşerde davacı olmak lazım.
Helikopter düşmedi, bir şekilde düşürüldü. Gazetenin bu sayısında okuyacağınız mülakatta görüleceği üzere, hadisenin kaza olduğuna inanmak için dünyanın ne ahmak insanı olmak gerekir. Hem de öyle bir suikast ki, “kesin neticeli” bir operasyon ile gerçekleştirilen bir suikast… O kadar çok hadisenin silsile halinde birbirini takip etmesi, bir plan çerçevesinde gerçekleştirildiğini göstermeye kafi. Diğer taraftan Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporundaki tespitler de aynı istikamette. Yani dedikodulardan bahsetmiyoruz, suikast derken… Artık anladık ki, hadise büyük bir operasyon, büyük bir suikasttır.
Anlamak mesuliyettir.
Suikast olduğunu anladığımıza göre, ucu nereye çıkarsa çıksın, kime dokunursa dokunsun, bu işin peşini bırakmamak gerekiyor. Muhsin YAZICIOĞLU’NUN şehit edilmesinin görünür sebepleri ne olursa olsun, görünmeyen (belki de görünen) sebeplerin sebebi, Müslüman olmasıdır. Bunu anlamış olmak, Müslümanlar üzerine bir mesuliyet yükler.
Dosyayı hukukçu gözüyle tetkik etmek ayrıca ıstırap verici. Soruşturmanın idari ayağı birçok noktada inkıta uğratılmış, deliller imha veya kaybedilmiş, birçok talep görmezden gelinmiş veya kasıtlı olarak yerine getirilmemiş. Bir hukukçu olarak ciğerim yanıyor dosyaya bakınca…
Meslek mesuliyettir.
Bu tür hava kazalarında soruşturma yetkisi ulaştırma bakanlığına verilmiş durumda. Savcılık makamı, doğrudan hadiseyi soruşturamıyor. Dolayısıyla kaza kırım ekibi ve kaza soruşturma kurulu, ulaştırma bakanlığı tarafından kendi bünyesinde teşkil ediliyor. Buraya kadar savcılık makamı konuya müdahil bile olamıyor. Ulaştırma bakanlığı gerekli işlemleri yaptıktan sonra (aslında yapmadıktan veya eksik yaptıktan veya deliller heba ettikten sonra) sıra savcılık makamına geliyor.
Ulaştırma bakanlığı bünyesinde teşkil edilen kurul ve ekiplerin neler yaptığı ve neler yapmadığı hususları, Kemal Yavuz ile yaptığımız mülakatta görülecektir. Kısaca ifade etmek gerekirse, tam bir vahamet… Bir avukat olarak tüm bunlara bakınca, çıldırmamak mümkün değil.
*
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye’nin namusudur. Ülke namusunu kaybetti. Kendimi kirlenmiş hissediyorum. Ülkenin ve milletin kirlendiğini görüyorum. Devletin iki yüz yıldır kirli olduğunu zaten biliyorum. Bu duygu ve bu bilgi ile yaşanmaz. Ülkenin, milletin ve devletin ayıkması, arınması ve ayıklanması gerek. Özellikle devletin kendini mutlaka temizlemesi şart…
Ülkenin ve milletin tekrar iffetine kavuşması ve devletin de son iki yüzyıldır artık iliklerine kadar nüfuz etmiş kiri temizlemesi için, suikastı gerçekleştiren failleri tespit ve derdest etmesi lazım. Son üç-beş yıldır arınma sürecine giren devlet, bu fırsatı kaçırmamalıdır. Suikastı gerçekleştiren terör örgütünü ve tetikçilerini bulmak, milletin işi değil elbet. Salahiyet ve imkan cihetiyle failleri bulmak devletin işi. Lakin millet, devletin bu işi savsaklamaması, ihmal etmemesi ve özellikle de faillerin yakalanmasına mani olmaması için ne gerekiyorsa yapmalıdır. İhtiyaç duyulursa milyonluk nümayişler yapmak dahil her ne yapılacaksa, mutlaka yapılmalıdır. Yapılmaması gereken tek şey, yetkili mercileri kendi hallerine bırakmak… Yetkililer bilmeli ki, millet bu işin peşindedir, millet namusunun peşindedir. Bu milletin namus için neler yaptığını da hiç unutmadan…
*
Suikastın büyüklüğü karşısında insanın kanı donuyor. O kadar büyük çaplı bir operasyon ki, içinde sayısız silahlı ve silahsız bürokrat var. Suikast planının çapına bakınca insan, Merhum Muhsin YAZICIOĞLU’NUN büyüklüğünü görüyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com