Aylık arşivler: Ağustos 2013

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-
Türkiye, Suriye’de taraf oldu, açıkça taraf oldu ve tüm yığınaklarını da bu tercihine göre yaptı. Yığınakları sadece askeri alanda ve anlamda değil, her alanda ve anlamda bu tercihe göre yapıldı. Muhalifler tarafında yer alması ve yığınaklarını buna göre yapmasının en küçük maliyeti beş yüz bine yakın mültecidir. Gerçekten Türkiye’nin tercihinin en küçük maliyeti mültecilerdir, o maliyette çok yüksektir. Siyasi yığınakları, içtimai yığınakları, askeri angajmanları o kadar yüksektir ki, taraf değiştirme sınırını çoktan geçti.
Türkiye, Suriye’deki tercihini yaklaşık üç yıllık süredir devam ettiriyor. Bunun yaklaşık iki yıla yakın kısmı, Türkiye’nin tercihinde yalnızlaştığı, hem batı hem de (zaten baştan beri) doğu tarafından yalnız bırakıldığı aşikardır. Türkiye, Suriye siyasetinde (oradaki tercihinde) tüm dünyaya rağmen direndi, muhalifleri ve muhacirleri yalnız bırakmadı, sözünden dönmedi, çok ağır bir yalnızlık yaşamasına, ağır maliyetler ödemesine rağmen “ahde vefa” gösterdi. Son zamanlarda bu kadar ağır maliyetlere, bu kadar ağır bir yalnızlığa rağmen “ahde vefa” gösteren bir ülke yok, Türkiye “ahde vefa” meselesinde çok ciddi bir imtihandan geçti ve kazandı. Zaman zaman dayanamayacağı ve pes edeceği düşüncesi zihnimize üşüştü ama hükümet dirayetli şekilde tercihinin arkasında durdu ve ahdine hainlik yapmadı. Bu, çok mühim bir hadiseydi, dünya ve özellikle de İran hayret etti, şaşırdı. Onların hesabına göre Türkiye çoktan pes etmişti ve muhalifleri satmıştı, kendileri öyle yaptıkları için, ahde vefa şiarının tanımadıkları için Türkiye’nin tavrına ve dirayetine çok şaşırdılar. ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2- yazısına devam et

İLK AMERİKAN YANDAŞLIĞI CHP İKTİDARINDA BAŞLAMIŞTIR

İlk Amerikan Yandaşlığı CHP İktidarında Başlamıştır

M. Kemal’in 1933 yılı ortalarında ABD Başkanı Roosvelt’le mektuplaşma yoluyla sıcak temaslar kurması, Türkiye’nin Amerikan rotasında hızla ilerlemesinin bir başka delilidir. Bu münasebetler, 1947’de Truman Doktrini, 1948’de Marshall Yardımları, 1950’de Kore’ye Asker gönderme, 1952’de Nato üyeliğiyle en üst noktaya ulaşır.
İktidarda solcu aydın ve bürokrat ağılıklı İnönü CHP’sinin olduğu 1946’da Amerikan Missouri Zırhlısı’nın bizzat ABD Türkiye elçisi Münir Ertegün’ün cenazesini Türkiye’yi getirmesi, resmî Amerikancılığın başlamasının jesti olarak kabul edilir.
Tek partili yıllarda Amerikalı Conilere yalakalık yapanların arasında CHP’li siyasiler ve yandaşı gazeteciler vardı. Devrin ünlü Kemalist gazetecisi Zekeriya Sertel, Tan Gazetesinde “Amerika emperyalist değil, dost bir ülkedir” başlığıyla yazılar yazıyordu.
1949 ve 1950 yılları, ordunun eğitimden kışla düzenine, kıyafet biçiminden rütbelerin şekline, silah ve teçhizatların yenilenmesi kadar bütünüyle Amerikan askerî sistemine uyarlanmaya başladığı yıllardır.

27 MAYIS DARBECİLERİNE DERİN AMERİKAN YARDIMI
İLK AMERİKAN YANDAŞLIĞI CHP İKTİDARINDA BAŞLAMIŞTIR yazısına devam et

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-
Bu konunun konuşulacak sayısız boyut var, merak ettiğimiz ve dikkatle takip edeceğimiz bir boyutu da, dünyanın ve bölgenin güçlerinin son durumunu teşhis imkanı verecek olması. ABD Suriye’ye müdahale edecek kadar güçlü mü, müdahaleyi uzun tutacak kadar kararlı mı, müdahaleyi uzun tutmak için gerekli olan kaynakları mevcut mu? ABD kamuoyu, Müslümanlar arasındaki bir meseleye müdahale etmek, bu müdahaleye kaynak ayırmak, insan kayıplarını göze almak için hazır mı veya önceki devirlerde (ve misallerde olduğu gibi) hazırlanabilir mi? Batının ve ABD’nin hızlı şekilde gerilediği, çöküş sürecine girdiği, her geçen gün biraz daha zayıfladığı istikametindeki temel teşhisimizi, Suriye’ye müdahale olursa, test edecek bir hadise ile karşı karşıya kalacağız.
Batı ve ABD ile birlikte başka anlayacağımız konular da var. İran’ın genel durumu, bir savaş durumundaki tavrını, blöf yapıp yapmadığını, savaşma iradesi, cesareti ve gücü var mı, varsa sınırı gibi bir çok konuyu anlayacağız. İran’ın Suriye’deki katil rejim ile irtibatının derinliğini, Suriye’ye müdahale edildiğinde savaşa girip girmeyeceğini, onlarca yıldır sürekli tehdit ettiği İsrail’e karşı bir savaşa girip giremeyeceğini, bu zamana kadar savurduğu tehditlerin blöf mü gerçek mi olduğunu anlayacağız. Suriye’nin gücünü, bir savaş durumunda kimyasal silah kullanıp kullanmayacağını, kendi halkı üzerinde kullandığı kimyasal silahları İsrail’e veya ABD askeri varlığına karşı kullanma cüretini gösterip gösteremeyeceğini ila ahir…
Efsaneleştirilen Hizbullah örgütünün ne durumda olduğunu, İsrail’e karşı bir varlık-yokluk savaşına girip giremeyeceğini, Müslüman halka karşı gösterdiği vahşeti İsrail ve ABD’ye gösterip gösteremeyeceğini göreceğiz. ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1- yazısına devam et

SÜTÇÜ İMAM’IN ŞEHRİNDE İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU

Sütçü İmam’ın Şehrinde İslâm Dünyası Dayanışma Platformu
Kahramamaraş’ta otuz beş sivil toplum kuruluşunun katıldığı “İslâm Dünyası Dayanışma Platformu” İkindi namazını müteakip Ulu Câmii meydanında Mısır ve Suriye’deki katliamları telin eden basın açıklamasıyla başladı. Platform Sözcüsü Avukat Haki Demir, Platform Beyannamesi’ni okudu ve protestonun gayesini açıkladı:
“Platform önce ‘Mısır Dayanışma Platformu’ şeklindeydi. Suriye ve Lübnan’daki gelişmeler, platformu Mısır merkezinden çıkardı ve daha geniş bir çerçeveye ulaştırdı. Çerçevesi genişledi ama şimdilik tabii ve zaruri olarak Mısır ve Suriye merkezinde yoğunlaşacak. Platformun basın açıklamamızla başlamış oluyor. Pazar gününe kadar bir hafta boyunca yirmi dört saat kesintisiz devam edecek. Eylem meydanı olarak, K.Maraş’ın en merkezi meydanı olan Ulu Câmii önündeki meydanı seçtik. Bir haftalık eylem programında çok sayıda faaliyet çeşidi var. Sürekli hatim indirilecek, konuşmalar yapılacak, İslâm ülkelerinin tarihleri kısaca anlatılacak, yirminci asırdaki büyük mücadele adamlarının hayatları özetlenecek, Mısır ve Suriye muhalefetinden insanlar davet edilecek, konuşmalar yaptırılacak, Mısır ve Suriye’dekilerle canlı bağlantılar kurulacak ila ahir… Özetle Rabiatü’l Adeviye meydanındaki nöbet bir hafta K. Maraş’ta devam edecek.” SÜTÇÜ İMAM’IN ŞEHRİNDE İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU yazısına devam et

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ”
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Kendinden hakir gördüğü için secde etmediği insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve mercii yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, sadece Müslümanların değil aynı zamanda insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Lübnan, Afganistan, Filistin, Irak, Libya, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten kaçınmaz aksine zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten “insi şeytanlar” var. İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU “BEYANNAMESİ” yazısına devam et

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI, SAFINIZI SEÇİN

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI, SAFINIZI SEÇİN
Ülkelerin iç işleriyle dış işleri birbirinden tefrik edilemez oldu, iç işlerine ait olduğu düşünülen meselelerin neredeyse yüzde sekseni aynı zamanda dış işleri haline geldi, dış işleri olduğu düşünülen işlerin ise neredeyse tamamı aynı zamanda iç işlerine dahil oldu. Bu durum aynı zamanda ülkelerdeki hükümetlerle muhalefeti de kuşattı. Bir ülkenin iktidarı ile muhalefeti arasındaki mücadele o kadar sert geçiyor ki, panoramik olarak meseleye bakıldığında asla bir ülkenin iki partisi veya siyasi hareketi demek mümkün değil. Türkiye misalinde görüldüğü üzere CHP, ülkenin (hükümetin, devletin) dış siyasetinin tam aksine hareket ediyor ve ülkenin düşmanı haline gelen komşu ve uzak ülkelerle münasebet tesis ediyor. Hal böyle olunca, onlarla kapalı kapılar arkasında ne konuştuğu sorusu da ciddi tereddütlerin yaşanmasına sebep oluyor. Sanki CHP, ülkenin dış siyasetinin karşı tarafındaki ülke hükümetleri ve siyasi hareketlerle görüşürken, “Akparti iktidardan nasıl düşürülür?” sorusuna oralarda da cevap arıyor ve yardım istiyor. Ülke mefhumu ortadan kalktı, siyasi sınırların bir anlamı kalmadı, ülke içindeki siyasi anlayışlar kendilerine benzeyen veya ortak düşmana karşı ittifak yapabilecekleri dış güçlerle aynı cephede mevzileniyor. Bu hadise Mısır’da ve Suriye’de çok daha sert şekilde cereyan ediyor, cunta yönetimi, İsrail, ABD ve benzeri dış güçlerden aldığı destek ve yardım ile halkın üzerine tank sürüyor, namlular ateş saçıyor, bir general üç milyon İhvan üyesini toplama kamplarında tecrit etmekten bahsedebiliyor. Hatırlıyor musunuz Balyoz darbe planında da Fatih camiini Cuma namazında (kalabalık zamanında) bombalamayı, sadece İstanbul’da yüzbinlerce insanı statlara toplamayı planlamışlardı, yani Mısır’da İhvan direnmeseydi de zaten yüzbinlerce Müslümanı temerküz kamplarına toplayacaklardı. İhvanın direnmesini tenkit edenler ya ahmak ya da batının ajanıdırlar. ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI, SAFINIZI SEÇİN yazısına devam et

ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ

Dünyanın en güçlü ülkesi, en güçlü ekonomisi, en güçlü ordusu olduğu söylenen, bu hususta genel kabul gören bir devlet ABD. Çözülme, gerileme ve çökme sürecine girmiş olması, halen belli nispette gücü elinde tuttuğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Yani ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi… Bu kanaat (ya da zan), ABD’nin, dünyanın herhangi bir noktasına en kısa sürede askeri operasyon yapabilme imkanını elinde tuttuğunu gösteriyor. Bu durum, hem ABD tarafından böyle kabul ediliyor hem de dünya tarafından…
Hal böyle olunca, dünyadaki herhangi bir hadise hakkında ABD’nin “ne dediği”, “nasıl bir tavır alacağı” dikkatle takip ediliyor. Bir bölgede yaşanan herhangi bir hadisede taraf olanlar, ABD’nin kendi tarafında müdahale etmesi talebini yüksek sesle dillendiriyor. Bu talep bazen açıkça “menfaat” için, bazen de “ahlaki mesuliyet” için seslendiriliyor.
Anlaşılacağı üzere; dünyada ilginç bir kavrayış var, ülkeler ve guruplar ABD’yi kullanmak istiyor ve kendi lehlerine müdahale yapmasını talep ediyor. Güç böyle bir şeydir, özünde ABD’ye karşı olanlar bile onun elinde tuttuğu büyük güce karşı bir şey yapamadığı için, onun gücünden faydalanmaya çalışıyor. ABD ise, dünya haritasını önüne açıyor, hangi bölgede kendisi ile birlikte hareket edecek ülke veya gurup varsa onlarla münasebet kuruyor. Öyle ki, ABD’nin kimseyi ikna etmesi gerekmiyor, zaten her bölgede ABD’nin gücünden faydalanmak isteyen birileri çıkıyor. ABD ise sadece talepleri değerlendirerek menfaatlerini elde ediyor. ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ yazısına devam et

Sevgi ve Şiddetlisi;AŞK

Sevgi ve Şiddetlisi; Aşk

En çok ihanete uğrayan duygulardır sevgi ve aşk.

Sevgiden başlayalım. Derler ki;

Sevgi azad eder, tutku tutuklar.

Bu sözü düşünüyorum da yazı başlamadan bitse bile olur. Sevgilerimiz sahte. Çünkü sevdiklerimiz sahte.  Sevgi zannettiklerimiz hep tutku ve hep tutukluyoruz. Onu yapma, buna dikkat et, şuraya gitme vs.   Sevgi diye yaşananlar tutku, şiddetlisi şiddetli tutku…  Sonra kopkoyu nedamet. Sahte sevgi ve aşk tuzlu su içmeye benzer, içtikçe içersin… Kanacağını zannedersin ama  sadece kandırır…

Çevrenizde sık sık görüyorsunuz sevgili(!)lerinden ayrılanları…  Perişanlık boğaza kadar. Boşa harcanan vakit-boşa harcanan madde, kirletilen ruhlar ve kirletilen bedenler… Sonra boşlukta savrulan bir nesil-gitgide değeri pardon etiketi artan bir meslek: Psikiyatri Sevgi ve Şiddetlisi;AŞK yazısına devam et

İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR

İSLAMSIZLIK, İNSANSIZLIKTIR
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Secde etmediği, kendinden hakir gördüğü insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve teşkilat yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten insi şeytanlar var. İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR yazısına devam et

İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU

lkK.MARAŞ’TA İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU

K.Maraş’ta “İslam Dünyası Dayanışma Platformu” kuruldu. Yaklaşık otuz beş sivil toplum kuruluşunun iştirakiyle şehri temsil çapına ulaşan hacimde bir platform…
Platformun kuruluşu için başlatılan görüşmeler, “Mısır Dayanışma Platformu” şeklindeydi. Suriye ve Lübnan’daki gelişmeler, platformu Mısır merkezinden çıkardı ve daha geniş bir çerçeveye ulaştırdı. Çerçevesi genişledi ama şimdilik tabii ve zaruri olarak Mısır ve Suriye merkezinde yoğunlaşacak.
Platformun ilk eylemi, 26.08.2013 Pazartesi ikindi namazından sonra basın açıklaması ile başlayacak ve Pazar gününe kadar bir hafta boyunca yirmi dört saat kesintisiz devam edecek. Basın açıklamasında, platformun “beyannamesi” okunacak. Eylem meydanı, K.Maraş’ın en merkezi meydanı olan Ulu Cami önündeki meydan olacak. İSLAM DÜNYASI DAYANIŞMA PLATFORMU yazısına devam et

SAĞCILAR VE SOLCULAR AMERİKA’YA KARŞI OLAMAZLAR

Sağcılar ve Solcular Amerika’ya Karşı Olamazlar

Celâl Bayar, 1957’de “Otuz sene sonra bu mübarek memleket 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır” diyordu. Tek Parti sultasından kurtulmanın sembolü olan Menderes, yolsuz ve susuz ülkeye hizmet getirme anlayışıyla kapıları sonuna kadar Amerika’ya açan ilk başbakandır.
Türkiye’nin Kore savaşına asker göndermesiyle seçkinlerde ve “burjuvalaşmaya” çalışan zümrede Amerikan sempatizmi hızla gelişir. 1950’nin başında Celal İnce adlı bir müzisyenin söylediği “Dostluk Şarkısı”, Menderes dönemini Ankara ve İstanbul’a geçiren yaşlıların hafızasında kalmış olmalı. Şarkı, Amerika dostluğunu dillendiriyor. Şarkının gâyesi İnce tarafından plağın arka yüzünde şu cümlelerle ifade ediliyor:
“Dünya durdukça, hürriyet sayesinde Amerikalılarla beraber olduğumuz dostluk ateşinin sönmeyeceği, her iki ülkenin Kore’de kan kardeşi olduğu…”
Ayrıca, “Amerika Amerika / Türkler dünya durdukça / Beraberdir seninle / Hürriyet savaşında” nakaratıyla süren bu şarkının yer aldığı 78’lik plağın arka kısmında Batı Bloku’nun mabudu olan hürriyet temasının yazılı olduğunu kitaplardan öğrendim:
“Gerek Türk ve gerekse Amerikan tarihi hürriyet uğrunda büyük emek sarf etmiş ve hatta bu uğurda canı pahasına çarpışmış kahramanlarla doludur. Her iki milletin tarihinde bu mümtaz evlâtların hürriyet mefkuresi uğrundaki veciz sözleri gayet parlak bir yer işgal eder…” SAĞCILAR VE SOLCULAR AMERİKA’YA KARŞI OLAMAZLAR yazısına devam et

ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ

Mısır halkının ve İhvan’ın mukavemeti, yaşadığımız devirdeki herhangi bir hadiseyle mukayese edilebilir gibi değil. Halkın sokaklardaki mukavemeti, yanında vurulup yere düşen arkadaşına, akrabasına rağmen devam etme cesaret ve dirayeti, ordu, polis ve baltacı eşkiyatların insanları öldürmeye başlamasına rağmen sokakları bırakmaması, önünde hürmetle eğilecek bir insanlık destanıdır. İhvan liderlerinin çocuklarının keskin nişancılar tarafından özellikle hedef alınması ve şehit edilmesi, buna rağmen liderlerin çocuklarını sokaklardan çekmemeleri, şehit çocuklarının naaşı önünde dirayetini kaybetmemesi, mücadeleye devam etmesi, vakarlarını dimdik ayakta tutması müthiş hadiseler.
Birçok şey söylenebilir şüphesiz. Bu çapta muhteşem bir hadise hakkında kitap bile yazılabilir ve hala her şey söylenmiş olmaz. Bir husus özellikle dikkatimiz fazla çekti, o nokta üzerinde durmak istiyoruz.
İhvan liderleri ve arkalarındaki halk, başta bütün Müslümanlara, sonra tüm yeryüzüne ve insanlığa şeref kattı. Bu günün tüm insanlığına yetecek kadar şeref getirdiler dünyaya ve tüm insanlığa gösterdiler. İleride tarih yazılırken, bu devrin tahlillerinde, Mısır’daki İhvan ve mensuplarının, şerefi temsil ettiklerini, tüm dünyaya rağmen bunu yaptıklarını, tüm dünyanın kendilerine karşı şerefini kaybettiğini, dünyanın şerefsizliğine rağmen şereflerini muhafaza ettiklerini kaydedecek. Bu devir için tarih, şerefin bir-iki ülkede kaldığını, onların da çok yüksek bir şeref payesine ulaştıklarını, bu sayede hala dünyada insanların ve insanlığın yaşadığını söyleyecek ve şunu ekleyecek; “Eğer o devirde onlar olmasaydı, insanlık alet kullanan hayvanlar topluluğu olarak yaşamaya devam edecek ve bir daha insanlaşamayacaktı”. ŞEREFLİ İNSANLAR, DÜNYANIN ŞEREFİNİ KURTARDINIZ yazısına devam et

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-3-MÜŞTEREK ANLAYIŞ

Mısır’da darbe yapıldığının ertesinde (05.07.2013) konu ile ilgili sitemizde yayınlanan ilk yazı, “Müslümanlar… Meydanları bırakmayın” başlığını taşıyor. Bu yazının ana fikri şuyud; “Meydanları terketmeyin, birlikte durun, evlerinize dönmeyin, eğer dağılır ve eve giderseniz tek tek avlanırsınız, direndiğinizde vereceğiniz kayıplardan çok daha fazla kayıp verirsiniz”. Fikirteknesi, darbe ve darbeye karşı direnişin başladığı günden itibaren bu anlayışı sürekli gündemde tuttu.
O yazıda konu şu şekilde teşhis edilmiş;
“Meydanları boşaltmaları ile ilgili tüm telkinlere karşı direnmeliler, kendi içlerinden bile böyle bir telkin gelse itiraz etmeliler, meydanları boşaltıp da evlerine dönmeye başlarlarsa, tek tek avlanırlar. Büyük operasyon kararı demek, yüzbinlerce belki milyonlarca Müslümanı temerküz kamplarına toplamak hatta katletmek demektir. Milyonlarca insanın meydanları işgal etmesi halinde buna cesaret edemezler ama evlerinden tek tek toplayabilirler ve katledebilirler.
Mısırlı Müslümanlar, asla evlerinizde yakalanmayın, asla uykuda yakalanmayın, asla tek tek yakalanmayın, asla pijamalarınızı giymeyin, rehavete kapılmayın, korkmayın. Ölümden korkacak gün, bu gün değil, unutmayın zaten öldürecekler, unutmayın zaten hapse atacaklar, unutmayın zaten işkence yapacaklar, bunların çaresi toplu halde bulunmak, meydanları işgal etmek, darbeyi iflas ettirmek…” FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-3-MÜŞTEREK ANLAYIŞ yazısına devam et

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ

ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ
Arap baharının tersine döndüğünü söylüyorlar. Oysa İslam baharı geliyor. Türkiye’nin yalnızlaştığını söylüyorlar, doğru söylüyorlar fakat propagandistlerin gözlerden saklamaya çalıştığı husus, Türkiye’nin Müslüman halklar nezdinde sürekli kalabalıklaştığıdır. Mısır’da askeri darbe yapılıyor, Türkiye darbeye destek vermiyor, tabii olarak katil cunta idaresi tarafından hasım haline geliyor ve Türkiye yalnızlaşıyor. Türkiye’nin Sisi tarafından terk edilmesi, bu şekilde bir yalnızlaşma yaşaması, kelimenin tam manasıyla bir şereftir. Türkiye yalnızlaşıyor, çünkü katiller, fahişeler, hırsızlar, gasıplar Türkiye’yi terk ediyor. Bu öyle bir yalnızlaşma ki, her açıdan “saflaşma”, “arınma”, “temizlenme”dir.
Bir insan (devlet), katillerle, zayıf durumunda münasebet kurmak zorunda kalsa, biraz gücünü topladığında onlara karşı tavır koysa, onlar da o insanı (devleti) terk etse, ne lazım gelir? El cevap, şükretmek lazım gelir. Türkiye hem safını ve istikametini sabit tutuyor hem de “saf”laşıyor, daha ne istiyorsunuz?
Rejimler, diktatörler, krallar, melikler, zalimler, katiller Türkiye’yi terk ediyor, elhamdülillah… Bunların her biri terk ettikçe, mazlumlar, mağdurlar, zayıflar, Müslümanlar, özellikle vurgulayalım ki samimi Müslümanlar Türkiye’nin yanında saf tutuyor, Türkiye’ye kalpten bağlanıyor. Türkiye’nin siyasi tesiri bu gün için azalıyor belki ama içtimai tesiri sürekli ve kalbi derinlikte genişliyor. ZORLU EŞİKTEYİZ, SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ yazısına devam et

Batı’nın Dümeninde İslam Devletlerinde Askeri Darbeler

Batı’nın Dümeninde İslâm Devletlerinde Askerî Darbeler
İslâm dünyası acziyet içinde kıvranıyor. Darbe ve kan hâkim. Suriye’den Mısır’a, Irak’tan Filistin’e… İslâm devletlerinin âcizliği elbette bizi üzüyor. Fakat Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bâzı İslâm ülkelerinin, kardeşlerini haince yemeye çalışan ABD kurdu ile bir safta olması daha üzücü. Bu âcizliğin kısa bir tarihçesini, yani İslâm devletlerinin Batı’nın dümen suyunda birbirini askerî darbelerle nasıl yok ettiklerini bilmeden gerçeği anlamamız zor.
İSLÂM ÜLKELERİNDE HER GÜN ASKERÎ DARBE, HER YER KAN
Mısır’da krallık idaresi1952’de general Muhammed Necib’in liderliğinde gerçekleştirilen askerî darbeyle son bulur. General Necib de 1954’de Cemal Abdünnasır’ın gerçekleştirdiği “darbe içi darbeyle” devrilir. Abdünnasır’la başlayan diktatörlük rejimi Hüsnü Mübarek’le devam eder. Müslüman Kardeşler ilk kez siyasî parti olarak seçimle iktidara gelir ve general Sisi tarafından kanlı darbe yapılır. Batı’nın payandaları generallerce yapılan Mısır’daki darbecilerin katliamı ABD’ye istinat edilerek yapılmıştır.
Irak’ta, Abdülkerim Kasım 1963’te gerçekleştirilen bir askerî darbeyle uzaklaştırılır. Bu darbeden sonra idare Baasçıların, daha sonra 1968’de gerçekleştirilen ikinci darbeyle ordu içindeki Baasçıların eline geçer. 1979’da Saddam Hüseyin tek lider sultasına dayalı bir Baas diktatörlüğünü yerleştirir.
Askerî darbelerin en çok yaşandığı ülkelerden biri olan Pakistan’da Ziyaül Hak örneği gibi darbeler herkesin mâlûmudur. Afganistan’da 1973’te Sovyetler’in desteğiyle gerçekleştirilen askeri darbe sonucu Zahir Şah tahttan indirilir ve yerine Davud Han geçer. Davud Han da 1978’de gerçekleştirilen bir darbeyle devrilir ve yerine Nur Muhammed Terakki getirilir. Terakki’nin sultası 1979’da Hafızullah Emin’in gerçekleştirdiği darbeyle son bulur. Afganistan’daki iç kavga onun döneminde artar ve darbeler daha sonra da devam eder. Batı’nın Dümeninde İslam Devletlerinde Askeri Darbeler yazısına devam et

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. ŞUURLAR PATLIYOR yazısına devam et

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ? yazısına devam et

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART…
Batının dünyayı siyasi, askeri ve iktisadi işgalinden daha derin ve daha vahim olanı, kültürel işgalidir. Ruhlar, zihinler, akıllar işgal edilmiştir, üniversitelerdeki binlerce profesörün “bilim tarifi” bile batıdan kopyalanmış haldedir. İnsanın ruhu ve aklı işgal edildikten sonra, askeri işgale ihtiyaç kalır mı?
Müslümanlar yeni bir çağ başlatabilmek için, öncelikle batıdan aldıkları “zehirli telkin ve tesirleri” akıl, zihin, ruh ve kalp dünyalarından söküp atmalıdır. Bu hamle, maalesef sadece kelami bir mesele değil, aynı zamanda fiili bir çabayı da gerektiriyor. Herkes batıya karşı ama herkes batılı akıl çeşidiyle düşünüyor. Bir insan için “akıl terkibi” neredeyse o insanın ta kendisidir. Onunla bakıyor, onunla anlıyor, onunla karar veriyor, dahası hislerini bile onunla değerlendiriyor, ne hissettiğini bile onunla tarif ediyor. Akıl terkibi bu kadar mühim olunca, onu bir anda kaldırıp atması muhal, bunu yapabilecek olsa bile geriye koskoca bir boşluk kalıyor. Yeni bir akıl terkibini bir anda gerçekleştirip, hayatına kaldığı yerden devam etme imkanı yok, bu iş bir süreç ve zaman işi…
İnsanın akıl terkibini baştan sona yenilemesi, batıdan edindiği pozitif akıl terkibini kaldırıp atması ve yerine İslam’dan hareketle inşa edeceği “akl-ı selimi” ikame etmesi ne kadar zor. Üstelik bunu arzu ederek teşebbüse geçmesi halinde bu kadar zor, oysa Müslümanlar sahip oldukları pozitif akıl terkibinden memnun görünüyor ve “akl-ı selimi” gündemlerine bile almıyorlar. Sürekli yazıyoruz, hatırlatmaya çalışıyoruz, akl-ı selim yoksa Müslümanca düşünme imkanı yok. Ne var ki bunun için büyük teşebbüsler gerek, bizim elimizdeki imkanlarla konuyu gündeme bile getirmek mümkün değil. BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART yazısına devam et

AMAÇ TÜRKİYE’Yİ SICAK SAVAŞA SÜRÜKLEMEK

Amaç, Türkiye’yi sıcak savaşa sürüklemek!

Aslında şu an Türkiye bir savaşın içinde, ancak bunun bir sıcak savaşa dönüşmesi için sabredilmesi zor bir tahrik var Batı’dan.

Türkiye’yi saldıran taraf olarak savaşa sürüklemek için Mısır’da ve Suriye’de daha binlerce insan sırf Türkiye’yi tahrik etmek için katledilecektir. Türkiye’nin yakında içinde bulunacağı bir savaş şaşırtıcı olmaz, soru savaşı kimin başlatacağıdır.

Eğer savaşı başlatan taraf Türkiye olursa, hangi topraklara saldıracak? Bu soru muammadır. Türkiye’nin Mısır topraklarında darbecilere direkt bir müdahalesi makul bir hareket olmaz çünkü Batı’ya karşı yapılan bir savaş için Müslüman topraklarını savaş meydanı olarak kullanmak Batı’nın asla kaybetmeyeceği bir savaş olur.
AMAÇ TÜRKİYE’Yİ SICAK SAVAŞA SÜRÜKLEMEK yazısına devam et

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”

“EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…”
Bu Ayet-i Kerime’nin manasını hiç bu günkü kadar anlamamıştım. Mısır başta olmak üzere İslam dünyasındaki hadiselere Müslümanların bakışını görünce, dilimde tesbih haline geldi, önce kendim olmak üzere, bu mukaddes ihtar ve ölçünün manasını tüm Müslümanların yeniden hatırlaması ve gereğini yerine getirmesi lazım.
Mısır’daki büyük katliamlara karşı, batıdan, AB’den, ABD’den medet uman, onlardan herhangi bir ses ve kıpırdama, yardım ve katkı bulamayan, bu sebeple de sürekli onları itham eden Müslümanlar, Allah ve Resulünün düşmanlarına itimat edilmeyeceğini, nasıl olur da elinizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap varken, tecrübe ederek öğrenirsiniz? Yoksa siz onlara itimat mı etmiştiniz, yoksa siz onlardan yardım göreceğinizi mi ümit ediyordunuz? “Ey iman edenler, iman ediniz…”
Yeni İslam çağı başlıyor, kim dedi ki kolay olacak. Yeni İslam çağı, batılılarla, batıya itimat edenlerle, Allah’tan başka itimat mercileri olduğunu düşünenlerle kurulur mu zannediyorsunuz? Eğer, batılı akılla düşünenler yeni İslam çağını kuracaksa, zaten o çağ, İslam çağı olmayacaktır. Batının, batı değerlerinin Müslümanlar tarafından yeniden üretilmesi manasına gelmez mi? Yeni İslam Çağı, “saf mümin” şahsiyetlerin eliyle inşa edilecektir, öyleyse “Ey iman edenler, iman ediniz…” “EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ…” yazısına devam et