Aylık arşivler: Kasım 2012

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-35- HZ. ALİ(RA)-13-

Hz. Ayşe’nin de (RA) bir şekilde içinde bulunduğu ordu hareket ediyor, bundan sonraki gelişmeler nedir?

Cemel vakasının gerçekleştiği yere varmadan önce, yolda, köyün ismini hatırlamıyorum, orada köpekler havlıyor. Burası önemli bir noktadır. Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bir gün hanımlarına o köyün ismini söyleyerek, “O köydeki köpeklerin kime havladığını keşke bilseydim” diye buyuruyor. Hz. Aişe (RA) Validemiz, ordu o köyden geçerken köpeklerin havladığını duyuyor. Soruyor, “Burası neresidir” diye, o köyün ismi zikredilince, saçını başını yoluyor, “eyvah” diyor, “o benmişim”. Dönme istiyor fakat “o köy değil” gibi bazı ifadelerle ikna ediliyor, aslında aldatılıyor. İşin bir kader planı var, dikkat edin, Hadis-i Şerif gerçekleşecek… Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyanı boşlukta kalır mı? Bu tarafına kimse dikkat etmiyor. Kuru bir kavga, o haklıydı, bu haklıydı… Bunu ne yapacaksınız? Kaderin üzerinde bir güç mü var? Allah’ın Azze ve Celle’nin kudreti ile yarışacak biri mi var?

Bu durum sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Sorumluluğu tayin eden Şeriat’tır. Şeriat’a göre bir fiil neyse odur. Meselenin o kısmın konuşmuyoruz, tabii ki kaldırmaz. Lakin anlaşılmalı ki, evvelinde, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bilgisi dahilinde, vukua geleceğini biliyor. Bakın burada mühim bir husus var, mademki mesele buraya geldi, temas edelim. Biz kadere iman ederiz fakat kaderin ne olduğunu bilmeyiz, dolayısıyla çalışmaya devam ederiz. Kaderi vukuundan sonra biliriz ve rıza gösteririz. Fakat Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize, geleceğe dair çok şey bildirilmiştir, geleceğe ait Hadis-i Şeriflerin manası budur. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın kadere rızası, vukuundan evveldir, ifadelere dikkat edin, “oraya gitmeyin, orada bulunmayın” demiyor, kaderi, bildirildiği kadar biliyor fakat engel olmaya çalışmıyor, kadere rızası, vukuundan evvel. Buna rağmen bazılarının bu hadiseler üzerinden kavga etmesi, çok ahmakça değil midir? Dikkat edin, bir tarafa Risalet’in, vukuundan evvel kadere rızası var, diğer taraftan vakanın faillerinin, vukua gelmiş kadere rızaları var fakat bazılarının bugünden geriye doğru hadiselere bakıp kavga ve fitne arayışı var. Böyle olmaz… HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-35- HZ. ALİ(RA)-13- yazısına devam et

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-4-MÜŞTEREK GAZETE

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-4-MÜŞTEREK GAZETE
Bilgi ve haber yoğun yayıncılık türü olan gazete, aktüel gelişmelerin de değerlendirildiği, yorumlandığı, genel plan (büyük resim) içinde yerli yerine oturtulduğu bir vasıtadır. Öncelikle sağlam bir bilgi ve haber kaynağı oluşturma ihtiyacı açıktır. Bu ihtiyaç tabii ki ajansla da karşılanabilir ama gazetenin “yorum” kısmı ayrıca mühimdir ve lüzumludur.
Müslümanların birbirinden ve dünyadan haberdar olması gerekiyor. Bilgi ve haber ihtiyacının ise kendi öz müesseseleri tarafından karşılanması bir zaruret… Kafirlerden ve fasıklardan bilgi almak sıhhatli değil.
Müşterek gazete marifetiyle oluşacak bilgi ve haber ağı, Müslümanların birbirinin derdiyle ilgilenebilmesinin ilk şartıdır. Haberdar olmadığından mesul olmak kabil değil ama haberdar olmak için çaba göstermemek ayrıca bir mesuliyet bahsidir. Dünyanın hangi ucunda bir Müslüman varsa, o Müslümanın halinden, ihtiyaçlarından, problemlerinden tüm ümmetin haberdar olması gerekiyor. İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-4-MÜŞTEREK GAZETE yazısına devam et

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-2-

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-2-
Bir ülkenin, bir kültür havzasının, bir yapının ekonomisi çöktüğünde mutlaka ordusu da çökerdi. Tarih bu kuralı sayısız defa test ve ispat etmiştir. Tarihte ilk defa insan (asker) yoğun ordudan teknoloji yoğun orduya geçildiği bir çağı yaşıyoruz. Bazı ülkelerin (bu arada Türkiye’nin de) hala asker yoğun ordu anlayışından bir türlük kurtulamadığını görüyoruz ama gelişmiş ülkelerdeki silahlı kuvvetler, teknoloji yoğun yapılanmaya çoktan geçmiştir.
Teknoloji yoğun ordu veya gelişmiş silah sistemleri dikkate alındığında, ekonomik kriz ve gerileme, aynı derecede orduyu veya vurucu gücü etkilemiyor. Ekonomik gerilemeyle birlikte orduların da zayıfladığı gerçektir ama tarihteki kadar ağır etkiler gerçekleşmiyor veya daha uzun bir zamana yayılıyor.
Batı, ekonomik alan başta olmak üzere her alanda gerilemeye, çözülmeye, çökmeye başladı. Bu süreçlere ordu da dahil… Ne var ki, mühimmat depoları, silah sistemleri, savaş araç ve gereçleri olduğu yerde duruyor. Tarihte ilk defa görülen bu durum, tarihten ders alınarak çözülecek türden problemlerle karşı karşıya olmadığımızı gösteriyor. Demek ki artık ezberlerle iş yapma dönemi bitti. TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-2- yazısına devam et

KALEM VE YAZICININ DOSTLUĞU

Kalem ve Yazıcının Dostluğu

Ey kalemim, dedi yazıcı! Masivayı, denî olanı, karanlığı ve zâlimleri yazmaktan ruhum karardı. Dünya kokan düşünceleri yazıya dökmekten ikrah geldim. İçimin aydınlanmadığını fark ettim. Kalbime ferahlık vermeyen, sadrımı açıp inşirah ettirmeyen malâyânî mevzulardan sıyrılıp yazıyı terk edeceğim. Sen de yazmayı bırak kalemim!

Dostlukları kadîm zamanlarda başlayan iki ezelî dost birbirlerine baktılar. Yazıcısı yazmayı terk edeceğini söylediğinde kalem önce inledi, sonra ağlamaya başladı. Gözyaşları, yazıcısının kareli defterinin sayfalarına döküldü. Onunla olan hâtıraları, beraber olduğu cezbe dolu geceler aklına geldi ve elife benzer endamını bir sıtma gibi hüzün kapladı.

Kalemin hüznü, “Nâdân eline düşmekten korktuğu için feryâd eden ve Allah’a yalvaran” bir eski zaman kalemin başına gelenleri dile getiren beyitin anlattığı kadar ağırdı: “Kalem feryâd idüp ağlar mürekkep / Beni nâdân eline virme yâ Rab.” KALEM VE YAZICININ DOSTLUĞU yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-34-HZ. ALİ (RA)-12-

Cemel vakasına dönersek…

Coğrafya o kadar şiddetli kaynıyor ki, birinin diğerinden haberi yok. Herkes farklı bölgelerde kuvvet teşkil etmeye başlıyor. Zaten İslam coğrafyasında biat etmeyenler var hala, Hz. Ali (RA) Efendimiz Medine’de halife seçilmiş fakat hala biat etmeyen şehirler var. Bazıları Şam’ın ne yapacağına bakıyor. Böyle bir vasatta herkes Hz. Osman’ın (RA) katillerini arıyor, cezalandırmak için çaba sarfediyor. Bir halifenin ferasetle, basiretle yapması gereken işi yapmak üzere yola çıkıyor Hz. Ali (RA). Ümmetin, İslam devletinin neresinde problem varsa, o problemi çözmek için problemin olduğu koordinatlara doğru harekete geçiyor. Biat etmeyenlerin, biatte tereddüt edenlerin olduğu coğrafyaya doğru… Problem olduğu yerde çözülür. Problemin size gelmesin bekleyemezsini, beklememelisiniz. Nerede problem varsa oraya varacaksınız. Bloke edeceksiniz. Etkilemeyecek dışarıyı. Biat edilmemesi siyasi nizam için çok mühim bir mesele… Ya oturup konuşacaksınız, biat etmemekteki sebepleri neyse dinleyecek ve çözeceksiniz, böyle olmuyorsa, isyan kabul edip bastıracaksınız. Bu kadar rahat konuşmamızın sebebi nedir, çünkü seçilen halife Hz. Ali’dir (RA). Hz. Ali’ye biat etmemenin bir izahı var mı? Veya varsa beyan edin, konuşun, dinleyin, çözün.

O zaman Hz. Ali’ye (RA) biat etmeyenler asi konumunda…

Acele etme azizim. Bahsini ettiğimiz nazari çerçevedir. Ne var ki o dönemde hayat altüst olmuş, zihni evrenler dağılmış, akıl sıhhatini kaybetmeye başlamış. Meseleyi nazari çerçevede konuşmak gerekirse işimiz kolay. Lakin tarihten bahsediyoruz, karışık bir devirden bahsediyoruz. O devirde yaşayan insanları, onların hallerini anlamak gibi bir çaba içinde olmamalı mıyız? Bu, fazla ucuzculuk olmaz mı? HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-34-HZ. ALİ (RA)-12- yazısına devam et

BÜYÜK ÇÖKÜŞÜN RUHİ ALTYAPISI

BÜYÜK ÇÖKÜŞÜN RUHİ ALTYAPISI
Büyük isyanın mahiyeti çözülemediği gibi batının büyük çöküşünün mahiyeti de anlaşılamadı. Bu türden büyük dalgalanışlar sık sık olmadığı için tecrübe biriktirilmesi zor oluyor. Tabii ki kitaplar yazıyor tarihteki büyük değişim dalgalarını, bu dalgaların neler yapabildiğini… Fakat insan nisyan ile maluldür, dev imparatorlukları yıkan büyük değişim dalgalarını kitaptan okuyanlar, tarihteki şartların gereği olduğunu düşünüyor, bu gün o tür dalgalanmaların olmayacağına inanıyor. Bir tarafından doğrudur bu kanaat çünkü tarihteki dalgalar kendini tekrar etmiyor, o dalgalar tarihteki şartlara bağlıdır. Ne var ki sabit olan bir nokta var, mahiyeti her ne olursa olsun belli periyotlarla büyük dalgalar mutlaka gelir. Her dalga da kendi zamanının şartlarına tabidir ve dolayısıyla yenidir. İşte anlaşılmayan ve aldanılan nokta burası…
Her değişim dalgası “yeni” olduğu, mevcut şartların doğurduğu, mevcut gerçekliğin yoğurduğu bir süreçler silsilesi olduğu için tecrübesi yoktur, izahı zordur. İnsanlar ancak geçmiş tecrübeleri kitaplardan okuyorlar ve şartların farklılığından dolayı tekrarını mümkün görmüyor ve umursamıyorlar. İdrak ve tefekkür faaliyeti “misallerle” mahdut olan akıl fukaraları, statükonun devam edeceğine yemin edecek kadar inanmaya devam ediyorlar. BÜYÜK ÇÖKÜŞÜN RUHİ ALTYAPISI yazısına devam et

TÜRKİYE TEŞKİLATTAN VAZGEÇEMEZ

TÜRKİYE TEŞKİLATTAN VAZGEÇEMEZ
Teşkilat, Türkiye’de son yedi-sekiz yılda fevkalade değişimler gerçekleştirdi. Yapmak istediklerinin hepsi bunlardan ibaret değil, daha çok iş var. Özellikle de değişim süreçlerin tamamlanmadı, süreçler şimdiki noktada bırakılırsa geri dönme ihtimali düşük değil. Böyle bir durumda elde edilen kazançların tamamı kaybedilir.
Ülkedeki büyük değişim programını yöneten teşkilattır. Başka hiçbir oluşum, kuruluş, kadro bu değişimi yönetemez. Aslında hiç kimse değişimin kodlarını bilmiyor, değişimin kodları teşkilatın elinde. Başka bir kadro gelse hatta mevcut kadrodan daha donanımlı, daha cesur, daha akıllı bir kadro gelse bile değişimin kodlarına sahip olmadığı için devam eden süreçleri yönetemez. Ellerine yüzlerine bulaştırırlar, her şeyi berbat ederler ve başa dönmek zorunda kalırlar.
Bilenler biliyor, değişimin kodlarının muhafaza edildiği, bu kodlara sahip olunmadan hem değişimin yönetilemeyeceği hem de ülkenin yönetilemeyeceği açık. Hatırlayın, Tayyip Erdoğan hasta olduğunda piyasa nasıl paniklemişti, Devlet Bahçeli bile başbakanın sağlığı için dua ediyordu. Değiminin kodlarının muhafaza altında olduğunu bilenler, o kodları elde etme imkanı bulamayanlar, muhalif de olsalar Akparti’nin iktidarda kalmasını, Tayyip Erdoğan’ın başta bulunmasını istiyorlar. TÜRKİYE TEŞKİLATTAN VAZGEÇEMEZ yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11-

Hilafeti size teslim etmeye hazırım anlamında yapıyor bunu.

Tabii ki… Makam derdinde değiller, mesele acilen ümmetin vahdetini temin edecek, problemleri çözecek halifenin seçilmesi. Kendi derdinde olan insanlardan bahsetmiyoruz, Allah’ın rızasını talep eden, ümmetin meselelerini dert edinen büyük şahsiyetlerden bahsediyoruz. Çok keskin ve çok derin bir cevaptır o, “verin elinizi ben size biat edeyim”. Çok keskin zira meseleyi anında çözen bir tavır, çok derin zira hilafet makamından feragat edecek kadar yüksek bir feragat… Mesele ümmetin halifesiz kalmamasıdır, başsız kalmamasıdır, vahdetin teminidir.

Hz. Ali (RA) Efendimizin bu tavrı başka bir hususa da işaret ediyor. Hz. Ebubekir (RA) zamanında halifelik hakkı Hz. Aliye aitti filan gibi düşünceler çok garip. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken ne yaptıklarının farkında değiller. Hz. Ali (RA), “illa ben halife olacağım, benim hakkım, benim hakkımı gaspediyorsunuz” türünden düşüncelere sahip değil. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken, onu iktidar heveslisi, iktidar taliplisi, iktidar için diğer sahabelerle küsen(!) hafifmeşrep bir insan haline getiriyorlar. Allah muhafaza…

Hz. Ali (RA) Efendimiz, Hz. Talha (RA) ve Hz. Zübeyr (RA) o cevabı verince tereddütsüz biat etmişler. Anlık çözüm üretme, keskin çözüm üretme dehası… O iki sahabenin bir hususiyeti de “Aşere-i Mübeşşere”den olmalarıdır, biatları bu cihetle mühim. HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11- yazısına devam et

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1-

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1-
Teşkilat, batının geri dönüşü olmayan çöküş sürecine girdiğini düşünüyor. Bu süreci, batının kendisi geri döndüremeyeceği gibi, dünyanın da istese bile geri döndürme gücü olmadığına inanıyor. Bu kanaate ulaşmak için sayısız hesaplama, sayısız araştırma yaptı, artık bu kanaati üzerine stratejiler geliştirmeye başladı. Batı ile ilgili tüm stratejileri, batının çöküş sürecine net olarak girmiş olmasıdır. Eğer batı geçici bir kriz yaşıyorsa ve bu durum bir çöküş değilse, teşkilatın batıya dönük tüm stratejileri boşa çıkar.
Çöküş sürecine giren batı ne yazık ki hala dev bir cüsseye sahip. Tarihte bu durumun örneği yok, ilk defa bu kadar büyük bir cüsseye sahip olduğu halde çöken bir medeniyet var. Cüssenin büyüklüğü esas olarak iki alanda kendini gösteriyor, ekonomi ve ordu, özellikle de ABD ordusu. Çöken bir ülkenin ve medeniyetin ordusu dağılır, bu sebeple ordu konusu çok önemli değil, esas önemli olan mühimmat… Çok az sayıda askeri personel ile kullanılabilecek silah sistemleri ve stokları mevcut. Problemin yoğunlaştığı nokta tam olarak burası…
Cüssenin şiştiği diğer bir alan ise ekonomi… En yoğun krizi ekonomik alanda yaşamasına, bu alanda hızla gerilemesine rağmen, hala ekonomideki cüssesi çok büyük… Giderek hızlanan çöküş ekonomik büyüklüğünü tahmin edilemeyecek kadar hızlı şekilde eritecek fakat dünya ticaretinin birbirine bağlılığı o kadar ileri seviyedeki, batının ekonomisi hızla erirken dünya ekonomisinin de batıracak. TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-1- yazısına devam et

İSRAİL’İN ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDAKİ DANSI

İSRAİL’İN ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDAKİ DANSI
Büyük isyanın birinci dalgası tarafından kuşatılmaya başlayan İsrail, ikinci dalgası tarafından mengeneye alınmaya başlandı. Bazıları hala eski dönemin şartları ve kurallarıyla düşünmeye devam etse de dünyada her şey değişti ve hızla değişmeye devam ediyor. İsrail hızlı şekilde kuşatmaya düşüyor ve kuşatma her geçen gün çelikleşiyor.
Başkalarının İsrail’in kuşatmaya düştüğüne inanıp inanmaması bir tarafa, İsrail bu kuşatmayı çok derinden hissediyor ve çırpınıyor. Bir türlü kurtuluş yolu bulamıyor, bir türlü istikrarlı bir siyasi güzergah tayin edemiyor. Gazze saldırısı ve ateşkes sürecinde birçok şey açığa çıktı. İsrail ne yapacağını bilemiyor, hangi tarafa döneceğini kestiremiyor, sağlam kararlar alamıyor.
Gazze saldırısının başlamasıyla birlikte Hamas’ın askeri birlikleri tarafından başlatılan yoğun direnişi önemsemediğini ifade etmeye çalışan İsrail, Hamas füzelerine karşı başarılı olduğunu iddia etti. Aslında ise “demir kubbe” isimli savunma kalkanının karşısına, Türkiye ve Mısır başta olmak üzere bazı Arap ülkeleri tarafından Gazze üzerinde oluşturulan siyasi “çelik kubbe” ile deliye döndü. Meselenin en önemli kırılma noktası Gazze çevresinde kurulan siyasi savunma barikatıydı, İsrail bu barikatı aşamadı. Siyasi çelik kubbe, İsrail’in silahlarını durdurmuyordu ama onun dışındaki her şeyini durdurdu. Malumdur ki İsrail’in esas gücü ordu değil siyasettir, batıdan aldığı siyasi destektir. Siyasi gücü kırıldığında askeri gücünü kırmak, yok etmek mümkün ve kolaydır. İSRAİL’İN ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDAKİ DANSI yazısına devam et

DİZİ FİLM, TARİH VE SUİSTİMALİN SINIRI

DİZİ FİLM, TARİH VE SUİSTİMALİN SINIRI
Türkiye bir müddettir sinema ve dizi film üzerinden bir patlama yaşıyor. Üretilen eserlerin dışarıda pazarlanabilmesi, geniş bir Pazar coğrafyasına kavuşması, ciddi paralar kazanılması sektörü tetikledi. Ülkedeki iktisadi ve siyasi gelişmelerin farklı alanlara tesir edeceği, her alandaki gelişmeyi tetikleyeceği beklenmeliydi. Siyasi ve iktisadi gücün oluşturduğu itibar (modern dille marka değeri), ülkede üretilen her esere kıymet kazandırdı. Başarıdaki tılsımlı tesir, kuvvetteki karşı konulmaz cazibe, itibarın derin nüfuzu, ülkenin her alandaki eserini, en azından kendi bölgesinde kıymetli hale getirdi.
Babanın başarısından ve itibarından çocuğunun faydalanması tabiidir. Bu manada ülkedeki siyasi ve iktisadi gelişmelerin ürettiği “itibar”dan her sektörün faydalanması normaldir. Fakat babanın itibarını, evladın kendi çalışma ve çabalarıyla artırması gerekir, suiistimal etmesi değil. DİZİ FİLM, TARİH VE SUİSTİMALİN SINIRI yazısına devam et

KALEMİN SIRRI VE ÖLMEDİĞİ HAKKINDA

Kalemin Sırrı ve Ölmediği Hakkında

Matbaanın icadından sonra kalemin yavaş yavaş öleceğini söyleyenler üç yüzyıl önce yanılmışlardı. Şimdi ki zamanda da bilgisayarın gücü karşısında kalem muhakkak ki ölür diyenler yanıldılar. İnsan idraki, aklı ve gönlü mezara kadar var olacağına göre kalem asla elden düşmeyecek. Kalbin ve kafanın söze aktarılışı durdurulamayacağı için kalem asla unutulmayacak.

“Kalem öldü?” diyenler modern cahillerdir. Allah Teâlâ’nın kaleme buyurduğu “yaz” emrinin sonunun geldiğini söyleyen bedbahtlar bilmeli ki, kalemin yazması kıyamete kadar sürecektir. Dünya ne zaman yok olursa, kalem de o zaman yok olacak. İnsanoğlu ne zaman yer ile yeksan olursa kalemin de o zaman vazifesi son bulacak. Dilin hükümdarlığı sürene kadar kalemin de hükmü sürecek.

KALEMİN SEVMEYENLERİ VE DÜŞMANLARI ÇOKTUR KALEMİN SIRRI VE ÖLMEDİĞİ HAKKINDA yazısına devam et

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ
Batı medeniyetinin çöküş sürecinin psikolojik rezonansı, felsefi yıkımını tamamlamasının ardından zahiri rezonanslarının da tetikçisi oldu.
Zahir rezonans kendini en güçlü olarak iktisadi sahada gösterdi. İktisadi sahadaki güçlü yankı, esasen bu sahadaki yıkımın diğer sahalardakinden daha fazla olduğundan değil, devletlerin ve toplumların diğer sahalardaki(aile kurumu, sosyal yapı, eğitim, yüksek öğretim v.b.) yıkımlarını iktisadi alandaki yıkım gibi önemsememiş, önemseyemememiş olmasından kaynaklanıyor.
Batının iktisadi yapılanması, aslında medeniyetinin de son kalesiydi. Batılı devletlerin feryadının semaya yükselmesi son kale olan iktisadi kalenin yıkımının ardından gerçekleşti.
Kapitalizm tabir edilen, tüm felsefi, psikolojik ve fizyolojik yapıların madde temeline oturtulduğu bir sistemin çöküşünün ilk tezahürünün zaten başka türlü gerçekleşmesini öngörmek sistemi kavrayamamak olurdu. Batı açısından hazin olan da zaten bu. Sistemin zavallılığı, maddenin manayı kucaklayabileceği savına dayandırılmasından ileri geliyor. Bu sistemde, tüm felsefi ve psikolojik yapılar yıkılmadan, fizyolojik yıkımın gerçekleşemeyeceği gerçeği, çöküşün öngörülmesini ya da gerekli tedbirlerin alınmasını imkansız kıldı. Sistemi kurarken ilk olarak felsefesini ve ardından psikolojik yapısını yok eden bir sistemin, çöküşün felsefi ve psikolojik değerlendirmesini yapabileceğini düşünmek abesle iştigal olur. MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ yazısına devam et

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-32-HZ. ALİ (RA)-10-

Hz. Ayşe’nin (RA) validemizin kılıç kuşanarak Muaviye ile beraber olup Hz. Osman’ın kanın hesabının sorması?

Beraber değiller, bunlar ayrı ordulardır, karıştırılmamalı. Hz. Ayşe (RA) validemiz ile Hz. Talha, Hz. Zübeyr Medine’den teşkil edilen ordu ile Kufe’ye doğru yola çıkmış. Hz. Muaviye ise Şam’da… Halife’nin katli şuurları dağıtmış parçalamış. Onun hesabını sorma konusu, konunun önemi birçok hadiseyi tetiklemiş. Hilafetin katli bahsinin peşine gitmek gerekiyor. Müslümanlar, “geldiler, katlettiler, gittiler, böyle bir konumuz yok bizim” der mi? Yine yanlış anlaşılmasını önlemek için söyleyelim, Hz. Osman’ın katillerinin bulunması konusundaki Hz. Ayşe, Hz. Talha, Hz. Zübeyr Hz. Muaviye’deki düşünce ve talep doğrudur. Yanlış olan, bu talebin yöneltildiği muhataptır. Böyle bir talebin Hz. Ali’ye (RA) yöneltilmesi yanlıştır. Hz. Ali de (RA) onları arıyor. Katilleri arıyor, aramıyor değil ki. Hepsinde aynı hassasiyetler var, aynı şeyin peşine gidiyorlar. Hepsi Hz. Osman’ın katillerini arıyor. Birinin biraz daha cevval arıyor olması önemli değildir. Hz. Ayşe halifenin hesabını sormak için deveye biniyor. Hz. Talha, Hz. Zubeyr sağında solunda kılıç kuşanıyor aynı şey için. Hz. Muaviye Ümeyyeoğulları’na mensubiyetin de getirdiği artı bir hassasiyetle aynı şeyin peşine gidiyor. Hz. Ali (RA) halife seçilmiş, ilk iş halifenin hesabını sormak. Bu hesap Hz. Ali den (RA) sorulmaz ki. O endişeyi ya da o hassasiyeti taşımak değil yanlış olan. Yanlış olan bunu Hz. Ali’ye (RA) yöneltmektir. Hz. Ali (RA) gibi bir adil, âlim, deha sahibi halifeye yöneltmek yanlıştır.

Nasıl oluyor da Hz. Ali’nin (RA) üzerine yürüyorlar, neden yürüyorlar? HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-32-HZ. ALİ (RA)-10- yazısına devam et

GAZZE’NİN GÖSTERDİKLERİ

GAZZE’NİN GÖSTERDİKLERİ
İsrail nam Yahudi Terör Çetesinin son Gazze saldırısı birçok konuyu netleştirdi. Daha önce müphem denklemler içinde kaybolan, hakkında karar verilemeyen, sağlam kanaatler oluşturulamayan meseleler vuzuha kavuştu. Üzerinde birçok siyasi denklemin kurulabildiği fakat nihai denklemin bir türlü teşkil edilemediği mevzular, kendiliğinden çözümü belli sarih denklemler haline geldi.
Mısır başbakanının, Türkiye dahil olmak üzere birçok Arap ülkesi dışişleri bakanının ateş altındaki Gazze’yi ziyaret edebileceği hayal bile edilmemişti. Muhtemelen Gazze’ye giden dışişleri bakanlarının da daha önce böyle bir planı ve düşüncesi yoktu, saldırı başladığında “neler yapılabilir?” sorusuna kısa sürede bulunmuş en tesirli ve en cesur cevaptı. Zaten çok küçük olan Gazze coğrafyasına yoğun ateş altında girmek, planlanmış bir düşünce olamazdı, vakanın ciddiyeti, aciliyeti ve ehemmiyeti, sıcak gündemi içinde, “sıcak düşünce” olarak uygulanmış olmalıdır. Bu düşünce bir-iki gün soğutulsa muhtemelen tatbik edilemezdi. GAZZE’NİN GÖSTERDİKLERİ yazısına devam et

YANDAŞLARINI PARANOYAK YAPAN CUMHURİYET

Yandaşlarını Paranoyak Yapan Cumhuriyet

Paranoyak hastalığı sadece ferdî olarak tezahür etmez. İdeolojik olarak da kendini gösterir. Meselâ, Atatürkçü Cumhuriyetin sebep olduğu paranoyaklar siyasî ve bürokratik bir zümre olduğu için daha tehlikelidir. Öyle ki, Atatürkçü Cumhuriyet, dikte ettiği ilke ve felsefesiyle taraftarlarını akıl hastası ediyor.

Bu tür kişiler, silah ve zorbalıkla elde ettikleri iktidarlarını kendilerinin şahsî malı olarak görür ve vermemek için çeşitli yollara başvururlar. Bunların çoğu tornadan çıkmış gibi aynı davranış özelliklerini gösterirler. Ortak hususiyetleri paranoyak olmalarıdır. YANDAŞLARINI PARANOYAK YAPAN CUMHURİYET yazısına devam et

SUS EY KALBİM! DOĞUMU DOĞURMA VAKTİ…

Kovamı nur deryasından doldurdum.
Getirirken çok döktüm, biliyorum.
Dökmeden getirmeye gücüm yetmedi.
Gücün yetmiyordu, getirmeseydin demeyin.
Susuzluktan ölecek değildik ya…

Ben de dökmeden getiremedim… Bu sebepten konuşma…
Sus ey kalbim… Sabaha kadar sus… Sabırla beklediğin doğumu hissedebilmek için sus…
Simsiyah, zifiri karanlıktan kemikleri çatırdayan insanlığın yakarışına nur olacak doğumu selamla ve mutmain ol…
Biliyorum, boğuldun yıllardır dipsiz kuyularda. Güneşlerin karardığı bir vaktin en siyahında, kavrulmuş yüreğinin içindeki beyaza sımsıkı sarıldın… Ve içine kovayla taşıdığın üç beş damla nurun nura ram olan aşkıyla sus…

Sus ey kalbim… fecr-i kâzib silinirken gönüllerde, fecr-i sâdıkta demlensin nur deryasına vuslat bütün damlaların… Sen ki, alevlerin ortasında serinlik kokan bir güle vurgunsun… Bir gül ki, âlemler rengine, kokusuna, duruşuna, asaletine hayran… Aşkına hayran… SUS EY KALBİM! DOĞUMU DOĞURMA VAKTİ… yazısına devam et

İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-3-MÜŞTEREK YAYINEVİ

MÜŞTEREK YAYINEVİ
Gazete, bilgi, haber ve yorum ağırlıklı yayındır, dergi fikir ve yorum ağırlıklı… Doğrudan fikirle iştigal eden, fikir deposu olarak piyasaya sunulan yayın türü, kitaptır. Özellikle eskimez fikirlerin (zaman üstü fikirlerin) kitap olarak tertip edildiği, edilmesi gerektiği malum. Hal böyle olunca, fikrin muhafaza imkanı ve yayılma istidadı kitap iledir.
Fikirde kitap esastır. Sayısız gazete ve dergiye mukabil, fikir ihtiva eden kitabın azlığı ise manidardır. Bahsini ettiğimiz husus, “saf fikir” ihtiva eden, yani zamana dayanacak fikirlerin cem olduğu kitaplardır. Günlük veya devri gelişmelerle ilgili araştırma veya benzeri kitaplardan bahsetmiyoruz, onların da ihtiyaç olduğu malum ama kitap, asırlara sari kıymetini muhafaza edecek bir yayın çeşidi olmak bakımından ehemmiyet arzeder. Tabii ki asırlara sari fikirleri cem ve tertip etmiş kitaplardan bahsettiğimiz anlaşılıyor olmalıdır.
Herhangi bir konuda, “kitaplık çapta” fikri olmayanların piyasayı işgal ettiğine şahit oluyoruz. Kitaplık çapta fikir, kitap sayfalarını doldurmak için toplama bilgi ve biraz da yorum eşliğindeki çalışma değil. Kitaplık çapta fikir, “şerh edilebilecek” derinlikteki fikirdir. İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-3-MÜŞTEREK YAYINEVİ yazısına devam et