Aylık arşivler: Temmuz 2013

İSLAM’IN YENİÇAĞI…

İSLAM’IN YENİÇAĞI…
Çok yazdık, çok yazıldı, Müslümanlar tarihte hiç bu kadar zelil olmamıştı, kendi kaynaklarından hiç bu kadar uzak düşmemişti. İslam, yeryüzündeki tasarrufunu hiç bu kadar derin ve uzun süre kaybetmemişti. İslam Medeniyeti on dört asırdır kesintisiz geliyordu, bir coğrafyada çöktüğünde başka bir coğrafyada diriliyor, inşa ediliyor ve ümmete ve insanlığa ümit kaynağı ve dayanak olmaya devam ediyordu. Birkaç asırdan beri ümmet ve insanlık, İslam Medeniyetinden mahrum, bu çok ağır bir durum…
Müslümanlar her şeylerini kaybettiler. Ellerinde kalan tek kıymetleri, imanlarıydı. Yirminci asır boyunca imanlarını muhafaza etme derdine düştüler, bazen yobazca da olsa imanlarını muhafaza ettiler, ki biz o insanların çocuklarıyız. Üzerlerine gelen batı uygarlığının tüm muzahfaratına karşı mukavemet etmek çok zordu, bilgi dediler, bilim dediler, kültür dediler, sanat dediler ve İslam’ın tüm kıymet ölçülerini imha ettiler. Alimleri darağacında sallandırılan Müslümanların imanlarını muhafaza etmesinin yobazca bir direnişten başka bir yolunun kalmadığı devirler yaşandı. İnsanlar ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne okuyacağını, nasıl okuyacağını bilemez halde iman ettiler ve onu korumak için bazen tuhaf yollara saptılar. Bilgisiz ve ilimsiz iman nasıl korunabilirdi ki, Kur’an-ı Kerim’i okumanın bile yasak olduğu devirlerde iman nasıl korunacaktı ki… Halkla kavga eden ahmaklar, halkın nerelerden geldiğini çabuk unutmuşa benziyor. İSLAM’IN YENİÇAĞI… yazısına devam et

Aşk ve Muhabbet davasında yalancıyım…

Bize sesleniyorum!
Cahiliz!
Daha kötüsü;
Cahil olduğumuzdan da cahiliz!
Halimizi geçti kâlimiz!

Tasavvufu anlatıyorduk ya devam ediyoruz.

Tasavvuf;
Ruhu geldiği yere geldiği gibi gönderebilmek.
Zatımızda mevcud Tanrı bilgisini perdeleyen nefis perdelerini indirebilmektir.

Ne diyordu İmam Malik Bişr-i Hafi için;
“Ben ilmi ondan iyi bilirim, o ise Allah’ı benden iyi bilir.”

Tasavvuf “sağlam bir kulptur” tutunabilene…
Siz deyin “Allah’a ulaşmaya vesile arayın” ayetindeki vesile
Ben deyim “Alimler peygamberlerin varisleridir” hadisine hayat veren altın silsile.
Aşk ve Muhabbet davasında yalancıyım… yazısına devam et

Batılıların 21. yy’daki tek hayatî projeleri: Türkiye’nin gelişinin durdurulması

Hollywood starlarının London Times’ta Türkiye ve Başbakan Erdoğan aleyhinde tam sayfa yayınladıkları ilan, aslında Batı uygarlığının ölüm femanıdır.

Adamlar, diktatörlüklerle, Suriye’deki, Mısır’daki, Filistin’deki, Irak’taki, Afganistan’daki katliamlarla uğraşmak, bu zorbalıkları, insanlık suçlarını kınamak yerine, halkın iradesinin meşrû temsilcisi Erdoğan’la sudan gerekçelerle uğraşmakla ve Erdoğan’ı ‘diktatör’ olarak yaftalamakla öylesine ayartıcı bir Hollywood ahmaklığı sergiliyorlar ki, ‘kendi ayaklarına’ kurşun sıktıklarının farkında bile değiller.

Oysa bu ikiyüzlülük, ellerinde patlayacak ve Batı hegemonyasının sonunu hazırlayacaktır. Hele de iş, Hollywood’un ayartıcı ‘büyücülerine’, illüzyoncularına, gözboyayıcılarına kalmışsa, o zaman Batı zaten bitmiş demektir.

SİYASÎ TEOLOJİ OLARAK HOLLYWOOD

Her şeyden önce şunu söylemeliyim: Hollywood’un yaptığı şey sinema değil, siyasî teolojidir.

Burada Hollywood’un siyasî teoloji’sinden kastettiğim şey, Hollywood’un, sinemanın sanat, dil ve ifade biçimi olarak imkânlarını değil, zaaflarını öne çıkarmasıdır.
Batılıların 21. yy’daki tek hayatî projeleri: Türkiye’nin gelişinin durdurulması yazısına devam et

BÜYÜK İMTİHAN…

BÜYÜK İMTİHAN…
Mısır, batı ve doğu blokunun Müslümanlara savaş açmak için ittifak ettiği cephe hattı haline geldi. Batı bloku, doğu bloku, İran ve Şii coğrafyası, İslam dünyasındaki batı işbirlikçilerinin tamamı Mısır’da Müslümanlara karşı ittifak ettiler. Dünya hiç bu kadar açık bir fotoğraf vermemişti Allah ve Resulüne karşı düşmanlık mevzuunda… Bu cihetten bakıldığında Mısır’daki İhvan mukavemeti, birinci hedefini gerçekleştirdi, Müslümanlar ile kafirler arasına net çizgiler çizdi. Üslup olarak tekfirci bir yaklaşım içinde olmadığımız bilenlerce malum ama artık saflar “saflaştı”. Hiçbir stratejik hesap ve taktik manevra, iman-küfür cephesini perdelemeye kafi değil, artık Müslümanlar kiminle beraber olduklarını, kiminle savaştıklarını açıkça biliyorlar.
Bu fotoğraf Suriye’de de ortaya çıkmıştı, Suriye’deki fotoğrafı bulandıran alçaklar Şii melunlardı, İran ve Şii eksen Mısır’da gözle görülür bir stratejik zorunlulukla karşılaşmadığı halde Müslümanların karşısındaki mevzilerde siper aldı ve artık ümmete dahil olduğuna dair iddiasını tamamen kaybetti. Cephelerin toprakta kazılmadan önce zihinlerde ve kalplerde kazılması gerektiğini bilenler, Şia’nın ve Suud yönetimi gibi batılı işbirlikçilerin nazari çerçevedeki mevzilerini nerede kazdığını gördü ve kaydetti.
*
Mısır’da Müslümanların tek yar ve yardımcısı bir ismi de “Müntakim” olan Cenab-ı Allah’tır. Dünya ve İslam coğrafyasındaki hainlerden medet umma devri bitti, Mısırlı Müslümanlar ve Mısır halkının tek yardımcısı Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dir. Bu sebepledir ki artık “büyük imtihan” başladı. BÜYÜK İMTİHAN… yazısına devam et

“HAZRET-İ HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR”

“Hazret-i Hüzün Sünnetlerin Efendisidir”

Düz mânasıyla hüzün, kalp üzüntüsü, gam ve keder gibi iç ve dış sıkıntının tesirinden dolayı hissedilen ruhî ve fizikî acılardır. Hüzünden muradım olan târif ise, mânevî kayıp ve eksiklerden dolayı hissedilen ıstırap ve hasretlere istinat eden tasavvufî hâllerden bir “hâl”dir. Tasavvuf ehli hüznü, neşe, sevinç ve sürûrun mukabili olarak bilip gönlüne koyar.
Evvelemirde, hüzünle ahbap olmak isteyenler lügatimizde hüzünden meydana gelen şu kelimelerle akraba ve hâldaş olması gerek: Hüzn-âlûd: Hüzünlü, kederli, kaygılı. Hüzn-âmiz: Hüzünle, gamla, kederle karışık. Hüzn-âver: Hüzün getiren, hüzün veren. Hüzn-efzâ: Hüzün, gam, keder artıran. Hüzn-engîz: Hüzün koparan. Hüzzâm: Türk mûsikisinde koyu hüzün arz eden bir makam adıdır.
Âlimlerin kitaplarından öğrendiğime göre, hüzünle ilgili kavramlar hüzne dolaylı olarak işaret edilen âyetlerdeki mânaya uygun olarak kullanılmış. Kur’ân-ı Kerim’de hüzün, otuz yedi âyette geçmekte ve ekseriyetinde müminlerin âhirette üzüntüsüz bir hayat yaşayacağı haber verilmektedir. Âyetlerde geçen “üzülme” veya “üzülmeyiniz” şeklindeki ifadelerle asıl mânasıyla hüznün kastedilmediğini tefsir eden âlimler var.
Hz. Peygamberimizin, “Allah’ın, musibetler sebebiyle yaş döken gözleri, hüzünlenen kalpleri azaba uğratmayacağı” ifadeleriyle hüznün mevzu edildiği hadisler, Sahîh-i Buhârî’de mevcuttur. Bu mânada hüzün, dünya imtihanı bakımından sıkıntı, hastalık, belâ ve elem anlamıyla açıklanmıştır. Bu sıkıntıların muhatabı bu dertleri ulvî yolda bir hüzne dönüştürürse manevî mertebesinin artacağı mesajı da verilmektedir.
“HAZRET-İ HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR” yazısına devam et

ERDEMİN KANATLARINDA…

Erdemin kanatlarında…

Erdem, çok katmanlı, çok boyutlu ve çok menzilli bir eylem: hakikatin izini sürme yolculuğu.

ERDEMİN İKİ GÖZÜ, İKİ KULAĞI VE İKİ DÜNYASI

Erdemin iki gözü, iki kulağı, iki dünyası var.

Erdemin bir gözü cismânî düzleme, diğer gözü rûhânî düzleme bakar. Cismânî göz, rûhânî gözün aynasıdır. Gören göz, rûhânî gözdür; cismânî göz, gören gözün gösterdiklerini gösterir sadece.

Erdemin bir kulağı, bu dünyaya kulak kabartır; diğer kulağı ise ukba’nın sonsuz seslerine…

Erdemin bir dünyası mülk âlemine, diğer dünyası melekût âlemine açılır. İnsan, mülk âleminde yaşar ama melekût âleminden devşirdiği melekelerle insanlığına ulaşabilir, insanlığının sınırlarını aşabilir.

Erdem, melekût âleminden mülk âlemine üflenen, insanı insanlaştırıcı ve aşkınlaştırıcı bu ruhtur işte.
ERDEMİN KANATLARINDA… yazısına devam et

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail, Bilge Kişi’nin evinin caddeye bakan kapısında oturuyordu. Arkasında duran büyükçe bir kartonda “Ben Bilge Kişi’nin Dilencisiyim” yazılıydı. Üzerinde her zaman ki kıyafeti yoktu; eski ve kiri uzaktan bile belli olan pejmürde bir kıyafet vardı. Gelip geçenler kartondaki yazıya bakarak dudak büküp gidiyor, bâzıları da durup okuyor, sonra İsmail’in hüzünlü sîmasına bakıyor ve önündeki mendile para atarak gidiyorlardı.
Yanına yaklaştım, “Nedir bu hâlin?” Dedim. Yüzüme baktı. Gözleri çakmaktı çakmaktı, yüzü ateş gibiydi. Bilge Kişi’nin takdir ve himmet etmesi için “yeter çilen doldu” diyene kadar burada dilencilik yapacağını söyledi.
Önündeki mendile demir paralar atılmıştı. Ham ervaha has bir ifadeyle, “Sen bir Kalenderî dilencisine benzemişsin İsmail, boynunda bir keşkülün eksik, dilendiklerini nereye koyuyorsun” dedim. Ardından “Dilencilik kanuna aykırıdır, cemiyet tarafından kınanacak bir iştir, evine git, yoksa zabıtaya haber verir, seni buradan kaldırtırım” dedim.
İsmail bir mecnûn, bir divâne gibiydi. “Ben bildiğin dilencilerden değilim, içimdeki nefs-i emmaremi kırana ve himmetimi alana kadar Bilge Kişi’nin kapısında dilencilik yapacağım, açtığım mendile atılan paraları da yoksul talebelere dağıtıyorum” dedi ve bana aldırış etmeden elindeki deftere mısralar yazıyordu. İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması yazısına devam et

BİZE SESLENİYORUM!

Cahiliz!
Daha kötüsü;
Cahil olduğumuzdan da cahiliz!
Halimizi geçti kâlimiz!
Aylar önce sormuştum; söz, öze tercüman mı perde mi?
Bugün ne perde ne tercüman.
Sözümü özüme maske yaptım bugün.
‘İslam’ı sözde değil özde yaşama’ gayretini
‘Tasavvuf’u özümle anlatamayacağıma göre sözümle anlatacağım.
Hali geçen kâl
Öze maske söz.
İlk yazıma sahtekarlıkla, iki yüzlülükle başlamasam iyi olacaktı ama…..
Tasavvuf kimilerine göre içi boş bir kelime kimilerine göreyse kelimelerle anlatılamayacak, uçsuz bucaksız bir hazine.
Tasavvuf;
“Allah anıldığında kalpleri ürperir” ayetine muhatap olabilmek BİZE SESLENİYORUM! yazısına devam et

“HİÇ GÜZEL OLMASAYDI, ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER”

“HİÇ GÜZEL OLMASAYDI ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER”
Ölüm müthiş bir şey… İnna lillah ve inna ileyhi raciun… O’ndan başka gidecek kimse yok, O’ndan başka bir mercii yok, O’ndan başka hiçbir şey yok.
Dünya garip, dünya hayatı garip… İnsan kendi bedeni üzerinde bile mülkiyet sahibi değil, kendi bedenini bile götüremiyor. Kendi ruhunda bile mülkiyet sahibi değil, aman Allah’ım… Senden başka hiçbir şey yok, hiçbir zaman yoktu, elan da yok… Senin varlığın karşısında “varlık iddiası”, küfrün en derin hali midir Allah’ım? Tevhidin müntehası burası mıydı?
Ölüm, dünya hayatı için firak… Dünya hayatı yani yalan hayat… Onun firakı da yalan olmalı… Öyleyse ne gam… Hakikatte vuslat olan, bu dünyada firak…
Yalan dünya, yalan hayat… Ama nasıl bir “yalan” ki bu, ateş yakıyor, su boğuyor. Nasıl bir yalan ki, kaskatı bir gerçek… Bu sebeple midir, hakikat başka, gerçek başka… Hakikatin ateşinde yanmayanları mı yakıyor, gerçeğin ateşi?
İnna lillah ve inna ileyhi raciun… Bu mukaddes ölçüyü anlamak mıydı, tevhidi anlar gibi olmak.
Hep şaşırmışımdır, “ölmeden önce ölenlerin” ölmesine… Ölüm bir tane değil miydi, ölmek bir defa değil miydi? Emir Allah’ındır, emir O’ndandır. Her nasıl murat ederse, öyle vaki olur. İnanmamak ne kabil, itaat etmemek ne mümkün? Mülk sahibi O’dur, iman, O’nun emrine rıza göstermektir. “HİÇ GÜZEL OLMASAYDI, ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER” yazısına devam et

“HÜZÜN, ALLAH RESULÜNÜN DOSTUDUR”

“Hüzün, Allah Resûlünün Dostudur”

“Hüzün, Allah Resûlünün dostudur. Mekke, Medine, Hıra, Hicret, Arafat, ne yana baksak hüzün. Bir hüzünkâra bu hüzün yeter. Hüzün su gibidir; azizdir, şerefli ve ehl-i hâldir, hüzün gönlümüzün dostudur…”

HÜZÜN: “ÂŞIKIN ÂH’IDIR”

Fuzûlî’nin şiirlerini, Fuzûlî kudretince şerh eden Ali Yurtgezen’in hüzünle ilgili görüşleri, haddim olmasa da hâlime açıklık getirdiği için müracaat ettiğim önemli delillerden olup, hülâsası şudur:

“Gurûb hüznün kesafet kazandığı bir zamandır ve gece karanlığının başlangıcıdır. Artık gece boyunca sevgiliyi görebilmenin ihtimali dahi söz konusu değildir. Gurûb vaktinin hüznü, âşığın kalbinde âh hâline dönüşür. Gurûbun ihtar ettiği karanlıktan kurtulup hakikati görmek için de, ışığa ihtiyaç vardır. Işık insandadır, zira insan mum misâlidir. Mumun yanan fitili gönül yahut ruh, yanınca eriyen dış kısmı nefs yahut bedendir. Hakikati bulmak için mumu yakmak, yâni Hak âşığı olmak gerek. Bu mânada âşık mum gibi erir. Mum yanarken çıkan ince uzun duman âşıkın ‘âh’ıdır ve yandığına delalet eder.”
“HÜZÜN, ALLAH RESULÜNÜN DOSTUDUR” yazısına devam et

ANLADIM Kİ, ASIL GERÇEK, ÖLÜM’MÜŞ; HAYAT DEĞİL

Anladım ki, asıl gerçek, ölüm’müş; hayat değil…

Bir yıl içinde üç dayım, dâr-ı bekâ’ya göçtü.

Önce büyük dayımı ‘kaybettik’. Büyük dayım (Ziya Duman) imamdı; iyi bir Müslümandı. Çocuklarını Müslümanca bir kaygıyla yetiştirmişti. Çocukları da dişlerini tırnaklarına takarak kendi çocuklarını yetiştirme, Müslümanca bir hayat kurma konusunda güzel bir çaba ortaya koymuşlardı.

İki hafta önce, ikinci büyük dayımı (Şükrü Duman) da ‘kaybettik’. O da Müslümanlar için nefes alıp vermişti. İstanbul’a yerleştiği 30 küsur yıl boyunca, evinde, etrafında, mahallesinde Müslümanca bir hayat kurmak için çırpınıp durmuştu. Mahallesinde iki caminin ve Kur’ân kursunun yapılmasında, -gece gündüz çalışarak- büyük rol oynamıştı.

İki dayım da, çocuklarla çocuk, büyüklerle büyük olmasını bilen insanlardı. İkisi de, komşularının, çevrelerinin sorunlarıyla yakından ilgilenirdi; o yüzden ikisi de etraflarında sevilir, sayılırdı.

ZEKİ DUMAN: HİZMETLERİ UNUTULMAYACAK SADE BİR İNSAN, SADE BİR DEKAN
ANLADIM Kİ, ASIL GERÇEK, ÖLÜM’MÜŞ; HAYAT DEĞİL yazısına devam et

İHH, BARİYERLERİ YIKIYOR, GELECEĞİMİZİN YAPITAŞLARINI DÖŞÜYOR

İHH, bariyerleri yıkıyor, geleceğimizin yapıtaşlarını döşüyor

Dünkü yazıda, İHH ekibiyle Srilanka’ya yaptığımız zorlu yolculuğa ilişkin ilk gözlemlerimi paylaşmıştım sizinle. Bugün kaldığımız yerden devam ediyorum.

İNSANA ‘İMAN TAZELETEN’ DAĞ YOLCULUĞUMUZ!

Srilanka’nın başkenti Colombo’dan sonra ikinci büyük kenti Kandy’ye gitmek için daracık patika yollardan oluşan tek şeritlik bir sıradağlar dizisinin ortasında adeta bir yılan gibi kıvrılarak yol almaya çalışıyor kafile arabamız.

Kafile ekibimizden bir arkadaş, ‘insana iman tazeletiyor’ diyor, bu zorlu dağ yolculuğumuz için!

İHH’nın Türkiyeli ve Türkiye dışından birkaç partner kuruluşla gerçekleştirdiği, özürlüler için yapılan rehabilitasyon merkezindeki çocuklara karşı vazifemizi yapmanın huzuruyla bu sert, sarp ve dar dağ yolunda yol alıyoruz.
İHH, BARİYERLERİ YIKIYOR, GELECEĞİMİZİN YAPITAŞLARINI DÖŞÜYOR yazısına devam et

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR

YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR
Yeni bir ülke doğuyor, yeni bir lider doğuyor. İslam dünyası ikinci liderini doğuruyor, bunun sancılı olması tabii ki kaçınılmaz. Büyük liderlerin doğumu büyük hadiselerle olur, bu sebeple büyük sancılar yaşanır. Mısır Memluklerden beri ilk defa tarih sahnesine çıkıyor. Bunun ucuz olmasını bekleyenler tabii ki yanılıyor.
Ordunun darbe yapması, İhvan’ın keskin bir ferasetle direnme kararı alması ve bu kararını dirayetle tatbik etmesi, darbe ittifakının beklemediği, hatta İslam dünyasının bile beklemediği bir hadise oldu. Herkes şaşırmış halde hadisenin cereyanını izliyor, bir kısım hafifmeşrep yazarların “olmaz, olamaz” dediği vakıa gerçekleşiyor. Doğu ve batı bloku ile birlikte içimizdeki “fikir ayarsızlarının” da şaşkın bakışları arasında bir halk ihtilali yaşanıyor.
Akıllarını reel-politik hesaplara mahkum ederek, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin yardım ve ihsanını hesaba katmayanlar, tarihteki iğrenç ve iğreti yerlerini aldılar, her İslam ülkesi bu hafifmeşrep kişileri not etti, ediyor. Tüm hayasızlıklarıyla yanlış mevzilere yerleşenler, kendilerini hızla ümmetten tefrik ediyor, başka bir istikametin yolcuları olarak boy gösteriyor. Bunlar o kadar utanmaz adamlar ki, yarın İhvan Mısır’da direnişinin en parlak zaferini kazandığında bile kamuoyunda boy göstermeye devam edecekler, İhvan’ın direnişi (Allah muhafaza) netice vermezse de “ben söylemiştim” pişkinliği ile yanlış mevzie yerleşmelerinden kendilerine pay çıkaracaklar. Anlaşılmalıdır ki bu alçaklar, Müslümanların zihinlerini ve hayatlarını kemiren parazitlerdir, safra olarak hızlı şekilde bünyeden atılmalıdır. YENİ BİR LİDER, YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR yazısına devam et

Turistler, Maldivler’e ‘kaçarken’, İHH’nin Gönül Erleri Kardeşliğe Yelken Açıyor

Turistler, Maldivler’e ‘kaçarken’, İHH’nin gönül erleri kardeşliğe yelken açıyor…

COLOMBO / SRİLANKA.

İnsanî Yardım Vakfı İHH’nın Srilanka’daki yardım ve eğitim faaliyetlerini yerinde takip etmek, yardımları yerine ulaştırmak ve yeni çalışmaların önünü açmak amacıyla 5 kişilik kafilemizle Srilanka’dayız.

Kafilemizde yüreği Müslümanların dertleriyle atan Antalya’dan Recep Batu kardeşim, İstanbul’dan heyecanlı ve genç kardeşlerim Alpaslan Öngel ve Muhammed Salih Sazak ile kafile başkanımız ve İHH’nın çalışmalarının Güney Asya sorumlusu, bölgeyi karış karış bilen, aynı anda bizim işlerimizle ilgilenirken, Hindistan ve Arakan ekibinin çalışmalarını da Srilanka’dan yönlendiren Bangladeş’li Münevver Hüseyin kardeşim yer alıyor.

TURİSTLER MALDİVLER’E, İHH’NIN GÖNÜL ERLERİ KARDEŞLİĞE

THY uçağımız Srilanka’nın başkenti Colombo’ya varmadan önce Maldivler’in başkenti Male’ye iniş yapıyor: Çoğunluğu Batılı turistlerden oluşan yolcuların büyük kısmını Maldivler’de boşaltıyor. Ardından Colombo’ya doğru yoluna devam ediyor.
Turistler, Maldivler’e ‘kaçarken’, İHH’nin Gönül Erleri Kardeşliğe Yelken Açıyor yazısına devam et

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR

İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR
ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Muhammed Mursi’nin salıverilmesini istemiş, bu ne anlama geliyor? Biz ABD’yi umursar mıyız, asla… Ama o açıklamanın bir anlamı var, Mısır’da yaptırdığı darbeye İhvan’ın sert ve sabırlı isyanının neticeleri ortaya çıkmaya başladı. Demokratik seçimlerle iktidara gelen Müslümanların elinden iktidarı almayı güya zekice organizasyonlarla başaran ABD, Mısır’ın yiğit evlatlarının sert tepkisine çarptı, ortaya çıkacak neticenin kendileri için daha büyük zarar doğuracağını gördüğü için politikasını değiştirmek zorunda kaldı. “Sakın anlaşmayın… Bu bir ihtilal” başlıklı yazımızda bahsini ettiğimiz üzere, askeri darbe Mısır’da Müslümanlar için çok daha iyi bir netice ortaya çıkaracak. İhvan’ın direnişi, bu neticeyi, darbeye destek veren hatta bizzat planlayan ülkelerin bile anlamasını sağladı.
İhvan, bu süreçte, tarihi boyunca yaşadıkları en büyük imtihanla karşı karşıya kaldı ve tarihinin en büyük imtihanını kazandı. Zaferin hala gerçekleşmemiş olması, neticenin ne olacağının belli olmaması bu durumu değiştirmez, imtihan, ne zaman ne yapacağımızla ilgilidir, netice ile ilgili değil. Zafer, doğrudan doğruya Cenab-ı Allah Azze ve Celle’dendir, zaferi nasip eder veya etmez, O bilir. İmtihan tedbirdedir, neticede değil, İhvan, tedbirini aldı, imtihanı kazandı.
Tedbir ile netice arasında bir illiyet rabıtası yok mudur? Tabii ki var, tüm tedbirler neticeye matuf olarak alınır, netice alıcı tedbirler geliştirilir ve tatbik edilir. Gözler neticededir, tedbirler onu gerçekleştirmek içindir, neticeden bağımsız tedbir alınmaz, “tedbir fikri” neticeye kilitlidir. Tüm bunlara rağmen netice Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin tasarrufundadır, böyle bilinir, böyle inanılır. İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞINI BAŞLATACAK KUTLU İNSANLAR yazısına devam et

RAMAZANDA “KALBİN ZEKATI UZUN UZUN HÜZÜNLENMEKTİR”

Ramazanda “Kalbin Zekatı Uzun Uzun Hüzünlenmektir”

Akılcı âlimlere karşı hüznün büyük müdafîlerinden Kuşeyrî’nin Risâlesi’nden okuduklarım hayli sevindiriciydi:

Ahiret yolculuğuna hazırlanmada hüznü hayat tarzı olarak yaşayan âlim Fudayl Bin İyaz vefat edince vekili “bugün yeryüzünden hüzün gitti” der. Bu ah’lı ifadeyi okuyunca bir müddet vecdden başım döndü. Kalpleri hüzünle dolu olanları kıvrandırıcı nasıl bir duygu bu?: “Bugün yeryüzünden hüzün gitti.”

Fudayl Bin İyaz’ın, “her şeyin zekatı vardır; kalbin zekatı ise uzun uzun hüzünlenmektir” sözünü yazıp dağıtacağım gamsız ve serin Müslümanlara.

Ebu Hüseyin Varak, bir dostuna “hüznün ne olduğunu” sorar. Dostunun verdiği cevap mâna bakımından kıldan ince kılıçtan keskindir: “Hazîn, hüznün ne olduğunu sormaya vakit bulamaz. Önce hüzünlü olmayı talep et, sonra hüznün ne olduğunu sor.”’

İlk mutasavvıflardan Seriyyu’u Sakatî’nin kapısından hüznümü güçlendirerek ayrıldım. Onun kapısından “bütün insanların hüznü benim olsun isterim” sözünü alıp yüreğime, bir başka hüzün ehlinin kapısına vecdle yürüdüm. RAMAZANDA “KALBİN ZEKATI UZUN UZUN HÜZÜNLENMEKTİR” yazısına devam et

‘İslam, Demokrasiyle bağdaşır mı?’ Sorusu Ya da Korku Bacayı Sarınca…

‘İslâm, demokrasiyle bağdaşır mı?’ sorusu ya da korku bacayı sarınca…

‘İslâm demokrasiyle bağdaşır mı?’ diye soran kişi, ya gerçekten zırcahil biridir; ya da kötü niyetli biri.

Oysa din’i salt bireysel alana hapseden İslâm’a ilişkin bu sığ, primitif ve seküler din algısı da, demokrasiyi, kültürler, zamanlar, mekânlar ötesi evrensel bir olgu’ya dönüştüren algılama biçimi de, bütünüyle yanlıştır ve yanıltıcıdır.

ÖNYARGILAR VE EZBERLER HAVADA UÇUŞUYOR

Türkiye’de entelijansiya olmadığı için, ‘demokrasi’ konusunda da, İslâm konusunda da sadece önyargılar ve ezberler uçuşuyor havada.

Demokrasinin nötr’lüğü, ‘aşılamazlığı’, ‘evrensel bir değer’ olduğu gibi nitelemelerin artık Batı’da da bir karşılığı yoktur.
‘İslam, Demokrasiyle bağdaşır mı?’ Sorusu Ya da Korku Bacayı Sarınca… yazısına devam et

İslam Dünyasının Sorunu, Demokrasi Sorunu Değil, Bağımsızlık Sorunudur

İslâm dünyasının sorunu, demokrasi sorunu değil, bağımsızlık sorunudur

Batı’da, entelektüel çevreler, çeyrek asırdır yoğun olarak demokrasi krizi’ni tartışırken, bizim demokrasiyi ‘tanrılaştırmamız’, her şeyi getirip demokrasiye kilitlememiz ne denli ayartıcı bir zihin körleşmesi ve kirlenmesi yaşadığımızın bir göstergesi.

İyi de, Müslüman toplumların sorunu, demokrasinin tesis edilememesi sorunu değil mi?

Hayır.

Zira Müslüman toplumların asıl sorunu, halkların iradelerinin gasbedilmiş olması, henüz bağımsızlıklarına tam olarak kavuşamamaları sorunudur.

Yani hem zihnen (epistemolojik olarak) hem de fiilen (ontolojik) olarak, yani kültürel, siyasî, ekonomik ve entelektüel olarak bağımsızlıklarını yitirmiş olmalarıdır.

Müslüman toplumlar, yalnızca teritoryal (coğrafî) bağımsızlığa sahipler. Ki, bu da kısmen sözkonusu; çünkü Türkiye, İran gibi bir iki ülke dışında, son yüzyılda, sınırları yeniden belirlenmemiş ülke yok gibi handiyse!
İslam Dünyasının Sorunu, Demokrasi Sorunu Değil, Bağımsızlık Sorunudur yazısına devam et

DARBELER VE GENERALLER

Darbeler ve Generaller

Mısır’da generaller darbe yapınca Türkiye’deki darbesever generallerin kara yüzleri gözlerimizin önüne geliverdi birden. Yakın tarihimizde darbeler ve generaller Türkiye’nin karabasanıydı, korkulu rüyasıydı.
Türkiye’nin yakın tarihi askerî darbelerle geçmiş ve darbeci generallerin dayanılmaz zorbalığı ve zulümleriyle heba olmuştur. Türkiye’nin yarım asrını darbeci generaller kirletmiş ve öldürmüştür. Dokuz Subay Hadisesi, 27 Mayıs Darbesi, 22 Şubat 1962 Ayaklanması, 20 Mayıs 1963 Ayaklanması, 12 Mart Muhtırası,12 Eylül ve 28 şubat darbeleri, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven Darbe teşebbüsleri, 27 Nisan darbe bildirisi, Balyoz darbe planı, İrticayla Mücadele Eylem Planı, Ergenekon darbe örgütü, Türkiye’deki bâzı darbelerdir.
Tanzimat’tan bu yana bütün darbeler Batı’dan beslenir ve Batı’nın içerideki işbirlikçileri eliyle yapılır. Hiçbir darbe millet yanlısı olmamıştır.
Darbeci generaller millet-i beyzâ’nın muarızı ve Türkiye’nin Müslüman hüviyetine düşmandırlar. “Ülkenin ve milletin bağımsızlığı” diyerek hâdim bir eda ve çalımla yaptıkları darbeyi meşru göstermeye çalışsalar da, İsrail’in, ABD’nin AB’nin emir uşaklığını yapagelmişlerdir hep. Darbelerin hemen ardından ABD büyükelçisine brifing vererek biat ettiklerini bildirirler. Mossad patronlarına ve Ne-con’lara selam çakarlar. DARBELER VE GENERALLER yazısına devam et

KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR

KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR
Öncelikle namaz kılanların üzerine ateş açanlarla uzlaşma olmayacağını bilmeliyiz, bunların insani tek özelliği suretleridir. İnsan suretinde yaratılmış mahluklarla uzlaşma olmaz, domuzla uzlaşma yapmak abestir, suretlerine aldanmayın, tabiatları en vahşi hayvandan daha kötüdür. Dayanın, ne kadar hayvan, ne kadar alçak, ne kadar vicdansız olduklarını göreceksiniz, tüm maskeler düşecek, tüm suretler ve siretler çıplak şekilde görülecek, ümmetin ve dünyanın buna ihtiyacı var.
Korkmayın… Cesaretinizi test ediyorlar, dönüm noktası tam olarak burasıdır, cesaret testini geçmelisiniz, cesaretsiz yüz milyon insan, cesaretli yüz insan kadar güçlü değildir. Hiçbir mücadele, cesaret testinden geçmeden netice alamaz, hiçbir mücadele dirayet (dayanıklılık) testinden geçmeden zafer kazanamaz, korkmayın, tereddüt etmeyin, geri çekilmeyin.
Zannetmeyin ki sadece siz cesaret testinden geçiyorsunuz, aynı zamanda onlar da cesaret testinden geçiyorlar, mücadelenin bu safhası, imandan kaynaklanan cesaret ve dirayetin temerküz ve tecessüm ettiği yerdir. Burada başka bir şey kalmaz, başka bir şeye dayanılmaz, başka bir kaynak aranmaz. Sabredenlerin diğerlerinden ayrıldığı safhadasınız, Cenab-ı Allah Azze ve Celle halinize tebessümle bakıyor, muhtemeldir ki kullarının arasından “vaadini gerçekleştiren” yiğitleri meleklerine gösteriyor ve “Onlar benim sevgili kullarımdır, bana karşı taahhütlerini yerine getiriyorlar” diye buyuruyor. Hz. Resul-i Kibriya Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz içinizden komşularını seçiyor, geride kalmayın, tereddüt etmeyin, korkmayın, bu “ihsan” her zaman elinize geçmez.
Cennet ayaklarınızın altında, sanmayın ki uzakta, sanmayın ki erişilmez. Cennet ehli kollarını açtı yeni komşularını bekliyor, ne kadar azizsiniz, ne kadar kutlusunuz, ne kadar büyüksünüz. Cennet ehli size komşu olmak için sıraya giriyordur, ah, nasıl karşılanacağınızı bir bilseniz, nükleer silahın üzerine yürürsünüz. Sanmayın Kahire’nin meydanlarındasınız, cennet bahçesindesiniz, sanmayın Kahire’nin sokaklarındasınız, cennet ehlinin sizi karşılamak için açtığı koridorlardasınız. KORKMAYIN… CESARETİNİZİ TEST EDİYORLAR yazısına devam et