Aylık arşivler: Haziran 2012

YENİ YAZI SERİSİ, İSLAM MAARİF ANLAYIŞI

YENİ YAZI SERİSİ, İSLAM MAARİF ANLAYIŞI
Yeni bir yazı serisine başlıyoruz, “İslam Maarif Nizamı”… Temel konularda fikir üretiminin gerçekleştirilmediğini görmek can sıkıcı… Temel konulara yönelen cins zeka sayısındaki azlık, bu konuları merkez alan “tefekkür havzalarının” oluşmasına da mani oluyor. Temel meselelerden biri, belki de tevhid’den sonraki en mühimi olan maarif davası, nedense İslami zaviyeden bir türlü tetkik edilemiyor. Batıdan tevarüs eden mevcut bilgi çöplüğü (yığını) içinde didinen zihinler ve akıllar rişin özüne bir türlü gelemiyor.
İddialı laflar ediyor gibi görünebiliriz. Böyle düşünenler, acele etmesinler ve yazı serisini takip etsinler. Tedrisat bahsinde bu güne kadar söylenenlerden farklı bir fikir görmezlerse, okuduklarından tatmin olmazlarsa takip etmesinler.
İslam Maarif Nizamı başlığı, aslında birkaç ciltlik eser çalışmamızdan bazı anekdotlar. Okuyanlara, okuyacak olanlara kolay gelsin.

BİR HABER BİR TESPİT, BAĞIMSIZLIK BÖYLE KAZANILIR

BİR HABER BİR TESPİT, BAĞIMSIZLIK BÖYLE KAZANILIR
Aselsan genel müdürü Cengiz Ergeneman’ın, “dostu düşmanı tanıyacak yazılım” ile ilgili yaptığı açıklama önemli. Star gazetesinin 29.06.2012 tarihli nüshasında gördüğümüz açıklama özetle şunları ihtiva ediyor. Savaş uçaklarında, gemilerde ve füzelerde kullanılacak ve dost ile düşman tarifini kendisi yapacak olan yazılım, bizim mühendislerimiz tarafından yapılmış. Bir müddettir sözü edilen ve savaş uçakları ile gemilere montajı tamamlandığı haberleri gelen bu “yazılım” neden şimdi dikkatimizi çekti. Çünkü haberin içinde bir nokta var, “Türkiye, yeni nesil dost düşman tanıma ve tanıtma sistemini, ABD, Almanya, Fransa, İtayla ve İspanya’dan sonra yapan 6. Ülkedir”. Teknolojideki gelişme seviyeleri tetkik edildiğinde, bu beş ülke ve Türkiye dışında kalan bazı ülkelerin Türkiye’den daha ileri olduğu malum. Demek ki bu yazılımı yapacak toplam altı ülke yok dünyada. Pekala neden milli yazılımlarını gerçekleştirmiyorlar? İşte haberin önemi bu soruda…
Türkiye bir müddettir bağımsızlık sürecini yaşıyor. Bağımsızlık sürecini ise, siyasal meydan okuma şeklinde kabadayılık yaparak yürütmüyor. Siyasal meydan okumanın altyapısını gerçekleştirmeye çalışıyor. Savaş aletlerinde ve silah sistemlerinde kullandığınız yazılımlar, mesela İsrail’i düşman olarak görmüyor. Türk savaş uçağı ile İsrail savaş uçağı karşı karşıya gelse, Türk savaş uçağı İsrail savaş uçağına ateş etmiyor (du). Hadiseye bakar mısınız? Milyonluk ordunuz var ama bir tane İsrail askeri yapmıyor, çünkü ona ateş edemiyorsunuz. Ne kadar komik bir durum. BİR HABER BİR TESPİT, BAĞIMSIZLIK BÖYLE KAZANILIR yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI
Üç çeşit deha var, zeka dehası, istidat dehası, akıl dehası… Bunlardan sadece “zeka dehaları” bilinir. Daha doğrusu deha olarak tarif edilenler, “zeka dehası” olanlardır. İstidat dehaları ve akıl dehaları bilinmez. Zeka dehası ve istidat dehası doğuştandır, akıl dehası ile çalışarak elde edilebilir. Doğuştan olan dehalar için yapılabilecek bir şey yok fakat çalışarak elde edilebilecek deha olan akıl dehası için programlar oluşturulabilir. Fakat akıl dehası bilinmediği için, bu istikamette hiçbir çalışma yapılmıyor, büyük kayıp…
Zeka dehası, her konuyu yüksek seviyede anlayabilir. İstidat dehası ise her konuyu değil, istidadı olan konuları yüksek seviyede anlayabilir. İnsan, istidadı olduğu alanlarda, yüksek zeka gibi anlama ve yapabilme yeteneğine sahiptir. Zeka ile istidadın karıştırıldığı noktalardan biri de budur. Bir alanda yüksek zekalar gibi derin kavrayışı olan insanlara, o konuda zeki dendiği görülüyor. Hani şu “çoklu zeka teorisi”nde olduğu gibi. Yani matematik zeka, müzik zekası filan. Oysa bu durum yanlış, yüksek zeka her konuyu derinliğine anlar, keskin istidat ise sade belli bir alanda yüksek kavrayışa sahiptir. AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI yazısına devam et

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER MESELESİ

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER MESELESİ
Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılacağı ile ilgili bilgiler yoğunlaşmaya başladı. Hükümet gerçekten de bu mahkemeleri kaldırma hazırlığı yapıyor gibi. Hala netleşmediği doğru ama tüm işaretler o istikamette. Biz yine de temkinli davranalım ve bu mahkemelerin kaldırılma ihtimali üzerine değerlendirmemizi yapalım. Kaldırılmazsa, ne ala… Fakat gerçekten kaldırılacaksa ve 3. Yargı paketine konularak kaldırılırsa, mevziimizi de belirleyelim.
Akparti bu mahkemeleri neden kaldırmak ister? Kendisine de yöneleceğini düşündüğü için mi? Gerçekten iddia edildiği gibi devlet içinde bir devlet mi oluşuyor? Devlet içinde müstakil bir güç merkezi mi meydana geliyor? Fethullah hoca cemaatinin yargıda ve bu mahkemelerde yerleşik güç haline geldiği ve gerektiğinde Akparti üzerinde baskı kurabileceği ihtimalinden mi korkuluyor? Bu korkunun haklı sebepleri var mı? MİT krizinde ortaya çıkan Akparti-Cemaat gerginliği, bir güç mücadelesinin görünen kısmı mıydı? Zaman gazetesinin birkaç gündür, “Yargı yanlış yapabilir fakat bu yanlışları düzeltme yolu sistemin içinde var, temyiz mercii mevcut, yapılan yanlışlardan dolayı mahkemeyi kapatmak gerekmez” muhtevalı yayınlarına bakınca, sanki hükümete karşı güç gösterisi yaptığına pişman olmuş gibi bir hali var. Günah çıkarıyor ve gizli şekilde özür diliyor dense yanlış mı olur acaba? ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER MESELESİ yazısına devam et

SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET

SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET
Suriye’nin savaş uçağımızı düşürmesi ile başlayan tartışma, barışçı olmak ile korkak olmak, cesur olmak ile ahmak olmak, soğukkanlı olmak ile vurdumduymaz olmak, tedbirli olmak ile çekingen olmak arasındaki sınırın nerede olduğunu aramayı gerektiriyor. Yapılan kamuoyu araştırmalarında, savaş isteyenlerin (böyle soru mu sorulur) oranının çok düşük görünmesi de bu konu ile ilgilenme ihtiyacını büyütüyor.
Mesele, savaş ile barış arasında bir tercih yapmaktan ibaret değil. Savaşı barışa tercih edenlerin zihin dünyalarında teşhis edilmemiş hastalıklar olduğunu tartışmaya gerek yok. Mesele, savaş gerektiğinde nasıl davranacağımız ile ilgilidir. Savaş, zaruret haline geldiğinde konuşulmalıdır, zaruret haline geldiğinde ise korkmamak gerekir. Konumuz, zaruret haline gelen savaşa nasıl bakacağımız ile ilgilidir. Savaş bir eğlence olmadığına göre, normal zamanlarda savaşmaktan bahsetmek patolojik bir hadisedir.
Barış yanlısı veya savaş yanlısı olmak diye bir şey yok. Bunlar, boş kalan sığ entelektüellerin gevezelikleridir. Savaşın zaruret haline geldiği yerde barışçı olunabilir mi? Veya savaş gerekmediği halde savaş yanlısı olmak izah edilebilir mi? Mesele barış yanlısı, savaş yanlısı şeklinde ortaya konulduğunda, bir sürü saçmalık, fikir muamelesi görüyor. Oysa esas olan, “doğru olanı yapmaktır”. Doğru yapmak, yapılması gerekeni yapmaktır. Evet, barış esastır, hayat barıştadır, savaş istisnadır, savaşta ölüm vardır. İstisna olanın şartları da istisnadır, ama istisna olması, gerçekleşmeyeceği manasına gelmez. Anlamsız ve izahsız bir barış taraftarlığı, barışı (yani hayatı) muhafaza edemez. SAVAŞ VE BARIŞ VEYA KORKU VE CESARET yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR
İstidatlar, insanı kolay anladığı ve yapabildiği alanlar olduğu için, hayat o alanlara doğru akar. İstidat alanları, insanın kolay anladığı, kolay yapabildiği alanlar olduğu için, insanın kendini daha rahat hissettiği, daha fazla zevk aldığı, daha fazla başarılı olduğu, daha fazla itibar gördüğü alanlardır. İnsan, anladığı ve yapabildiği alanı bırakıp, anlamakta ve yapabilmekte zorlandığı alanlara yönelmez. İnsan, başarılı olduğu alandan çıkıp, başarısız ve itibarsız olduğu alanla ilgilenmez. İnsan, kolay yaptığı işleri bırakıp, yapmakta zorlandığı işe teşebbüs etmez.
İnsan zihni, kolay anladığı ve kolay yapabildiği alanlara doğru akacağı için, o alanlarda güçlü ve büyük mecralar oluşturur. Çocuklarda zihni gelişmeye müdahale edilmez ve tüm hayat alanlarıyla ilgilenecek bir zihni evren inşa edilmezse, istidat alanlarının cazibesiyle zihin bu alanlara akar ve oralarda yoğunlaşır. Zaman geçtikçe de akıl o alanlarda oluşmaya ve gelişmeye başlar. AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR yazısına devam et

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU
Soğuk savaş döneminde, adına her ne kadar “dehşet dengesi” denmiş olsa da, dünya da bir denge oluşmuştu. Gerçekten de dehşet dengesiydi çünkü nükleer silah (ve mühimmat) dengesiydi. Sovyet bloku, dengeyi askeri merkezde kurmuştu, batı bloku askeri tahterevallinin öteki tarafında oturuyordu ama kendine başka bir tahterevalli daha yapmıştı. İktisadi ve siyasi alan… Hürriyet ve refah… Batı bloku bu tahterevallide yalnız oturuyordu. Herhangi bir alanda denge unsuru olmak mümkün hatta denge amili olmak ve dengeyi tayin etmek de mümkündü. Hangi alanda olursa olsun, dengeyi “kuvvete” dayalı olarak kuruyorsanız, esas dengeyi kaçırıyorsunuzdur, hayatın dengesini… Hayatı, kuvvet ile bir müddet etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Fakat hayatın tabii mecraları, havzaları, ihtiyaçları var. Elinizi sürekli yumruk halinde tutamazsınız, sıkılı yumruğun ömrü kısadır. Yemek bile yiyemezsiniz, birisini sevemezsiniz, bir şey üretemezsiniz ila ahir…
Sovyet bloku askeri alanda dengeyi sağlayabilmek, geri kalmamak, boşa düşmemek için sürekli o alana yatırım yaptı. Anlamadığı şey, hayatın toplam dengesini kuramadığı takdirde dengenin tarafı olarak kalma imkanının olmadığıydı. Hayat, dengeleri en az üç alanda, siyasi, iktisadi ve askeri alanlarda kurar. Birinde ilerleyebilir, dünya ile yarışabilir, öne de geçebilirsiniz. Fakat diğer alanlarda geri kalırsanız, rakiplerinizin sizi yıkmasına gerek kalmaz, siz kendi içinize çökersiniz. Askeri alandaki silah ve mühimmat yığınağı, hayatın diğer alanlarını korumak içindir, eğer hayatın diğer alanlarında koruyacak bir kıymet kalmamış veya üretilememişse, askeri alandaki gelişmişlik gerekçesini (hedefini) kaybediyor. Sovyetlerin askeri alanda yaptığı yığınak ve stok, yıkılmasını ve dağılmasını önleyemedi çünkü diğer alanlarda batı bloku arayı fersahlarca açmış ve Sovyetlerin denge kurması imkansızlaşmıştı. On binlerce nükleer başlıklı füzenin tetiğine dokunmadan mağlup oldu çünkü esas yarış başka bir kulvardaydı. Askeri denge, birinci ve ikinci dünya savaşlarının yaşandığı dönemin anlayışıydı ve Sovyetler o anlayışta takılıp kalmıştı. YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU yazısına devam et

TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR

TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR
Müslümanların son bir-iki asırdır her alanda yaşadıkları zafiyet, zihni ve kalbi evrenlerinde ağır hasarlar bıraktı. Hasarların bir kısmı müzmin hale geldi, vahim olan ise, müzmin hale gelen hasar ve hastalıkla uzun dönem yaşadıkları için, onların hasar ve hastalık olmadığını zannetmeye başlamış olmalarıdır. İnsan zihni, bir hareketi, bir davranışı, bir akışı uzun süre yaşadığında, onun aslında yanlış veya anormal olduğunu unutuyor ve kendini onu da içine alacak şekilde yeniden inşa ediyor. İnsandaki intibak maharetinin sınırsız olduğu malum… Yeni duruma önceleri isyan ve itiraz etse, dirense de, bir müddet sonra intibak etmekte mahzur görmüyor. Yeni durum, birkaç nesli eskittiğinde ise tamamen “normalleşiyor” ve insan zihninin “gerçeklik altyapısına” yerleşiyor.
İki asır önce İslam medeniyeti çöktü, bir asır önce de tasfiye edildi. Toplam olarak iki asırlık medeniyet harici hayat, Müslüman zihinlerde, İslam dışı yeni itiyatlar, mantık örgüleri, akıl terkipleri, duygu mecraları açtı. Birçok Müslüman nesil İslam medeniyetinden mahrum olarak yaşadı. Cumhuriyet operasyonu ile birlikte “kaht-ı rical” zirveye çıktı ve istikamet şaştı. Her şey birbirine karıştı, kendi merkezini kaybetti, tam bir zihni kaos hakim oldu. TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI
Yapabilme istidatları, anlama istidatlarından farklıdır. Yapabilme istidatları aklın oluşumunda ve gelişmesinde fazla etkili değildir. Akıl, zeka, duygu, bilgi, hafıza gibi unsur ve melekeler ile oluşur ve gelişir. Yapabilme istidatları, aklı değil hayatı etkiler. Aklı etkilemesi, hayatı etkilemesi yoluyladır, yani dolaylıdır.
Yapabilme istidatları, hayatın bir alanındaki pratikleri rahat, kolay ve başarılı şekilde yapabilme yeteneğidir. Anlaması gerekmez, öğrenmesi kafidir, hatta bazı durumlarda öğrenmeden bile yapabilme başarısını gösterir. Bu durum biraz garip gibi geliyor ama doğru. Mesela bazı kişiler, insanlarla ilişki kurabilmek için, muhatap olacağı insanla ilgili hiçbir bilgi sahibi olmak zorunda değildir. O kadar sempatik bir kişiliği vardır ki, hiç tanımadığı bir insana “merhaba” demesi ilişki kurması için kafi gelebilmektedir. Ne yaptığını anlamadan, nasıl yapacağını anlaması gerekmeden, yabancı insanlarla bir dakika içinde samimi olabilen insanlar var. Bunlar, “yapabilme istidadı” sahibi kişilerdir.
Bir işi hiçbir eğitim almadan yapabilen insanlar var. Herkes bu tür insanlarla karşılaşmıştır hayatında. Mesela dağda bir çoban çok güzel resimler yapıyor, elektronik eğitim almayan bir insan televizyon ve benzeri cihazları tamir ediyor. Bu ve benzeri birçok çeşidi hayatta görülebilir. Dağdaki çobanın güzel resimler yapmasını mümkün kılan özellik, iyi bir eğitim değil, yapabilme istidadıdır. AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-3-YAPABİLME İSTİDATLARI yazısına devam et

EMRE KONGAR-1-ÜMİDİNE BAKIN ÇAPINI ANLAYIN

EMRE KONGAR-1-ÜMİDİNE BAKIN ÇAPINI ANLAYIN
Büyük yazarımız gazetesindeki köşesinde, 23.06.2012 tarihinde, “Bir Anıt: Bir Umut!” başlıklı bir yazı kaleme almış. Yazısında “anıt” olarak bahsettiği, İlhan Selçuk Aydınlanma anıtı… Anıt bahsi ile bir araya getirdiği kişilerin listesine bakın;
“Bir büyük yazar, düşünür: İlhan Selçuk. Bir dâhi sanatçı, heykeltıraş: Mehmet Aksoy. Kendini hizmete adamış, halkın gönlünde yer etmiş, yazar ve sanatçı dostu bir belediye başkanı: İsmail Ünal. Özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, insan haklarını vurgulayan bir parti genel başkanı: Kemal Kılıçdaroğlu. Ve bütün bu insanları buluşturan bir anıt: İlhan Selçuk, Aydınlanma Anıtı:”
Yazıdaki ağdalı dil, ümitsizliğin narası sanki. Her biri için sanki şunu söylüyor; “Neden anlamıyorsunuz, dünyada, kendi alanlarındaki en büyük adamlar bunlar, siz ne kadar cahil, saygısız, geri kafalı adamsınız”. Yazı bas bas bağırıyor. Yazarken yanında olsanız, düşüncesinin sesini duyarsınız. EMRE KONGAR-1-ÜMİDİNE BAKIN ÇAPINI ANLAYIN yazısına devam et

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI
İnsanlık tarihi, savaşsız geniş zaman dilimleri geçirmemiştir. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında mutlaka savaş sahaları mevcut olmuş, savaşan taraflar küçük de olsa bulunmuştur. Teknolojinin geri ve nüfusun az olmasından dolayı bilinen tarihte, dünya savaşı olmamıştır, ta ki yirminci asra kadar. Yirminci asra gelindiğinde insanlık, nüfus ve teknoloji olarak dünya savaşı yapabilecek imkanlara kavuştu. Enteresan şekilde, bu imkana kavuştuktan sonra fazla beklemedi ve birinci cihan harbinin ateşi yakıldı. Birinci Cihan Harbi, katılan nüfus ve asker sayısı, kullanılan silah ve teknoloji ve yayıldığı coğrafya bakımından tarihte hiç misali görülmemiş bir çaptaydı. Tarih boyunca tecrübe üretimini akıl ve fikirle değil, deneme-yanılma yoluyla ürettiğine şahit olduğumuz insanlık, bir savaşla gerekli tecrübeyi üretemedi. Birinci harbin akabinde hınçla, hırsla, öfkeyle ikincisine hazırlanmaya başladı. Birinci harpteki sayısal göstergelerin büyüklüğü, ikincisinde küçücük kaldı. İkinci savaştaki rakamlar insanı dehşete düşürecek çaptaydı. Mesela bir Alman uçak fabrikasında aylık savaş uçağı üretim sayısı bin adetti. ABD, nükleer teknolojiye ulaşmada (ve nükleer bomba üretiminde) burun farkıyla öne geçti ve savaşı lehine bitirdi. SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI yazısına devam et

İNŞA VE MUHAFAZA-14-

İNŞA VE MUHAFAZA-14-
*Tatbik sistemi
Tefekkür bahisleri nihai tecrit noktasında üç ana başlıkta toplanır. Varlık, İnsan, Hayat… İslam bu üç temel başlığın üstünde ve merkezinde, Yaratıcı Kudretin, Allah’ın varlığını kabul eder. Varlığın veya hayatın neresinden başlanırsa başlansın, terkip ve tecrit faaliyeti, bu üç başlıktan birine ulaşır. Üç başlık ise nihayetinde Allah’a varır.
Bu üç ana konunun tezatsız izahına dünya görüşü diyoruz. İslam’ı, varlık, insan ve hayata tatbik edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz sisteme ise “tatbik sistemi” ismini veriyoruz. İslam’ın dünya görüşü inşa edilmediğinde İslam, parça parça anlaşılmaya çalışılıyor ki bu, vahim bir durum. Tatbik sistem inşa edilmeden uygulama teşebbüsünde bulunmak ise İslam’ın arzu etmediği neticeleri tevlit ediyor.
*
Tatbik sistem, vasıta sistemden sonra gelir. Tatbik sisteme ulaşmak, İslam’ın tamamını tatbik edebilecek kudret ve imkana sahip olmaktır. Bu safhada, parça tatbikatlar değil, tam tatbikat mevcuttur. İslam’a yol açmak değil, İslam’ı “gerçek” kılmak zamanıdır. İNŞA VE MUHAFAZA-14- yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI
Anlama istidatları öncelikle zihni faaliyetler için önemlidir. Zihni faaliyetler için önemli olması, aklın inşa edilmesinde de çok önemli olduğunu gösterir. “Yapabilme” istidatları ise zihni faaliyetten ziyade, hayatın pratikleri için önemlidir. Hayatın pratikleri için önemli olması, aklın inşasında daha az fakat aklın kullanılmasında daha çok önemli olduğunu gösterir.
Anlama istidatları sayı olarak fazla ve güçlü olan insanlar, hayatın pratiğinden uzaklaşırlar. Yapabilme istidatları sayı olarak fazla olur da anlama istidatları olmaz veya az olursa düşünce dünyası gelişmez fakat hayatın pratiği güçlü olur. Bu tür insanların misaline hayatta çok rastlanır. Bazı insanlar düşüncede gelişmişlerdir fakat hayatta hiçbir şey yapamazlar, bazı insanlar ise düşünmeyi pek bilmezler ama hayatın pratiğinde çok hızlı ve başarılıdırlar.
Anlama istidatları bilgiyle yoğun bir ilişki kurarlar. Anlama istidatlarının sayısı ne kadar fazla ve ne kadar güçlüyse akıl o kadar gelişir. Aklı inşa eden temel malzeme “bilgi” olduğu için anlama istidatları aklı daha fazla geliştirir. Anlama istidatları yüksek olan insanlar, yapabilme istidatları zayıf olduğunda bile gelişmiş bir akla sahip olurlar. Hayatın pratiğinde başarılı olamasalar bile bu insanların akıllarına güvenmek ve danışmak faydalıdır. Hayatın pratiğinde başarılı olamamaları, doğru ve gelişmiş düşüncelere sahip olamadıklarını göstermez. Bir konuyu iyi düşünebilmek başkadır, iyi yapabilmek başkadır. AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR?

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR
İstidat, özel yetenektir. Doğuştan varolan, sonradan çalışarak elde edilemeyen, yetenek… Her hangi bir alanda, anlayabilme ve yapabilme yeteneği… Öğrenmeden, çalışıp kazanmadan bir konudaki yapabilme eğilimi…
Eğer insanda istidatlar olmasaydı, dışardan elde edilen bilgilerle bir konuyu anlamak mümkün olmazdı. Anlamak mümkün olmadığında yapmak hiç mümkün olmazdı. İstidat, aslında öğrenme faaliyeti başlamadan önce sahip olduğumuz bilgilerdir. Öğrenmeye başlamadan sahip olduğumuz bilgilerin herhangi bir alandaki yoğunlaşmasıyla istidatlar oluşur. Bu nokta önemli, çünkü doğuştan sahip olduğumuz bilgi çoktur, eğer bu bilgiler belirli alanlarda yoğunlaşmamışsa, çok az işe yaramaktadır. İstidadın meydana gelmesi de zaten bu şekildedir. Doğumdan önce sahip olduğumuz (yani ruhumuzda varolan) bilgi toplamındaki bazı bilgiler, bazı konularda (alanlarda) birikmekte, yoğunlaşmaktadır. Bir konuda yoğunlaşan bilgiler, o konuda “anlama” ve “yapma” işini kolaylaştırmaktadır.
Bir insan iki konuyla ilgilense, birini kolaylıkla anlasa, diğerini anlamakta zorlansa, biliriz ki kolay anladığı konuda istidadı vardır. Herkes hayatında bu tür olayları yaşamıştır, yaşamaya devam etmektedir. Bu sebeple insanların istidatlarını keşfetmek, hem kendileri için hem de dışarıdan birileri için (mesela öğretmenler için) kolaydır. Fakat bazı istidatlar vardır ki, hem insanın kendisi için hem de dışarıdan birisi için keşfetmesi zordur. AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR? yazısına devam et

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

İNŞA VE MUHAFAZA-13-

Vasıta sistemin geçerli olduğu süreçte “muhafaza” meselesi çok çetrefillidir. Çünkü vasıta sistemin müesseseleri, “asli müesseseler” değil, “ara müesseselerdir”.
Vasıta sistem sürecinde kurulan müesseseler, hayatı, asli müesseselere taşıyacak ara müesseselerdir. Ara müesseseler, asli müesseselerin hazırlayıcısıdır. Umumiyetle İslam’a yabancı siyaset ve kültür iklimlerindeki çalışmalara tekabül eder. Yabancı sistemlerin içinde kurulacak müesseselerin “asli müessese” olması fevkalade zordur.
Ara müesseseler, vasıta sistem süreci devam ettiği müddetçe varlığını devam ettirir. Tatbik sistem sürecine geçildiğinde ara müesseseler miadını doldurmuş olur. Muhafaza süreleri de tatbik sistemin bidayetine kadardır.
Geçiş dönemleri tabiatları gereği problemlidir. Menzile ulaşana kadar fevkalade mühim olan bu sürecin müesseselerinde muhafaza ayarı zor yapılır. Menzile ulaşmak uzun sürerse (geçiş dönemi uzun sürerse), ara müesseselerin muhafazası için yapılan hassasiyet yığınağı fazla olabilmektedir. Lüzumundan fazla muhafaza hassasiyeti, bu müesseselerin tasfiyesine karşı bir mukavemet oluşmasına sebep oluyor. Mukavemet oluştuğunda tasfiye, çatışmalı şekilde gerçekleşiyor. “İhtilaller, önce çocuklarını yer” veciz sözünün gerçekleşme ihtimallerinden biri de budur. Her müessese bir kadro ve liderlik üretiyor ve direniş kaçınılmaz hale geliyor. Vasıta sistem fikri veya ara müesseseler anlayışı oluşturulmadığında, hayatı tatbik sisteme kadar taşıyan ehemmiyetteki müesseselerin neden tasfiye edilmesi gerektiği anlaşılamıyor. Oysa “ara müessese” isimlendirmesi bile bu türden problemlerin ciddi bir kısmını ortadan kaldırmaya kafidir. İNŞA VE MUHAFAZA-13- yazısına devam et

MISIR NEREYE GİDİYOR?

MISIR NEREYE GİDİYOR?
Mısır, tarihinde ilk defa çok partili serbest seçimlerle Cumhurbaşkanını seçti. Yaklaşık bir buçuk yıllık sürecin sonunda meclis ve cumhurbaşkanı seçimleri tamamlandı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde meclisin feshi manasına gelen yüksek mahkeme kararı ile ordunun militarist diktatörlük kuran kararları, demokratik süreç mi yoksa başka bir süreç mi olduğu hususunda tereddütler doğuruyor.
Baştan başlayalım. Mısır’da yoğun ve kalabalık halk ayaklanması ile diktatör devrilmişti. Ordu diktatöre destek vermediği ve halka namlu çevirmediği için diktatörün düşmesi, hem kısa zamanda hem de nispeten kansız şekilde gerçekleşmişti. Diktatörlerin devrilmesi, umumiyetle kanlı olur, Libya ve Suriye misalinde olduğu gibi… Mısır’daki can kaybı, muadillerine göre beyaz devrim mahiyetine sahipti. Diktatörün devrilmesinden başka ne olmuştu? İşte bu sorunun cevabı yok… Bir cevap vermek gerekirse, şu; hiçbir şey olmadı. Problem de tam bu noktada yoğunlaşıyor. MISIR NEREYE GİDİYOR? yazısına devam et

ŞEHİTLER İÇİN HER PKK’LIYI BİR MEYDANDA ASACAKSIN EFENDİ!

Şehitler İçin Her PKK’lıyı Bir Meydanda Asacaksın Efendi!

Her şehit haberi geldikçe şehitlerle birlikte “vurulup vurulup kıvranıyor” millet. Acı ve gözyaşı anaların, babaların, eşlerin, çocukların ciğerlerini dağlıyor. Öfke ve acı damar damar, yürek yürek büyüyor efendi! Bu öfkede nefs ve kin yok, menfaat ve hınç yok, Allah (c.c)’ın âyetlerine, Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetine aykırılık yok.

Allah (c.c)‘ın ecel vaktini yazdığına inanıyoruz elhamdülillah. Şüphesiz ki Allah (c.c), âyetinden bildirdiği üzere her kul bir vesile kılınarak ölecektir. Âmenna! Fakat düşman, yani PKK azıttı yine. Asker ve polisimizi şehit ediyor.

Bu ülke ki, devasa ordusu bir avuç PKK ile çeyrek asırdır baş edemiyor. Generaller ve komutanlar beş yıldızlı lojmanlarda, tatil evlerinde ve gazinolarda semiriyorlar. Bu ülke ki, hafta geçmeden askerleri ve polisleri şehit ediliyor ve yüreklere ateş düşüyor. İdarecileri ve komutanları ise içi boş protokol beyanatlar vermekle meşguller.

KISASA KISAS; HER PKK’LIYI BİR MEYDANDA ASACAKSIN

Kandil Dağı’nın yakacaksın efendi! Silahlı gördüğün her PKK’lıyı meydanlarda asıp sallandıracaksın. Savaştır bunun adı. Savaş açan düşman alçaklığın, canavarlığın bütün şenaatını taşıyarak saldırıyor. O zaman açıp Kur’ân-ı Kerim’i, böyle bir düşmana ne yapılır, gereğini yerine getireceksin efendi! Kısasa kısas; nizamı tesis için her PKK’lıyı bir meydan asacaksın; âyet böyle buyuruyor. ŞEHİTLER İÇİN HER PKK’LIYI BİR MEYDANDA ASACAKSIN EFENDİ! yazısına devam et

İNŞAVE MUHAFAZA-12-

İNŞA VE MUHAFAZA-12-

Vasıta sistem, bir cihetten bakıldığında da, başka sistemler içinden İslam’a yol aramak ve açmak meselesine karşılık gelir. Yukarıdaki misalden hareketle, para trafiğini yönetecek bir müessese inşa ve tatbik etmek, mevcut siyasi ve iktisadi rejim içinde yapılabilmelidir. Ki, bu yolla hayat yavaş yavaş (ve tabi ki mümkün olduğu kadar hızlı) İslam’a doğru taşınabilsin ve nihai hedefe doğru yaklaşılsın.
İslam’ı mevcut şartlarda (başka siyaset ve kültür iklimlerinde) tatbik edememek, tüm tatbikatlarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Tatbikat için ideal şartları beklemek, o şartların hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösterir. İdeal şartları gerçekleştirmek için mücadele etmenin en mühim yolu, vasıta sistem marifetiyle, mevcut şartlar ile ideal şartlar arasındaki uçurumu kapatmaktır. İNŞAVE MUHAFAZA-12- yazısına devam et

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI
Çocuklarda benlik inşası başlı başına bir konudur. Bir yazıda anlatılacak kadar kısa bir konu da değildir. Bu sebeple çocuklarda benlik inşası konusunda ayrı bir kitap çalışmamız bulunmaktadır. Burada kısaca özetlemekle yetinelim.
Benlik ortaya çıkmaya başlamadan önce ahlak eğitimi yapılmalıdır. Ahlak eğitimi ile insanın zihni evreni, doğru, güzel ve iyi ölçülerine sahip olur. Zihni evren benlik ve akıldan önce bu ölçülere sahip olmaya başlarsa, benlik zihni evrene doğmaya başladığında kendini bu ölçülerin içinde bulur. Benlik ilk gözünü açtığında iyi, doğru, güzel ölçülerini görürse, kendini o evren içinde geliştirir.
Benliğin zihni evrene doğmaya başlamasına paralel olarak akıl inşasına başlanmalıdır. Benlik, bağımsız şekilde gelişmeye başlarsa, ahlak ve aklın oluşması gecikir ve sağlıksız olur. Benliğin doğumuna paralel olarak inşa edilmeye başlanan akıl, hem güçlü olur, hem gelişmesini sürekli devam ettirebilir, hem de benlikten bağımsızlaşma gücünü kendinde bulabilir. AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI yazısına devam et

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

İNŞA VE MUHAFAZA-11-

*Vasıta sistem nedir?
Vasıta sistem, nihai sistem olmadığı için tabiatı gereği problemlidir. Kurulması ve işletilmesi, nihai sistemden daha zordur. Zira bir taraftan mevcut şartları dikkate alır, diğer taraftan İslam’ın yekununa ulaşmak için onu esas alır. “Hiç” ile “hep” arasındaki güzergahta yürümek fevkalade zordur, bunun sistemini kurmak ise daha zor.
Vasıta sistemin iki boyutu var. Şartların temini ve hayatın inşası…
Şartların temini, İslam’ın tatbik iklimini inşa etmek için lüzumludur. Hayatın inşası ise, şartların temininden sonra, İslam’ın hayatını üretmek içindir. Bu ikisinden sonra sıra tatbik sistemine gelir. Şartların temini, tabiri caizse, zemini tesviye ve tasfiye etmektir. Hayatın inşası ise, tesviye ve tasfiye edilmiş olan zeminde, İslam’ın tatbik müesseselerini inşa etmektir.
Şartların temini…
Şartların temini, İslam’ın tatbiki için elzem olan kuvvet ve imkânın teminidir. Siyasi sahadaki ihtilalden tutun da içtimai sahada ahlaki altyapıya kadar her şey, şartların teminine dâhildir.
İslam, müstakil (bağımsız) din ve müstakil dünya görüşü olarak, kendi tatbik iklimine ihtiyaç duyar. Başka dünya görüşlerinin veya kültür iklimlerinin içinde (ve yedeğinde) tatbiki kabil değildir. Şartların temini bahsi, özet olarak bu hususa matuftur. İNŞA VE MUHAFAZA-11- yazısına devam et