Aylık arşivler: Mayıs 2012

İNŞA VE MUHAFAZA-3-

İNŞA VE MUHAFAZA-3-
Bir milyonluk şehir, binaları eskidi diye yerle bir edilmez. Orada yaşayan bir milyon insanın, yeni şehir kurulana kadar (ki kuracak kaynaklarınız varsa) nerede iskan edileceğini umursamadan böyle bir iş yapılmaz. Buna tecdit hareketi değil yıkım hareketi denir. Kaldı ki bahsini ettiğimiz “din”dir. On dört asırlık müktesebatın içinde milyonlarca konu var. Temel konulardan teferruata kadar milyonlarca konu… İslam irfanının bu konularda ulaştığı seviye bir tarafa, sadece her konuyu başlık olarak gündeme almak asırlar sürer. Ahmaklığın çapına bakın… Tüm bunları bir anda yıkmak, yok saymak, ikrah etmek, reddetmek, tahkir etmek, küfretmek ne demektir? Ümmeti, asırlarca süren bir zaman diliminde “hukuksuz”, “ahlaksız”, “ilimsiz”, “sanatsız”, “iktisatsız” kabul etmek tüm ana sistemlerde bedevi hale getirmektir. On dört asırlık “İslam hukuk” üretimi, ancak on dört asırda meydana gelebilecek bir hadisedir. Müktesebatın yeniden aynı çap ve derinlikte üretilmesi için geçecek zaman diliminde ümmet bedevi olarak yaşayacak öyle mi? Ümmete reva görülene bakın… İNŞA VE MUHAFAZA-3- yazısına devam et

AHMET SELİM O KADAR DA DERİN DEĞİLMİŞ

AHMET SELİM O KADAR DA DERİN DEĞİLMİŞ
Zaman gazetesi yazarı Ahmet Selim, Türkiye fikir piyasasına göre gerçekten fikir adamı. Fakat Türkiye fikir piyasası çok kısır olduğu için “gerçek fikir” adamı. Üstadın 27.05.2012 tarihli “Bunu da anlamadınız” başlıklı yazısı, hem Türkiye’nin fikir çarşısını tasvir etmek hem de kendinin fikir derinliğini anlamak için iyi bir malzeme oluşturuyor ve iyi bir misal teşkil ediyor. Bu sebeple konu ile ilgilenme ihtiyacı hissettik.
Bir müddettir devam eden “muhafazakar sanat olur mu?” başlığı altındaki tartışmalar, ülkenin fikir hayatı için ciddi veriler temin etti. “Muhafazakar sanat olmaz” diyen batılı kafalar derinliklerini (seviyesizliklerini) sergilerken, Müslüman fikir ve ilim adamları da doğrusu ciddi patinajlar yaptı. Ahmet Selim’in yazısı da bu konuya dair bazı verileri piyasaya sundu. AHMET SELİM O KADAR DA DERİN DEĞİLMİŞ yazısına devam et

RÖVANŞ ALACAKLAR

RÖVANŞ ALACAKLAR
Birkaç gündür hapisteki generallerin konuşmaları internet sitelerinde geziniyor. Konuşmalarındaki psikolojiye bakıldığında, derin bir kin ve nefret olduğu görülüyor. Biri çocuklara kadar rövanş almaktan bahsedebiliyor, diğeri iç savaş naraları atıyor. Bu manzara karşısında ne düşünmeliyiz?
Haki Demir, sitedeki yazısında, “Niye kaçmıyorlar?” başlıklı yazısında, psikolojik bariyerlerinin neden çökmediğini, neden hala direndiklerini, kaçmaya başlamamalarının sebebini mutlaka bulmamız gerektiğini ifade eden bir yazı kaleme almıştı. Generallerin konuşmaları kamuoyuna intikal edince o yazının ne kadar anlamlı olduğunu gördüm. Hiç kimsenin gündeme getirmediği bu konuyu Haki beyin feraseti tespit etmişti. Yazının bir yerindeki şu tespite bakın;
“Psikolojik çöküş de değilse, ümit kaynaklarını bilmemiz gerekiyor. Hala ümitlerini korumaları, o ümit kaynaklarının üzerine gitmeyi gerektirecek bir stratejiyi şart kılar. Bu kadar mesafe aldıktan sonra faka basmanın alemi yok. Nedir bu işin sırrı, bilmeliyiz, anlamalıyız.” RÖVANŞ ALACAKLAR yazısına devam et

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ
Kalkınma, gelişme, ilerleme alametlerini (göstergelerini) sadece iktisadi alanda aramak sıhhatli değil. Türkiye’nin birkaç asırdan beri içine düştüğü maddi fakirlikten kaynaklanan bir iştihası olduğu doğru… Zihni evreninde (psikolojik dünyasında) tabii ve mecburi olarak bu mecraya meylettiği anlaşılabilir. Fakat fikir, ilim, sanat ve siyaset adamlarının meseleyi bu mecradan ibaret görmemesi gerektiği açık.
Batıda sosyal kalkınma projeksiyonları, insani endeksler gibi çalışmalar olduğu malum. Bizim bahsini ettiğimiz o değil, zira batıdaki insani kalkınma kavrayışı iktisadi temellidir ve doğrudan refah zeminine oturur. Refah seviyesinin insani kalkınma ile doğrudan ilgisi olduğu reddedilemez ama “insan kalitesi” sadece refaha (iktisadi altyapıya) bağlı değil. İnsan kalitesini iktisadi altyapıda oluşturan ve refah seviyesine paralel artırmaya çalışan batının yakın gelecekte, refahı kaybettiğinde, ne kadar vahşileşeceğini ve insan kalitesinden (var olduğu kabul edilen) uzaklaşacağını dünya görecektir. TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ yazısına devam et

İNŞA VE MUHAFAZA-2-

İNŞA VE MUHAFAZA-2-
“Hangi alanların ve hangi anlamların zaman ile münasebeti nedir?” sorusunu sormayı unutmuş olmamız nasıl bir gaflet? İslam’ın hükümlerinin bir kısmının zaman içinde değişmeyeceği, bir kısmının ise zamana tabii olarak değişebileceği bilgisine sahip olmamıza rağmen, yukarıdaki soruyu neden sormayız? Bu soruyu sormayı bıraktığımızdan beri, zamana tabii olan konuları sabitlemeye, zamana tabii olmayan konuları tartışmaya başladığımızın farkında değil miyiz? Elbette tamamını böyle yapmıyoruz. Fakat karıştırdığımız vaka…
Basit bir misal… Musiki… Musiki, zaman dışı (zaman üstü değil) sanat alanlarından birisi… Çünkü musiki, doğrudan ruhun meşgalesidir. Daha doğrusu, İslam’ın (İslam Medeniyetinin) musikiden anladığı budur. Yoksa musiki, nefse de hitap edebilen bir sanattır. Nefse hitap eden musikiye bakıp da, musikinin zaman dışı bir sanat olmadığını söyleyenler, Müslümanlar değildir. Müslümanlar ruhun musikisini yapabildiler çünkü… İNŞA VE MUHAFAZA-2- yazısına devam et

AYIK GEZMEK, AŞK EHLİNİN ADETİ DEĞİLDİR

Ayık Gezmek, Aşk Ehlinin Âdeti Değildir

Fakîre, yüreği fikirli ateşler içinde yanan Oflu Süleyman nâmıyla maruf genç bir gönül dostundan mektup geldi ki, mesuliyeti ağır bir vecd içinde kıvrandım durdum:

“Oflo oflu Arz-ı Hâlimiz
Ak saçlı hüzünkâra;
Saldınız yüreğimize en acı dumanı, zararı yoktur dediniz sağlığa. En keskin kelimelere sardınız yüreğimize saldığınız dumanı, fikir koydunuz adını. Hasan Sabbah’ın müritlerinden beter sarhoş ettiniz bizi. Ne zaman ayık görseniz “yüreğiniz yanınızda mı efendi?” dediniz ve yürek sızılarına hapsettiniz bizi zil zurna sarhoş olana dek. Sonra bir güvercin gibi saldınız bu kentin sokaklarına; betonarme evlerin bacalarına konduk olmadı, fabrika bacalarının kara dumanları arasında süzüldükte zehri sızlatmadı yüreğimizi. Tâ ki salaş bir çayhanede demli bir çayla içimize çektiğimiz dumana türkü karana dek.” AYIK GEZMEK, AŞK EHLİNİN ADETİ DEĞİLDİR yazısına devam et

İNŞA VE MUHAFAZA-1-

İNŞA VE MUHAFAZA-1-
İslam tarihi boyunca üretilen müktesebatı elinin tersiyle itenler görülüyor. Ümmetin on dört asırlık müktesebatını elinin tersiyle itenler, Kemalist devrimlerin “İslami” payandalığını yapıyor gibi görünmüyor mu? Böyle bir ithamın ağır olduğunu biliyoruz, doğrusu böyle bir ithamda da bulunmuyoruz. Umumi manzarayı anlamaya çalışırken, soru sorma temrinleri yapıyoruz, şuurlar uyansın diye…
Diyelim ki haklılar… On dört asırlık müktesebatı ellerinin tersiyle ittiler ve yeni baştan inşa faaliyetini başlattılar. On dört asırlık müktesebatı üretmek için geçecek olan sürenin en az on dört asır olduğunu görmemeleri ilginç değil mi? İslam tarihindeki “dev şahsiyetler” ise şimdi yetişmiyor, bu cihetten bakıldığında on dört asırlık müktesebatı üretmek için on dört bin yıl geçmesi gerekiyor. On dört asırlık müktesebatı, on dört yılda üretebileceğine inananlar çıkmadı değil… Peki, netice ne? Geçelim… Ahmaklığı tenkit, beyhude çabadır. İNŞA VE MUHAFAZA-1- yazısına devam et

KURUCU ŞAHSİYET-4-

KURUCU ŞAHSİYET-4-
Tefekkürü ve tefekkür merkezi olan aklı nefsten arındırmak gerekir ki, hayatın sıfır noktasına kadar inen akıl, o noktada yeniden bir terkip ve inşa faaliyetine başlayabilsin. İnşa ve terkip faaliyetine başladığında, nefsinden bir şey katmamış olsun. Saf mana yani “İslam ne ise odur” hikmetindeki İslam’ın saf manası ile terkip ve inşa faaliyetine başlanabilsin. Müesseselerin manasını terkip, kendisini inşa ederken, nefsin arzularından oluşan unsurları, harca katmamak nasıl mümkün olacak?
Nefsten bağımsız yaşamak ne kadar zordur. Ruhi ilimlerde mesafe katedenler nefsten bağımsız yaşama imkanına kavuşuyorlar. Ruhi ilimlerden haberdar bile olmayanlar, zihni evrenlerini akıl ve nefs merkezinde (farkına bile varmadan) inşa ettikleri için nefsten bağımsız bir hayat yaşamaları mümkün değil ki. Öyleyse çare, tefekkürü nefsten arındırmak… Nefsten müstakil hale gelmiş, bu kadar kuvvetlenmiş ve gelişmiş bir “akl-ı selim” inşa etmekten başka bir yol görünmüyor. “Ruhi ilimlerle iştigal etmeden bu çapta bir “akl-ı selim” nasıl inşa edilir ve kuşanılır?” sorusu da tüm gerçekliği ve ağırlığı ile ortada duruyor. Her şeye rağmen, fikir ve ilim adamları yalnız başına kaldıklarında, dış baskı ve tesirden uzak oldukları hallerde, kendilerini bu tür çerçevelere alabildiklerinde nefslerinden bağımsız şekilde “düşünebilme” maharetine ulaşabilmeleri gerekiyor. Bunu bile yapamayan fikir ve ilim adamlarının İslam adına söyleyebilecekleri ne olabilir ki. KURUCU ŞAHSİYET-4- yazısına devam et

BİZİM DEVLET PROGRAMIMIZ CHP PROGRAMIDIR

“Bizim Devlet Programımız CHP Programıdır”

Türkiye’deki çatışmalı rejim yapısının temelinde M. Kemal’in cumhurbaşkanı sıfatıyla kullandığı beyan ve uygulamalarının olduğu hususunda “Atatürkçü bilim adamları” nın görüşleri mevcuttur. Bu ülke için Kemalizm birleştirici olmayan tehlikeli ve marjinal bir ideolojidir. Bundandır ki, Kemalistlerin yaptığı gibi, dindar ve milliyetçi Atatürkçülük oluşturmaya çalışanların, Türkiye’nin İlk Meclis’teki millet yapısını geciktirdiklerini söylemek millî bir vazifedir.

“BU PRENSİPLER (CHP PROGRAMI) GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAPLARIN DOGMALARIYLA ASLÂ BİR TUTULMAMALIDIR”

1 Kasım 1937’de T.B.M.M. açış konuşmasında M. Kemal, Cumhuriyet Halk Partisi’nin programını şöyle tasvir ediyor: “…Bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla aslâ bir tutmamalıdır. Bu esinlerimizi, gökten ve gaibten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” ( Kazım Öztürk, TBMM Beşinci Dönem Üçüncü Toplanma Yılının Açış Konuşması, Kültür bakanlığı Y. Cilt: II, s.1135). BİZİM DEVLET PROGRAMIMIZ CHP PROGRAMIDIR yazısına devam et

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-2-SİVİL TOPLUMUN ORGANİZASYONU

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-2-SİVİL TOPLUMUN ORGANİZASYONU
İslam cemiyetinde, tarih boyunca, iktisadi alandaki faaliyetlerin ciddi bir kısmı, vakıflar tarafından gerçekleştirilmiştir. Vakıfların faaliyetleri, özü itibariyle iktisadi faaliyet değil, amme hizmetidir. Bu günkü dünyanın iktisat anlayışına göre, vakıfların faaliyetlerinin ciddi bir kısmı iktisadi faaliyet çeşidindendir. Oysa İslam hukuk ve ahlak anlayışı, vakıfları, iktisadi faaliyet değil, insanlara hizmet için kurmuştur. Anlaşılması gereken nokta, bu günkü hayat altyapısı ve kavrayışı, birçok faaliyeti iktisadi faaliyet çeşidi içine almıştır.
İslam hukuk ve ahlakının vakıflara yüklediği vazife yekunu bu gün iktisadi ve ticari mahiyet kazanmıştır. Problemin kaynaklarından birisi de budur. Birçok amme hizmeti, ticari faaliyetin konusu haline gelmiştir. Hayatın bu kadar yoğun şekilde iktisadi çerçeveye taşınması veya iktisadi çerçevenin bu kadar genişletilmesi, batıdan esen materyalist rüzgarın neticelerindendir. TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-2-SİVİL TOPLUMUN ORGANİZASYONU yazısına devam et

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-1-GİRİŞ

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-1-GİRİŞ
Tam istihdam mümkün… İktisatçılara bunu söylediğinizde büyük ihtimalle akıl sağlığınız hususunda tereddüde düşerler. Batı medeniyetinin ürettiği hayat altyapısında yeşeren günümüzün iktisadi doktrinleri, “tam istihdamı” muhal olarak görürler. Herhangi bir zaman diliminde gerçekleşmiş olsa bile, “sürdürülebilir” olmadığı hususunda ittifak halindedirler.
Zihni evrenini, kapitalist iktisadi doktrinle inşa etmiş olanlar, yazımızı okumasa da olur, hatta okumamalarında fayda var. Batı medeniyet ve kültüründen çok farklı bir insan ve hayat anlayışına sahip olan Müslümanlar, kendilerine has “ruhi kaynaklara” sahiptirler. Fikrimizin kaynağı İslam, tecessüm etmiş hali Müslüman şahsiyet, tatbik edilecek havzası ise İslam cemiyetidir. Bu sebeple, batılılar ve Batılılaşanlarla ideolojik tartışmaya girmek niyetimiz yok, bu yazı sadece Müslümanlara yönelik fikri çalışmalarla ilgilidir. TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-1-GİRİŞ yazısına devam et

BEKİR COŞKUN-1-YEMİNLİ HALK DÜŞMANI

BEKİR COŞKUN-1-YEMİNLİ HALK DÜŞMANI
Türkiye’de batı meftunu kalemşorların ilginç psikolojik profilleri var. Batılı deseniz batılı değil, Batılılaşmış doğulu deseniz öyle değil, psikolojik profillerindeki tek sabit esas, İslam düşmanlığıdır. Müslüman ülkede İslam düşmanlığı ise ucube psikolojik organizasyonlar meydana getiriyor.
Bir dünya görüşüne sahip olan insan, halkla kavga etmez. Halk kendinin mensup olduğu dünya görüşüne inanmadığında da kavga etmez. En fazla halkın, kendi “hakikatini” (yani dünya görüşünü) anlamadığını, ondan mahrum olduğunu düşünür ve halka yardımcı olmaya, aydınlatmaya çalışır. Halkın kendi seviyesine çıkamadığını gördüğünde ona merhamet eder, kendi seviyesine çıkarmak için gayret gösterir fakat kavga etmez. Halkla kavga eden insan “fikir adamı” olmaz, olamaz. Çünkü fikir adamlarının bariz hususiyeti, halkın önünde gitmektir ve halkı da kendi istikametine sevketmektir. Halkın kendinden başka inanışlara sahip olmasından dolayı halk ile kavga eden kişi, en iyimser tahminle halkın seviyesindedir. Ki, halk da kendisiyle kavga ediyorsa ancak halkın seviyesindedir. Türkiye’de halk, Bekir Coşkun ve benzeri adamlarla kavga etmez, onları kavga edecek kadar bile kıymetli görmez. Bu sebeple halk, Bekir Coşkun gibilerinden çok daha seviyelidir. BEKİR COŞKUN-1-YEMİNLİ HALK DÜŞMANI yazısına devam et

KURUCU ŞAHSİYET-3-

KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır. KURUCU ŞAHSİYET-3- yazısına devam et

19 MAYIS ATATÜRKÇÜLÜK KARNAVALIDIR

19 Mayıs Atatürkçülük Karnavalıdır

19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülüğün propagandası ve Avrupavâri takdis edilmesidir. Kemalizm’in bir nev’i âyini… Batılılaşmanın yâdedilmesi ve din ü milletin değerleri fes edilerek ilân ettirilen kanlı Altı Ok Cumhuriyetine adanmış gençlik gösterisidir.

M. KEMAL’İN 19 MAYIS’TA YOLA ÇIKMA SEBEBİ KENDİ İFADESİYLE “VATAN-I İSLÂMİYYE’NİN KURTARILMASI”DIR

Sultan Vahdettin tarafından Doğu’daki orduların müfettişi olarak ve Samsun havalisindeki asayişin temini ile benzeri vazifelerin yerine getirilmesi için hayli subay, hizmetli, iaşe ve altın yolluklarla yola çıkarılan M. Kemal’in 19 Mayıs’ta yola çıkma sebebi kendi ifadesiyle “Vatan-ı İslâmiyye” nin ve hilafetin kurtarılması ile yine kendi ifadesiyle “din- mübin-i İslâm üzere” milleti Millî Mücadeleye hazırlamaktı. 19 MAYIS ATATÜRKÇÜLÜK KARNAVALIDIR yazısına devam et

KURUCU ŞAHSİYET-2-

KURUCU ŞAHSİYET-2-
Yirminci asır dünyada hareket adamlarının çağıdır. Batıda da böyledir. Zira batıda yirminci asırda felsefi üretim sıfır mesabesindedir. Dolayısıyla “saha” hareket adamlarına, liderlere kalmıştır. Müslümanlar, medeniyetlerinin yıkılmış olması ve batının da tesiriyle mücadeleyi hareket adamları üzerinden yürüttüler. Batıda felsefenin, İslam coğrafyasında hikmetin üretilemez, keşfedilemez, terkip edilemez hale gelmesiyle beraber, hareket adamları, tefekkürden uzak kalmış, böylece fikir ile fiil arasındaki illiyet irtibatı kopmuştur.
Dünya, lider tariflerinin içinde yeni bir inşa fikri, ufku ve maharetinin olmadığı birkaç asır yaşadı. Buna lider denir miydi, denmeli miydi? Denirdi veya denmezdi ama son birkaç asır liderlik böyle tarif edilir oldu ve liderler de bu tarife uygun şahsiyet terkiplerine sahip oldu. Liderlik hakkındaki eksik tarif, medeniyetini kurmuş olan batı dünyası için nispeten faydalı bile oldu ama İslam coğrafyası için öldürücü tesirler icra etti. KURUCU ŞAHSİYET-2- yazısına devam et

HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI

HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI
Hayrettin Karaman’ın, Yeni Şafak’taki köşesinde, 04.05.2012 tarih ve “Allah dostu (Halîlullah) Allah sevgilisi (Habîbullah)” başlıklı yazısı ile 06.05.2012 tarih ve “Peygamberimiz hem Halîl hem Habîb’dir” başlıklı yazıları muhteşemdi. Köşe yazarlarını tenkit ediyoruz ama haklarını teslim etmemek gibi hasis bir tenkitçi olmaktan imtina ederiz. Bahsini ettiğimiz iki yazı, altın yaldızlı çerçeve ile tezyin edilmeli ve başköşeye asılmalıdır.

Şu ifade önünde hürmet ve tazimle eğilmemek, “hakperestlik” ölçülerini ihlaldir.
“… Allah’ın, onu sevmekle iktifa etmediği, bütün insanlığın, Allah sevgisine mazhar olmasını ona ittibâ etmeye bağladığı açıkça ifade buyuruluyor. Buradaki ittibayı (ona tabi olmayı) hılkatin mebdeine götürdüğümüz zaman ta ezelde “asıl sevgilinin, severek yaratılanın” o olduğu, başkalarının ilâhî sevgi devletine asaleten değil, onun yolundan, onun tâbii olarak ulaşabileceği hakikati yine açıkça ortaya çıkıyor.” HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI yazısına devam et

KURUCU ŞAHSİYET-1-

KURUCU ŞAHSİYET-1-
Medeniyetin yükünü taşıyan üç çeşit “kurucu şahsiyet” var. İdrak ehli, manayı keşfetmek için… Terkip istidatları, manayı terkip etmek için… Hareket adamları, inşa faaliyetini gerçekleştirmek için… İslam medeniyetinin temel üç şahsiyet terkibi olan, veli, alim ve hakim (ve/veya mütefekkir), idrak ve terkip ehlidir. Hareket adamları (aksiyoncular) ise, keşif ve terkip edilen mana yekununu, varlıkta ve hayatta “gerçekleştirecek” olanlardır. Hareket adamlarının aynı zamanda keşif ve terkip işini yüklenebilecek çap ve derinlikte olmaları tercih edilir ama en azından günümüzde bu fevkalade zordur. Fakat en azından terkip maharetine sahip olmaları beklenir. Manayı yüksek terkiplere taşıyacak kadar olmasa da, tatbik etmek, hayatta gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyulan asgari seviyede terkip maharetine sahip olması şarttır. KURUCU ŞAHSİYET-1- yazısına devam et

İNŞA FİKRİ-6-

İNŞA FİKRİ-6-
İnşa fikri, en zor fikir çeşitlerindendir. Şekillendirilemez, denklemi kurulamaz, nakli fevkalade zor, en önemlisi de ferdi ve enfüsi olmasıdır. Umumi çerçeveler oluşturulması kabil, belli belirsiz bir sistem geliştirilmesi mümkün fakat net bir harita, sarih bir denklem, açık bir şekil üretmek zordur. En tayin edici hususiyeti, medeniyet tasavvurundan süzülmesidir. Medeniyet tasavvuru, inşa edilecek şeyin ne olduğunu gösterdiği için inşa fikrinin en azından hedeflerini tayin etmiştir. Bir fikrin hedefini (hedeflerini) tayin edebilmek, o fikri büyük nispette üretmek olur.
İnşa fikri, kaynak ve çerçeve, merkez ve muhit anlayışı ile kurulabilir. Kaynak kitap ve sünnet, çerçeve ise irfandır. Merkez dünya görüşü, muhit ise medeniyet tasavvurudur. İNŞA FİKRİ-6- yazısına devam et

İskilipli Atıf Hoca’ya Dil Uzatan Kemalist İlahiyatçı

________________________________________
İskilipli Âtıf Hoca’ya Dil Uzatan Kemalist İlahiyatçı
Kemalist ilahiyatçıların en âdisi, en fitnekârı ve fâsığı yine hezeyan kusmuş. Kanlı Kemalist cumhuriyetin şarlatan ilahiyatçısı ve ajanı Y. Nuri denen teoloji papazı bu kez de İskilipli Âtıf Hoca’yı diline dolayarak, millete rağmen İngilizlerin telkiniyle ilân ettirilen Altı Ok cumhuriyetinin İstiklâl Mahkemelerince şehit edilen bu âlim hakkında iftiralar düzmüş yine: “Bu kişinin idam edilmesi şapka muhalefetinden değil, Kuva-yı Milliyye ve Millî Mücadele’ye karşı olmaktan ve vatan hainliğindendir…

Sahte bir İslâm’ın sözcülüğünü yapan, içi dışı Protestan laikçi olan yılan dilli Y. Nuri, şehit İskilip Âtıf Hoca’yı gözden düşürme vazifesini üstüne almış olacak ki alçakça dil uzatıyor. İskilipli Atıf Hoca’ya Dil Uzatan Kemalist İlahiyatçı yazısına devam et

İNŞA FİKRİ-5-

İNŞA FİKRİ-5-
İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır.
İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti başlamaz, başlatılamaz, başlatılabilirse de neticeye ulaşmaz. Bir müessese inşa etmenin ilk şartı, o müessesenin “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği üretilemeyen müessesenin inşa faaliyetine başlanması, suya yazı yazmak gibidir. Müessesenin gerçeklik kavrayışı, o müessesenin “gerçekleştirilebilir” olduğunu gösteren fikri çerçevedir. İNŞA FİKRİ-5- yazısına devam et