Aylık arşivler: Aralık 2013

YILBAŞI KUTLAMA PESPAYELİĞİNİ M. KEMAL RESMİLEŞTİRDİ

Yılbaşı Kutlama Pespâyeliğini M. Kemal Resmîleştirdi
Osmanlı döneminde yılbaşı kutlamaları gayr-ı müslimlerce yapılırdı. 1829’da İngiliz elçisinin Haliç’teki bir gemide verdiği baloda kutlanan yılbaşına Mustafa Reşit Paşa gibi Avrupa yanlısı Osmanlı devlet adamları da çağrılır. 1856’da Sultan Abdülmecid, Fransız elçisinin düzenlediği baloya Islahat Fermanları’nın oluşturduğu diplomatik bir mülahaza ile gitmek mecburiyetinde kalır.

“YAHUDİHÂNELER” DE YILBAŞI KUTLAMALARI

“Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi”nde anlatılan azınlıkların yılbaşı kutlamaları, Batılılaşma yanlısı olanların yılbaşına nasıl meylettiğine dair ipuçları veriyor: YILBAŞI KUTLAMA PESPAYELİĞİNİ M. KEMAL RESMİLEŞTİRDİ yazısına devam et

ORTA ZEKA TUZAĞI

ORTA ZEKA TUZAĞI
Bir halkın zeka haritası, yüzde seksen orta zeka gurubu, yüzde yirmiye yakın alt zeka gurubu ve yüzde bir civarında da yüksek zeka gurubundan oluşur. Bu nispetler umumiyetle biraz aşağı biraz yukarı olabilir ama zeka haritasının ana yapısını değiştirmez.
Zeka, insandaki keşif melekesi, akıl ise intibak melekesidir. Zeka, insandaki hürriyet merkezi, akıl ise nizam merkezidir. Zeka sınır tanımaz, bu sebeple keşif melekesidir. Akıl nizama meftundur, bu sebeple muhafazakardır.
Zeka doğuştan vardır ve artmaz ve eksilmez. Akıl doğuştan bilkuvve vardır ama bilfiil zuhur etmesi için teşkil, terkip ve inşa edilmelidir. Eğitim zaten insanda akıl inşası için yapılır. Zeka doğuştan olduğu için, aklın inşa sürecinde en etkili unsurdur. O kadar ki, aklın ufkunu tayin eden bir-iki ana unsurdan biridir.
Akıl, umumiyetle zeka seviyesini aşamaz. Sadece belli bir sahadaki istidat marifetiyle ve o saha ile sınırlı olmak kaydıyla zekanın ufkunu aşabilir. Aklı zekasının ufkuna ulaşamamış çok insan vardır ama aklı zekasının ufkunu (umumi manada) aşmış insan sayısı nadirattandır.
Hayatı cemiyet halinde yaşamak, aynı zamanda nizami bir altyapıyı gerektirir. Bu sebeple hayatın kahir ekseriyeti akılla yaşanır. İntibak edemeyen insan yalnızlaşır, hayatı yaşamakta zorlanır, cemiyetin dışında bir hayat sahası aramak zorunda kalır. Yüksek zekalar, zeka seviyeleriyle mütenasip bir akıl bünyesi oluşmadığı takdirde yalnızlığa mahkumdurlar. ORTA ZEKA TUZAĞI yazısına devam et

AKPARTİ NE YAPMALI-2-YENİ KADRO

AKPARTİ NE YAPMALI-2-YENİ KADRO
Akparti bu güne kadar “Millet hakimiyeti”, “Demokratik rejim”, “Büyük Türkiye”, “Üç Y ile mücadele” ve benzeri mevzilerden bir cephe kurdu. Bu cephenin tabiatı gereği kadrolarını geniş bir yelpazeden seçti, demokratik güçleri harekete geçirdi, heterojen bir koalisyon oluşturdu. Askeri vesayete karşı doğru bir stratejiydi, tabanı genişletti, çeşitliliği sağladı, cepheyi büyüttü. Bu cephenin yurtdışı ayağı da vardı, AB üyeliği ve üyelik sürecindeki değişimler ciddi mesafeler almasını sağladı. ABD ile doğrudan kavga etmedi zira buna gücü yetmezdi. Bütün bunlar tabii ki anlaşılabilir mevzulardı ve geldiği noktaya bakıldığında doğru bir güzergahta hareket ettiği anlaşıldı.
Artık Yeni Türkiye’de yaşıyoruz. Ne kadar eski Türkiye’nin artıkları hala varsa ve ara sıra başkaldırıyorsa da, yeni Türkiye’ye geçiş işlemlerinin belli bir kısmı tamamlandı. Tüm sahalardaki süreçlerin tamamlanmadığı malum… Mesela iş dünyası bunlardan biriydi ve o sahadaki güç transfer işlemi başlamıştı. Kanal İstanbul, üçüncü boğaz köprüsü, Tüp geçit, üçüncü havalimanı gibi büyük projeler iş dünyasındaki güç transferini gerçekleştirecek birinci ve büyük adımdı. www.polemikmeydani.com sitesinden Ahmet Kamil Tuncer’in, “İkinci operasyon koç gurubu için planlandı” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi, iş dünyasındaki güç transferinin, bazı operasyonlara denk gelmesiyle tek torbada birleştirilip icra aşamasına geçtiği görüldü. Anlaşılan o ki, iş dünyasındaki iktisadi güç transferi ağır ve zor olacak. AKPARTİ NE YAPMALI-2-YENİ KADRO yazısına devam et

AKPARTİ NE YAPMALI-1-GİRİŞ

AKPARTİ NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Büyük bir kavganın ortasındayız. En küçük tereddüdün bile çok pahalıya patlayacağı, en küçük kararsızlığın bile cepheyi çökerteceği, en küçük ihmalin bile ağır yaralar açacağı bir savaş meydanındayız. Bu mesele sadece Akparti ve onun lideri Erdoğan’ın meselesi değildir, kaldı ki sadece Türkiye’nin de meselesi değildir. Mütedeyyin kamuoyunun isabetle teşhis ettiği gibi bu mesele küresel çapta bir savaşın Türkiye cephesiyle ilgilidir. Türkiye cephesi ise Müslüman dünyanın karargahı olmak bakımından fevkalade mühimdir.
Önce sitemiz yazarlarından (www.fikirteknesi.com) İbrahim Sancak’ın sonra da başbakanın ifade ettiği gibi, kurtuluş savaşından bahsediyoruz. İbrahim Sancak’ın ifadesiyle “İkinci kurtuluş savaşı”, başbakanın ifadesiyle “Yeni Türkiye’nin kurtuluş savaşı” başladı. Gevezelik, laubalilik, muziplik yapma vakti değil, aksine her zamankinden daha çok ciddiyet, dirayet, cesaret ve kararlılık vaktidir.
Birinci kurtuluş savaşında Hintli Müslümanlar “Hilafet konseyi” kurmuş ve yardım toplayarak Anadolu’ya göndermişlerdi. Hintli bir Müslüman baba, yardım edecek bir şeyi olmadığı için kızını karşısına almış, “Kızım, Halife zor durumda, yardım toplanıyor, yardım edecek bir şeyimiz yok, rıza gösterirsen seni köle pazarında satıp bedelini konseye vereceğim” demiş, kızı da Halifenin kurtarılması için buna razı olmuş, babası söylediği yapmıştır. Okuma yazma bilmeyen Hintli fakir Müslüman biliyordu ki halifenin kurtulması, kendinin kurtulmasından çok önemliydi, halife kurtulamazsa kendinin kurtulma ihtimali yoktu. Birinci kurtuluş savaşının neticesinde hilafetin ilgası, köle pazarında satılan o genç kızın namusuna tecavüz etmektir. AKPARTİ NE YAPMALI-1-GİRİŞ yazısına devam et

ATATÜKÇÜ CUMHURİYET, MEHMET AKİF’E KARŞIYDI

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı

Âkif, Millî Mücadele’den sonra 1923’te İstanbul’a dönmüştür. İlân edilen Cumhuriyet, hayâlini kurduğu cumhuriyete benzemiyordu. Arkadaşlarından Şefik Kolaylı, “Mısır’a gitme kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Büyük bir hüzün ve te’essür içinde ‘Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muâmele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum’ dediğini” söyler.

Atatürkçü Cumhuriyet’in yandaşlarıyla M. Kemal’in yakın arkadaşlarının onun hakkında söyledikleri “Arapçı şair” gibi benzeri hakaretlerden de anlaşıldığı üzere Âkif, İstiklâl Marşı’ındaki fikirleriyle de Kemalist Cumhuriyet değerlerine muhalifti. Onun, Cumhuriyet’i övmemesinden dolayı aleyhinde yayınlar hızlanır. Dindarlığına vurgu yapılır. “Şiirlerinde İslâm’a ve ümmete yer verdiği” anlatılır. “İnkılâp muhalifi İslâmcı Âkif’in” karşısında laikçi ve Batıcı yazarları örnek gösteren yazılar basında sıkça çıkmaya başlar. Pozitivist Tevfik Fikret’le mukayese edilmeye başlanır.
ATATÜKÇÜ CUMHURİYET, MEHMET AKİF’E KARŞIYDI yazısına devam et

İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ

İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ
İslam şehrinin merkezi camidir. İnsan kulluk etmek için yaratılmıştır, bu sebeple İslami hayatın merkezi ibadettir, ibadetin remzi (sembolü) ise camidir. Camidir çünkü ibadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir. Secde, insanın acizliğinin en ileri noktasıdır, öyle ki, normal şartlarda yükseklerde taşıması gereken başını, en aşağıya yani sıfır yükseklik olan satha (toprağa) kadar eğmesidir. İslam şehri, bütün ihtişamıyla inşa edilirken, şehrin tamamını topladığı merkezinde, başları yere eğen, secde ettiren, kulluğu teşhir eden bir nizama maliktir.
Malum olduğu üzere, namaz kılınan mekanın adı mesciddir. Mescid ismi (mefhumu) kullanılmaya devam etmektedir, bununla beraber İslam İrfanının ikame, İslam medeniyetinin ihdas ettiği isim ve müessese olarak cami, kelimenin kaynağı itibariyle de manidar ve muvafıktır. Cami, toplamaktır, bir araya getirmek, bir yapmaktır. İbadet mekanına “cami” isminin verilmesi, ibadet için toplamak, toplanmak manasına da işaret eder. Lakin cami, ibadet için toplamak veya toplanmaktan çok ileri bir manayı havidir, ibadeti de ihtiva edecek şekilde Müslümanların toplanmasıdır. Müslümanlar, ezanı “davet” olarak kabul eder, namazı davete “icabet” olarak ikame ederler ama aslında camiye şahsiyetleriyle birlikte hayatlarını da taşırlar. Cami, cemiyetin ve hayatın cem olduğu, orada harmanlandığı ve tekrar geldiği yere döndüğü bir merkezdir. İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ yazısına devam et

DÜNYANIN OĞULLARI

Dünyanın Oğulları

Bir kısım insanlar dünyaya daldılar, dünya ehli oldular. Dünya onlarla oynar, onlar dünya ile oyalanırlar. Bundandır ki dünyanın oğulları denildi onlara.

Dünyanın oğulları dünyanın tutsaklarıdırlar, dünyaperesttirler. Şeytanı dinler, şeytanla çok oturup kalkarlar. Dünyanın süreceğini sanırlar, âhireti umursamazlar. Allah’ı ve âhireti unutturan servetler, haksız ve hadsiz kazançlar dünyanın oğullarının meşgûliyetidir.

Âdem Peygamberden gelenler dünyanın oğulları ve âhiretin oğulları diye ikiye ayrılmışlardır. Kabil’in sulbünden olanlar dünyanın oğullarıdır. Bu sebepledir ki aydınlanmacılar, ilerlemeciler, modernistler, materyalistler, malperestler, pozitivistler Kabil’in karakterini sürdürenlerdir. Dünyanın gücüne inanmışlar, hayatlarını yalnızca dünyayı sömürmeye, nimetlerini elde etmeye, kendilerine biriktirmeye ayırmışlardır. Dünyaya itibar eden İblis’ten geçme huyları vardır. DÜNYANIN OĞULLARI yazısına devam et

İBRAHİM SANCAK’IN İSABETLİ TEŞHİSİ

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak Beyin, 23.12.2013 tarihinde “ERDOĞAN, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞININ LİDERİDİR” başlıklı yazısı yayınlandı. İki gün sonra, 25.12.2913 tarihinde, Başbakan, son günlerdeki hadiseleri izah ederken, “Yeni Türkiye’nin İstiklal Mücadelesi” dedi.

Başbakanın ifadesi, “Yeni Türkiye’nin istiklal savaşı” şeklinde, İbrahim Beyin ifadesi ise “İkinci Kurtuluş Savaşı”… Başbakan kaçınılmaz olarak diplomatik dil kullanıyor ve ikinci kurtuluş savaşı demiyor. Ama zaten “Yeni Türkiye” ancak “İkinci Kurtuluş Savaşı” ile kurulabilir.

Yumuşak geçişler, “beyaz devrimler”, kolay değişimler bekleyenler yanılıyor. “Yeni Türkiye” kuracaksanız, kaçınılmaz olarak ikinci kurtuluş savaşını yapacaksınız. Başbakan da zaten bunu kastediyor ama İbrahim Sancak’tan iki gün sonra…

Burada üç tane soru var; 1-İbrahim Bey Başbakanla görüşen ve ondan bilgi alan birisi midir?
2-İbrahim Bey başbakanla görüşen birisi değil de, isabetli tahmin ve teşhis mi yapıyor?
3-Başbakan iyi bir www.fikirteknesi.com okuyucusu mudur?

Üç soru aynı zamanda üç ayrı cevap demektir. Peki hangisi doğrudur? Kimbilir?

ERDOĞAN’A SUİKAST MESELESİ…

ERDOĞAN’A SUİKAST MESELESİ…
Haçlı seferi başladı sanki… İlk defa haçlı ordularının Müslüman tetikçileri var. Çok zorlu bir savaş şartlarında yaşıyoruz. Hava puslu, ağır ve gergin… Zihni emniyet alanları çöküyor, istikamet tayini zorlaşıyor. Cepheler karşı cepheyi unuttu, aynı cephedeki mevziler birbirine kurşun sıkıyor. Cephe kendi içinde çatışmaya başlayınca, karşı cepheden yardım isteniyor, bir anda her mevzii etrafı çevrilmiş gibi hissediyor.
Çok şükür ki, İslami gurupların tamamı bir araya geldi ve bir “beyanname” yayınladı. Milli İrade Platformu imzasıyla yayınlanan o beyanname, Osmanlıdan sonra Türkiye Müslümanlarının yaptığı en muhteşem işti. Beyanname, mevzileri birleştirdi, istikamet tayin etti, safları netleştirdi, hezeyanların yerine akl-ı selimi ikame etti. Yapılması gereken yapılmıştı, istikamet belli olmuştu, her Müslümanın kutup yıldızı gibi görerek kendi güzergahını tayin edeceği bir tavırdı o. O beyannameyi umursaması ve ondan ders alması gereken, o beyannamenin arkasındaki imzalara dikkat etmesi gereken Fethullah Gülen ve cemaati, tam aksini yaptı, beyannameyi umursamadı hatta Zaman Gazetesinde aleyhine yazılar yayınlattı.
Beyanname yayınlandığında ümitlenmiştik, çünkü Müslümanların ittifakı ve istikameti belli olmuştu. Bu beyanname heyecan katsayısını düşürür, çatışma dilini iptal ve husumetleri hoşgörüye tahvil eder diye ümitlenmekte haksız mıydık? Haksızmışız, ümidimiz boşa çıktı, Fethullah Gülen ve cemaati, husumetlerinin sadece Akparti olmadığını, ittifak etmiş Müslümanların tamamı olduğunu, umursamayan, utanmayan, korkmayan bir eda ile ortaya koydu. Bu hali gördüğümüzde dehşete düştük… ERDOĞAN’A SUİKAST MESELESİ… yazısına devam et

YAZARIMIZ NURETTİN SARAYLI’NIN YAZISI YENİ ŞAFAK’TA

Yazarımız Nurettin Saraylı’nın, “Bu Kavgada Tarafız” başlıklı yazısı Yeni Şafak Gazetesinin bugünkü (24.12.2013) nüshasında yayınlandı. Sitemizde, 22.12.213 tarihinde yayınlanmış olan yazı, bir “beyanname” mahiyeti taşımasıyla dikkat çekmişti.

Yazının linki, http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/bu-kavgada-tarafiz-24.12.2013-596528

“MÜSLÜMAN HATASI”

“MÜSLÜMAN HATASI”
Allah Azze ve Celle, Hz. Musa Aleyhisselama, savaşmalarını emredip de, Hz. Musa Aleyhisselam bu emri ümmetine tebliğ ettiğinde, Yahudilerin bir kısmı (galiba çoğunluğu), “Biz savaşmayız, sen Rabbinle beraber savaş” diye cevap veriyor. Bu, “Yahudi hatasıdır”.
Mekkeli müşrikler ordu teşkil edip, Medine’ye doğru yola çıktığında savaşın yaklaştığı ve kaçınılmazlığı belli olmuştu. Mescid-i Nebevi’de, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin riyasetinde toplanan sahabe-i kiram, savaşın nasıl yapılacağı, nerede yapılacağı gibi meseleleri istişare etti. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin reyi, Medine’de kalmak ve müdafaa savaşı yapmak istikametindeydi, sahabenin bir kısmı (galiba çoğunluğu) ise, “meydana çıkmak, meydan savaşı yapmak, yani düşmanın üzerine gitmek” istikametinde rey izhar ettiler. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam da, “İstişareden maksat, zuhur eden neticeye ittiba etmek” kaidesini inşa ederek, bu reye riayet etti. Risalet reyi varken rey izhar etmek hata idi fakat sahabe-i kiramın hatası savaştan kaçmak istikametinde rey beyanında bulunmak değil, aksine daha cesur bir şekilde savaşın üstüne gitmek şeklinde olmuştur. “Müslüman Hatası” işte budur. “MÜSLÜMAN HATASI” yazısına devam et

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaatler iktidarlaşmamalı, iktidarlar da yolsuzluk lekesi taşımamalı. İktidarlaşan ve bazı güçlerin gayelerine alet olan cemaatlerin millet nezdindeki ihlâs ve istikametinden endişe edilmeye başlanır.

Cemaat anlayışının dar kalıplar ve dünyevî pozisyonlar içinde itibarını zedelemek, Müslüman Türkiye’nin rüyasını görenlere zarar verir.

Cemaatler, varlık sebeplerinin ortadan kaldırılacağı vehmiyle siyasi angajmanlara girmemeli, İslâmî istikamette olmayı gaye edinen bir hükümetin, medya imkânlarıyla itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmamalı. Art niyetli ve yıkıcı iç ve dış derin çevrelerin dümen suyunda gitmemeli.

Manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla, tarafgirlik psikozuyla cemaatin medyası ve seçkinlerinin yönlendirildiği, karanlık koalisyon hükümet oluşumlarına alet edildiği açıktır.
Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı yazısına devam et

NY Times Gazetesinde Yayınlanan, Hüseyin Gülerce’nin de Demeç Verdiği Haberin Tam Metin Tercümesi

Son zamanlarda gündemi işgal eden soruşturma üzerine, Amerika’nın Newyork Times gazetesinde yayınlanan, Zaman yazarları Hüseyin Gülerce, Ali Bulaç ve Sabancı Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Ersin Kalaycıoğlu’nun da aralarında bulunduğu isimlerin de demeçlerine yer verilen haberin tam metin tercümesini istifadenize sunuyoruz…

Buyrun;

Türkiye’nin güçlü ve karizmatik başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kariyerini inşa ederken, operasyon merkezi şu anda Pennsylvania’da bulunan vaizin güçlü desteğini almıştı.
Bu ikisi(Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen) ülkenin laik askeri elitine karşı birlikte mücadele edip, onları kışlalarına göndermelerinin ve Türkiye’yi ılımlı ve demokratik bir İslam Cumhuriyeti örneği haline getirmelerinin üzerinden henüz bir kaç yıl geçti.
Şimdilerde ortaya çıkan rüşvet skandalı Erdoğan’ı tehdit etmekle kalmayıp, devlet içerisindeki bu eski birlikteliğin, yerini korkunç derinlikte bir ayrışmaya bıraktığını ortaya çıkarıyor.
Perşembe günü, Erdoğan’ın çevresindeki rüşvet skandalının ortaya çıkmasından günler sonra İstanbul Emniyet Müdürü ve operasyonu yürüten polis şeflerinin görevden alınmasının, emniyette yapılan bir “temizlik” olduğuna işaret edildi.(Anadolu Ajansının yarı resmi haberine göre şimdiye kadar yaklaşık 3 düzine polis görevden alındı.)
Binlerce liberal ve laik hükümet karşıtı göstericinin, İstanbul’un sevilen parkında gerçekleştirilecek olan inşaat projesine karşı yürüttükleri protestolara karşısında da aynı tavrı takınan Erdoğan, yine yabancı bağlantılı bir suç örgütüne karşı savaş verdiği portresini çiziyor.
Pensilvanya imamı(aynen bu ifade var- the Pennsylvania imam) Fethullah Gülen’in bağlılarının devlet içerisindeki emniyet, adalet ve eğitim gibi birimlerde , medya ve iş çevrelerinde önemli pozisyonları işgal ettikleri söyleniyor. NY Times Gazetesinde Yayınlanan, Hüseyin Gülerce’nin de Demeç Verdiği Haberin Tam Metin Tercümesi yazısına devam et

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
Polemikmeydanı’nı zaman zaman sitemizde tanıttığımız için sorumluluk hissediyoruz. Tanıttığımız sitelerin, gurupların, dergilerin yanlışlarını gördüğümüzde, kendi yanlışımız gibi sorumluluk duyuyor ve tenkit ediyoruz. Kendi sitemizde tanıttığımız için, onların yanlışlarına da referans olmak gibi bir duruma düşüyoruz, bu sebeple de tenkit etmezsek yanlışa ortak olmaktan korkuyoruz.
*
Mustafa Karaşahin’in, “Karşı-Operasyonlar” başlıklı yazı serisi, hükümetin, cemaate karşı başlatacağı karşı hamleleri açıklamak için hazırlanmış görünüyor. Başlangıçta, yazı serisinin muhtevasını, Mustafa Beyin “tahminleri” şeklinde anladık ve umursamadık. Yazı serisinin ikincisi olan “casusluk soruşturması” başlıklı yazının muhtevasının, bir gün sonra aynı manaya gelecek şekilde Başbakanın ağzından döküldüğünü görünce irkildik. Zaten bu konuyu, siteden Fatih Mehmet Kaya, “Mustafa Karaşahin’in öngörüsü, ertesi gün başbakanın ağzında” başlıklı bir yazıyla, polemikmeydanının başarısı olarak sundu. POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR? yazısına devam et

ERDOĞAN, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞININ LİDERİDİR

ERDOĞAN, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞININ LİDERİDİR
Malum, İslam dünyasının her bölgesinde (ülkesinde) birinci kurtuluş savaşları cephede kazanıldı fakat masada çalındı. Kanla kazandığımız savaşları, mürekkeple kaybettik. Türkiye’de, birinci cihan harbinde ve kurtuluş savaşında kendilerine karşı savaştığımız ülkelere, savaşın akabinde teslim olduk, onların kültürünü, hukukunu, ahlakını ila ahir aldık. Fransız hukukunu tatbik edeceksek neden savaştık ve can verdik? Fransız hukukunu en iyi Fransızlar tatbik etmezler miydi? Bir milyon şehide mal olan Cezayir Kurtuluş Savaşı bittiğinde, Batılılaşmış kadrolar (aynı Türkiye’de olduğu gibi) devleti ele geçirdi ve Fransa’nın işgal dönemlerinde tatbik edemediği hukuklarını tatbik etti, yayamadıkları kültürünü yaydı. Uzun söz ne hacet, birinci kurtuluş savaşlarımız çalındı, kendilerine karşı savaştıklarımızın, işgal dönemlerinde yapamadıkları, yerli işbirlikçileri tarafından daha derin ve şiddetli şekilde yapıldı.
Şimdi tüm İslam ülkelerinde ikinci kurtuluş savaşları başladı. Birinde siyasi mücadele, birinde askeri savaş, birinde iktidarı muhafaza çabası ila ahir… Her ülke kendi şartlarına göre ağır bir savaş veriyor. ERDOĞAN, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞININ LİDERİDİR yazısına devam et

BU KAVGADA TARAFIZ

BU KAVGADA TARAFIZ
Fethullah Gülen ve müfsit tetikçilerinin başlattığı kavgada açıkça tarafız. Bu kavgada “itidal”, tam olarak taraf olmaktır, taraf olmayanlar “mutedil” bir yol takip ediyor değillerdir. İtidal, hak ile batılın arasındaki yol değildir, mutedil yol, hak ile batılı toplayıp ikiye bölerek elde edilmez. İtidal, dinin ölçülerine riayet bahsinde, ifrat ile tefrit arasındaki yoldur. Bir tarafta dinin emirleri, diğer tarafta dinin dışına savrulma sözkonusuysa, itidal, doğrudan doğruya hakkın yanında yer almaktır. Mutedil bir yol takip etmek için bu kavgada tarafız.
*
Buradaki hadise, Müslümanlara savaş açılmış olmasıdır. Müslümanlar, Müslümanların yanındadır, Müslümanlara karşı savaş açılmışsa, o savaşta Müslümanların yanında yer almamak muhaldir. Müslümanlara savaş açanların da Müslüman olması (rivayet öyle), neticeyi ve ölçüyü değiştirmez. Biz, Müslümanlara karşı açılan savaşta, Müslümanların tarafındayız.
*
ABD de ikamet eden, orada kimlerle görüştüğü ve ittifak yaptığı bilinmeyen, uzak olduğu için de tetkiki mümkün olmayan bir adamın, Türkiye’de Müslümanlara savaş açması, her feraset ve basiret sahibi Müslümanın karşılarında olmasını gerektirir. Ferasetimizin gereği olarak bu savaşta tarafız.
* BU KAVGADA TARAFIZ yazısına devam et

İNSANİ HATA VEYA HATA ÖLÇÜSÜ

İNSANİ HATA VEYA HATA ÖLÇÜSÜ
İnsan hem istidatlarla hem de zafiyetlerle yaratılmıştır, muhteşem işler yapabileceği gibi ona mümasil hatalar da yapar. Hatasız (ve eksiksiz) insan aramak, insan-tanrı aramak gibidir.
Hata yapabilirlik özelliğine sahip olan insan, hata yapmamalıdır. Bu paradoks, birçok meselenin özüdür. Hata yapması için zafiyetlerle teçhiz edilen insanın, hata yapma hürriyeti yoktur. Hata yapma hürriyetinin kabulü, hatanın meşrulaştırılması ve müeyyideden masun kılınmasıdır. Hatayı hürriyet olarak kabul etmek, ona meşruiyet tanımak, hukuku ortadan kaldırır, hatanın meşruiyeti hukukun ve ahlakın meşruiyetini ve bunlara olan ihtiyacı yok eder. İnsan hata yapabilir ama yapmamalıdır, yaptığında ise müeyyidesine razı olmalı, müeyyideden kaçınmamalı, her hatanın bir bedeli olduğunu bilmelidir. Buna mukabil hukuk da insanın hata yapacağını bilmeli, hatada “kast” unsuruna ayrı bir hassasiyet göstermelidir. “Kast” unsuru, failin hatayı meşru gördüğüne işarettir, hukuk, suçun fiilinden daha ziyade kast unsurunu cezalandırır. Kast unsuru yoksa fiil suç tarifine girse bile cezayı gerektirmez, zira bu durumda gerçekleştirilen fiil, “yapılabilir hata” cümlesindendir. Mevzuun sırrı bu ifadede gizli, “yapılabilir hata” veya “kabul edilebilir hata”…
Kabul edilebilir hata, fikir ve fiilin, öncelikle “insani çerçeve” içinde kalması şartına sahiptir. İnsani çerçeve, hayatın belli bir ahlaki nizam içinde anlaşılması ve yaşanmasıdır. Ahlak, insanı diğer tüm varlıklardan tefrik eden hususiyetlerin toplamını ifade eden üst tabirdir. Akıl bunun içindedir, irade buna dahildir, vicdan bunun bir unsurudur ila ahir… İNSANİ HATA VEYA HATA ÖLÇÜSÜ yazısına devam et

YAŞARKEN KAHRAMANLAŞAN ADAM, ERDOĞAN…

YAŞARKEN KAHRAMANLAŞAN ADAM, ERDOĞAN…
Sanki şöyle bir hadise, Allah Azze ve Celle, bazı hususları sebepler tahtında yaratıyor, sebep-netice silsilesini tamamen cari kılıyor, bazı hususlarda da sebepler üstü bir yaratması var, sanki kendi uhdesinde tutuyor. Sebeplere rağmen, hatta binlerce sebebe rağmen beklenen netice gerçekleşmiyor, sebep-netice silsilesi bir türlü çalışmıyor, başka neticeler zuhur ediyor. Tayyip Erdoğan, ikinci halin tezahürlerinden biriymiş gibi görünüyor.
Tayyip Erdoğan aleyhine yapılan tüm operasyonlar, tüm kumpaslar, tüm komplolar, tüm planlar tam aksi neticeler doğuruyor. Buna mukabil Erdoğan’ın yaptığı işler bire on şekilde verimli neticeler veriyor. Allah Azze ve Celle, sanki bu adamı hususi bir mahfaza içine almış, tüm menfi tesirlere karşı muhkem bir kalkan oluşturmuş, kendinin yaptığı işlere ise kendi uhdesinden yüksek bir katsayı ihsan etmiş gibidir. Erdoğan bir birimlik iş yapıyor, on birimlik verim alıyor, kendine karşı yapılan operasyonlar ise zarar olarak değil fayda olarak hesabına yazılıyor.
İstanbul susuzluktan kırılırken belediye başkanı oldu. Nurettin Sözen, yağmur bombası bile atmıştı da yağmur yağmamıştı, kuraklık geçmemiş, su ihtiyacı karşılanamamıştı. Erdoğan belediye başkanı olunca, öyle bir yağmur yağdı ki, barajların suyu birkaç yıllık ihtiyacı karşılayacak kadar doldu. Nurettin Sözen o zaman şöyle demişti; “Tanrı da bu adamdan yana…”. Onun bahsini ettiği tanrı kimdir bilmem ama Allah Azze ve Celle’nin bu adamdan yana olduğu anlaşılıyor.
Benzeri birçok hadise yaşandı, tek tek saymaya gerek yok. Anlaşılacağı üzere bu yazı tüm unsurlarıyla “pozitif mahiyet” taşımıyor. İslam itikadı, her şeyin nihai sebebini “maverada” arar. Erdoğan ile ilgili maveradan gelen “muradın” ne olduğunu sezmeden meseleyi izah etme çabası akim kalır. YAŞARKEN KAHRAMANLAŞAN ADAM, ERDOĞAN… yazısına devam et

HAL DİLİ Mİ, HARF DİLİ Mİ?

Hâl Dili mi, Harf Dili mi?

Ey azizan! Fakir, harf, yani söz, kâl diliyle konuşup yazan bir âcizdir. Hz. Mevlânâ’yı okuyunca anladım hurufat ehli, yani harf diliyle yazıp konuşan biri olduğumu. Harf diliyle konuşanları azarlasa da, onun nasihatlerini yine de hurufata döktüm vecd ile…

Hz. Mevlânâ, “hâl dilinin” yanında “kâl dilinin” gereksizliğini anlatırken “Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da bunlar olmaksızın seninle konuşayım” diyor.

Mesnevî’nin harf ve söz kalıplarından sıyrılarak okunup gönüllere yerleştirilmesini ister: “Mesnevî harften, sesten, sözden kurtulunca derya olur. Ondan sonra o sözü söyleyen, o sözü dinleyen ve o söz hepsi birden can olur!”

Medrese ve tasavvuf bilgilerini kullanmak için harflere, yani kelimelere müracaat etmek mecburiyetinde olsa da, “harf dilinin yetersizliğinden” şikayet eder. Harf dili taraftarı değildir. Dilin ve kelimelerin, Allah’ı ve aşkını yeteri kadar ifade etmediğine inanır.
HAL DİLİ Mİ, HARF DİLİ Mİ? yazısına devam et

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!
Bir-iki savcı ve bir gurup polis, kamuoyuna bakılırsa ülkenin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yaklaşık bir yıldır yürütüyor ama operasyon başlayana kadar kimsenin haberi olmuyor. Polislerin amirleri, amirlerinin amirleri ve nihayet İçişleri bakanının haberi yok, hükümet üyelerinden kimsenin haberi yok, başbakanın haberi yok, MİT’in haberi yok ila ahir… Çok ilginç…
Operasyonu planlayanların, soruşturmayı ve hedeflerini gizli tutmalarını, gizli tutmak istediklerini anladık da, gizli tutabilmelerini anlamadık. Nasıl bir ekip kurulmuş ki, bilgi sızmamış. Meselenin can alıcı noktası burası… Genelkurmay karargahındaki görüşmelerin, bakanlar kurulu toplantılarındaki gündemin bilgisinin bile sızdığı bir ülkede, bir gurup polisin yürüttüğü soruşturmanın bilgisi sızmamış. Adamlar operasyonu başlatana kadar, yani kendiler bilinmesini istedikleri zamana kadar tek kelimelik bir bilgi sızıntısı yok.
Bu nasıl mümkün olabilir? Emniyetteki herhangi bir birimde görevli amirler ve polislerin içinde başbakanı seven kimse yok mu? Başbakanı uyaracak kadar önemseyen kimse yok mu? Olmaz mı, mümkün mü böyle bir şey? Gayet açıktır ki belli birimleri baştan sonra işgal etmişler.
Evet… Bu bir örgüttür. Böyle bir yapıyı başka şekilde ifade etmek, isimlendirmek kabil değil. Başbakan başta olmak üzere hükümet üyelerinin yaptığı açıklamalarda ısrarla altını çizdikleri, “devlet içinde yuvalanmış illegal bir örgüt” tarifi, siyasi bir manevra değil, gerçeğin ta kendisidir. CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!! yazısına devam et