Aylık arşivler: Mart 2012

İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR?

İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR?
Şia, on üç asırdır İslam hukukunu (özellikle kamu hukukunu) tatbikattan kaldırmıştır. Sebebi malum olduğu üzere o sapık imamet inancıdır. “Kayıp imam gelene kadar İslam tatbik edilmez” düşüncesi, İslam’ı tatbikattan kaldırmıştır. Bu hususu daha önceki yazılarımızda kısaca ifade ettik ama hassasiyetimizden dolayı bu yazımızın başlığındaki soruyu sormamıştık. Gelişmelere bakınca o soruyu sorma lüzumunu hissettik.
İslam hukukunu tatbikattan kaldırmanın hükmü nedir? Müslümanların, özellikle de Türkiye’deki Şia sempatizanlarının bu sorunun cevabını aramaları gerekiyor. Şia bu sorunun cevabını aramaz, onlar, hassasiyeti körleşmiş, akılları dumura uğramış vahşi bir topluluk oldukları için bu soru onlara değil. Zaten onların cevaplarını biliyoruz, “kayıp imam gelene kadar İslam tatbik edilmez”… Bizim konumuzun merkezi de zaten tam olarak bu. İSLAM HUKUKUNU ASKIYA ALMANIN HÜKMÜ NEDİR? yazısına devam et

KİME ATA DENİR VE ATALARIMIZ KİMLERDİR?

Kime Ata Denir ve Atalarımız Kimlerdir?
Bir insanın zihniyetini ve milletten ne anladığını öğrenmek için “ataların kimlerdir?” diye sorunuz. Eğer ısrarla “Kemalist önderleri” ata sayıyorsa, İslâm öncesi Türkî şahsiyetlerden ata sıralıyorsa o kişinin Müslüman millete aidiyeti tartışmalıdır.

İnsanın aynası, tercih ettiği atalarıdır. Kendini onlarda görür. “Atalarım dediği” şahsiyetler, insanın zihniyetini ele verir.

İslâmlaşmış devirlerde kutsiyet izafe edilen menkıbevî şahsiyetlere, dervişlere, âlimlere, ululara ve cemiyet içinde itibar sahibi büyüklere ata unvanı verilirdi. Korkut Ata, Zengi Ata, Sâhib Ata, Mansur Ata gibi…

Atanın bir mânası da ceddir. Çoğul ifadesi ecdât. 12. yüzyıla doğru Müslüman Türk mutasavvıflarınca terbiye eden, edep öğreten, yol gösteren, kendisine bağlananları kayırıp koruyan şeyh, pîr ve halife mânasında da kullanılmıştır. KİME ATA DENİR VE ATALARIMIZ KİMLERDİR? yazısına devam et

ŞİA SEMPATİZANLARININ “KARASEVDASI”

ŞİA SEMPATİZANLARININ KARASEVDASI
Daha önceki yazılarımızda bir kısmını ifade ettik. Şia, on üç asırdır medeniyet kurmamış bir topluluktur. On üç asırda medeniyet kuramamak, bedevi bir topluluk olduğunu gösterir. Bedevi topluluk, eline fırsat ve güç geçtiğinde ise dünyanın en zalim, vahşi, gayriinsani işlerini yapar, Suriye örneğinde olduğu gibi…
Türkiye’deki Şia sempatizanlarına bunu söylüyorsunuz (veya yazıyorsunuz), hiç düşünmeden, hiç umursamadan, Allah’ın dinini hiç dert etmeden itiraz ediyor. Soruyorsunuz, “Şia medeniyeti var mı tarihte?” diye, cevap veremiyor ama itiraz ediyor. Oysa soru çok net… On üç asırlık tarihte Şia medeniyeti var mı, Şia bu kadar uzun bir tarih diliminde bir tane (hatta yarım tane) medeniyet inşa etmiş midir? Hayır… Fakat Şia sempatizanları bunu hiç dert edinmiyor. İnsanlık, İslam’ın dışındaki teorik kaynaklardan bile kırık dökük de olsa medeniyet inşa edebilmiş fakat Şia, kendinden başkasını İslam olarak görmeyen Şia, İslam’dan bir medeniyet inşa edememiş. Komikliğe bakın… Bizim (Türkiye’nin) Şia sempatizanları bu hususu önlerine koyduğunuzda, her nedense (gerçekten sebebi nedir merak ediyorum) hiç umursamıyor, tereddüt etmiyor, araştırmıyor. İslam’ı medeniyet çapında anlamamak, onu anlamamak değil midir? İslam’dan çıkara çıkara bedevi ve vahşi bir anlayış ve hayat mı çıkarıyorsunuz? Bu husus bile yalnız başına Şia’nın “koca bir saçmalık” olduğunu göstermeye kafi değil mi? ŞİA SEMPATİZANLARININ “KARASEVDASI” yazısına devam et

İMAMET VE VELAYET-İ FAKİH SARMALINDAKİ ŞİA

İMAMET VE VELAYET-İ FAKİH SARMALINDAKİ ŞİA
Şia, iman esaslarına bir madde daha eklemiş ve İmameti icat etmiştir. İmamet meselesi “iman konusudur” ve ona inanmayan Şii olamaz. (Hamdolsun Şii değiliz). İman konusu haline getirilen bir konu, en az peygamberlik seviyesine çıkarılıyor. Allah, kullarından istediğini peygamber yaptığı gibi dilediğini de İmam olarak seçiyor. İşin geldiği noktaya bakın… İman konusu haline getirildiğinde hemen eklemek şart oluyor, “İmam, masumdur, günahtan, hatadan arındırılmıştır”. İmama peygamber demiyorlar ama sıfatları bakımından onunla (haşa) eşitliyorlar. Peygamberler gibi (haşa) seçilen, peygamberler gibi (haşa) masum ve günahsız olan imama itaat, Şia’ya göre, tabiatıyla farzdır. Hem peygamber gibi seçildiğini hem de onun gibi masum olduğunu kabul ettiğiniz bir kişiye itaati farz görmeniz fazla mantıksız değil, İslam’a aykırı olması ayrı bir mesele.
İmamın asla hata yapmayacağını, yanlış karar almayacağını, günah işlemeyeceğini düşünmek, sadece İslam’ı anlamamak değil, aynı zamanda insanı ve hayatı da anlamamaktır. Allah, peygamberlerine bile hata yaptırmıştır ki, “insan” oldukları unutulmasın ve peygamberler “ilah” edinilmesin… Evet, Peygamberler masumdur çünkü hataları bizzat Allah tarafından vahiyle düzeltilmiş ve affedilmiştir. İmamlara vahiy gelmeyeceğine göre, hata yapmak, yanlış yapmak, günah işlemek gibi insani hasletleri olacaktır. Bunlardan arındığını söylemek, peygamberlerden de (haşa) üstün bir sıfat taşıdığını söylemektir. İMAMET VE VELAYET-İ FAKİH SARMALINDAKİ ŞİA yazısına devam et

“HAZRET-İ HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR”

“Hazret-i Hüzün Sünnetlerin Efendisidir”

Düz mânasıyla hüzün, kalp üzüntüsü, gam ve keder gibi kişinin iç ve dış sıkıntının tesirinden dolayı duyduğu ruhî ve fizikî acılardır. Hüzünden muradım olan târif ise, mânevî kayıp ve eksiklerden dolayı hissedilen ıstırap ve hasretlere istinat eden tasavvufî hâllerden bir “hâl”dir. Tasavvuf ehli hüznü, neşe, sevinç ve sürûrun mukabili olarak bilip gönlüne koyar

Hüzünle ahbap olmak isteyenler evvelemirde, lügatimizde hüzünden meydana gelen şu kelimelerle akraba ve hâldaş olması gerek: Hüzn-âlûd: Hüzünlü, kederli, kaygılı. Hüzn-âmiz: Hüzünle, gamla, kederle karışık. Hüzn-âver: Hüzün getiren, hüzün veren. Hüzn-efzâ: Hüzün, gam, keder artıran. Hüzn-engîz: Hüzün koparan. Hüzzâm: Türk mûsikisinde koyu hüzün arz eden bir makam adıdır.

Âlimlerin kitaplarından öğrendiğime göre, hüzne işaret edilen kelimeler âyetteki hâkim olan konuya uygun olarak kullanılmış ve hüzne dolaylı yönden işaret edilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de hüzün, otuz yedi âyette geçmekte ve ekseriyetinde müminlerin âhirette üzüntüsüz bir hayat yaşayacağı haber verilmektedir. Âyetlerde geçen “üzülme” veya “üzülmeyiniz” şeklindeki ifadelerle asıl mânasıyla hüznün kastedilmediğini tefsir eden âlimler var. “HAZRET-İ HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR” yazısına devam et

DARBECİLERİN VE ZALİMLERİN TELLALBAŞINI SAVUNMAK GAFİLLİKTİR

Darbecilerin ve Zâlimlerin Tellâlbaşını Savunmak Gâfilliktir
Zaman Gazetesi Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’nın, 12 Mart 2012 tarihli yazısında, başmedya patronunu övme ve temyiz etme ameliyesi taşıyan ifadelerinin, İslâm medeniyet dâvasının cephesinde yer alan birisi için haysiyetsizlik ve münâfıklık olduğunu söylediğimde, akıl ve nasihat verenlerin, kelimelerini taş gibi kullanıp başımı yaralayanların, yaptığımın mümince olmadığını söyleyip sitem edenlerin, karanlığa küfredip bir mum ışığı yakmadığımı dile getirenlerin şümullü bilgiden mahrum, ahmakça bir bakışla malûl e.yazılarına cevabımdır.

28 Şubat darbecilerine iblisçe hizmet eden “Büyük Gazete”, yani başmedya patronunu bilir misiniz siz? Çuvallar dolgusu belgelerle sabit olan İslâm düşmanlığı, menfaatçiliği, müstehcen yayıncılığı, laikçiliği, “mürteci” tellâllığı ve bu şenî vasıflarının elân sürdürdüğü aklınıza düştükçe yüreğinizi saran din ü millet üzere bir öfke sara gibi sizi kendinizden geçirdi mi hiç? Ayak tırnaklarından saçının tellerine kadar şeytanın insan sûretindeki medya patronunu bilip tanımadan, “müminin yapması gereken şefkat ve yumuşaklıkla yaklaşmaktır…” diyorsunuz. DARBECİLERİN VE ZALİMLERİN TELLALBAŞINI SAVUNMAK GAFİLLİKTİR yazısına devam et

İRAN İLE ABD SAVAŞININ MUHTEMEL NETİCELERİ

İRAN İLE ABD SAVAŞININ MUHTEMEL NETİCELERİ
Muhtemel İran ABD savaşında netice ne olur? ABD ve İsrail, İran’ı işgal edecek olursa İran bu işgale dayanabilir mi? Bu türden bir savaşın neticelerinin neler olacağı konusunu dünyanın her tarafında devletler, hükümetler, istihbarat örgütleri yoğun bir şekilde merak ediyor. Hatta bunlardan daha fazla merak edenler, iktisat ve sermaye çevreleri olsa gerek. Gerçekten ABD ile İsrail’in İran’a saldırması durumunda ortaya çıkacak hadiseleri öngörebilen birisi olsa, ona, devletler, hükümetler, istihbarat örgütleri, iktisadi çevreler muhtemelen milyar dolarla ifade edilecek kaynak aktarırlar.
Taraflar arasında meydana gelecek savaştan sonraki bir haftadaki gelişmeleri bile doğru tahmin edenler, batılıların diliyle söylemek gerekirse “büyük kahin” olarak tanınacak ve itibar kazanacaktır. Bir haftalık gelişmeleri hafife almayın, sadece bir haftalık gelişmeleri tahmin edebilen sermaye çevreleri o bir haftalık sürede yüzlerce milyar dolar kazanır, yanlış tahminler üzerine yatırım yapanlar da keza o miktarda zarar ederler. İlk haftanın dünya iktisadına maliyeti, trilyon dolarlarla ifade edilebilir. Bu maliyet, bazılarına (doğru tahmin eden ve doğru karar verenlere) kar olarak yansıyacak, bazılarına (yanlış tahmin eden ve yanlış karar verenlere) zarar olarak yansıyacaktır. Bir hafta içinde trilyonlarla ifade edilen servet el değiştirebilir mi? Dünyanın bugünkü iktisadi hacmine bakılınca, olağanüstü haller ve zamanlarda bu çapta büyük değişimler tabii görünüyor. İRAN İLE ABD SAVAŞININ MUHTEMEL NETİCELERİ yazısına devam et

EKREM DUMANLI’YA SUAL: AYDIN DOĞAN 28 ŞUBAT’A DİRENİŞ GÖSTERDİ Mİ?

Ekrem Dumanlı’ya Sual:
“Aydın Doğan 28 Şubat’a Direniş Gösterdi” mi?

Anadolu’da onbinlerce dindar insanın, tasavvuf hüznü taşıyan ilm ü nasihatleri, vaaz ve kitaplarıyla gönülleri fetheden Hocaefendi’nin hizmet ve hatırına istinaden, âşina olduğu gazetelerden ayırt etmeden okuduğu Zaman Gazetesi’nin Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı 12 Mart 2012 tarihli talihsiz yazısıyla grup asabiyesi olmaksızın umum dindar kitleyi üzmüş ve hayrete düşürmüştür.

Bahtsız yazısında 28 Şubat’ın zulümkârlığını tasvir eden ve o meşum dönemin darplarıyla acıyan yerlerimize merhem olacağı hissini veren ifadeler, yazının ortasında utanç veren cümlelerle Aydın Doğan medhiyesiyle devam etmeye başlayınca acıyan yerlerimiz daha da acımaya başladı: EKREM DUMANLI’YA SUAL: AYDIN DOĞAN 28 ŞUBAT’A DİRENİŞ GÖSTERDİ Mİ? yazısına devam et

SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?

SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?
Strateji, dünya görüşünün temel hedeflerine ulaşmanın “büyük düşünce” formlarıdır. Temel hedefler… Mesele bu ifadede gizli… Yani, ara hedefler veya küçük hedefler için strateji oluşturulmaz, onlar için taktikler, manevralar vesaire vardır. Zaten taktikler, stratejileri gerçekleştirmek için, büyük stratejik hedeflere ulaşmak için küçük hedeflere yönelen, küçük düşünce formlarıdır.
İslam irfanının “kem alat ile kemalat olmaz” veciz sözü ve ölçüsü, strateji geliştirmenin ana kriteridir. Güzergah ile istikamet, yol ile hedef, usul ile esas arasında mutabakat kurulamadığında, stratejik düşünce geliştirilemez. Hedef, yolun bizzat kendisidir. Yola elde edilenlerin yekunu, hedefin muhtevasıdır. Hedefe ulaşıldığında, yolda elde edilenler ile hedefte elde edilmesi umulanlar arasında mahiyet farkı varsa, hedefe ulaşılmamış olur. Şekil olarak hedefe ulaşılmış olması, ahmakların anlayışlarına uygundur. SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI? yazısına devam et

“TÜRKÇÜ” HOCAMIN SİTEMNAMESİNE BEYAN-I EFKARIM

“TÜRKÇÜ” HOCAMIN SİTEMNAMESİNE BEYAN-I EFKÂRIM
Türklüğü ve millet mefhumunu asliyetiyle idrak etme çabalarımın mahsulü olan naçiz yazılarımdaki üslûbu “iddialı ve mütekebbir” bulan “Türkçü / milliyetçi” hocam, “oysa çok saygılı, efendi ve kibar bir insan” olduğumu (şüphesiz olarak bu kanaatinde samimidir) belirterek, “meğer kalem insanı nerelere götürüyormuş böyle” diye serzenişte bulunuyor.

Ayrıca “efendiliğimle meşhur olduğu”mu ifade etmesinden dolayı duygulandığımı ve bundan böyle dinimin emri ve insan-ı kamillerin sıfatı olan “efendi” liği karınca kararınca asla elden bırakmayacağımı beyan ederim.

Fakat, fikir hareketlerine ve kavramların esamisine dair her gün yeni bir bilginin eklendiği ve arşivlerin az da olsa açılmasıyla işin ustalarınca hakikatleri tam yazan kitapların yayınlandığı bir süreçte, yakın tarihteki fikrî mevzuları bir başka cephesiyle öğrenmek ve yazmak ameliyesi acaba “efendiliğimizin” neresine zül getirebilir, anlamak kabil değil. “TÜRKÇÜ” HOCAMIN SİTEMNAMESİNE BEYAN-I EFKARIM yazısına devam et

ŞİA İNSANLIĞA HİÇBİR ŞEY KATMAMIŞTIR

ŞİA İNSANLIĞA HİÇBİR ŞEY KATMAMIŞTIR
Şia tarihi bomboştur. Müslümanlara ve insanlığa hiçbir katkıları olmamıştır. Yaklaşık on üç asırdır bu dünyada yaşıyorlar ama insanlığa bu kadar uzun bir tarih sürecinde hiçbir katkıda bulunmamayı becermişlerdir. İslam coğrafyasının bir metre karesi bile Şia tarafından fethedilmemiştir. Tarihleri boyunca bir tane ilmi keşif yapamamışlardır. Hiçbir çağa damgasını vuramamış, ümmetin hiçbir problemini çözmemiştir. Ümmetin ve insanlığın tek bir ihtiyacını karşılayacak fikri ve ilmi faaliyet içinde bulunamamıştır. Şia tarihi, sadece ümmete problem çıkarmaktan ibaret bir gevezelik tarihidir.
Yeni bir ilim kurmamışlar, herhangi bir ilimde yeni bir keşif yapmamışlar, bir müessese ihdas etmemişlerdir. Matematik, fizik gibi akli ilimler ve müspet ilimlerde isimleri hiç geçmez. İslami ilimlerde ise yaptıkları çalışmalar, İslam’ın kamu hukukunu askıya almaktan başka bir neticeye ulaşamamıştır. Sanatta yeni bir cereyan geliştirmemişlerdir. Farsçanın özelliğinden dolayı edebiyat gelişmiştir ama ondan ibarettir.
Tarihin hiçbir döneminde bir medeniyet inşa edememişlerdir. Medeniyetler tarihinde koskoca bir sıfır olarak sırıtmaktadır. Tarihte hiç medeniyet kuramamak, tarih boyunca “bedevi” bir hayat yaşamaktır. On üç asırdır medeniyet kuramayan dolayısıyla medenileşemeyen bir cereyandır Şia… ŞİA İNSANLIĞA HİÇBİR ŞEY KATMAMIŞTIR yazısına devam et

ŞİA FİTNESİ

ŞİA FİTNESİ
İran-Suriye-Hizbullah hattındaki gelişmeler ve bu gelişmelerin merkezinde yer alan Şia ile ilgili yazılarımız, bazı insanlar tarafından ağır ve sert şekilde tenkit edildi. Bazı insanların içinde yakın arkadaşlarımız da var. Doğrusu üslubumuz ile ilgili “aşırılıklarımız” var mı diye yazılarımızı kontrol etmek ihtiyacı hissettik. Gördük ki üslubumuz “aşırı” değil, aksine Şia’nın tavır ve tatbikatları karşısında fevkalade yumuşak kalmış. Çok daha ağır ifadelerle tenkit etmemizi gerektiren olaylarla karşı karşıyayız.
Hakikaten daha ağır tenkitlere ihtiyaç var. Zira Tahran ve Kum şehrindeki Şia’nın ileri gelenleri (devlet ve ilim adamları) Suriye’deki çocuk, kadın, ihtiyar, hasta, yaralı ayrımı yapmadan toplu katliamlar yapanlara “devrim muhafızlarını” gönderiyor ve Suriye’deki rejimle birlikte daha büyük katliam yapıyorlar. Kılları kıpırdamıyor, vicdanları sızlamıyor, ruhları titremiyor, hiçbir rahatsızlık alameti görülmüyor. Tek rahatsızlıkları, Şam’da ikamet eden can yoldaşları “vampirin” her gün biraz daha zayıflamasıdır. ŞİA FİTNESİ yazısına devam et

ŞERH GELENEĞİ VE YENİ BİR TEKLİF

ŞERH GELENEĞİ VE YENİ BİR TEKLİF
Şerh geleneği, İslam tarihinin kadim geleneklerinden biridir. Bir eser (kitap, metin, şiir, beyan) üzerinde çalışmak, o eserin mana yekununu izhar (deşifre) etmek, ağır metinleri anlaşılır kılmak, daha geniş kitleye ulaşmasını sağlamak gibi özelliklere sahiptir. Bazen tenkidi de içinde taşır ama umumiyetle “kıymet” verilen eserler için yapıldığından dolayı tenkit bahsi azdır.
Bir eseri şerh etmek, o esere kıymet vermek, eseri yaygınlaştırmak, ilgili konuda yeni bir çığırın başlangıcı yapmak ve açılmış olan çığırı şerh ile beslemek ve zenginleştirmek gibi neticeleri vardır. Gerçekten de bazı eserlerin yüzden fazla şerhi olduğu dikkate alınırsa, şerh edilen eserle başlamak üzere bir “ekol”, bir “çığır”, bir mecra açıldığı vakidir. Şerhleri topladığınızda bir külliyat oluştuğunu görürsünüz. ŞERH GELENEĞİ VE YENİ BİR TEKLİF yazısına devam et

PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME

Paris’in Fikr ü Sûretine Kapılmayan Şairime

Paris’ten gönderdiğin gönül alan, derûnumu sarıveren mektubunu okuyunca hem sevindim, hem hüzünlendim.

Sevindim; çünkü Paris gibi iki asırdır bu ülkenin münevveranını yutan, gözlerini kamaştıran, din ü milletinden koparan, iğva ve ifsad eden cilveli bir dilbere râm olmadığın ve vakarını kaybetmeyip kendin olarak kaldığın için.

Hüzünlendim; çünkü Dil Kapısı’nda tâlim eden şairimin mektubu yine bir gurbet diyârından geliyordu. Gurbet alıp götürmüştü onu. Gurbetzede olmamışsa da, gurbetçi yahut vatancüdâ olmuştu yine. Meslekî tekâmülünü yâd ellerde tamamlamak yazılmıştı yazgısına şairimin. Çektiği gurbet zâhiri gurbet, yani maddî gurbetti. Bu gurbet türünde vuslat vardır. Amma ki şairimin dost gurbeti, yani iç gurbet sızısı çektiğini bilirim, ona hüzünlenirim. PARİS’İN FİKR Ü SURETİNE KAPILMAYAN ŞAİRİME yazısına devam et

İRAN SURİYE HATTI-ŞİA’NIN TARİHİ İMTİHANI

İRAN SURİYE HATTI-ŞİA’NIN TARİHİ İMTİHANI
Şia hakkında yaygın bir tenkit var, “hep Müslümanlarla savaştılar, hiç kafirlerle savaşmadılar” şeklinde… Şiilerin kalp dünyasını görecek gözümüz (kalb gözümüz) olmadığı için meselenin derinlik boyutunu (niyet kısmını) bir tarafa bırakıp, zahiri değerlendirmeler yapmıştım. Şia’nın, İslam coğrafyasının ortasında yer alması sebebiyle, savaşmak durumunda kaldığında, çevresindeki tüm ülkeler (tarih boyunca tüm devletler) Müslüman devlet olduğu için, kafirlerle savaşma imkanı olmadığını düşünmüş ve dillendirmiştim. Yani o türden tenkitleri fazla dikkate almamıştım.
İçinde yaşadığımız zaman dilimi tüm dünya için turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Şia için daha net bir kriter ortaya koyuyor.
Suriye meselesi, Suriye diktatöründen ziyade İran’ın imtihanıdır. İran’ın yani Şia’nın… Çünkü Suriye’deki kafir diktatörü herhangi bir dini ve siyasi anlayışa göre değerlendirmek kabil değil. Nefsini put edinen ve halkın da put edinmesi için meydana diken bir Allahsız ve ahlaksız alçağın teki. Onun için hiçbir kritere ihtiyacı yok insanların. İran (ve Şia), Suriye’deki katliam ve zulmü, fikri ve fiili anlamda tamamen desteklediğine göre, Suriye’deki her “suçu” İran’ın hesabına da yazma imkanı var. İRAN SURİYE HATTI-ŞİA’NIN TARİHİ İMTİHANI yazısına devam et

28 Şubat’ın Zorba Ve Paranoyak Failleri: Kurtlaşan Generaller

28 Şubat’ın Zorba ve Paranoyak Failleri:
Kurtlaşan Generaller

(Muhtevasında değişiklikler ve ilâveler yapılan bu yazıyı, ülkenin iktisadî köküne dinamit koyup yüz milyar doların kaybına, dolayısıyla elli yıl geriye gitmesine ve istihdam teşebbüslerinin önünün kesilerek işsizlerin daha da çoğalmasına sebebiyet veren, o günden bugüne doğan her çocuğun istikbâline ve kişi başına düşen gelirin artmasına mâni olan, toplumda “irticacı” yaftasıyla düşmanlık oluşturan, milyonlarca insanı fişleyerek zihin travmasına yol açan 28 Şubat darbesinin hain kurt karakterli apoletli kaatilerinin ruh tahlili olarak okuyunuz. Onları gördüğünüz yerde buğz ve telin ediniz. “Siz bizden değilsiniz, vallâhi ve billâhi rûz-ı mahşerde iki elimiz yakanızda olacaktır” diyerek haklı öfkenizi yüzlerine savurunuz. Korkmayın bu general artıklarından. Çünkü yürekleri yanında değildir)

———————————————–

“Aksakalın Dilinden Efsaneler” kitabı başucu kitabımdır. Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşamış bir aksakalın ihatalı üslûbuyla makbul oğluna anlattığı birbirinden ibretli efsaneler içinde “Generaller ve Kurtlar” efsanesini memleketin askerî bürokrasisinde ne zaman bir yozlaşma başlasa yeniden okuma ihtiyacı hissederim: 28 Şubat’ın Zorba Ve Paranoyak Failleri: Kurtlaşan Generaller yazısına devam et

BOĞAZİÇİ SANDIĞIMIZ KADAR ÇAĞDAŞ VE AYDINLIK MI?

BOĞAZİÇİ SANDIĞIMIZ KADAR ÇAĞDAŞ VE AYDINLIK MI? (EMİNE ÖZKÖSE)
Ürkek adımlarla attım ilk adımlarımı üniversiteye. Tedirgin ve kaygılıydım. Kampüs kapısından girerken görevlinin gözüne baktım. Bekledim ki beni uyarsın. Ne bilirdim Boğaziçi’nde başörtüsü yasağının fiilen uygulanmadığını. Daha önce Anadolu’da küçük bir üniversitenin girişinde yaşadıklarımdan sonra kazanmış bile olsam üniversiteye elimi kolumu sallayarak giremeyeceğimi düşünüyordum. Evet, iki yıl önce bir araştırma için bulunduğum şehirdeki üniversiteye gitmiştim. Kampüsteki binaların neredeyse 1-2 km uzağındaki giriş kapısında durmuştu minibüs. Güvenlik görevlisi açılan kapıdan başını uzatmış ve “Kıyafetinizi düzeltin hanfendi!” demişti. Ne demek istediğini gayet net anlamıştım. Daha önce arkadaşlarımdan kuralları öğrenmiştim, başıma neler geleceğini de biliyordum. Ve “Ne varmış kıyafetimde!” diyemeyecek kadar sindirilmiştim. Okuduğum lisede de başımı açmak mecburiyetindeydim ama hiç böyle bir uyarı almamıştım. Üniversite beni olduğum gibi kabul etmeyen bir kaleydi o günden bu yana. Başörtüleri filtreleyen çepere sahip bir hücreydi. Ancak daima bu düzenin değişeceği inancıyla üniversiteye hazırlanmıştım. BOĞAZİÇİ SANDIĞIMIZ KADAR ÇAĞDAŞ VE AYDINLIK MI? yazısına devam et

28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar

28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar

(İşbu yazıdaki tipleri, fiil ve sıfatları 28 Şubat’ın azılı generallerinin ve onlara tahaccüb ve yaltaklık eden siyasîlerin, medya ve gazetecilerin, askerî ve sivil bürokratlarla işadamlarının özellikleri olarak okuyunuz)

***************************

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar”dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’ân-ı Kerim’in buyruğudur.

Sûret-i haktan, yani iyiden, doğrudan, adâletten, çobanın mazlum ve mazrurluğundan yana görünüp kurtlara, zâlimlere, tâgutî rejimin zorbalarına perestiş eden, despot cumhuriyetin cellâtlarına ve generallerine gülücük dağıtan, onların sofrasında yemlenen ikiyüzlüleri tanımak ve onları aramızdan kovmak İslâm’ın emridir. 28 Şubat’ta Kurtla Bir Olup Kuzuyu Yedikten Sonra Çobanla Ağlayanlar yazısına devam et

CAMİLERE BORÇ TEBLİGATI YAPAN EBLEH BÜROKRASİ

Câmilere Borç Tebligatı Yapan Ebleh Bürokrasi

Hâkimiyetin ve meşrûiyetin kaynağı ve esası Müslümanlar olan Türkiye’de câmilere borç çıkarılır mı? Darülislâm olan bir ülkede câmilere borç çıkarmak yakışık alır mı? Müslüman bir ülkede Allah’ın evinin elektriği kesilir mi?

Türkiye’de câmilerine elektrik borcu çıkaran ve elektriğini kesen memur ve hükümet iflah olur mu? Câmilerine faizi ile birlikte borç tebligatı yapan hükümetin ebleh memuru işgâl ordularının memuru mudur?

Millet-i beyzânın hayat tarzı ve inançlarına muarız kanunlara dayanarak, câmilerin elektrik bedellerini talep eden, eblehliğin ve fikirsizliğin numunesi resmî kurumlar başka hangi İslâm ülkesinde görülebilir? Câmilerinin elektrik sayaçlarını söküp giden memur, laikçi ve Atatürkçü bir hükümetin memuru mudur?

Müslüman bir ülkenin câmilerine elektrik faturası bırakılır mı? “Şu kadar borcunuz var; faizi ile ödenmezse elektriğiniz kesilecektir” tebliğinin yapıldığı Türkiye’de kimler iktidardadır? Hangi zihniyette bir hükümet hükümfermadır. CAMİLERE BORÇ TEBLİGATI YAPAN EBLEH BÜROKRASİ yazısına devam et