Aylık arşivler: Ekim 2012

SİYASAL ŞİZOFRENİ ÖRNEĞİ, CHP

SİYASAL ŞİZOFRENİ ÖRNEĞİ, CHP
Bir ülkede farklı siyasi düşüncelerin olması ve bunların birbiriyle rekabette hatta mücadelede bulunması tabiidir. Demokratik siyasi rejimler zaten bu öngörü üzerine kurulur, birden çok siyasi düşünce olduğu için demokrasi vardır ve iktidarın el değiştirme yolu da seçim sandığıdır. Farklı fikirlerin olması ise daha derindedir ve insan tabiatıyla ilgilidir. Tüm insanların aynı fikre inanması mümkün değildir, o ihtimal ancak robotlarda, bilgisayar programları marifetiyle gerçekleştirilir.
Malumun ilamı cinsinden yaptığımız bu girişin sebebi, siyasi düşünce farklılıklarının aynı havzada (mesela ülkede) yaşamak mecburiyetinde olduğunu göstermek için. Her türlü farklılığı aynı havzada birlikte yaşatabilmek ciddi bir maharet ister.
Siyasi düşünce farklılıklarını aynı havzada yaşatabilmenin ilk şartı, her siyasi düşüncenin birlikte yaşama iradesine sahip olmasıdır. Birlikte yaşama iradesi olmayan bir siyasi düşünce ile beraber yaşamak için yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Birlikte yaşama iradesinin “eklektik” bir durum arzetmemesi, siyasi düşüncenin özüne nüfuz etmesi, ideolojik ana yapının parçası olması şarttır. İdeolojik çerçevenin özünde olmayan birlikte yaşama iradesi, zayıf olduğu için hakimiyet kuramayacak siyasi düşüncenin stratejik manevrasıdır. Birlikte yaşama iradesinin, ideolojik öz olmadığı, stratejik tercih ve manevra olduğu siyasi düşünceler, bulduğu her fırsatta hayatın altyapısını dinamitler. SİYASAL ŞİZOFRENİ ÖRNEĞİ, CHP yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-25-HZ. ALİ(RA)-3-

Hz. Ali (RA) Efendimize dönersek buradan…

Konu başını alıp gidiyor bazen. Bu manada çok kapı var Hz. Risaletpenah’a gitmek isteyen için… Sahabe sayısınca kapı var. Kapıların bazıları biraz büyük bazıları biraz küçüktür ama her biri bir kapıdır ve O’na çıkar. Kapıların büyüklük küçüklük bahsi ayrı, mahiyeti yani açıldığı makam bahsi ayrıdır. Büyüklük derecelerine bakıp da, herhangi birisi için O’na çıkmıyor demek yanlıştır. Hz. Ali’nin (RA) temsil ettiği kapı geniştir, ferahtır, salimdir. Aynı zamanda da dâhilerin kapısıdır, namütenahi, sınırsız anlama faaliyetini gerçekleştirebilecek olanlar için uygundur ve salimdir. Dahilerin kapısı olması normal akıllara uygun olmadığını göstermez, Hz. Ali’nin (RA) kapısı, hem dâhilere hem de normal akıllara açıktır.

Nasıl, bu nasıl olabilir, hem dâhiler hem de normal zekalar için uygun kapı nasıl olabilir? Bu, biraz çelişik bir ifade değil mi Haki bey? HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-25-HZ. ALİ(RA)-3- yazısına devam et

AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ”

AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ”
Ahmet Altan, Taraf Gazetesinin ilk yıllarında Kemalist rejime karşı “tabu yıkıcı”, “ezber bozucu” türünden bir fonksiyon üstlendi. Gerçekten Kemalist rejim ve askeri vesayet ile ilgili yazdığı yazılarında, daha önce pek dokunulamayan, hakkında fikir beyan edilemeyen konularda yazılar yazdı. Ülke o yıllardaki Taraf Gazetesine ve Ahmet Altan’a borçlu. Fakat insan zihninin özelliklerinden biri de atalettir. Tembellik, sürekli fikir üretimini engelliyor, bir müddet çalışıp bir şeyler tespit ettikten sonra kendini salıveriyor. Üretmiş olduğu ezberlerle (şablonlarla) idare etmeye, onları tüketmeye başlıyor.
Ahmet Altan, bu türün ilginç bir örneği… Kemalist rejim ile ilgili bazı ezberleri bozduktan sonra, kendi ürettiği ezberleri tekrarlamaya başladı. Görünüşe bakılırsa, kendi de bunun farkında değil. Kemalist rejim ile ilgili yılların fikir üretimi, “ezber” haline gelmiş. Sürekli üretmeyince insan, ezberden başka söyleyecek bir söze sahip olamıyor.
Ahmet Altan fikir adamı olmadığı için, yeni durumlar, yeni hadiseler, yeni gelişmeler karşısında yeni fikirler üretemiyor. Kemalist rejim ile ilgili fikir yığınağını, her konu için kullanmaya çalışıyor. Teşbihlerle, kıyaslarla, Kemalist rejim ile ilgili bilgi ve fikirlerini, her durum için tekrarlıyor. Çok tuhaf bir durum, bunu hem kendisi farketmiyor hem de kamuoyu farketmiyor. AHMET ALTAN’IN “EZBERCİLİĞİ” yazısına devam et

TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-2-SENTEZ YÖNTEMİ

TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-2-SENTEZ YÖNTEMİ
Sentez yöntemi… İşin sırrı aslında burada… Stratejik istihbaratın esası denklem kurmaktır. Sırrı ise denklemin nasıl kurulacağında, yani sentezde, sentezin kıvamında…
Teşkilatın geliştirdiği sentez yöntemi, stratejik istihbaratta müthiş adımlar atılmasını, büyük mesafeler alınmasını sağladı. Sentez ögelerinin bir kısmı eski denklem ögelerinden farklı. Teşkilatın sentez yönteminin temel farklılığı da zaten kullandığı farklı ögelerden kaynaklanıyor.
Birkaç örnekle konuyu açıklamaya çalışayım. Tamamını anlatmam zaten sözkonusu değil.
Yeni sosyoloji biliminden aldığı ögelerden birisi, sosyal süreçlerin hız denklemi. Sosyal süreçlerin hız denklemi, eski sosyolojide farklı, istihbarat servislerinin çoğunluğu hala eski sosyal süreç hız denklemini kullanıyor. Bu sebeple de öngörüleri yanlış çıkıyor, çünkü sosyal süreçlerin hızı aşırı derecede arttı. Sosyal süreçlerin hızının arttığını herkes biliyor çünkü herkes görüyor fakat yeni hız denklemini kimse kuramadı. Kuramamalarının sebebi ise malum, eski sosyolojiyi kullanıyorlar. TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-2-SENTEZ YÖNTEMİ yazısına devam et

CUMHURİYETİ NASIL BİLİRSİNİZ?

Cumhuriyeti Nasıl Bilirsiniz?

(Bu yazı ihtiyaca binaen ilâveli olarak bir daha takdirinize sunulmaktadır)
Bâzı tecrübelere bakıldığında, cumhuriyet, cumhurun hâkim olduğu, rey ve esasa göre idarecilerinin belirlendiği, istibdat ve oligarşinin en az hükümferma olabileceği bir rejimdir. Âmenna.

Fakat, “Cumhuriyet” nâmı altında ilân edilen her cumhuriyetin, inkılâpçı istibdattan ve “Tek Adam” ideolojisinden uzak, cumhurun dininden neşet eden kültür ve medeniyet değerlerine sımsıkı bağlı bir cumhuriyet vasfını taşıdığını söylemek mümkün değildir?

Türkçü Tekinalp (Moiz Kohen)’e göre “Cumhuriyet, atalar ruhunun dirilmeye ve Türklerin tekrar Türkleşmeye başladığı dönemdir. Bu dönemin fikir babası Ziya Gökalp, uygulayıcıları ise Kemalizm ve İnönü’dür.” CUMHURİYETİ NASIL BİLİRSİNİZ? yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-24-HZ ALİ(RA)-2-

Haki bey burada anlaşılması zor bir durum var. İlim olmadan sadakat olmaz fakat sadakat olmadan da ilim olmaz. Adalet yani muvazene olmadan ilim olmaz fakat ilim olmadan muvazeneyi nasıl kuracaksınız? Ahlak olmadan ilim tahsilinin ölçüsü olmaz fakat ilim olmadan ahlakın ölçüsünü nasıl anlayacaksınız? Bu noktada nasıl bir yaklaşım gerekir?

Güzel bir soru, bu soru olmasa mesele eksik kalacaktı. Mevzuu bu şekilde bırakmak anlama zorluklarına davetiye çıkarmaktır. Evet… Nasıl olacak? Buradaki sıralamayı düz bir çizgi olarak kabul etmeyin, düz çizgi olarak kabul ettiğimizde mevzuun içinden çıkılmaz olur. Bu hususiyetleri daire haline getirin, daire haline getirince, sadakat, adalet, ahlak, ilim sıralamasından her biri hem önde hem de arkada olur. Yani birbirinin hem sebebi hem neticesi haline gelir. Bu nasıl tatbik edilir? Sadakatten başlarsınız ilime kadar varırsınız, bu süreçte bir müddet geçtikten sonra (yani bir miktar verim elde ettikten sonra) tekrar başa dönersiniz. Yani ilimden sadakate dönersiniz, elde ettiğiniz ilimle sadakatinizi, adaletinizi, ahlakınızı kontrol edersiniz, aynı zamanda da sadakatinizle ilminizi kontrol edersiniz. İlminiz sizi sadakatten uzaklaştırıyorsa, adaletten uzaklaştırıyorsa, ahlaktan uzaklaştırıyorsa problem var demektir. İlerlemek, bu dairede mütemadiyen tur atmaktır.

Afedersiniz, dairede tur atmak nasıl ilerlemek oluyor?

Çünkü ilerlemek derinleşmektir. Bu dairenin oluşturduğu alanda, derinliğine doğru mesafe almaktır. HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-24-HZ ALİ(RA)-2- yazısına devam et

AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”

AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”
Liberal kadro Taraf gazetesinde toplandı ya, onları toplu halde görmek, insan ve hayat ile ilgili düşüncelerini değerlendirmek imkanı bulabiliyoruz. İnsan anlayışları nedir, hayata nasıl bakıyorlar, bir teklifleri var mı? İtiraf etmek gerekir ki, bu ve benzeri soruların cevaplarını bir gazeteyi takip ederek öğrenmek iyi bir imkan.
Ne var ki bu soruların cevabını Ahmet Altan’ın yazılarında açıkça görmüyoruz. Fikir adamı olmadığından galiba, “temel meselelerde” kalem oynatmıyor. Bu soruların cevabını Ahmet Altan’dan almak isteyenler (yani bizim gibiler) için yapılacak tek iş var; Altan’ın yazılarını didik didik edip “fikir kırıntıları” aramak…
Ahmet Altan’ın 26.10.2012 tarihli “Erdoğan ve açlık grevi” başlıklı yazısında da aynı işi yapmamız gerekiyor. İnsanlık anlayışının sınırlarını görmek için yazıyı tahlil etmekten başka şansımız yok. AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI” yazısına devam et

TEŞKİLATIN BAŞARAMADIKLARI-4-KAOS MATEMATİĞİ

TEŞKİLATIN BAŞARAMADIKLARI-4-KAOS MATEMATİĞİ
Yeni sosyoloji bilimi, sosyal matematik ve stratejik istihbarat konularının eksik ayağı kaos matematiğidir. Sosyal matematik ve stratejik istihbarat çalışmaları, öngörülebilir sosyal akış ritminde sözkonusudur. Kaos matematiğini biraz yeni sosyoloji bilimi içinde, biraz sosyal matematik içinde, biraz da stratejik istihbarat içinde değerlendiriyor ama bir türlü hangi alanda konumlandıracağına karar veremiyor. Bilindiği üzere, bir şeyin (konunun) hangi vahada olduğunu bilmezseniz, yani doğru vahaya (koordinat düzlemine) yerleştiremezseniz ilerleyemezsiniz.
Mevcut yeni sosyoloji bilimi, sosyal matematik bilimi, stratejik istihbarat disiplini ile bir kaosun gelip gelmeyeceğini, ne zaman geleceğini, hangi hedefleri vuracağının küçük hata paylarıyla hesaplayabilme yeteneğini kazanan teşkilat, kaos geldiğinde nasıl bir hesaplama yapacağını bilmiyor. TEŞKİLATIN BAŞARAMADIKLARI-4-KAOS MATEMATİĞİ yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-23-HZ. ALİ(RA)-1-

HAZRETİ ALİ(RA)

Hz. Ali denilince insanın akla ne tür çağrışımlar geliyor Haki Bey

Hz. Ali (RA) ile ilgili tedaileri takip etmek gerekirse çocukluğa kadar gitmek gerekir. Biliyorsunuz biz çocukluğumuzdan beri Hz. Ali’nin kahramanlık hikâyelerini, cenklerini okuduk. O manada çocukluk arka planına kadar gittiğinizde Hz. Ali (RA) ile şecaat, kahramanlık, bahadırlık eş anlamlı olarak hissi derinliğimize, kalbi dünyamıza kadar inmiştir. Çocukluğumuzdan kalma öyle bir alt yapısı var tabii ama insan büyüyor mecburen. Çocuk kalmıyor, cenk kitaplarından başka kitap okuyunca Hz. Ali (RA), netice olarak, zihni ve kalbi evrenimde, keskin bir idrak, yüksek bir ufuk, hacimli bir akıl, zapt altına alınamayacak bir zekânın cem olmuş halidir. Sahabenin dâhilerindendir. Bu konu pek konuşulmaz, nedense gündeme gelmez. Sahabeye, sahabe olmasından dolayı hürmet ve muhabbetimiz, bu türden bazı teşhisleri yapmamızı engellemiştir. Hürmet ile idrak arasındaki münasebetin sıhhatli ve sıhhatsiz şekilleri var. Mesela aşırı hürmetin idrak faaliyetini engellediği zannedilir bu yaklaşım yanlıştır. Hürmet idrak faaliyetini engellemez, aşırı hürmet de engellemez. Bir konuda veya şahıs hakkında anlama (tefekkür) faaliyetini engelleyen, sadece hürmet etmek halidir. O zat veya konu ile münasebetin “sadece hürmet” üzerinden kurulması, anlama faaliyetini ortadan kaldırıyor. Bu hal, duygu ile tefekkür arasındaki girift münasebet ağında tetkik edilmelidir. Mesela bir şahıstan sadece nefret ettiğinizde de idrak faaliyeti engellenir. HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-23-HZ. ALİ(RA)-1- yazısına devam et

MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ”

MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ”
Murat Kapkıner bir müddettir Taraf gazetesinde yazıyor. Ne vesileyle yazıyor bilmem ama yazılarını takip etmeye çalışıyoruz.
Taraf gazetesinde yazanlarda her nedense eksen kayması mukadder gibi görünüyor. Sadece Taraf gazetesinde yazmış olmayı dert etmeyiz hatta Cumhuriyet gazetesinde bile yazmayı (tüm komikliğine rağmen) dert etmeyiz. Mesele fikirdir, yani doğru düşüncedir. Fakat Taraf gazetesinin yazarları üzerinde enteresan bir tesiri var. Tarafta yazanlar bir şekilde (az da olsa) “taraflaşıyorlar”. Yoksa aksi durum sözkonusu da biz mi böyle görüyoruz? Yani önceden taraflaşmış olanlar Taraf gazetesinde yazmaya mı başlıyorlar? Kamuoyundan takip etmeye çalıştığımız için, gazetede yazmaya başlamadan önceki hallerini bilmiyoruz, bilmediğimiz için de nasıl bir ruhi ve zihni süreçten geçerek Taraf gazetesine geldiklerinden haberimiz yok. Dolayısıyla hangisinin önce olduğunu tespit imkanına sahip değiliz, biz gazetede yazmaya başladıktan sonra takip edebildiğimiz için, bu safhadan sonrasını tetkik ediyoruz.
Murat Kapkıner, kalemi hafif birisi değil. Kendisi tefekkür ile meşgul birisi. Konuya bu şekilde bakınca, mesele ciddiyet arzediyor.
Murat Kapkıner, bizim takip edebildiğimiz kadarıyla uzun müddettir kamuoyunun önünde değildi. Kamuoyunun önüne çıkmadan, görünür olmadan yaşamak, tefekkür meşguliyetini fikir piyasasına sunmadan yapmak, bazı imkanlarla beraber bazı problemleri de davet ediyor. Yalnız yaşamak veya dar bir çevreyle yaşamak, bir taraftan yoğun bir tefekkür faaliyetine girme imkanı oluşturuyor, diğer yandan insanı, sahip olduğu veya ürettiği fikirlerin sağlamasını yapma imkanından mahrum ediyor. İnsan öyle ya da böyle bir dış murakabeye ihtiyaç duyuyor. Enfüsi dünyasına dalıp giden insan, ruhi labirentlerinde ve nefsin koridorlarında tükenebiliyor. Yalnızlık, kendi düşüncelerine itiraz eden birilerinin olmamasıdır. İtiraz edilmeyen düşünceler bir müddet sonra katılaşıyor, çelikleşiyor ve insanın enfüsi dünyasında tortulaşıyor. Bu girdaba yakalananların hali fena olmuştur. MURAT KAPKINER DE “TARAFLAŞMIŞ” yazısına devam et

TEŞKİLAT BİR NUMARAYI BİLİYOR

TEŞKİLAT BİR NUMARAYI BİLİYOR
Bir numara… Hani şu Ergenekon Terör Örgütünün meşhur ama meçhul bir numarası var ya, işte onun üstündeki bir numarayı. Yani Ergenokon’un bir numarasını değil, onun da üstündeki bir numarayı… Hem de başından beri biliyor.
Biliyor da neden göz altına almadı, neden soruşturmaya konu etmedi, neden yargılanmasını sağlamadı? Çünkü bir numara “şahıs” değil, bir “makam”… Makamı yargılayamazsınız, makamı ele geçirirsiniz.
Ergenekon Terör Örgütünün bir numarası başkadır, benim bahsettiğim bir numara başka. Ergenekon Terör Örgütü gibi çok sayıda örgüt var, o örgütlerin hepsinin ayrı ayrı bir numarası var. Bizim sözünü ettiğimiz “bir numara”, bu örgütlerin başlarının (bir numaralarının) bağlı olduğu bir numaradır.
Şema şöyle; zirvede bir makam var, o makamın etrafındaki ilk halkada legal ve illegal çok sayıda örgütün bir numarası var. Bu örgütlerin bir kısmı sivil bir kısmı askeri nitelik taşıyor ve hepsinde de hem sivil hem de asker şahıslar mevcut. Bir numaranın etrafındaki ilk halkada bulunan “bir numaralar” eksiksiz asker kişiler. Birinci halkadan aşağıya (ikinci, üçüncü halkalara) doğru inildikçe “yönetici kadrolarda” sivil kişiler de var. TEŞKİLAT BİR NUMARAYI BİLİYOR yazısına devam et

TÜRKİYE KENDİSİYLE HESAPLAŞIYOR

TÜRKİYE KENDİSİYLE HESAPLAŞIYOR
Türkiye kendisiyle hesaplaşıyor. Müthiş bir zihni hareketlilik var. Ciddi manada zihni mecralar, tefekkür mecraları açamasa da, ciddi fikir eserlerinin içinde toplayacağı tefekkür havzaları oluşturamasa da, cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş bir deverana sahip. Hangi yöne gideceği hususunda tereddütleri olsa da, kendisi yeni bir istikameti açacak kadar olgunlaşamasa da, ezberlerin mühim bir kısmını unutan veya unutmaya gayret eden ve yeniden düşünme temrinleri yapmaya çalışan bir manzara çiziyor.
Ezberler… İşin sırrı burada… Ezberlere sahip olan bir cemiyet, tefekkür istidadını kaybediyor. Tefekkür ise her işin başı, o yoksa hiçbir şey yok. Tefekkür yoksa, gevezelikten başka bir şey kalmıyor. İşin dikkat çekici tarafı ise gevezeliklerden ağır siyasi hesaplaşmaların zuhur etmesi… Darbeler, darbe teşebbüsleri, darbe planları, milyonlarca insanı toplama kamplarına istif etme düşünceleri, düşünememekten, yani gevezelikten kaynaklanıyor.
Ezberlerin çatışmasından başka bir şey yok, fikri mücadele hiç yok. Fikri mücadele olmayınca, olamayınca, geriye kalan fikirsiz siyasi mücadeledir. Fikirsiz siyasi mücadele ise saf güç mücadelesidir. Sadece güç mücadelesi olarak ortaya çıkan siyasi arena, ağır hesaplaşmalara yol açıyor. İkna edecek fikri olmayanlar, imha edecek güç arayışına giriyor. Hal böyle olunca, milyonluk katliamların zihni evrende, tefekkür olmadığı için de duygu havzalarında temrinleri yapılıyor. TÜRKİYE KENDİSİYLE HESAPLAŞIYOR yazısına devam et

DÜŞÜNCE VE SİYASETİN SEVİYESİZLİĞİ

Siyasi alan fazla görünür halde. Bunun sebebi malum, iktidar alanı olmasıdır. İktidar, iktidar mücadelesi, devlet ve halk üzerinde kullanılan yetkilerin siyasi alana yığılmış olması, siyaseti fazla görünür kılıyor. Hem kullandığı yetkiler bakımından hem de fazla görünür olmasından dolayı, ülkedeki tartışmaların kahir ekseriyeti siyasi alanda gerçekleşiyor. Bu durum ne kadar sağlıklı, olması gereken bu mudur, siyaset hakettiğinden fazla bir ilgiye mi sahiptir gibi bir çok sorunun cevabı tartışılmalıdır.
Bir ülkedeki yetki temerküzünün merkez üssünün siyasi alan olması, siyasi alanın mahiyetinden dolayı yanlış gelmiyor. Ne var ki bu durum, ülkenin Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan bir kültüre işaret ediyor. Siyasi alandaki yetki yığınağının bu çapta olması aslında sağlıklı bir yapıya işaret etmez. Yetkinin mümkün olduğunca dağıtılması, paylaşılması, halka yayılması gerekir. Burada bahsettiğimiz yetki dağılımı, yasama, yürütme, yargı arasındaki paylaşım değil. O paylaşımın yapılması zarureti açık. O taksimatın dışında da bir yetki dağılımı ve paylaşımı şart. DÜŞÜNCE VE SİYASETİN SEVİYESİZLİĞİ yazısına devam et

YENİ SOSYOLOJİ BİLİMİ-1-TEMEL ESASLARI

YENİ SOSYOLOJİ BİLİMİ-1-TEMEL ESASLARI
Sosyoloji bilimi üç temel üzerine oturur, birey, toplum ve bu ikisinin birleşiminden meydana gelen hayat… Üçü de birbirine sıkı sıkıya bağlıdır, biri olmazsa diğerleri de olmaz ancak buna rağmen her üçünün de farklı doğal özellikleri var. Her şey bireyden başlar, bundan dolayı insan zihninin haritasının çıkarılması gerekir. Toplum sayısız bireyden oluşur, demek ki zihin haritasının bireysel özelliklerinin yanında, toplumsal özellikleri de çıkarılmalıdır. Hayat denen kavramın sırrı ise zihin haritasının, bireysel özelliklerle toplumsal özellikler arasındaki sarkaçta aranır.
Sosyoloji bilimi psikolojiyi ihmal etmişti. Psikoloji ile birlikte bireyi de ihmal etmişti. Her nedense toplum bireylerin üzerinde, bireyi tamamen belirleyen bir merkezde inşa edilmişti. Neredeyse bireysiz bir toplumdan bahsediliyordu. Bu bakış problemliydi, hala da problemli ama kısmen bundan kurtulmaya başladı.
Sosyoloji, psikolojisiz örgüden kurtulmaya başladı ama hala doğru noktaya gelebilmiş değil. Psikoloji ile sosyolojiyi sentezleme çalışmaları, doğru merkezi bulamadığı için bir türlü gerçekleştirilemiyor. Doğru merkez “hayat” kavramında gizliydi, sosyoloji de psikoloji de bu noktayı atladı. YENİ SOSYOLOJİ BİLİMİ-1-TEMEL ESASLARI yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor. HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6- yazısına devam et

TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-1-

TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-1-
Stratejik istihbarat çalışmaları çok zor, sayısız bilgi alanından bilgiyi toplanması ve bunların değerlendirilmesi gerekiyor ki, insan aklı dayanmaz. Bilginin çeşitliliği, sayısı, kıymeti ayrı ayrı değerlendirilmeli, her biri için ayrı formülasyonlar (veya denklemler) oluşturulmalı, sonra da bunlar arasındaki mimari örgü gerçekleştirilmelidir.
Stratejik istihbarat, istihbarat faaliyetleri içinde en önemlisidir. Önemli olması, biraz da zorluğundan kaynaklanıyor. Stratejik istihbarat çalışması her gizli servisin maharetle yapabildiği bir tür değil. Hepsi yapmaya çalışıyor, hepsi bu alana ciddiyetle eğiliyor ama hepsi aynı sonucu ve verimi elde edemiyor. Bir konuda, netice alacak stratejik istihbarat çalışması yapabilmek için binlerce denklem kurmak, bunlardan elde edilecek sonuçların sağlamasını yapmak, her denklemin sonuçlarıyla üst seviye yeni denklemler kurmak gerekiyor. Bu şekilde piramidi oluşturmak ve piramidin zirvesinde bulunan nihai sonucu (verimi) doğru elde etmek şart…
Teşkilat, stratejik istihbaratta yaptığı devrim ile bu hesaplama yöntemlerini değiştirdi. Değişiklik, bir taraftan bilgi miktarı ve çeşidini azaltırken diğer taraftan hesaplama (değerlendirme) yöntemlerini kolaylaştırdı. Başka istihbarat örgütlerinin altı ayda yaptığı bir stratejik istihbarat çalışmasını, bir haftada yapacak hale geldi. Evet, bu gerçekten bir devrim… TEŞKİLATIN STRATEJİK İSTİHBARAT DEVRİMİ-1- yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5- yazısına devam et

HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”

HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”
Halil Berktay, Ahmet Altan gibi değil, gerçekten entelektüel birisidir. Taraf gazetesinin iki ağır topundan birisi, diğeri ise Murat Belge… Ahmet Altan’ın hiçbir derinliği olmayan yazılarının aksine, Halil Berktay, analiz (tahlil) ve sentez (terkip) çabası içinde. Bu cihetten bakıldığında, ciddi bir düşünme gayreti göze çarpıyor.
Halil Berktay eski Marksistlerden. Eski halini fazla bilmem, Taraf’ta yazmaya başladığından beri takibimde olan birisi. Yazılarında sürekli olarak gördüğüm, görülmemesi mümkün olmayan vaka, tefekkür cehdidir. Bu özelliğinden dolayı da kıymetli buluyor ve takip ediyorum. Farklı dünya görüşlerine sahip olmak ayrı bir şey, insan haysiyeti “tefekkür” ile, en azından tefekkür çabası ile kaim. İnsan hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun, tefekkür çabası ile “insan” oluyor, bu çabayı kaybettiği nispette ise “insanlıktan” uzaklaşmaya başlıyor.
Berktay, 20.10.2012 tarihli, “Bak, kimlerle berabersin” başlıklı yazısında, “düşünce dünyasının” evrim sürecini, Marksist tarih üzerinden yapıyor. Hoş bir yazı, Marksist tarihin açmazlarını tespit ederek, o tarih üzerinden oluşan zihni organizasyonların bir takım hastalıklarına dikkat çekiyor.
“Bir zamanlar büyük anlatılar ve onlara karşılık gelen ideolojik çatılar vardı. Dünyayı, kapitalizm cephesine karşı sosyalizm cephesi gibi düşünmek böyle bir zihinsel yapılanmaya yol açıyordu. Hiçbir konu diğerinden bağımsız değildi; öyle bir dizi mevzi vardı ki, hepsini birleştirdiğinde uluslararası komünist hareketin genel çizgisini oluşturuyordu ve hangi noktadan bunun dışına çıkarsan çık (ve o nokta ne kadar önemsiz gözükürse gözüksün) burjuvazinin kampına iltihak etmiş sayılıyordun.”. Güzel bir tespit… HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI” yazısına devam et

ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET

ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET…
Prof. Dr. Bedri Gencer nam biri… Star gazetesinden Fadime Özkan, kendisiyle bir mülakat yapmış, 22.10.2012 tarihinde gazetede yayınlandı. Mülakatın başlığı ümit verici, heyecan uyandırıcı, dikkat çekici; “Şeriatsız hakikat, namazsız niyaz dönemini yaşıyoruz”. Böyle bir başlık görünce insan, derinliğine bir mülakat bekliyor ve tabii olarak mümtaz teşhislere hazırlanıyor, okumaya başlamadan.
İslam’ı, “her ne ise odur” ölçüsü içinde anlamalıyız. İslam, her ne beyan etmişse, onu eksiksiz ve fazlasız olarak anlamalı, saffetini muhafaza etmeliyiz. İslam’ın “mana yekunu” ne ise, ona ekleme yapmadan, ondan bazı hususları çıkarmadan anlamak mesuliyetine sahibiz. İslam’ın mana yekununu eksiksiz anlamanın yanında, “mana mimarisini” de doğru idrak etmeliyiz. Ekleme ve çıkarma yapmadan kabul etmek “iman”dır, “mana mimarisine” nüfuz etmek ise anlamanın ilk basamağıdır.
İslam’ı anlama hususundaki nakısalardan biri ve en mühimi, “mana mimarisi” bahsidir. Hangi bahis İslam yekununun neresindedir, hangi ölçü diğerlerine mukaddemdir, her bahsin kendi terkip bütünlüğü nasıldır ila ahir… Her bahsin merkezini bir milim kaydırmak, tüm yekunu, yekunun mana mimarisini bozuyor. Profesör Bedri GENCER, “İbrahimi dinlerde din Şeriat, Şeriat ise fıkıh demektir” ifadesiyle giriş yapıyor İslam’ın mana mimarisine… Bunu söylediğinizde yanlış söylemiş olmazsınız fakat ne zamana kadar yanlış söylemiş olmazsınız? “Din ahlaktır” ölçüsüne gelene kadar. Din (İslam) sadece Şeriattır (fıkıhtır) dediğinizde, mana mimarisini yıkarsınız. ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET yazısına devam et