Aylık arşivler: Ocak 2014

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ yazısına devam et

“SÖZÜMÜZ” NASIL OLMALI?

“Sözümüz” Nasıl Olmalı?

Sözün değeri olmasaydı vahiy tecelli etmezdi. Bunun içindir ki vahyin ruhu, “cesed mesabesinde olan söze” can verdi. Sözün değer kazanması, Efendimiz (s.a.v)’in kudsî şuurunda vahyin söz ve yazıya geçmesiyle başlar.

Asıl kaynağa bağlı olarak sözün değeri arttıkça şuur ve tasavvurun değeri de artar, aklın ve kalbin derecesi de yükselir. Sahip olunması gereken sözün değeri âyetlere tabiîdir. Zumer sûresi 18. âyeti, müminleri “Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar…” olarak târif ediyor.

Mürşid-i kâmiller, sözlerinin Allah ve Resûlünden beslendiğini söylediklerine göre, onların yolunda sözün değerini yükseltmek düşer bize. “Söz var sözden ileri, söz var sözden içeri, söz var sözden derin” düsturuna, sözü ayağa düşüren, sözü ruhsuz kelime yığınına çeviren, sözlerinin gücüne inanan ve çok konuşan “okumuşların” uyması gerekmez mi?
“SÖZÜMÜZ” NASIL OLMALI? yazısına devam et

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

Cemaat, kanalizasyon çukurlarında gözlerden uzak şekilde hazırladığı planlarını, devletin çeşitli organlarında (mesela yargıda) usulsüz ve hukuksuz şekilde operasyona dönüştürüyor. Kanalizasyon akan beyinlerden çıkan planlar, iğrenç uygulamalara dönüştürülürken, cemaatin medyası ise telif hakkını üstlenmiyor ve yolsuzluk naraları atmayı sürdürüyor.

Şimdi herkes şu soruyu soruyor; Hükümet meseleyi doğru ve derinliğine teşhis etmesine rağmen neden karşı operasyonlar başlatmıyor? Hükümetin karşı operasyon yapacak gücü tabii ki var, mesele bu gücün olup olmaması değil. Hükümet, ülkeye, ülkedeki atmosfere hakim oldu, 17 Aralık operasyonundan kısa süre sonra meseleyi teşhis etti ve tedbirlerini almaya başladı. Şu anda cemaatin lağımlarda saklanan kamikazelerine rağmen duruma hakim. Karşı operasyon yapmak için kafi gücü de olduğuna göre neden başlatmıyor beklenen operasyonları? Şimdilerde, cemaat de dahil tüm kamuoyunun merak ettiği bu sorunun cevabı, meseleyi izah etmek için doğru bir başlangıç noktasıdır.
BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ yazısına devam et

KAL EHLİNDEN HAL EHLİNE GEÇMEK…

Kâl Ehlinden Hâl Ehline Geçmek

Hz. Mevlânâ’nın Mesvevî’si ve Fîhi Mâ Fih’inden anladım ki hâl dilini kullanmak gerekmiş. Hâl diline dair onun söz hazinesinden toplayıp yüreğime tâlim ettirdiklerimi hülâsa ederek hurufata dökmekten kendimi tutamadım:
Hâl dili, derûnumuzda yaşananları ve hissettiklerimizi harf diline ihtiyaç duymadan sözsüz hâlimizle bildirmektir. Hâl dilinde seziş ve duyuşlar öne çıkar. Harf diliyle yapılan dile ve sanata ihtiyaç duyulmaz. Çünkü hâl dili mânevî sanatın kendisidir. Hâl üzere yaşayanlar, mânevî hâli ve dili dinleme makamındadır. Söyleyeceklerini hâl diliyle ifade ederler. Kâl dili, bu “hâl” de olanlar için hârici bir dildir.
KAL EHLİNDEN HAL EHLİNE GEÇMEK… yazısına devam et

YAZARIMIZ HAKİ DEMİR’İN SURİYE HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI YENİ ŞAFAK’TA

Yazarımız Haki Demir’in, Suriye, Suriye’deki işkence ve zulüm belgeleri ve fotoğrafları, ülkemizdeki son zamanlarda yapılan operasyonlar, dünyanın içinde bulunduğu konjonktür, müslümanlara toplu küresel çapta açılan savaş ve benzeri konular ile ilgili Anadolu Ajansına yaptığı açıklamalar, bugünkü YENİ ŞAFAK gazetesinde haber olarak verilmiştir.

CEMAATLE MÜCADELEDEKİ TEHLİKE

CEMAATLE MÜCADELEDEKİ TEHLİKE

Cemaat ihanet etti. İhanet etmeden önceki adı, cemaat, hizmet, gönüllüler hareketiydi. İhanet ettikten sonra kaçınılmaz olarak başka isimler lazım oldu. İhanet ile mütenasip isimler gerekiyordu ki ihanet belli olsun. İhanetten önceki isimlendirmelerin tamamı meşruiyet ifade ediyordu. İhanet ile meşruiyet bir arada bulunmayacağı için, yeni haline uygun yeni isimler şarttı.

İhanetini ifade etmek için paralel devlet, örgüt, çete gibi isimler kullanıldı, ihanetinin derinliğini göstermek içinse “haşhaşiler” isimlendirmesi yapıldı. Bu isimlendirmeler yanlış mıydı? Hayır, duruma uygun kelimelerdi bunlar…

İhanet görülüp de ihanete uygun isimlendirmeler yapılmaya başlayınca, illegal örgüt olduklarını anlatmak için birçok konu gündeme getirilmeye başlandı. Mademki örgüttü, mademki ihanet etmişti, o zaman örgüt olduklarını kamuoyuna açıklamak gerekiyordu.
CEMAATLE MÜCADELEDEKİ TEHLİKE yazısına devam et

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZULMÜ MÜ?

Yıllardır İsrail’in Filistin’deki zulmüne isyan ettik. Yine yıllarca İran, Hizbullah, Esed alçaklarının İsrail’e karşı bir cephe oluşturduğu yalanına inanmayı tercih ettik. Yaklaşık on üç asırlık Şia tarihindeki tüm alçaklıkları, hainlikleri, hileleri unuttuk, unutmayı tercih ettik. Dilimizin ucuna kadar gelen Şia ihanetini, İsrail’in karşısında kurulan, kurulduğuna dair reklamı yapılan cephe hatırına konuşmadık, gündeme getirmedik. On iki asırdır ihanet içinde olan Şia’nın, bir sihirli el değmişçesine düzelmiş olmasını umduk. İsrail ile muvazaalı kavgalarının gerçek olmasını ümit ettik. Saflıkla iyi niyet arasındaki sınırı umursamadık, saflık hatta ahmaklıkla itham edilme pahasına İsrail karşısında kurulduğunu ümit ettiğimiz Şia cephesinin gerçek olmasını bekledik.

Bilemedik, on üç asır süren ihanetin ruh ve beden genetiğine işlediğini. Bilemedik, Kur’an-ı Kerim okuduklarını söylediklerinde ümitlendik, oysa Kur’an-ı Kerimi mızraklara geçirmişler. Onunla bizi aldatmış, arkamızdan, o meşhur takiyyeleriyle tuzak kurmuşlar. Dudaklarının arasından ayet-i kerimeler dökülüyordu, anlayamadık, arkamızı döndüğümüzde dişlerini bilemekle meşgullermiş.
İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ? yazısına devam et

NAMAZ-4-NAMAZIN MEKANI VE İNSANIN HİLAFETİ

NAMAZ-4-NAMAZIN MEKANI VE İNSANIN HİLAFETİ

“Dünya mescid kılınmıştır”. Müthiş bir beyan, müthiş bir haber, müthiş bir ihsan, aynı zamanda müthiş bir mükellefiyet… Dünya, yaratıldıktan sonra en büyük şerefini, Cenab-ı Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin dünyaya teşrifleriyle kazanmıştır. Çünkü O, miraca davet edilen, “huzura” kabul edilen, “huzur”daki sohbetten sonra tekrar dünyaya dönen “şahsiyet”tir. İnsanların ölmeden gidemediği ahirete, ölmeden giden, gidip de geri dönen Allah Azze ve Celle’nin Habibidir. Allah Azze ve Celle’nin Habibinin teşrifi, dünyanın kazanabileceği en büyük kıymettir. İşte bu kıymetten sonraki en büyük kıymet, “dünyanın bu ümmet için mescid kılınması” olmalıdır. Çünkü mescid, herhangi bir mekanın (arz parçasının) en itibarlı, en kıymetli, en şerefli halidir.

Dünya bu ümmete mescid kılınmıştır. Fiillerin ve hallerin en şereflisi, en kıymetlisi, en itibarlısı, en mukaddesi secdedir. Hiçbir insan fiili, Allah Azze ve Celle’yi, secdede olduğu gibi takdis edemez, hiçbir insan fiili, insanı, secdede olduğu kadar “kul” haline getiremez. Hiçbir insan fiili, nefsi bu kadar alçaltıp, ruhu bu kadar yüceltemez. Secde fiili ne kadar kıymetliyse, secde mahalli de (mescid de) o nispette kıymetlidir. Namaz müminin miracı olduğuna göre, miraç anı secde olsa gerektir.
NAMAZ-4-NAMAZIN MEKANI VE İNSANIN HİLAFETİ yazısına devam et

“Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

“Sizi Allah’a söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

Beş yaşındaki Suriyeli çocuk en ağır acılar içinde ölürken diyor ki: “Bana yaptığınız her şeyi Allah’a söyleyeceğim! Her şeyi diyeceğim Allah’a!”
O beş yaşındaki çocuğun söylediklerinin bedelini ödemeyen İslâm dünyasına yazıklar olsun! O çocuğun, “sizi Allah’a söyleyeceğim” sözünün vebali Sünnî ve Şiî bütün Müslüman devletlerine aittir.

Onlara şöyle demek isterdim: Utancınızdan ölün, yüreğinizi söküp petrol kuyularına atın. Din Günü’nde o çocuğun sözlerinin hesabını veremeyeceksiniz. O çocuğun sözleri sizi dünyanın ateşleri içinde kıvrandıracak, Gayya kuyusunda inim inim inletecek. O çocuk sizin rüyalarınıza girecek ve delireceksiniz, eminim buna.

KAATİL DEVLETLER ÇAĞINDAYIZ
“Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri yazısına devam et

EHL-İ SÜNNET ALİMLER BİRLİĞİNİN AÇIKLAMASI

Ehl-i Sünnet Alimler Birliği Genel Sekreteri Hüsnü Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilanın hissiyatlarının ve düşüncelerini ifade ettiğini belirtti.
İlan kararını verirken, olayların üzerinden zaman geçtiğini ve arka planlarının araştırıldığını anlatan Kılıç, bu süreçte serinkanlı bir şekilde hareket edildiğini kaydetti.
Kılıç, olayları sürekli müzakere ve muhakeme ettiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Ülkemizde son dönemde yaşananlar, Türkiye’nin İslam dünyasındaki itibarını zedelemeye yönelik. Olayların arkasında bulunan irade milli, İslami ve sağduyulu değil. Kanaatlerimizi kamuoyuyla paylaşmak istedik. Bu ilan, son gelişmelerin arka planını farketmeyen halis kardeşlerimize sorumluluğun şahsi olduğunu belirtmek, sorumluluklarını hatırlatmak ve ona göre tavır almalarını isteyen bir ilandır. Hissiyatımızı, düşüncelerimizi ifade eden bir beyandır. İlan, inanmış ve ülke menfaatlerini düşünen kişilerin birlik içerisinde millet, ümmet bilinciyle hareket etmesi gerektiğini kamuoyuna duyuruyor. Birdenbire bir tepki değildir.”

-İlandan
EHL-İ SÜNNET ALİMLER BİRLİĞİNİN AÇIKLAMASI yazısına devam et

DOST KAVGASI HAKİKAT KATİLİDİR

DOST KAVGASI HAKİKAT KATİLİDİR

Dost kavgası çok vahimdir, malzemesi dostluktaki sır birikimdir. Dostlar, aynı cephede mevzilenmiş kıtalar olduğu için, birbirinin kalbini bilir, birbirinin kalbine nişan alır. Düşman cephedeki askerlerin kalbini bulamazsınız, kalbini vuramazsınız, kendi cephenizdeki kıtaları ise tam kalbinden vurma imkanınız var. Cephe içi savaş ise düşmanla yapılan savaştan daha şiddetlidir çünkü her iki tarafta birbirinin kalbini (sırlarını) bildiği için, savaşı hızlı ve çabuk bitirmek ister. Hızlı ve kesin neticeli savaş olması kaçınılmaz hale gelince, şiddetini ayarlamak imkansızdır.

Düşmanla savaşta bile “ölçü”nün muhafaza edilmesi, savaş hukukuna ve ahlakına riayet edilmesi gerekir, dost savaşında ise ölçünün muhafazası elzemdir. Ne var ki tam aksine tecelli eder, dost savaşında ölçü imha edilir, hakikat katledilir. Bu netice, dost savaşının tabiatından kaynaklanır çünkü dostlar birbirinin fikri ve itikadi kaynaklarını, mevzilerini, mesnetlerini bilir. Savaş ise zaten bu noktalarda yürütülür. Bu mevzileri vurmaya başlayan bir savaşın ilk katlettiği kıymet, hakikattir.
DOST KAVGASI HAKİKAT KATİLİDİR yazısına devam et

“İYİ İNSAN KİM?”

“İyi İnsan Kim?”

Ey azizan! Cemiyette yaygın olarak herkesin kendi indî bakışına göre “İyi insanı” tavsif ettiği maalesef bir gerçek. “İyiyi” ve “İyi insanı” bugüne kadar fakir de şahsî ölçülerine göre tasavvur ederdi. Meğer “İyi insan” , bildiğimiz gibi değilmiş.

Semerkand Dergisi’nin Aralık 2013 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İyi İnsan Kim?” başlıklı yazısını okuyunca anladım bunu. İyi insan hakkındaki bütün bildiklerim boşa çıktı.

İyi insan aslında İslâmî ölçülerle hemhâl olan ve yaşayan biriymiş. “İyi insan” hakkındaki yanlış anlayışın cemiyette elan sürdüğünü gördüğüm için adı geçen mühim yazının birkaç pasajını paylaşmak istiyorum:

“İtiraf edelim ki, ‘İyi insan’ ifadesini çok kullanıyor olsak da üzerinde çok durup düşündüğümüz söylenemez. Çoğunluk, genellikle kendisine yardımı dokunan, kibar ve saygılı birine iyi insan der ve iyi kavramını şahsî fayda ve ölçüleriyle belirlediğinin farkında olmaz. Oysa bizim iyi insan saydığımız birini bir başkası böyle görmeyebilir. Meselâ çok açık sözlü olmayı, tartışmacı bir üslubu benimsemeyi meziyet kabul edip kişinin dürüstlüğüne yormak da mümkün, kusur kabul edip nezaketsizliğine vermek de…”
“İYİ İNSAN KİM?” yazısına devam et

ALTI OK CUMHURİYETİ MÜSLÜMANCA ISLAH EDİLMELİ

Altı Ok Cumhuriyeti Müslümanca Islah Edilmeli

“Cumhuriyetle hesaplaşanları ve milletin kimliğini ortadan kaldıranları 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda protesto edeceğiz…” diyen güruh, Altı Ok patentli Cumhuriyetin millet değerlerine bağlı olarak ilân ettirilmediğini anlamak istemiyor. Cumhuriyetin “dayattığı” kimlik meselesinin bunca yıldır çatışmalı olduğunu kabullenmiyorlar.

1923 sonrası ilân ettirilen Batıcı-laik Cumhuriyet, İstiklâl Savaşı’nda din ü millet diyerek maddî ve manevî bütün gücünü Ankara Hükümeti’nden esirgemeyen Müslüman milletin Cumhuriyeti değildir. CHP İlkeleri üzerine projelendirilen ve Batı’nın telkinleriyle ilân edilen Atatürkçü Cumhuriyetle hesaplaşma yapılmadan, Müslüman milletin hâkimiyeti merkeze tam oturmadan bu ülkede huzur olur mu?
ALTI OK CUMHURİYETİ MÜSLÜMANCA ISLAH EDİLMELİ yazısına devam et

NAMAZ-3-NAMAZIN VAKTİ VE ZAMAN ANLAYIŞI

NAMAZ-3-NAMAZIN VAKTİ VE ZAMAN ANLAYIŞI

Zaman, İslam’ın; varlık, insan ve hayat bahislerinin kesişme noktasıdır. Veya zaman; varlık, insan ve hayat bahislerinin tayin edici amilidir. Zamanın hakikatine vukufiyet derecesi ne ise, varlık, insan ve hayat bahislerini idrak o kadar mümkündür.

Namazın farziyyetindeki dikkat çekici hususlardan birisi, zaman ile irtibat yoğunluğudur. Mesela namaz, günlük olarak tayin edilmemiş, yirmi rekat farz ve vacip namaz kılınması emredilerek bırakılmamıştır. Yani “günde yirmi rekat kılın, her ne zaman kılırsanız kılın” denmemiştir. Günde beş “vakit” tayin edilmiş, vaktin aralığı (başı ve sonu) tespit edilmiş, o zaman diliminde o vaktin namazının kılınması emredilmiştir. Her vakte tahsis edilmiş farklı miktar (sünnetlerle beraber) namaz vardır.

Zamanın sırrına nüfuz edebilmeyi mümkün kılan en mühim bahislerden birisi namazdır. Namazın vaktinin tayin edilmesi, her vakit için belli miktar namaz tahsis edilmesi, belki de bunlardan daha mühim olan, bazı zaman dilimlerinin “kerahet vakti” olarak tespit edilmesidir. Bir günlük zaman yekunu içinde, namaz kılınamayacak vakitlerin olması, hem namaz ile hem de zaman ile ilgili ipuçları verir. Kerahet vaktinde namaz kılınamaması veya namaz kılınamayacak vakitlerin olması, aklın ötesinde ve zaman sırrına ait bir bahistir.
NAMAZ-3-NAMAZIN VAKTİ VE ZAMAN ANLAYIŞI yazısına devam et

NAMAZ-2-FARZ KILINMASI

NAMAZ-2-FARZ KILINMASI

Namazın farz kılınmasında iki hususiyet dikkat çekicidir, Mekke’de ve Miraç’ta farz kılınması…

Tefsir usulüne ait olan Mekki-Medeni ayet taksimi, umumiyetle itikat ve amel ile ilgili hükümlerin tasnifi için kullanılır. Asr-ı Saadetin Mekke devrinde, tevhid anlayışı inşa edilmiştir. Ameli hükümlerden ziyade, itikadi esasların vazedildiği bu devir, tevhid anlayışı ve bu anlayışın kalp, zihin ve akıl bünyesinin inşa edilmesine dönüktür. İtikat ve itikadın İslami anlayış çerçevesinin adı olan tevhid ikame edilmeden, tevhidin gayrı olan şirk reddedilmeden, bunları yapacak kalbi, zihni ve akli teçhizat inşa edilmeden yeni bir din inşası tekemmül etmez.

Yeni bir din, tabii ki kadim dinin kendisidir ve din tekdir. Ne var ki İslam’dan önceki tarihlerde çeşitli coğrafyalarda, çeşitli halklara, birçok peygamberle vahyedilmiş olan İslam, o toplumların emanete sadakat göstermemeleri sebebiyle tahrif edilmiş, aslından bazı izler kalsa bile kendisiyle iman ve amel edilemez hale gelmiş, aslına dair bazı izlerin tahrif edilmiş metinlerden tefrik edilmesi imkansızlaşmıştır.
Emanete ihanet, yeni bir peygamber gönderilmesini gerektirecek kadar mühim, emanete sadakat ise yeni bir peygamber gönderilmesini ihtiyaç haline getirmeyecek kadar kıymetlidir. Fahr-i Kainat Aleyhisselatüm Vesselam Efendimizin son peygamber olması, aynı zamanda bu ümmetin emanete sadık olacağının işaretidir. Bu din son dindir, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam son peygamberdir, bu ümmet son ümmettir. Bu ümmetin bariz hususiyeti de sadakattir.
NAMAZ-2-FARZ KILINMASI yazısına devam et

Ömür Dediğin, Kulağınıza Okunan Ezanla Sala Arasıdır

Ömür Dediğin, Kulağımıza Okunan Ezanla Salâ Arasıdır

Ömür dediğin, “kulağımıza okunan ezanla salâ arasıdır.” Ezandan musalla taşına kadardır. Nefes aldığımız mühlettir. İki nefestir, ilki aldığımız, ikincisi verecek olduğumuz.
Ömür dediğin, uyumakla uyanmak arasıdır. Dünya gurbeti ile ahret arası imtihanımız, yani bir müddet gurbette kalmaktır. Ozanın dediği gibi, “İki kapılı bir handa gidilen” yolculuktur.
Ömür Dediğin, Kulağınıza Okunan Ezanla Sala Arasıdır yazısına devam et

NAMAZ-1-TAKDİM

NAMAZ-1-TAKDİM
Namaz, sayısız hikmeti muhtevi bir ibadettir. Tarih boyunca sayısız hikmetleri için sayısız kitap ve makale telif edilmiştir. Namaz gibi mühim bir ibadet hususunda bilinenleri tekrar ve nakil bile kıymetlidir ama daha kıymetli olan, ihtiva ettiği lakin daha önce zikredilmemiş bazı hikmetlerini keşfetmek olsa gerek. Uçsuz bucaksız hikmet kaynağı olan namaza dair, daha önce zikredilmemiş bazı hikmetleri keşfettiğimiz zannı, bizi bu çalışmayı yapmaya sevketti. Ulaştığımız neticeler bir zandan ibaretse, Cenab-ı Allah Azze ve Celle bu husustaki gayretimizi hayra tebdil etsin, zandan ibaret değil de, namaza ait hikmet ise Cenab-ı Allah Azze ve Celle Müslümanlara faydalı kılsın.

Namaz, diğer hiçbir ibadet ve emir ile mukayese edilmeyecek kadar hikmetle dolu. Zannımız o ki, namaz, İslam’ın tüm hükümlerini ihtiva eden bir mana haznesidir. Namazın hakkıyla anlaşılmış olması, İslam’ın anlaşılmış olmasına delalettir. Sanki namaz ile ilgili hükümler, İslam’ın tüm hükümlerinin özetidir. İslam’ın tüm hükümleri dürülüp bükülüp namaz olarak ifade edilmiş gibidir, lif lif örülmüş o yumağı açmak nasip olsa, ortaya tüm tafsilatıyla İslam çıkacakmış hissine kapılıyor insan.
NAMAZ-1-TAKDİM yazısına devam et

MEVLİT KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN

Bir yerde gözümüze çarptı, “insanlığın doğum günü kutlu olsun” ifadesi. Müellifi kimdir bilmiyoruz ama her kimse önünde hürmetle eğiliyoruz.

İnsanlığın doğum günü kutlu olsun… Çünkü insan O’dur, “insanlık” O’nda tecessüm etmiş, O’nda tecelliye gelmiştir. Hz. İnsan O’dur. O, bu gece dünyayı şereflendirmiştir, öyleyse bu gece, “İnsanlığın doğum günüdür”.

Ümmetin yeniden doğmaya çalıştığı günümüzde, Mevlid Kandilinin, ümmetin doğum sancılarını azaltmasını, doğumunu kolaylaştırmasını, dipdiri ve eksiksiz şekilde O’nun ümmeti olarak doğmasını Cenab-ı Allah Azze ve Celle’den dua ile talep ederiz.

İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail, Bilge Kişi’nin evinin caddeye bakan kapısında oturuyordu. Arkasında duran büyükçe bir kartonda “Ben, Bilge Kişi’nin Dilencisiyim” yazılıydı. Üzerinde her zamanki kıyafeti yoktu; eskiliği uzaktan belli olan pejmürde bir kıyafet vardı. Gelip geçenler kartondaki yazıya bakarak dudak büküp gidiyor, bazıları da durup okuyor, sonra İsmail’in hüzünlü sîmasına bakıyor ve önündeki mendile para atarak gidiyorlardı.

Yanına yaklaştım, “Nedir bu hâlin?” dedim. Cezbe hâlindeydi. “Bilge Kişi, ‘çilen doldu’ diyene kadar burada dilencilik yapacağım” dedi. Önündeki mendilde bir miktar para vardı. Ham ervaha has bir ifadeyle, “Sen bir Kalenderî dilencisine benzemişsin İsmail, boynunda bir keşkülün eksik, dilendiklerini nereye koyuyorsun. Dilencilik kanuna aykırıdır, cemiyet tarafından kınanacak bir iştir, evine git, yoksa zabıtaya haber verir, seni buradan kaldırtırım” dedim.
İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI yazısına devam et

ERGENEKONLA UZLAŞMAK İYİ FİKİR DEĞİL

ERGENEKONLA UZLAŞMAK İYİ FİKİR DEĞİL
Son zamanlarda Balyoz ve Ergenekon gibi darbe davalarının yeniden görülmesi (muhakemenin iadesi) meselesi konuşuluyor. Yalçın Akdoğan isimli kısa görüşlü adamın, “milli orduya kumpas kurdular” beyanı üzerine kılıç artıklarının tamamı harekete geçti. Hükümet, bu kılıç artıkları tarafından kuşatmaya alınıyor gibi bir hisse kapılıyoruz. Bu hissimizin yanlış çıkmasından en fazla biz memnun oluruz ama hadiselerin gidişine bakınca, hissimizin gerçekleşeceğine dair endişemiz artıyor.

Meseleyi bu noktaya getiren hadiseler silsilesi malum. Fethullah Gülen isimli birinin, çevresine topladığı gözü dönmüş güruhla, on bir yıldır yardımını ve desteğini gördüğü hükümete, görülmemiş çapta isyan ve ihanet hamlesi, Tayyip Erdoğan ve çevresindeki çelik çekirdek üzerinde manevi bir tesir icra etti ve ruh dünyalarını dağıttı. Paralel devlet namıyla meşhur olan örgüt, hükümet üzerindeki tesirinin, kendi gücünden ve hamlesinden kaynaklandığı vehmine kapıldı. Oysa “ihanet” denilen ve insanoğlunun en adi, en alçak keşfi, dostun ruh dünyasını darmadağın etmek gibi şeytani bir tesire sahiptir. Yeryüzünde ve insan cinsi içinde, ihanet kadar en küçüğü bile en büyük tesir icra eden insan fiiline denk başka bir hareket yoktur. Dünyanın yarısını yöneten bir imparator bile, yakınındaki bir kişinin ihaneti ile sarsılır. Sarsılır çünkü mesele güçler dengesiyle değil, ruh dünyasıyla ilgilidir. İnsanın ruh (kalp) dünyası, yatak odasından daha ileride bir mahremiyete sahiptir. Oraya girebilmek çok hususi şartlara ve çok yoğun ruhi temayüllere bağlıdır. Dostluk ve dostluğun mütemmimi olan “itimat”, mahremiyetin en derin noktasına kadar girmenin şifresidir. İhanetin insan ruhunu yaralamasının sebebi, dostluğun ruhi arkadaşlık olması, ruh dünyasındaki halveti mümkün kılması, insanın en saf ve en mahfuz odasına kadar girebilmesidir. En mahrem ruh hücrelerinin açılması anlamına gelen dostluk ve itimat, sadece ihanet ile infilak eder. ERGENEKONLA UZLAŞMAK İYİ FİKİR DEĞİL yazısına devam et