Aylık arşivler: Kasım 2013

TAYYİP ERDOĞAN YORULDU MU?

TAYYİP ERDOĞAN YORULDU MU?
Yaklaşık on bir yıldır iktidarda, ondan önce belediye başkanı, ondan önce Refah Partisi il başkanı, daha genç yaşlarında teşkilatta görevli… Hatırladığımız kadarıyla liseden beri siyasetin içinde ve çok yoğun bir siyasi hayata sahip. Geçmiş bir tarafa, o zamanlar zaten gençti, gençken insan yorulmuyor. Şu son on bir yıl, ülkede yaptıklarına bakınca çok ciddi, çok hayati, çok tehlikeli bir dönem… Ve tabii ki çok yorucu…
Erdoğan gerçekten yoruldu mu? Bu soru önemli… Propaganda yapmak niyetinde değiliz, lehinde veya aleyhinde bir söz söylemek için zorlama yorumlara girmek niyetinde hiç değiliz. Soru, samimi şekilde düşünüldüğünde önemli.
Bu sorunun zihnimizde uçuşmaya başlaması, mahalli seçimlerle ilgili aday tespitindeki bazı noktalardan kaynaklandı. Seçim sath-ı mailine girilmesine rağmen, önceki seçimlerde gördüğümüz heyecan seviyesi ve hamle istidadı yok. Bazı adayların tespitine bakınca, işi “oluruna” bırakmış gibi görünüyor.
Gerçekten yorulmuşsa eğer, tedbir almalıyız. Erdoğan’ın yorulmuş olması ciddi bir meseledir. Her şeyi Erdoğan’a bağlamak gibi bir lider fanatizmimiz yok ama liderin ne kadar önemli olduğunu bilecek kadar da teşkilat meselesinden anlarız. Özellikle de Erdoğan gibi bir liderin kıymetini bilmemek ağyar işidir, biz böyle bir vefasızlık yapmayız.
Gelgelelim neticede insan… Yaşlanıyor, hastalanıyor, yoruluyor. Erdoğan yorulmuşsa eğer, bu bir zafiyet değil, tabii bir durumdur ve zaten bugüne kadar yaptığı işlerden dolayı mesuliyetini layıkıyla yerine getirmiş haldedir. Soruyu sormaktaki hassasiyetimiz anlaşılmalı, eğer yorulmuşsa, tedbir alınmalıdır. TAYYİP ERDOĞAN YORULDU MU? yazısına devam et

“FERŞ’TEN ARŞ’A KADAR GÖK KAPILARINDA” EZAN SESİ

“Ferş’ten Arş’a Kadar Gök Kapılarında” Ezan Sesi

Ezan, Allah ve Resûlüne beş vakit icabetin sesi. Günde beş vakit Allah’ın varlığını ve birliğini, ondan başka ilah olmadığını, Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) O’nun resûlü olduğunu bildirir ve namaza dâvet eder. Millet-i beyzâ, bu mukaddes sesin dâvetiyle gaflete düşmemiş, vaktin oğlu olarak yaşamıştır.

Ezan, günde beş vakit imanımızı tazeleyen semavî bir ses. İ’lây-ı Kelimetullah’ın günde beş vakit ilânıdır. Günde beş kez kimliğimizi ve varoluş gayemizi hatırlatır. Ezan okunduğunda her şey susar.

Müslüman için hayat ezanla başlar. Ezanın sesiyle güne uyanır, bir gününü beş vakitte ezanın devranıyla tamamlar ve o günü kurtulmuş gün olarak bitirip, ertesi güne aynı iman ve kanaatle başlar.

Bir yerde ezan okunuyorsa orada Müslümanlar vardır. Ezan her beldenin İslâmî nişanı ve şehadetidir. Çocuklarımızda İslâmî şuur ezan sesiyle başlar. Çocuğunun kulağına ezan okuyan baba onun sabî dimağına Müslüman kimliğini üflemektedir.
“FERŞ’TEN ARŞ’A KADAR GÖK KAPILARINDA” EZAN SESİ yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-6-TAKİP MERKEZİ

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-6-TAKİP MERKEZİ
Çatı kuruluşun bünyesinde oluşturulacak takip merkezi, medeniyet şurası, istişare şurası, adalet divanı kararlarının tatbikatını, tatbikatta aksamalar olup olmadığını, aksamalar oluyorsa problemin ne olduğunu takip eder, tetkik eder, rapor hazırlar ve ilgili şuralara sunar.
Takip merkezinin en mühim vazifelerinden birisi, şuraların ve divanın verdiği kararların İslami guruplar ve ayrıca halk nezdinde nasıl karşılandığını, kabul ve riayet yoğunluğunu, tenkit açılarını ve malzemelerini tespit etmektir. Genel merkezde bazı heyetler oluşturup, bunların aldığı kararları uzaya saçar gibi kamuoyuna sunduktan sonra halkın neler düşündüğünü merak etmemek, halktaki makesini dikkate almamak doğru olmaz. Alınan kararların doğruluğu birinci mühim husustur ama bunların doğru anlatılıp anlatılamadığı, halkın doğru anlayıp anlamadığı, arada bir uçurum varsa neden oluştuğu ve nasıl kapatılacağı meseleleri hassasiyet dışı bırakılamaz.
Takip merkezi, işini teftiş anlayışıyla değil, kamuoyu araştırma usulüyle yapmalıdır. Takip merkezinin vazifesi, hesap sormak ve müeyyide tatbik etmek değil, alınan kararların “müşterek anlayış” inşa etmek için hüsn-ü kabul görmesini temin etmek, bunun için problem araştırmaları yapmaktır. Neden kabul görmediğini, hangi hassasiyetlere çarptığını, halktaki anlayış haritalarına aykırılığın hangi noktalarda olduğunu görebilmek ve rapor etmekle mükelleftir. ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-6-TAKİP MERKEZİ yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİHACI-5-ADALET DİVANI

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-5-ADALET DİVANI
Müslüman gurupların İslam Hukukunda ehliyet sahibi insanları namzet göstermesiyle teşkil edilen Adalet Divanı, Müslüman guruplar arasındaki ihtilaflara, tarafların rızası ve müracaatı ile bakar, ihtilafları İslam Hukukuna göre muhakeme eder ve karara bağlar. Kararın müeyyidesi, içtimai müeyyidedir, yani karara uymayan taraflara karşı Müslüman gurupların nasıl tavır takınacağını tayin eder.
Öncelikle Adalet Divanı Müslüman fertler arasındaki ihtilaflara değil, Müslüman guruplar arasındaki ihtilaflara bakar. Fertler arası münasebetlere bakmak, çok yoğun bir iş yükü ve çok geniş bir teşkilat ağını gerektirir, Müslümanlar böyle bir mahkeme teşkilatına sahip olmak isterlerse, o mesele ayrı bir başlık altında değerlendirilmelidir. Ne var ki Müslüman guruplar arası ihtilaflara bakacak bir Adalet Divanı inşa ve ihdas edilebilir de, çalışmalarına başlayabilirse, kararları Müslümanlar tarafından kabul görülür ve riayet edilirse, yaygın bir mahkeme teşkilatının anlayışını ve tatbikat altyapısını oluşturur.
Şeriat mahkemelerini kurmak mevcut mevzuata göre açıkça mümkün değil ama bu konuda bir mevzuatta bir yol var. “Tahkim müessesesi”… Yani hakemlik müessesesi… Bu imkandan faydalanarak Müslümanlar ismine Şeriat mahkemesi demeden, Şeriat mahkemesini kurabilirler, bu konuda yaptığımız çalışmalar sitemizde (www.fikirteknesi.com) yayınlandı, ilgilenenler tetkik edebilirler. ÇATI KURULUŞ İHTİHACI-5-ADALET DİVANI yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-4-İSTİŞARE HEYETİ (ŞURASI)

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-4-İSTİŞARE HEYETİ (ŞURASI)
İstişare heyeti, guruplar arasındaki nazari ve tatbiki ihtilafların kamuoyuna kapalı şekilde müzakere edileceği, aktüel konularda müşterek karar ve tavırlar almak ihtiyacı hasıl olduğunda meselenin görüşüleceği, Medeniyet Şurasında üretilen müessese fikir ve numunelerinin müşterek karar altına alınacağı merciidir.
İslami guruplar arasındaki ihtilaflar, ihtilafın ilgilileri tarafından İstişare Heyetine getirilebileceği gibi, üçüncü şahıs mahiyetindeki diğer guruplar tarafından da gündeme getirilebilir. İhtilafın tarafları dışındaki bir gurup tarafından gündeme getirilmesi halinde ilgili tarafların rızası alınmadan müzakere ve müşavere açılmaz. Müslüman guruplar, birbirleri aleyhine çalışmamak mesuliyetine sahip olmalıdır, çatı kuruluşun ihdasından önceki dönemlerden tevarüs eden ihtilaflar ve problemler için müzakere ve müşavere yapılabilir. Yeni dönemde İslami gurupların birbiri aleyhine söz söyleme ve eylem gerçekleştirme halinde ise, mesele, ilgili ve ilgisiz taraflar eliyle gündeme getirilmeli, çözülmeden bırakılmamalıdır.
Medeniyet Şurasının üzerinde çalışması gereken ilk mevzuu, İstişare Sünnetidir. Mescid-i Nebevi merkez alınmak üzere, Asr-ı Saadette, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin icra ve esaslarını vazettiği “İstişare Sünneti” teferruatlı şekilde tetkik edilmeli, bir usul halinde ortaya konulmalı, hukuku, ahlakı ve edebi tespit edilmelidir. Medeniyet Şurası, kitaplaştıracağı bu çalışmayı, bir taraftan “nizamname” haline getirmeli diğer taraftan gerekçelerini izah etmelidir. Bu kitap, İstişare Heyeti azalarına verilmeli ve tüm ülkeye de dağıtılmalıdır. ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-4-İSTİŞARE HEYETİ (ŞURASI) yazısına devam et

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-2-

“Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” Kitabı-2

Yazımızın 1. bölümünün başında söylediklerimizi bir daha ifade ederek, adını başlık yaptığımız kitabın tabuları yıkan metinlerini okumaya devam ediyoruz:

Türkiye’de çeşitli Cumhuriyet tarihi kitapları var. Atatürkçü tarihi gevşek bulan Pür-Kemalist tarih var. Kemalizm’i Cumhuriyet’in resmî dini olarak idolleştiren Cumhuriyet Tarihi’nin 1931’den 1950’ye kadar liselerde ders olarak okutulduğu malûmdur.
Cumhuriyet öncesi hadiselerin ve Cumhuriyetle birlikte başlayan olumsuzlukların hâlen devam ettiği ve gerçek yüzünün tam olarak bilinmediği bir zamanda dimağımızı aydınlatan, gerçek bilgileri sektirmeden kullanan, Atatürkçü Cumhuriyet’ten dâvacı olan samimi ve cesaretli tarih yazıcısı, fikir ve kültür adamı, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan’ın “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabı, zihinleri Atatürkçü Cumhuriyet tarihi okuyarak darbe almış, kirlenmiş ve ikilik içinde kalmış kitleleri uyandıracak bilgi ve tesbitlerle doludur.
Atatürkçü Cumhuriyet’ten dâvacı iseniz, D. Mehmet Doğan’ın adı geçen kitaptan hülâsa ettiğimiz kısımları bir alıştırma olarak okumanızı âcizâne tavsiye ederiz.

“TANZİMAT’TAN BERİ İNGİLTERE İÇİŞLERİMİZE KARIŞTI”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-2- yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-3-MEDENİYET ŞURASI

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-3-MEDENİYET ŞURASI
Medeniyet Şurası, herhangi bir İslami guruba mensup olsun veya olmasın Müslüman fikir, ilim ve sanat adamlarının tamamına açık olmalıdır. Herhangi bir sahada eseri olan, akademisyen olsun veya olmasın tüm Müslüman fikir adamlarının dahil olabileceği, kendilerini ifade edebilecekleri, yalnız başlarına veya çalışma guruplarıyla veya tüm şura azalarının katılımını sağlayacak müzakereler yoluyla fikri, ilmi ve bedii çalışmalar yapabilecekleri bir havza olmalıdır. Eserler belli bir tertip içinde tasnif edilmeli, yayınlanmalı ve üzerinde tartışılmalıdır.
Bu şura, İslam’ı nasıl anlayacağımız konusundan başlamak üzere, medeniyet çapında anlama ve düşünebilme maharetini geliştirmelidir. En büyük eksikliklerimizden birisi dar kalıplar içinde düşünmek, kendi zihni hapishanelerimize mahpus olmak, İslam’ı hakkıyla anlayabilecek hacimde bir zihni ve akli bünyeye sahip olamamaktır. Özellikle de cemaatleşmeden kaynaklanan ufuk darlığı ciddi bir problem olarak önümüzde duruyor. Dünya çapında ve medeniyet derinliğinde bir anlayış ufkuna ulaşmadan İslam’ı anlama çabaları akim kalıyor ve istikamet dışına savruluyor. ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-3-MEDENİYET ŞURASI yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-2-TEŞKİLAT YAPISI

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-2-TEŞKİLAT YAPISI
İstanbul veya Ankara’da (tercihen İstanbul’da) kurulacak bir vakıf veya dernek, sadece merkez teşkilatı ile iktifa eder ve şube açmaz. Bu teşkilat, bir federasyon şeklinde de olabilir, gönüllü kuruluşların çatı örgütü şeklinde teşkil edilebilir. Federasyon şeklinde olması tercih edilir ama tatbikatta problem olması mümkündür. Federasyon çatısı altında toplanmak, uzvi (organik) teşkilat yapısına girmek şeklinde anlaşılacağı için gönüllü kuruluşların uzak duracağı öngörülebilir. Yapılacak müzakereler neticesinde federasyon şeklinde kurulması kabul görürse ne ala aksi takdirde sadece merkez teşkilatını oluşturacak bir dernek veya vakıf şeklinde kurulması doğru olur.
Merkez teşkilatı, resmi kurulları dışında şu müesseseleri oluşturur; Medeniyet Şurası, İstişare Şurası, Adalet Divanı, Takip Merkezi…
Medeniyet Şurası, İslam’ı medeniyet çapında anlamak, medeniyet tasavvuru oluşturmak, medeniyet müesseseleri fikri geliştirmek, bunları tatbik edilebilir projelere tahvil etmek, medeniyet inşasını başlatmak gibi temel meseleler üzerinde çalışan fikir, ilim ve sanat insanlarını bir araya toplar. Bu şura, tüm İslami cemaat, tarikat ve gurupların ilim, fikir ve sanat insanlarını bir araya getirir. Her İslami gurup bu şuraya kaç kişiyle katılmak isterse o kadar kadro verebilir. Bu şurada oylama yapılmayacağı, sadece fikir üretileceği için, her gurubun eşit sayıda kişiyle katılması istenmez. ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-2-TEŞKİLAT YAPISI yazısına devam et

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-1-GİRİŞ

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-1-GİRİŞ
Müslümanların bir çatı kuruluşuna ihtiyacı var. Cemaat, tarikat, gurup, vakıf, dernek gibi bünyeler altında sayısız kuruluşa sahip olan Müslümanlar, birbiriyle irtibat kurmaksızın, çoğunluğu birbirini tanımaksızın, bazen de rekabet ve husumet içinde yaşıyorlar. Bunların arasında münasebet tesis edecek, faaliyetlerinde belli bir insicam sağlayacak, üst kuruluş, şemsiye kuruluş ihtiyacı had safhada. Cemaatleri birleştirmek gibi afaki hedefler edinmeye, imkansızın peşine gitmeye lüzum yok, ihtiyacımız olan şey, her bünyenin muhtariyetini tanıyan, faaliyetlerinin organizasyonunu gerçekleştiren bir koordinasyon merkezi gerekiyor.
Zor bir mevzuu… Zorluk, üç temel meselede kendini gösteriyor; itimat edilebilir bir koordinatör, müşterek çalışma anlayışı, uygun bir teşkilat yapısı… Farklı gurupların itimat edebileceği, sözünü dinleyebileceği, ortaya çıkacak gücü istismar etmeyecek bir koordinatör veya hakem veya sözcü ihtiyacı en mühim eksikliğimiz. Çevresine üç beş kişi toplayan kendini dünya lideri zannediyor, kendi dışındakileri de en azından CIA ajanı olmakla suçluyor. Bu kadar seviyesiz bir ortamda, hem müktesebatıyla itimadı haketmiş, hem oluşacak gücü istismar etmeyecek bir şahsiyet, çatı müessesesini kurma imkanına sahip olabilir. Cemaat ve gurupların müşterek çalışma anlayışlarındaki nakısa çok derin, bu eksikliği giderecek, müşterek çalışma anlayış ve alışkanlıklarını kazandıracak bir hakem büyük mesafeler alabilir. Müşterek çalışma anlayış ve alışkanlıklarını engelleyen en mühim iki sebep şu; guruplar ya başkalarını kullanmak için bir araya geliyor veya başkalarının kendilerini kullanacağı endişesiyle ayrı duruyor. İki problem de hastalıklı bir akıl bünyesine işaret ediyor, başkalarını kullanmak gibi hasis ve samimiyetsiz düşünceler zaten kalp hastalığına işaret ediyor, başkaları tarafından kullanılma endişesi ise nefs emniyetine sahip olmayan dar ufuklu akıllara delalet ediyor. Bir araya gelmek gerektiğine inananlar, uygun bir teşkilat yapısı kuramadığı, böyle bir teşkilat bünyesi oluşturamadığı için, samimi gayret ve çabalar bir müddet sonra akim kalıyor. Kullanma niyetini ve kullanılma endişesini ortadan kaldıracak olan ise önce itimat edilebilir bir hakem sonra da uygun bir teşkilat numunesi… ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-1-GİRİŞ yazısına devam et

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-1-

“Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” Kitabı-1

Türkiye’de çeşitli Cumhuriyet tarihi kitapları var. Atatürkçü tarihi gevşek bulan Pür-Kemalist tarih var. Kemalizm’i Cumhuriyet’in resmî dini olarak idolleştiren Cumhuriyet Tarihi’nin 1931’den 1950’ye kadar liselerde ders olarak okutulduğu malûmdur.
Resmî tarih, yani “yalan söyleyen” ve aldatan Atatürkçü Cumhuriyet tarihi Millî Eğitimde (!) hâlen yürürlüktedir. Üniversitelerin Doktora, Yüksek Lisans ve Önlisans Programları’nda “zorunlu” olarak okutulan “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” ve “Türkiye Cumhuriyeti inkılap Tarihi” kitaplarını hatırlamak gerek. İlerleyen satırlarımızda bahsedeceğimiz tabuları yıkan “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabı başkadır.
Mavi Sakal’ın Kırkıncı Odası’dır Cumhuriyet tarihi. Duvarlarında cesetler asılıdır Kırkıncı Oda’nın. İslâmî geçmişimize yapılan dehşet ve zülüm izleri vardır. Kapısı zırhlı kilitlerle kilitlidir. Bu kapıyı açıp içerideki gerçekleri öğrenerek milleti uyandırmaya çalışanlar hapislerde çürütülmüş ve istikbâlinden edilmiştir. “TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-1- yazısına devam et

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ
İslam şehri, İslam’ın fertte inşa etmek istediği şahsiyetin, cemiyette pırıldamasını arzu ettiği ahlakın tecelli mekanıdır. İslam şahsiyetinin yaşamasına mani olacak hiçbir münasebet şekli olmadığı gibi, İslam ahlakının tecellisine mani olacak tek bir kıvrım bile yoktur. İslam şahsiyetinin “vakar”ını muhafaza etmesini mümkün kılacak mesafe anlayışı hakim olmuş ve hiçbir telaşa, hiçbir koşuşturmaya mahal bırakmamıştır.
İslam, her şeyi birbiriyle alakasız bir başıboşluk içinde görmez, varlıklar arasında insicam arar. Serkeşlik ve sarhoşluk, serserilik ve sebepsizlik yoktur. İnsan cemiyeti için böyle olduğu kadar, medeniyet yekunu içine giren hayvan, bitki ve maddeye kadar böyledir. Tabiat, tabii haliyle mevcuttur ama tabiattan ödünç alınan şehir (medeniyet) bir insicam harikası, bir nizam şaheseri halinde, madde, bitki, hayvan, insan topluluklarını belli başlı bir tertibe tabi tutar.
İslam medeniyeti, ferdi, şahsiyet olarak, cemiyeti ise ahlak olarak görür ve inşa ettiği şehirde bu iki unsur için gerekli tüm tedbirleri alır. İnsan kalabalıklarının akacağı caddeler değil, fertlerin vakur bir eda ile yürüyeceği, cemiyetin tecessüm etmiş ahlak olarak deveran edeceği bir mekan tertibine İslam şehri denir. İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ yazısına devam et

Asrın Saadeti; Ensar Olabilmek

Allah’a şükürler olsun ki 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Ensar olabilme fırsatını bizlere sundu.  Kimileri muhacir olmakla imtihan edilirken kimileri Ensar ol/ma/makla imtihan ediliyor. Yoklukla imtihan edilmek kolay denir? İmtihan olduğu bilinirmiş. Ya varlıkla imtihan? Gaflete müsait…

Kendi kendimize soralım; ne fark var ki Mekke’den Medine’ye hicret eden kutlu davetçinin ashabı ile Suriye’den Türkiye’ye hicret edenler arasında. İki taifede zulümden kaçmıyor mu? İki zümre de ceberrutların zorbalığına maruz kalmadı mı?  İki güruh da inançlarından ötürü katledilmedi mi? İki cemaat de gidecekleri yerde kendilerine sahip çıkılacağına inanmıyor mu? Onlar da Müslüman bunlar da Müslüman değil mi? Ne fark var ha ne fark var. Bir tek fark var ki mühim; o günün Ensar’ı bugünkülerden çok daha fedakar, çok daha muhlis, çok daha cömert…

İşte size Ensar sözü:  “Yâ Resûlallah! Hurmalıklarımızı da, muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!”

Asrın Saadeti; Ensar Olabilmek yazısına devam et

İSLAM ŞEHRİ-9-İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İSLAM ŞEHRİ-9-İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI
İslam şehri, İslam cemiyetinin ve hayatının mekan haritasıdır. İslam’ın teklif ettiği hayatın tüm mecra ve havzaları, inşa etmek istediği cemiyetin varoluş güzergahının her menzili o şehirde mevcuttur. Keskin hatlarıyla İslam hukukunun, naif hatlarıyla İslam ahlakının, zarif hatlarıyla İslam edebinin izhar edeceği her münasebet ve müessesesi, her tavır ve edası, her örgü ve dokusu o şehrin bir caddesinde, bir sokağında, bir meydanında, bir binasında, bir taşın yontulma şeklinde karşılık bulmuştur. İslam şehri, mekanın İslamlaştırılmış halidir, İslam’ın, mekanın her noktasına bir ruh olarak, bir fikir olarak, bir ahlak olarak, bir sanat olarak nüfuz etmesidir.
Zaman ile mekanın oluş ve varoluş, olduruş ve varediş kardeşliği, mekanın zamanı cezbetmesi, zamanın mekana sirayet etmesi şeklinde cereyan eder. Mekan, varoluşun malzemelerini muhtevasına taşımakta fakat zuhuruna gücü yetmemektedir, mekanın muhtevasında mevcut olan “varlık malzemesi”, zaman ile halvetine, zamanın darbesine, zamanın sirayetine muhtaçtır. Muhtemeldir ki mekan da zaman gibi “kün” emrinin ilk tecellilerindendir. Zaman, “ol” emrinin hem neticesi hem de mekandaki varlık malzemesini olduran bir “tesir” olsa gerek. Hal böyleyse (Allah en doğrusunu bilir) mekan, varlığın tezahürü (görünür hale gelmesi, bedenlenmesi, vücut bulması) için zaman tarafından döllenmelidir. Meselenin yüksek irtifada (ilk tecelli demlerinde) nasıl cereyan ettiği “ehl-i keşfe” ait olmak üzere, biliyoruz ki zaman ile mekan temas etmediğinde, bu iki temel unsur halvet olmadığında, adına varlık denilen müşahhas alemin “vücutları” zuhur etmemektedir. Son tecelli demini esas aldığımızda gördüğümüz bu hakikat, mekanın döl vermesi için zamana, zamanın da tesirini gerçekleştirmek için mekana ihtiyacı olduğudur. İşte İslam şehrini, o şehrin manasını, o şehrin tertibini arayacağımız nokta burasıdır. İSLAM ŞEHRİ-9-İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI yazısına devam et

İSLAM ŞEHRİ-8-ZAMANIN AKIŞ GÜZERGAHI

İSLAM ŞEHRİ-8-ZAMANIN AKIŞ GÜZERGAHI
İslam şehri, zamanın tecelligahıdır. İslam şehrinde zaman, saat, gün, ay, yıl gibi ölçü birimlerinden ibaret değil, aksine rahmet tecellisinin ritmidir. Her anın, her saatin, her vaktin, her günün, her ayın bir manası vardır, rahmet, o mana üzere tecelli eder. İslam şehri, zamanın akış güzergahıdır, zamanın dünyaya saçtığı manayı kendine cezbeden, kendinde toplayan bir cihazdır. Rahmetin tecellisi için gerektiğinde çığlık çığlığa duaya durur, gerektiğinde hüzünlü bir sabırla derin bir sükûta sarılır. O şehir, hangi vakit secde edeceğini, hangi vakit dua edeceğini, hangi vakit ikramda bulunacağını bilir.
Dünyada hiçbir din ve dünya görüşü yoktur ki zaman ile münasebetini İslam kadar derin ve girift bir şekilde kurmuş olsun. Tarihte ve günümüzde hiçbir şehir ve medeniyet yoktur ki İslam şehrinde olduğu kadar zamanın akış güzergahı için mecra açmış olsun. Zamanın akışı ile hayatın akışını, kalbin çalışması ile nabzın atması arasındaki insicama benzer bir müşterek ritim altına alan, zamanın akışını kalp, hayatın akışını nabız haline getiren bir anlayış misali yoktur.
Zamanı saat, takvim gibi ölçü aletlerinden ibaret görenlerin meseleyi anlama imkanı yoktur. Zaman, Allah Azze ve Celle’nin, “kün” emrinin ilk tecellilerinden biridir. Öyle ki, hem o emrin neticelerinden biridir hem de o emrin daha aşağılardaki tecellilerinin amillerindendir. “Ol” emrinin ilk tecellilerinden olması sebebiyle, kendisinden sonra “olanların” muhtevasını tayin edebilen “mana hamleleri”dir. İlahi murat, muhtemeldir ki önce “zaman” ismi verilen muhteşem tecellide vücut bulmakta, daha sonra aşağılara doğru onun vasıtasıyla inmektedir. İSLAM ŞEHRİ-8-ZAMANIN AKIŞ GÜZERGAHI yazısına devam et

M.Kemal’in Koyduğu Diyarbakır Adı Diyarbekir Olmalı

M. Kemal’in Koyduğu Diyarbakır Adı Diyarbekir Olmalı
M. Kemal 1937 Kasım’ında Doğu seyahatinin bir durağı olan Diyarbakır gider ve Halkevi binasında konuşma yapar: “Muhterem Diyarbakırlı hemşerilerim! 25 sene sonra Diyarbakırlı hemşerilerime bu modern binanın çatısı altında hitabetmekten bahtiyarım” diye söze başlar ve Diyarbekir adını birkaç kez Diyarbakır şeklinde ifade eder.

Konuşmadan sonra özel salona geçer. Belediye Reisi’ne “Diyarbakır’ı çok iyi bulduğunu” söyler. Reis de “Diyarbekirimiz sayenizde çok iyi olacak Paşam” diye konuşur. M. Kemal, “Sen Diyarbekir diyorsun, ben Diyarbakır diyorum, hangisi doğru?” Reis de “Bugünden itibaren tensip buyurduğunuz isimle şehrin adı Diyarbakır olmuştur Paşam” der.

M. Kemal, “Tamam, şimdi ben sizlere bu ismi neden koyduğumu anlatayım. Burası hiçbir zaman Bekirin diyarı olamaz, burası bakırın diyarı olur; çünkü tanrı bu diyara bakır madeni vermiş, yakınına da keşker taşını vermiş, bakır için lâzım olan suyu da vermiş. Onun için burası Diyarbakır’dır” der.
M.Kemal’in Koyduğu Diyarbakır Adı Diyarbekir Olmalı yazısına devam et

EHL-İ BEYT AŞKINA “HU” DEDİLER

Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” Dediler
Şehr-i Maraş’ta, Hicrî 1435. yılının 10 Muharrem gününde (13 Kasım 2013) “Ehl-i Beyt Aşkına” adıyla yapılan program gönüllere Ehl-i beyt sevgisini, Hz. Peygamberimizin (s.a.v) Ehl-i Beyt’le ilgili Sünnet’ini ve hadislerini nakşetti.
Program, “Genç Fikir-Kültür ve Medeniyet Eğitim Derneği’nin misafirlere ve talebelere aşûre ikramıyla başladı.

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi ile KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun ortaklaşa düzenlediği programın açılış konuşmasını Yazarlar Birliği Şube Başkanı öğretim görevlisi İsmail Göktürk yaptı.

Programı sunan Semerkand-Mostar Grubu temsilcilerinden Mehmet Yaşar şiirli hitabetiyle Alvarlı Efe Hazretlerinden başlayarak, insan-ı kâmillerin ve ediplerin yazdıkları Muharremiyelerden ve Kerbela Mersiyeleri’nden seçmeler okudu. Ardından, ziraat mühendisi ve türküdar (ozan) Tolga Tolun’un bağlama ile icra ettiği Ehl-i Beyt Nefesleri ve hüzün türküleri yüreğimizi yaktı geçti.
EHL-İ BEYT AŞKINA “HU” DEDİLER yazısına devam et

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-4-DEHA EĞİTİM MERKEZİ

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-4-DEHA EĞİTİM MERKEZİ
13.11.2013 tarihli Yeni Şafak gazetesinde bir haber… Haberin başlığı şu; “300 Üstün Zekalı Çocuğa Okul”… Haber şu;
“Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün MEB ile paylaştıkları bir projeden bahsetti. Ergün, ‘TÜBİTAK bünyesinde üstün zekalı çocukların eğitimine ilişkin bir çalışma yapıyoruz. 3 ilde üstün zekalı çocukların eğitimini TÜBİTAK bünyesinde kurulacak okullarda sürdüreceğiz Açılacak okulda ilkokuldan liseye kadar eğitimlerini tamamlayacaklar.’ dedi.”
Bu haber, fikirteknesinin yıllardır mücadelesini verdiği, çeşitli başlıklar altında yazılarına konu edindiği, şiddetle ve ısrarla kurulmasını tavsiye ettiği bir müessesenin haberini veriyor. Fikirteknesi, hayatın, ülkenin ve hükümetin önünde gitmeye, terakki istikametini aydınlatmaya devam ediyor. İhtiyaçları erken teşhis etmek, çözüm için tekliflerde bulunmak, kimsenin üzerinde düşünmediği konuları gündeme getirmek gibi bir vazifeyi hakkıyla ifa ediyor. Bu özelliği ile gurur duymalı…
Ne var ki fikirteknesi gurur duymak yerine derin bir hüzün yaşıyor. Zira bir konuyu fikirteknesinin gündeme getirmesi ile ülkenin gündemine girmesi arasında uzun zaman farkları var. Mesela yüksek zekalar için özel eğitim-öğretim müesseseleri açılması teklifi, “Zeka Merkezi” başlıklı yazı ile 2009 yılında yapılmıştı, hükümet meseleyi daha yeni gündemine almış görünüyor.
* FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-4-DEHA EĞİTİM MERKEZİ yazısına devam et

Düşerse-m Yanarım

Ateşe verdin, sessizce…
Verdiğimiz bütün sözleri…
Ateş, söz oldu; söz, ateş…
Avuçlarımızda ateş…
Kurşunlar döküldü-k minik gözlere…
Kekik kokusu… Yağmur kokusu…
Buram buram yanık kokusu…

Yanarsa-n, yanarım…

Göğü mü ateşe verdin…
Ateş indiriyor bulutlar…
Her ışığın ulaşamadığı bir ücrada,
Susuz mu kaldı yürekler…
Ömrüm bir ırmak, aktı aktı aktı…
Aktı…
Ve azaldı ömrüm işte,
Düştüğünde her çocuk…
Düşerse-m Yanarım yazısına devam et

İdrakimize Vurulan Atatürkçülük Zincirinin Ne Zaman Kıracağız?

İdrakimize Vurulan Atatürkçülük Zincirini Ne Zaman Kıracağız?

Boyunlarında sağcı, solcu, liberal ve milliyetçi-muhafazakâr künyeler olan bir kısım akademisyen, yazar ve televizyon allâmeleri, “Atatürkçülük beyazdı, maviydi, sarıydı, siyahtı, sertti, yumuşaktı…” iddialarıyla sanki Atatürkçülük, devletin kendisiymiş gibi başı sonu yanlış olan bir ideoloji üstünde tartışıp duruyorlar.

Farklı görüşler ileri sürüyor gibi görünseler de hepsi de iddialarında Atatürkçülüğü esas almaktadır. Onların bu durumu Cizvit papazlarının tartışmalarına benziyor.

Ortaçağ Paris’inde devrin ileri gelen papazları “atın ağzında kaç tane diş olduğunu?” tartışmak gayesiyle bir kilisede toplanmışlar. Rahatsız edilmemek için kilisenin kapılarını kapattırıp nöbetçiler dikmişler. Aradan birkaç gün geçmiş kapılar açılmamış, bir hafta geçmiş gene açılmamış. Sonuçta tartıştıkları “önemli mevzuda” bir türlü anlaşmaya varamamışlar. Çünkü “Atın ağzında kaç tane diş olduğu İncil’de bildirilmemiş.
İdrakimize Vurulan Atatürkçülük Zincirinin Ne Zaman Kıracağız? yazısına devam et

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…
Suriye’de yaklaşık üç yıldır devam eden iç savaş, İran, Hizbullah, Esed’ten oluşan Yezidler kadrosunun cehennemlik direnişine çarptı. Şii Yezidler topluluğunun Suriye’deki direnişinin kendileri açısından tek gerekçesi, stratejik ihtiyaçtır. Stratejik ihtiyaçlarını, dinlerinin önünde tutacak kadar mensup olduklarını iddia ettikleri dinleriyle irtibatlarını kesmiş haldeler. Osmanlı, balkan savaşlarında geri çekilmek zorunda kalınca, geri çekildikleri beldelerdeki gayrimüslimlerden daha önce topladıkları cizyeyi, bir yılı dolmadığı için, hem de yıkılırken ve mali kriz yaşarken, sahiplerine geri iade etmiştir. İslam’a mensubiyetin derinliğine bakın, hem de kendine isyan etmiş hıristiyan azınlığın haklarını, Şeriat gereği, onlara geri verecek kadar strateji yoksunu(!) ama iman sahibidir Osmanlı. Kendilerinden başka her Müslümanı Yezid taraftarı görecek kadar ağır bir iftira ile inancını inşa eden alçak Şia, İslam’ı hiç umursamaksızın Müslüman katlediyor. SURİYE’DEKİ TEHLİKE… yazısına devam et