Aylık arşivler: Nisan 2014

PANORAMA

PANORAMA

Korktukça sustu korkusunda boğuldu
Gölgelerde var oldu gölgesi kayboldu
Alkış tufanında uç beyi
İsa’yı ihbar eden havari
Tüfekleri de ancak bir meczuba doğrulur
Yüzünde kat kat imaj denemesi
Emredersiniz efendim kulunuz
Sekretere not bıraktıran köle
Don Kişotu onlardan
Tarık Bin Ziyadı bizden
Es geçen Pollyanna
Yeni kazanımlar peşinde
-Yaşasın ölüm!-
PANORAMA yazısına devam et

ÖLÜMLE ARANIZ NASIL?-1-

Ölümle Aranız Nasıl?

Müslüman olmanın altı şartını zikrettiğimiz Âmentü duasında “Vel ba’sü ba’del mevti hakkun…” (öldükten sonra dirilmeye inanıyorum) deyip de ölümden korkmak, ölüm bana geç gelse demek, küçüklüktür.

Ölüm tefekkürü yaptıran dostlara ihtiyacımız var. Efendimiz s.a.v., “Ölümü çok hatırlayın” buyuruyor. Ölümü çok hatırlayanın kalbi yumuşarmış.

“HİÇ GÜZEL OLMASAYDI ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER?”

Ölümü, Necip Fâzıl gibi cesurca karşılayabiliyor muyuz? Sizi bilmem, bendeniz o usta şairin mısralarıyla ölümü gönlüme alıp, hazırlık tâlimi yapıyorum elhamdülillâh:
ÖLÜMLE ARANIZ NASIL?-1- yazısına devam et

DEVLET ANLAYIŞINA DAİR…

DEVLET ANLAYIŞINA DAİR…

Devlet (ve teşkilat) idaresinde üç ana istinat noktası var. İnsan, müessese, anlayış… Devlet, üçünden birine, ikisine veya tamamına istinat ile kurulabilir, idare edilebilir. Her devlette, bu üç istinat noktası, farklı oranlarda da olsa mevcuttur. Bazı durumlarda birisi veya ikisi üzerine kurulur ki, bu durum ifrattır ve sıhhatsizdir.

İnsan, kendini, “şahsiyet” ile inşa eder, şahsiyet ise ahlak ile kaimdir. Devletin insana istinat ettiği her husus, şahsiyet ve ahlaka dayanmak mecburiyetindedir. Ahlaksız ve şahsiyetsiz insanlara istinat eden devlet ve her türlü teşkilat, zoraki (güç ve zulüm ile) ayakta kalır ve ömrü kısa olur.
DEVLET ANLAYIŞINA DAİR… yazısına devam et

BALIKNAME

Balıknâme

“Bilge Hocam, fakire fikir azığı olarak dergiler getiriyor, ne güzel” deyince, Efendi Hocam nükteli üslûbuyla “Bilge Hocan dergi verir, biz balık veririz” demiş ve bu mânalı sözünü anlayamamıştım. Bir sohbetinde de “Yazarlar adama kitap okutturur, biz balık tuttururuz” deyince o gün bugündür bu sözleri üstüne düşünmeye başlamıştım.

“Bu sözlerindeki mâna nedir?” diye mutasavvıfların ve âlimlerin balık hakkında yazdıklarını okumaya başladım. Anladım ki, Efendi Hocam’ın balığa gitmesi ve balıkçı şâkirtler yetiştirmesi mâna ehlinin tâlimlerindenmiş.

“Balık veririz” derken, “gönle ve dimağa balığın mâna âlemindeki sırrını düşürürüz” diyormuş da fakir anlayamamış. Dahası, fakirin de bulunduğu yazı üstü fikir tâlimcilerinin en şahbazı olan İsmail’in, Efendi Hocam’ın balık tutma tâlimine dahil oluşunu kavrayamamıştım.
BALIKNAME yazısına devam et

İSLAMLAŞMIŞ TÜRKÇENİN KAATİLLERİ-2-

DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE DİL DEVRİMİ YOK

“Dil devrimi kavramının uyandırdığı kötü tesiri silmek ve ‘bilimsel etki’ uyandırmak için ‘dil plânlaması’ denilmesinin uygun bulunduğu anlaşılıyor. Dünyanın hiçbir yerinde ‘dil devrimi’ diye bir kavram yok. Olmadığı için, dilbilimcilerin bir araya geldiği uluslararası toplantılarda, bizimkilerin ‘dil devrimi” tezleri bir yere yerleştirilemiyor. Bu arada, ‘dil devrimi’nin kitapta verilen İngilizce karşılığına dikkat etmek gerekir: Language reform! Bu terim İngilizce aslından Türkçeye çevrilseydi, ‘dil reformu, ıslahı, düzenlemesi’ denilmesi gerekirdi. Yani İngilizce’de ve dünya dillerinde ‘dil devrimi’ kavramı yok. Türkiye’de yapılanlar bu yüzden dışarıya ‘language reform’ olarak takdim ediliyor” (sf. 91).

Atatürkçü rejimin izlerinin devam ettiği belli ki Millî Eğitimin Türkçe Sözlüğünde dil katliamcılarının ideolojik genleri hâlâ sürüyor. Türkçe’nin kaatillerini bize gösteren kitap dil mezalimini etraflıca anlatıyor: “Türkçe Sözlük’te ‘Osmanlıca’ ve yabancı dillerden alınan ‘sözcük’ olmayacak, kelimelerin Türkçe açıklamalarının dışında arapça, farsça karşılıkları verilmeyecek, ‘gereksiz yere’(!) deyim ve vecizeler (galiba atasözleri) kastediliyor) yer almayacak. Böyle bir sözlüğün en fazla sekiz-on bin kelimelik, Türkçe gibi binlerce yıllık birikime dayanan bir dili anlamaya, kullanmaya yetmeyen bir sözlük olması kaçınılmazdır” (sf.169).
İSLAMLAŞMIŞ TÜRKÇENİN KAATİLLERİ-2- yazısına devam et

İSLAMLAŞMIŞ TÜRKÇE’NİN KAATİLLERİ-1-

İslâmlaşmış Türkçe’nin Kaatilleri

İslâmlaşmış Türkçe, Cumhuriyet öncesi Türklüğün din şuuru ve millet hüviyetiydi. Bu sebepledir ki Kemalist Cumhuriyetin despotları gözü dönmüş vandal tahripçiliğiyle, İslâm değerleriyle bağının kesilmesi için Türklerin Müslümanca konuşan dilini katliama tâbi tuttular.

Kur’ân sâyesinde medeniyet dili olan, dahası Türklerin Müslümanca millet dili olma hüviyetini kazanan Türkçe’nin, yâni lisan-ı Türkî’nin kaatilleri Atatürkçü inkılâpçılardır.

İSLÂMLAŞMIŞ MİLLET HÂFIZASINI SİLMENİN ADIDIR DİL CİNAYETLERİ

İslâmların hâdimi Türk milletinin hâfızasını, yâni bin yıllık kelimelerinin gücünü kırmak için dilini iğdiş ettiler. Muazzez milletin mukaddeslerini anlatan edebiyatın, sanatın, hikmetin, ilm ü irfanın membaı, yâni medeniyet kaynakları olan Osmanlı-İslâm mirasını yok etmenin ilk adımıydı dil cinayetleri.
İslâmca bir Türkçeyi anlamayan, Atatürkçü Cumhuriyet Türkçesinin dayatılmasıyla medeniyet ve ecdâd dilini unutan, yâni mankurtlaşan bir Türkiye meydana getirmekti gayeleri.
İSLAMLAŞMIŞ TÜRKÇE’NİN KAATİLLERİ-1- yazısına devam et

İHANET GÜNLÜKLERİ-(21.04.2014)-SAVUNMANIN DİNİ BARİYERLERİ

İHANET GÜNLÜKLERİ-(21.04.2014)-SAVUNMANIN DİNİ BARİYERLERİ

İhanet örgütü sınırsız şekilde dini istismar ediyor. İslam’ı anlama zafiyetinden istifade ederek dinin ölçülerini sonuna kadar eğip büküyor, istediği şekilde kullanıyor. Böylece kendileri için çok tehlikeli bir manevi felakete doğru gittiği gibi, ülkeyi ve milleti de aynı mecraya doğru sürüklemek için pervasızca çabalıyor. Bunun için örgüt dışından isimler bulmaya ve onları konuşturmaya çalışıyor, en sonuncusu ise, Zaman gazetesinin 21.04.2014 tarihli nüshasında, emekli müftü olduğu belirtilen Yahya Alkın isimli bir figür… Yazının başlığı da, “Vahyin aydınlığında olaylara bakış”…

“Vahyin aydınlığında…” başlığını attığı yazısında ilginçtir ki sadece bazı olaylara bakıyor, bazılarına ise kör kalıyor. Sadece ihanet örgütüne karşı yapılan tenkitleri ve tatbikatları görüyor ama o örgütün ihanetini hiç umursamıyor. “Vahyi” onların üzerine tutup, onların çirkinliklerini, ihanetlerini, yanlışlarını aydınlatmıyor, tam aksine vahyi belli bir noktaya tutarak, onların ihanetlerini gözlerden kaçırıyor. Allah’ın kitabı böyle kullanılır mı, böyle anlaşılır mı, böyle tefsir edilir mi?
İHANET GÜNLÜKLERİ-(21.04.2014)-SAVUNMANIN DİNİ BARİYERLERİ yazısına devam et

MEDRESE MESELESİ…

MEDRESE MESELESİ…

Osmanlının yıkılmasının sebeplerine dair birçok iddia var, bunların tamamına yakını belli bir tesire sahiptir ve o nispette de doğrudur. Esas gözden kaçırılan nokta, “Osmanlı medeniyetinin özünün ne olduğu” sorusudur, bu sorunun cevabı doğru verilemediğinde, “neden yıkıldığı” sorusunun da doğru cevaplanması mümkün değildir. Osmanlı medeniyeti tarif edilirken veya bir tarif aranırken, yıkılış sebeplerindeki farklı iddialar burada da göze çarpar, mesela “vakıf medeniyeti” gibi isimlendirmeler hatta “su medeniyeti” gibi tavsifler yapılmıştır. Keza hepsi doğrudur da yine esas gözden kaçmıştır. Osmanlı, tasavvuf medeniyetidir.

Osmanlıdan önceki medeniyetlerde de tasavvuf tayin edici ehemmiyete sahiptir ama Osmanlı, tamamen ve saf manasıyla tasavvuf medeniyetidir. Hiçbir İslam medeniyetinde tasavvuf, bu kadar meselenin kalbinde yer almamış, meseleye bu kadar nüfuz etmemiştir. Osmanoğulları beyliğini bir cihan devleti yapan, bununla iktifa etmeyip “medeniyet devleti” haline getiren, tarihte ilk defa medeniyet ile devletin sınırlarını eşitleyen Osmanlı terkibi, kuruluşundan itibaren tasavvufun tasarrufu altındadır. Osmanlıdaki “medeniyet müesseselerinin” tamamı bir şeyh tarafından kurulmuş ve o müessese mensupları da o şeyhin tarikatına mensup olmuştur. Hayatın her alanı bir tarikat tarafından tasarruf altına alınmış, tanzim ve idaresi onlar tarafından yürütülmüştür. Koca bir devlet ve medeniyetin hayata temas eden her alanı tasavvufun murakabesi altındadır.
MEDRESE MESELESİ… yazısına devam et

CEHENNEME GİDEN YOL SAĞA BÜKÜLMEZ

Cehenneme Giden Yol Sağa Dönmez

Sola göre sağ, “Mülkiyetin sınırsızca kişilerde toplanmasını kabul eder. Hiyerarşi ve otoriteden yanadır. Sağ, gücün hukukunu; sol, hukukun gücüne dayanır.”

Sola göre Şeyh Bedreddin, M. Kemal, Pir Sultan Abdal, Nazım Hikmet sol devrimcidir. Hz. Mevlânâ, Hızır Paşa, Abdülhamid Han ve Atatürkçü Cumhuriyetin, İslâmî değerlerini tasfiye ettiği Müslüman millet ve idam ettiği din adamları sağcıdır.

Avrupa’nın vahiyden uzak aydınlanmacı-seküler toplum anlayışına sığınan sola göre, Fransız İhtilâli’nden itibaren Meclis’in sağında oturanlar kralın taraftarları, zâdegan, din adamları sınıfı olarak baskıcı devlet ve toplum anlayışıyla laikleri, yâni halkı iktisadî ve siyasî bakımdan ezen ve sömürenlerdir. Dahası sağcılar devlet ve toplum anlayışında seçkincilik, ağalık, aristokrasi gibi eşitliğin yolunu kapatan düşüncelerdir.
CEHENNEME GİDEN YOL SAĞA BÜKÜLMEZ yazısına devam et

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

(17.04.2014)

Gerçekten bir istiklal mücadelesi yürüttüğümüz doğru, bu mücadelenin bir medyaya ihtiyacı olduğu da doğru. Ne var ki istiklal cephesi medyası meselenin ciddiyetini yeterince anlamış görünmüyor. Yaptıkları haberler, haber yapma üslupları, hadiseleri değerlendirme yeterlilikleri, süreçleri izlemedeki ferasetleri, stratejik hesaplamalar yapacak hacimli akılları yok. Pireyi deve yaparak mücadele ettiklerini zanneden genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları, muhabirler filan işin tadını iyice kaçırdı. Mücadele aracı olarak kullandıkları “mübalağa” sanatı, ne zaman karşı tarafa zarar verir, ne zaman bize zarar verir bilmiyor, anlamıyorlar. İhanet örgütünün aleyhine haber yapmayı, bunun için her sebebe tutunmayı mücadele etmek zannediyorlar. Hacimli bir akıl, keskin bir idrak, kuşatıcı bir kavrayıştan nasibini almamış bir alay adam, çoğunluğu da konjonktürel kontenjandan cepheye sürülmüş yetersiz kişilikler karanlığa kurşun sıkıyor, kurşun bizden birini mi yoksa karşıdan birisini mi vuruyor umurunda değil. Mücadele etmeyi sadece ateş etmek zanneden kifayetsizler, her yöne ve her şekilde ateş ediyor, sıktıkları mermi kimseye zarar vermese bile mühimmatı (gazete sayfalarını) boşa harcamak gibi bir zararları var.
İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ yazısına devam et

ÖLÜNCE ÇOCUK…

“ Kaçar herkesten/Durmaz bir yerde/Anne ölünce çocuk/Çocuk ölünce anne”

Dilimde zayıf bir nabız, yüreğimde dilaram bir şiir… İçimde, dışıma tövbeler… Dışımda, içime tımarhaneler… günakkar kelimeler kurak dudaklarda… Kulaklarda, Cenazesi kılınmamış çocuk sesleri… Bedende, düğümlenmiş nefislerin son demleri… Bakışta, sıcak ve minnacık ve cam kırığı bir rüzgâr, hali pür melâl; A’raf’ ta aşk ve maşuk arasında kalpler lâl…

Bir şebnem sabahı gözüm; daüssıla yüzüm, özüm… Bir sükût, yatışıyor kuraklığım ansızın… İlmek oluyor, idam oluyor, Maveraünnehir dökülüyor boynum… Başsız beden oluyor, Kerbela yürüyor yolum… Çocuğa okşanıyorum; yüreğim çocuksu, Kıyamete çalınıyorum üfledikçe Sur’u…“Yekûlul insânu yevme izin eynel meferru”
ÖLÜNCE ÇOCUK… yazısına devam et

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

Ukrayna günlüklerinin sonuncusunu 14.04.2014 tarihinde yayınlamıştık, başlığı da “İç savaş başladı” şeklindeydi.

Önemli gelişmeleri özetleyelim;

1-Kiev yönetimi, sivillerden oluşan bir kolordu kuracaklarını açıkladı. Sivillerden oluşan kolordu demek, milis oluşturmak demektir. Kiev yönetimi, milis teşkilatları oluşturmakla, aslında batıdan, özelliklede ABD özel güvenlik şirketlerinden gelecek olan silahlı birimlerin kamuflajını hazırlamaktadır. Kiev yönetimi, batıdan askeri yardım (özellikle de muharip sınıftan asker desteği) almadan ülkenin doğusundaki Rus ordusunun “yerel milis” görünümlü askerlerine karşı operasyon yapmayı göze alması mümkün değil. Çünkü Rusya hem lojistik olarak meselenin arkasında hem de doğrudan muharip sınıftan askerlerini yerel milis olarak sahaya sürmektedir.

2-Kiev yönetimindeki silahlı birimler bölgede operasyonlara başladı, ilk çatışmalar yaşandı, karşılıklı kayıplar verildi. Ülkenin doğusundaki Rus birlikleri barikatları artırıyor, kuvvetlendiriyor, mühimmat yığınağı yapıyor. Kısa zaman içinde mevziler kazmaya, cephe hatları oluşturmaya başlayacaklar. Çatışmalar ilerlerken tarafların yaptığı açıklamalar, “son dakika müdahalesi” yaşanmayacağını gösteriyor. Taraflar sert tepkiler veriyor ve tansiyonu sürekli yükseliyor.
UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR yazısına devam et

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

(15.04.2014)

Müslüman gurupların birbiriyle mücadele etmesi çok marazi bir meseledir. Ne kadar hassas davranılsa, ne kadar dikkat edilse de mutlaka kalıcı hasarlar verme istidadı var. Kaçınamayacağımız zararlarına maruz kaldığımız böyle bir hadiseyi, azami dikkat ve hassasiyet göstererek asgari seviyede tutma çabasından olmalıyız.

Müslüman guruplar arasındaki mücadelede kullanılacak fikri malzemenin İslam’ın ölçülerinden istihraç edileceği malum. Hiçbir Müslüman gurup, başka bir Müslüman gurubu, komünizmin fikri gerekçeleriyle tenkit etmez, öyleyse birbirine yöneltecekleri tenkit, tabii ve zaruri olarak İslami ölçülere dayanacaktır. Bu çaba, özü itibariyle doğrudur da, Müslüman, ancak İslam’a nispetle tenkit edilebilir.
İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN yazısına devam et

“Cehenneme Dönen Yol Sola Bükülür”

“Cehenneme Dönen Yol Sola Bükülür”

Âmâ üstadım Cemil Meriç “Cehenneme dönen yol sola bükülür” diyordu. Ona göre, “Sol, Latince’de meş’um, eski Almanca’da eğri demek. Hudutlarımıza salgın bir hastalık gibi girer sol, arazı (belirtiler) meçhul bir hastalık. Büyüden meş’um, bedduadan netameli bir kelime.”

SOL, KÂBİLLE BAŞLAR; KAVGACI, KISKANÇ, DÜNYEVÎ VE MÜNKİR

Sol, ilk olarak İblis’te tezahür eder: İtaatsiz, kanaatsiz, desiseci ve bencil.
Sol, beşerî olarak Kâbil’le başlar. Kâbil karakteri vardır; kavgacı, kıskanç, dünyevî, münkir ve şeriatsız.

Cehenneme, yâni sola dönen yol masivadır. Kur’ân üzere yaşamayanların, kainatın ve insanın yaratılışını âyet üzere idrâk ve iman etmeyenlerin yoludur.
“Cehenneme Dönen Yol Sola Bükülür” yazısına devam et

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(14.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLADI

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(14.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLADI

Kiev yönetimi, ülkenin doğu bölgelerindeki Rus yanlılarının devlet kuruluşlarını işgaline daha fazla dayanamadı ve terör operasyonu başlattı. Müdahale için verilen sürede silah bırakmayan Rus (yanlısı) milisler, silahlı müdahaleye karşı direnişe geçtiler. Rus milisler Kiev yönetimine direniyor, Kiev yönetimi ise Rus işgaline karşı direniyor. İlginç bir durum…

Ülkenin doğusundaki Rus azınlıklar, Rusların eğitimli birliklerinin kamufle edilmiş sivil milis olarak bölgeye sevkedilmesiyle birlikte direnişe geçtiler. Rus ordu birliklerinin kıyafetlerini değiştirerek girdiği bölgede, Rus azınlıkları örgütleyip silahlandırmasıyla oluşan yerel direniş güçleri devleti işgal ediyorlardı. Kırım tecrübesinden sonra bu duruma göz yummayan Kiev yönetimi, anlaşılan o ki iç savaşı göze alarak müdahale etmeye karar verdi ve kararını tatbik etti.
UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(14.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLADI yazısına devam et

“TURPUN BÜYÜĞÜ” HAŞİM KILIÇ MI?

“TURPUN BÜYÜĞÜ” HAŞİM KILIÇ MI?

Türkiye’de hangi mecraya girdiğinizde nereye varabileceğinizi bilmiyorsunuz. Veya hangi menzile varmak için hangi mecraya girmeniz gerektiğini kestiremiyorsunuz. Devlet haritası, mesela kariyer planlaması için uygun güzergahları sunmuyor. Mesele tabii ki kariyer değil, ülkenin siyasi ve hukuki rejiminin ortaya koyduğu “devlet haritası”, nereden başlanırsa nereye varılacağına dair net bir güzergah çizmediği için, hangi siyasi veya hukuki mecrada olursa olsun herkesin iştihasını kabartıyor.

“Devlet” mefhumunun en bariz vasfı, siyasiliktir. Devlet, siyasi teşkilatların en büyüğüdür. Bu sebeple devlet ve milletin vahdetini (birliğini) ifade ve temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamı, öncelikle siyasi bir makamdır. Tüm devlet ve milleti temsil ettiği için siyaset dışı tüm hayat alanlarını da temsil ettiği tartışmasızdır ama bünyesinde taşıdığı sıfatların birinci sırada oturanının “siyasi” olduğu hususu da tartışmasızdır.
“TURPUN BÜYÜĞÜ” HAŞİM KILIÇ MI? yazısına devam et

Türk Şiirinin Aksakalı Bahaettin Karakoç’a Doktora Pâyesi

Türk Şiirinin Aksakalı Bahaettin Karakoç’a Doktora Pâyesi

KSÜ tarafından Türk şiirinin beyaz kartalı Bahaettin Karakoç’a verilen fahrî doktora pâyesinin gerekçesi Türk şiirine kazandırdığı hâlis Türkçe kelime ve mısralardan dolayıdır. Onun ödüllere ihtiyacı yok ama, KSÜ’nün usta şairimize bu ödülü vermesi bir hakkın teslimidir. Geç kalan bu edebî hak nihayet sahibini buldu. Usta şaire doktora pâyesi verilmesini beş yıl kadar önce gündeme getiren ve bu düşünceyi üniversite âmirleri nezdinde sürekli olarak anlatarak “Üniversitenin, şiirimizin aksakalına hürmeten doktora vermeli, adını bir okuma salonuna ve bir kütüphaneye koymalı…” diyen, aynı üniversitenin öğretim görevlisi İsmail Göktürk ve onun fikrî ve mânevî hocası Semerkand Dergisi yazarı Ali Yurtgezen hocadır.

Bahaettin Karakoç, yetmiş yıllık şiir yolculuğunun destansı usta şairidir. Aşkın ve tabiatın bütün değerleri onun şiirinde binlerce kelimeyle vücut bulur. O Türk dilinin mecrasındaki bütün kelimeleri harmanlayarak yeni bir söyleyişle gerçek bir şiire çeker. Kendi ifadesiyle kelime avcısıdır. Türkçe yazılmış şiirlerde en güzel Türkçe kelimeleri onun şiirlerinde bulabiliriz ancak. Onun şiirlerinde Cumhuriyetin dil devrimleriyle dayattığı Ataç Türkçesi veya uydurukça kelimeleri görmek mümkün değil. O, yaşayan Türkçe’nin en temizini ve ecdâdımızın dilindeki en şeraretli kelimeleri şiirleştirir. Şiirleriyle bin yıllık İslâmlaşmış Türkçe’mize hizmet eden bir usta şairdir o.
Türk Şiirinin Aksakalı Bahaettin Karakoç’a Doktora Pâyesi yazısına devam et

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

(11 Nisan 2014)

İstiklal cephesinde bazı yanlışlar var. Bunları konuşmanın zamanı değil diye bir müddet bekledik ama zaman geçtikçe bünyeye yerleşiyor ve kalıcı marazlar oluşuyor. İhanet cephesine de zamanında müdahale etmediğimiz için bu günkü gücüne ulaştı ve bugün mücadele etmekte bazı zorluklarla karşı karşıya kaldık.
İstiklal cephesi, ihanet cephesiyle mücadele ederken konjonktürel verimlilik meselesine fazla bel bağlamış, bu noktaya fazla yığınak yapmış, bazı mevzileri konjonktürel verimliliği olan kişilere teslim etmiş durumda. Konjonktürel verimlilik meselesi gözardı edilecek kadar önemsiz bir konu değil tabii ki ama lüzumundan fazla kıymet vermek konjonktürü aşan bir etki oluşturuyor.

İstiklal cephesi medyası, “konjonktürel verimlilik” meselesinin fikri (veya stratejik) anlamda tarifini yapmış ve özellikleri ile sınırlarını tespit etmiş değil. El yordamıyla farkına vardığı, kör bir kurşun gibi kullandığı için, koordinatlarını tespit etmeden, haritasını çizmeden mayın tarlası oluşturuyor. Gün geliyor kör kurşun kendini vuruyor veya kendisi mayına basıyor.
İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ yazısına devam et

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLIYOR MU?

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLIYOR MU?

Rusya, batının, “demokrasi” lafını kullanarak ülkeleri gizli veya açık şekilde işgal etmesine artık dayanamadı ve “madem ki güçlü olanlar kuralları koyuyor” diyerek, kendi kurallarını masaya sürdü. Seçimle işbaşına gelmiş Ukrayna devlet başkanının bir avuç azınlık tarafından, batının stratejik aklıyla iktidardan düşürülmesiyle birlikte “öyle olmaz böyle olur” diyerek askeri harekata başladı. Önceleri açıktan yapmadığı, kimliklerini gizlediği askerlerini “milis” görüntüsüyle Kırım’a sevketti ve orayı işgal ederek (demokrasi oyununu da bir miktar oynayıp referandum yaparak) ilhak etti. Aslında Kırım ABD ve AB için bir testti, batının nasıl tepki vereceğini bekledi, gördü ki gevezelik yapıyorlar. Bunu görünce aynı güzergahtan devam etmeye başladı ve Ukrayna’nın doğu ve güneyinde Rus azınlıkları harekete geçirdi, hükümet binalarını işgal etmeye başladı.

Rusya’nın yaptığı şey, özü itibariyle şuydu; anlamadığı demokrasi oyununu oynamak ve kaybetmek yerine, kendi oyununu oynamaya başladı ve batıyı kendi oyununa (sahasına) çağırdı. Batı Rusya’nın oyununa tabii ki gelmezdi ama bu oyun başkaydı, doğrudan işgal ediyor ve sonra da ilhak ediyordu. Batı, Kırım’da verdiği hafif tepkinin cezasını çekiyor, Rusya Kırım’da test ettiği batıyı fena halde zorluyor. O kadar ki, Rus dışişleri yetkilisi batıyla alay etmeye başladı.
UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLIYOR MU? yazısına devam et

DOSTPEREST BİR YÜREĞİN İNŞİRAHI

Dostperest Bir Yüreğin İnşirahı

Dosthâne’de türküler söylenince, dosta doğru kanatlanan benim yüreğimdir. Gurbette türkülerle ah ü figan edince dost, figan eden yürek benim yüreğimdir. Burada türküler söylenirken, sızlayan yürek benim. Gurbette türküler dinlerken dost, sızlayan yürek yine benim.

“Çağırırım dost dost / Dil oldu pâre pâre” mısraları okunduğunda, tutuşan benim gönlümdür. “Bu ayrılık bana ölümden beter / Geçti dost kervanı eyleme beni” türküsü çağrıldığında derd ü gam ile dolan yine benim gönlümdür.

“Bugün dost yaralanmış / Yine gönlüm hoş değil / Dost hasretin zor imiş” türküsü dosta adanan yüreğim için çalınır her gece hüzün eşliğinde. “Bin cefalar etsen almam üstüme / Gayet şirin geldi dillerin dostum / Varıp yâd ellere meyil verirsen / Kış ola bağlana yolların dostum ” türküsü dostta yanan yüreğim için söylenir her gece hasret eşliğinde.
DOSTPEREST BİR YÜREĞİN İNŞİRAHI yazısına devam et