Aylık arşivler: Temmuz 2014

DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

Dünya devleti nedir, dünya devleti olmanın şartları nelerdir, dünya devleti olmaya giden yol neresidir? Türkiye artık ufkunu bu soruların cevabını verecek kadar genişletmeli, tüm ekonomik, siyasi, diplomatik ve istihbari çalışmalarını, projelerini, hamlelerini bu ufka göre geliştirmeli ve uygulamaya koymalıdır. Bugünkü şartların dünya devleti olmamıza geçit verip vermeyeceği konusu bir tarafa, bu hedefin ideal olarak görülmesi, kabul edilmesi, planlamalarda merkez alınması lüzumu açıktır.

Dünya devleti kavramı, dünyayı yalnız başına yöneten devlet değildir. Dünyadaki hadiselerin tamamıyla ilgilenebilmek, bu hadiselerin tamamı ile ilgili milletlerarası müzakerelerde “ne düşündüğü” merak edilmek, fikri sorulmak noktası veya seviyesi, dünya devleti olmaktır. Dünyadaki her hangi bir konuda, “o devlet ne düşünür, ne yapar, ne planlar?” sorusu zihinlere tabii bir refleks olarak gelmeye başlandığı andan itibaren o devlet dünya devletidir. Süper güç olmak, dünyaya yalnız başına nizamat vermek, dünyanın her yerinde yalnız başına inisiyatif alabilmek içinde yaşadığımız çağda hiçbir devlete nasip olmayacak bir hadisedir. Teknoloji sayesinde dünyanın küçüldüğü ve küresel bir köye döndüğü düşüncesi yanlış değildir ama teknolojinin yaygınlığı ve bir çok ülkenin artık üretebiliyor olması, bu köyün tek merkezden (bir süper güç tarafından) yönetilemeyecek kadar da büyüdüğünü gösteriyor.
DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ yazısına devam et

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

Fethullah Gülen başta olmak üzere tüm ihanet örgütü kırk yıldır ağlıyor. Adamlar o kadar ağladı ki, kemikleri eridi, “dik” duramaz oldular, olur olmaz yerde eğilip bükülüyorlar. Son aylarda diklenmek istediler, ne mümkün… Kemikleri eridiği için diklenemiyorlar, diklenmek isterken kemikleri ne kadar acı verdi ki, ağlayıp sızlıyorlar.

Yaşanan bazı sahnelerin tahlilini yapalım, bakalım adamların hali nicedir. İsmini hatırlamadığım, hatırlamama da gerek olmayan ihanet örgütü mensuplarından bir polis vardı hani, teslim olmaya geldiğinde, adliyenin dışında kameralara, annesine indirdiği hatimin beş cüzü kaldığını, tamamlayamadığını, sevenlerinin o cüzleri tamamlamasını istemişti, gözyaşları içinde… Adam, “kaçmadım, işte teslim olmaya geldim” dediği bir demde, ağlıyor. Yani bir taraftan “kaçmıyorum” derken diklenmek istiyor, diğer taraftan diklenmek için kemiklerini ne kadar zorluyorsa, açıdan gözyaşı döküyor. Eskiden sadece ağlar sızlarlardı ve onu iyi yaparlardı, şimdi hem ağlayıp hem diklenmeye çalışıyorlar, ne var ki adamlarda direniş kültürü olmadığından bu ikisinin bir arada olmayacağını farkedemiyorlar. Bu kadar mı? Hiç olur mu? Adam bir de katıksız ahmak… Teslim olmaya gelirken iddiası şu; “ben suçsuzum, dolayısıyla zulme uğruyorum”… Gerçekten öyleyse, tutuklanması halinde zulme uğruyor olsa, duası en makbul kişi mazlum olandır, bu durumda tutuklulukta geçen sürede annesi için okuduğu Kur’an-ı Kerim ve yaptığı dua daha makbuldür. Gerçekten annesini düşünüyor olsa, mazlum olarak geçireceği süre annesine dua için hayatında eline geçmeyecek bir zaman dilimidir. O durumda bol da zamanı olacağına göre okur, dua eder, niyazda bulunur. Ama adam kameraların karşısında ağlayarak, başkalarının hatimi tamamlamasını istiyor. Bu adamlar robot oldukları için, düşünmezler, kendi yapacakları işi talimatla öğrenir ve robot sadakatiyle yerine getirir. “Ağla” denir, ağlar, “Dik dur” denir, diklenmeye çalışır. Robot oldukları için de hal ve hareketleri arasında bir bütünlük, uyumluluk, doğallık bulmak mümkün değildir.
İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!! yazısına devam et

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

Büyük Doğu’da (İdeolocya Örgüsünde) Başyücelik Hükümet reisi olan Başvekil, Yüceler Kurultayı azaları arasından Başyüce tarafından seçilir. Başvekil, tamamı Yüceler Kurultayı dışından olmak üzere hükümet azalarını seçer ve Başyüce’nin tasdikine arzeder. Başyüce’nin tasdiki ile birlikte hükümet kurulmuş olur. Özet olarak Başyücelik Hükümeti böyle oluşur.

Başyücelik devlet nizamında, seçime tabi kılınabilecek tek müessese, Başyücelik Hükümetidir. Başyüce de seçimle tespit edilmektedir ama oradaki seçim, Yüceler Kurultayında gerçekleşir, seçimden kastımız, halkın seçimidir. Büyük Doğu Devlet Nizamı, terkip olarak harikuladedir, ana bünyeyi, terkip mimarisini bozmak, yeniden bir nizam teklif etmektir. Böyle bir fikir üzerinde çalışılacaksa, Büyük Doğu’dan bahsetmek gerekmez, yeniden ve başka bir nizam fikri üzerinde gayret gösterilir. Büyük Doğu üzerinde çalışmayı esas alıyorsak, ana mimariyi muhafaza etmekle mükellefiz.
BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI- yazısına devam et

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

Büyük Doğu devletinde (Başyücelik devletinde) hiçbir makam milletin seçimi ile tespit ve tayin edilmez. Bu tanzim yapılırken dikkat edilen husus, İslam’daki devlet ve idare mefkuresinin ana ölçülerinden biri olan; “Makam talep edilmez, ehliyet ve liyakat sahipleri malik oldukları vasıf ve maharet istikametindeki makama tayin edilir” hikmetidir. Bu ölçü ve muhtevasında mahfuz olan hikmetlerin tecellisi nasıl tahakkuk ettirilebilir? Devlet ve idare mefkuresindeki en girift meselelerden birisi olan bu hikmet, “talip olmak”, “namzet olmak”, “rekabet etmek” ve “seçilmek” süreçlerini ortadan kaldırmalı mıdır?

Talip olmakla tezahür eden nefs, rekabet etme sürecine girdiğinde azmanlaşıyor, seçildiğinde ise ölçü tanımaz hale geliyor. Seçilmekle kudret sahibi de olduğu için, nefsi tahdit edecek, ölçüsüzlüklerine mani olacak, ana yapı içinde zapt altına alacak müeyyide ihtiyacı artıyor. Hukuk hakimiyetinin şuurlara kadar sirayet ettiği, ahlakın ruhlara kadar nüfuz ettiği bir cemiyet vasatında, nefsin bir şekilde zapt altına alınmış olduğu kabulü nazari olarak doğrudur. Ne var ki bir taraftan hukuk ve ahlak hakimiyetinin arzulanan kıvamda ve derinlikte cari olduğu ideal şartları bulmaktaki, bulunduğunda süreklilik arzedecek şekilde muhafaza etmekteki zorluk, diğer taraftan bu şartlar bulunsa ve devamı sağlansa bile nefs denilen muammanın her hal ve şartta nüfuz yolunu bulduğu, mahkum edilse bile mahvedilemediği, mahkumiyet duvarlarından sızmakta da mahir olduğu bilinir.
BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME- yazısına devam et

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI

Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Tasavvur ve imalat hızı, değerlendirmeye bile fırsat vermeyecek kadar yüksek, öyle ki bidayetindeki maksat bile unutuldu. İnsanlık teknolojiye neden yönelmişti, teknolojiye olan ihtiyaç ne kadardı? Teknoloji, temelindeki maksattan bağımsızlaştı ve kendi başına bir vakıa haline geldi, böyle olunca hiçbir ölçü tanımaz, hiçbir tahdit kabul etmez oldu ve sadece “mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımına mahkum oldu.

Mesele sadece ahlakilik sınırıyla ilgili değil, aynı zamanda “ihtiyaç gayesi” de kayboldu. Önce ihtiyaç sonra teknoloji silsilesi caridir, hayatın tabiatı ve sıhhati bunu gerektirir. Bidayetinde de böyleydi, teknoloji ihtiyacı takip ederdi. Teknoloji önce ahlaktan sonra da ihtiyaçtan bağımsız hale geldi.
İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-3-TEKNOLOJİNİN PARADOKSLARI yazısına devam et

ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

ŞİA’YA TAHAMMÜL ETMEK İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE

Ümmetin büyük fitnesi olan Şia, fitnenin çeşitlerini artırıyor. İsrail domuzlar sürüsü Gazze’ye tüm gücüyle saldırmaya başladı Şiilerden hiçbir ses, hiçbir nefes, hiçbir itiraz çıkmadı. Sanki ellerini ovuşturarak “biz olmazsak siz bir hiçsiniz” türünden sadistçe zevk alarak izliyorlar.

Ta ki Hamas, İsrail’in domuz sürüleri karadan işgale giriştiğinde zafer kazanmaya başladı, Hizbullah genel sekreteri denen it, destek açıklaması yaptı. Zafer pastası masaya gelmeye başlayınca, ortaya çıktı kuduz it gibi… Bu gün de İran’ın dini (nasıl bir dinse) lideri olan Hameney isimli kuduz bir açıklama yapmış; Gazze’de sivil şehit sayısı bin iki yüzü geçince… Gazze savaşı başlayalı yirmi gün oldu be adam, bu arada neredeydin? Üç gün değil, beş gün değil ki, bir mazeretiniz var diyerek iyi niyetli düşünelim. Yirmi gün… Bin iki yüz sivil şehit… Siz hadiseleri nerenizle anlıyorsunuz ki, bu kadar uzun sürüyor? Yoksa Suriye ve Irak’ta Müslüman katletmekten ancak mı fırsat buldunuz?
ŞİA’YA TAHAMMÜL, İNSAN TABİATININ ÖTESİNDE yazısına devam et

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ yazısına devam et

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-2-BATININ TEKNOLOJİ ANLAYIŞI

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-2-BATININ TEKNOLOJİ ANLAYIŞI

Batının teknoloji anlayışı, tek bir esasa istinat eder; “Mümkün olan yapılmalıdır”… “Mümkün olan yapılmalıdır” anlayışı, ahlaktan tamamen bağımsızlaşmaktır, teknolojiyi de ahlaktan mutlak anlamda müstakil kılmaktır.

“İmkan alanı”, imtihan sahasıdır. Mümkün olanın yapılması, imtihanın reddidir. İmtihan, İslami manada “istikamet” demektir, istikameti işaretler. İnsani manada ise, insan ile sureta insan veya hayvan arasındaki sınırı tayin eder. Hiçbir bilgi telakkisi, “doğru-yanlış”, “güzel-çirkin”, “iyi-kötü” mikyaslarından azade değildir. Ortaya koyduğu mikyasların isabet edip etmemesi ayrı bir meseledir ama bu mikyasların varlığı zarurettir. İnsan olmak, bir ölçü manzumesine tabi olmaktır. “Mümkün olan yapılmalıdır” yaklaşımı, epistemolojik (bilgi telakkisi) tefessühtür.
İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-2-BATININ TEKNOLOJİ ANLAYIŞI yazısına devam et

YÜCELER KURULTAYI-İHTİSAS HEYETLERİ-

YÜCELER KURULTAYI-İHTİSAS HEYETLERİ-

Yüceler Kurultayı azaları hakkında hiçbir meslek ve ihtisas tasnifi ve takdiri yapılmamıştır. Üstad, mevzuun esasını tespit edip, devamını Büyük Doğu mefkuresini idrak eden manevi mirasçılarına bırakmıştır. Yüceler Kurultayınca muayyen ihtisas sahalarına hasredilmiş azalıklar olmalıdır, bunlar dikkatle tespit edilmeli, dikkatle tertip edilmelidir.

Yüceler Kurultayı, salahiyetsiz olmaktan başka bir farkı olmayan Başyücelik Akademyasında olduğu gibi muayyen meslek ve ihtisas heyetlerine sahip olmalıdır. Bu heyetlerin bazıları hususiyet arzeder, mesela İslami ilimler zümresi, mesela hariciye ile alakalı tahsil ve tecrübe ihtiyacı ila ahir…
YÜCELER KURULTAYI-İHTİSAS HEYETLERİ- yazısına devam et

İHANET GÜNLÜKLERİ-28.07.2014-SELÇUK GÜLTAŞLI MİT AJANI MI?

İHANET GÜNLÜKLERİ-28.07.2014-SELÇUK GÜLTAŞLI MİT AJANI MI?

İhanet örgütünün Selçuk Gültaşlı isimli bir tetikçisi var. Tüm yazılarını batı alemi üzerine kuruyor, meşruiyet kaynağı olarak sadece batıyı kabul ediyor, Akparti’yi batılıların ne diyeceği ve nasıl davranacağı üzerinden tenkit ediyor. Hiçbir İslami hassasiyet ve ölçüsü yok, yazılarında hiçbir İslami muhteva göze görünmüyor. Yazılarının tamamı, ABD ve Avrupa ülkelerinin Akparti’ye bakışına tahsis edilmiş halde.

İhanet örgütü Müslümanlara topyekun savaş açtıktan sonra, sürekli Akparti’nin demokratikleşmeden, AB’den uzaklaştığını, ABD de itibarının kalmadığını yazıyor. Bu yolla propaganda yaptığını zannediyor, böylece Akparti’yi tenkit edebildiği vehmini yaşıyor ve tatmin oluyor. Oysa halk, Erdoğan ve Akparti’nin ABD’den, AB’den, İsrail’den uzaklaşmasını, onlara karşı tavır almasını, onlara meydan okumasını seviyor. Dünyada BM, İsrail ve Yahudi lobisini, AB ülkelerini açıktan ve yüksek sesle tenkit edebilen kimsenin olmadığı şu vasatta, Tayyip Erdoğan’ın bu tenkidi açıktan ve cesaretle yapması, hem Türkiye’de hem İslam aleminde hem de tüm dünyada halkların hoşuna gidiyor. Selçuk Gültaşlı, Türkiye’de yaşamadığı için olmalı, bu ülkede halkın en fazla heyecana geldiği, Erdoğan’ı en fazla sevdiği konunun, batıya meydan okuyan tavrı olduğunu daha farkedememiş.
İHANET GÜNLÜKLERİ-28.07.2014-SELÇUK GÜLTAŞLI MİT AJANI MI? yazısına devam et

FETHULLAH GÜLEN, ŞİİLER VE YENİ HAÇLI İTTİFAKI

FETHULLAH GÜLEN, ŞİİLER VE YENİ HAÇLI İTTİFAKI

İhanet örgütü, Erdoğan ve Akparti hükümetini, sürekli Avrupa ve ABD üzerinden tenkit ediyor. Avrupa ve ABD’deki Erdoğan karşıtlığını esas alan tenkitler, üstelik de demokrasi-otoriterleşme üzerinden yürütülüyor. Her vesileyle Erdoğan’ın otoriterleştiğini, diktatoryal tavırlar sergilediğini, demokrasiden uzaklaştığını iddia eden ihanet örgütü medyası, bunları ya Avrupalı veya ABD’li bir siyasetçinin dilinden naklediyor.

Bu cürmünü o kadar aşikar ve cüretle işliyor ki, ABD ve Avrupa’nın Mısır’da darbeye darbe bile demediğini, darbe yönetimini açıktan desteklediğini umursamıyor. Yine Avrupa ve ABD’nin, İsrail’in Gazze’deki soykırımına açıkça destek vermesini hiç umursamıyor ama onların beyanlarıyla Erdoğan’ı dövmek için fırsat arıyor ve bulduğu her fırsatı da değerlendirmekten geri durmuyor.
FETHULLAH GÜLEN, ŞİİLER VE YENİ HAÇLI İTTİFAKI yazısına devam et

YÜCELER KURULTAYI-NAMZET RİYASETİNİN HUSUSİ VAZİFESİ

YÜCELER KURULTAYI-NAMZET RİYASETİNİN HUSUSİ VAZİFESİ

Namzet riyasetinin, namzetler ile alakalı tahkikat vazifesinin haricinde, hususi vazifeleri mevcuttur. Namzet riyaseti teşkilatı içinde, aynı riyasetin tasarrufu altında fakat müstakil bir iş vahidi teşkil olunur. Bu şube, kendi dışındaki iş vahitlerinden müstakil faaliyet gösterir, müstakil müdüriyeti mevcuttur ve doğrudan riyasetin emri altında ve ona karşı mesuldür. Bu şubeden gelen faaliyet raporları ve teklifler, namzet riyasetine, oradan da sadece Yüceler Kurultayı Riyasetine ve Başyüce’ye intikal eder, bunların dışında herhangi bir mercie veya şahsa, mesela Yüceler Kurultayı azalarına intikal etmez.

Bu iş vahidine emir ve vazife verme salahiyeti sadece Yüceler Kurultayı ve Başyüce’ye aittir, her ne kadar Namzet Riyaseti altında teşkil olunmuş ve teşkilatlandırılmış olsa da, Namzet Riyaseti, Başyüce veya Yüceler Kurultayı Riyasetinden yazılı olarak gelmeyen bir emri veremez.
YÜCELER KURULTAYI-NAMZET RİYASETİNİN HUSUSİ VAZİFESİ yazısına devam et

FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

FETHULLAH GÜLEN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

Fethullah Gülen tipolojisi nedir? Sitemizde birçok yazarımız Fethullah Gülen’in kişilik (şahsiyet değil) tipolojisine dair dolaylı birçok yazı yazdı. Dolaylı yazılan yazılardaki muhtevadan, farklı bir başlığın kompozisyonunu çıkarmak biraz zor bir iştir, bu sebeple doğrudan meseleye temas etmekte fayda var. Fethullah Gülen’in kişilik tipolojisi çıkarıldığında görülecektir ki, Müslümanların lider olarak bağlandıkları insanların kahir ekseriyeti aynı tipolojiye sahiptir. Böylece meselenin ne kadar yaygın bir problem olduğu da görülebilir.

Fethullah Gülen’in, örgüt içinde inşa ettiği mistik kişilik tipolojisi, ölçüleri ve emirleri “kitap”tan değil, bizzat kitabın kaynağından aldığını söyleyecek kadar haddini aşan, kendini mevcut insanların hepsinin üstüne koyduğu gibi tarihteki insanların da üzerinde bir makama oturtan, aslında ise klinik vaka bir psikopattır. Zaten herhangi bir “ölçü” tanımıyor ve sadece “emir”leri kitabın kaynağından aldığını söylüyor. Emirleri kitabın kaynağından aldığına örgütünü inandırdığı için, kitapta bulunmayan ölçüler koyabilen veya kitaptaki ölçüleri kendi indi görüşlerine göre tahrif ve tağyir eden bir “mit” haline gelmiştir. Şehadet kelimesini kaldıran, böylece Müslüman olmanın gerekmediğini söyleyebilen, yerine ise sadece tevhid kelimesini ikame eden Fethullah Gülen, bu işi yapabilmek için ihtiyaç duyduğu yetkiyi, kitaptan alamayacağı için kitabın kaynağından aldığını çevresine söylüyor. Öyle ya, kitabı tağyir etmek için kitabın kaynağından yani Allah’tan emir almak, O’nunla konuşmak gibi bir “makam” gerekiyor.
FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN yazısına devam et

HALA HESAP SORMAKTAN BAHSEDİYORLAR!

HALA HESAP SORMAKTAN BAHSEDİYORLAR!

İhanet örgütünün emniyet ayağına dönük küçük bir operasyon başladı. Gözaltına alınan ve savcılığa sevkedilen “kahramanlar”, hala hesap sormaktan bahsediyor. Bir taraftan mağduriyet manzaraları oluşturmaya çalışırken diğer taraftan hala güçlü olduklarını ve hesap sorma zamanlarının geleceğini iddia ediyor. Kısaca tehdit etmeye devam ediyorlar, “sıra bize gelecek ve hepinizden hesap soracağız” mealinde…

Ahmaklar hala anlamadılar, sıra kendilerine gelmişti, on iki yıldır sıra kendilerindeydi, sıralarını iyi değerlendiremediler, her şeyi berbat ettiler. Şimdi sıra kendilerinden hesap sorulmasına geldi ama onlar hala sıranın geleceğini zannediyorlar.
HALA HESAP SORMAKTAN BAHSEDİYORLAR! yazısına devam et

FİKİRTEKNESİ’NİN BÜYÜK BAŞARISI-5-GAZZE MESELESİ

FİKİRTEKNESİ’NİN BÜYÜK BAŞARISI-5-GAZZE MESELESİ

İsrail isimli melunlar topluluğu yine Gazze’ye saldırdı. Saldırı sebebi olarak ileri sürdüklerinin bir önemi yok, biz sebebin ne olduğunu biliyoruz. Sitemiz yazarlarından Haki Demir’in, “Dünyadaki cennet, Gazze” başlıklı, 18.07.2014 tarihli yazısında sebebi açıkça yazdı;
“Zannetmeyin ki, İsrail Gazze’ye toprak parçası için veya oradan kendine atılan füzeler için veya başka bir sebeple saldırıyor. Aldanmayın, İsrail barbarlığı, dünyadaki tek insanlık kalesini düşüremediği için saldırıyor, ümmetin haysiyetinin hala ayakta kaldığı tek mevzii olduğu için saldırıyor.”

İsrail, kara harekatında ağır bir hezimete uğruyor, kendisi için şartların en uygun olduğu, Hamas için en zor olduğu bir dönemde saldırmasına rağmen mağlup oluyor ve ağır kayıplar veriyor. Hamas’ın ve İzzettin El-Kassam Tugaylarının, kara harekatında zafer kazanacağı, İsrail isimli barbar örgütün ise hezimete uğrayacağı, sitemiz yazarlarından Haki Demir tarafından 18.07.2014 tarihli, “Dünyadaki cennet, Gazze” başlıklı yazısında (yani daha kara harekatı başlamadan önce) yazılmış ve yayınlanmıştı. Hamas’ın en kötü şartlarda uğradığı saldırıdan zaferle çıkacağını, hiçbir istihbari bilgiye sahip olmaksızın, sadece “zamanın muhtevasını okuyarak” ifade eden Haki Demir, fikirteknesi’nin başarısını tescil etmiştir. Haki Demir’in kaleminden mesele 18.07.2014 tarihli yazısında şöyle ifade edilmişti;
FİKİRTEKNESİ’NİN BÜYÜK BAŞARISI-5-GAZZE MESELESİ yazısına devam et

YÜCELER KURULTAYI-“YÜCE” SEÇİMİ VE NAMZET RİYASETİ-

YÜCELER KURULTAYI-“YÜCE” SEÇİMİ VE NAMZET RİYASETİ-

Yüceler Kurultayı, azalarını kendisi naspeder. Yüce seçimini, “Yüceler Kurultayına Namzet” unvanı verdiği kadro arasından yapar. Bahis İdeolocya Örgüsünde şöyle ifade edilmiştir;

“Yüceler Kurultayı, vatan ileri gelenlerinden en layıklarına Yüceler Kurultayına Namzet” unvanı altında sayıyla kayıtlı olmayarak, manevi bir derece verir. … Yüceler Kurultayı, yeni azasını bu namzetler arasından seçer.”. (sayfa 259)

Yüceler kurultayı azalarının halk tarafından seçilmemesi, totaliter ve otoriter bir siyasi nizam intibaı veriyor. Tefekkürün can çekiştiği, Üstadın nefret ettiği ifadeyle söylemek gerekirse, “ucuzculuğun” hakim ve şayi hale geldiği günümüzde, insanlar Büyük Doğu Mefkuresindeki manaları anlamakta zorlanıyorlar. Hangi mevzuun “iman” bahsi, hangisinin “seçim” meselesi olduğu unutuldu, demokratik siyasi sistemlerin yaygınlaşmasıyla başlayan seçim fetişizmi, her şeyin seçime sunulabileceği gibi bir “sabit fikir” inşa etti.
YÜCELER KURULTAYI-“YÜCE” SEÇİMİ VE NAMZET RİYASETİ- yazısına devam et

FİKİRTEKNESİ’NE TEŞEKKÜR

FİKİRTEKNESİNE TEŞEKKÜR
Fikirteknesi sitesinin sayfalarını bize açması özel bir hassasiyet göstergesidir. Şahsıma hiçbir soru bile sormadan, mesleğimi, ikametgahımı bile merak etmeden, sadece fikir cihetiyle alaka göstermesi, benim için bir takdir vesilesidir.
Sadece fikre yoğunlaşan bir kadro ile aynı sitede yazmak ise gurur ve memnuniyet verici bir durumdur. Fikirteknesi ailesine hassaten teşekkür ederim.
Büyük Doğu devlet anlayışı ile ilgili telif çalışmalarımızı bundan sonra fikirteknesi’nde tefrika etmeye çalışacağım, inşallah faydalı olur.

YÜCELER KURULTAYI-MUKADDİME-

YÜCELER KURULTAYI-MUKADDİME-

Yüceler Kurultayı, her devletin ihtiyaç duyduğu ana müesseselerden biri olan “Teşri Meclisi”dir. Üstad, İdeolocya Örgüsü isimli temel eserinde, “Devlet ve İdare Mefkuremiz” başlıklı kısmına, “Yüceler Kurultayı” mevzuu ile başlamıştır. Devlet bahsinin ilk mevzuunun Yüceler Kurultayı olması, herhangi bir sıralama meselesinden ibaret değil, aksine bir tercihtir. Yüceler Kurultayı, “teşri meclisi” olmak cihetiyle devletin ana sütunudur, Üstad devleti bu temel üzerine bina etmiştir.

Devlet mefkuresinin Yüceler Kurultayı üzerine bina edilmesi, hukuku, her meselenin önüne ve üstüne almaktır. Devleti temsil cihetiyle Başyüce’nin “bir” numaralı koltukta oturuyor olması, İslam’ın her ölçüsünden süzülen ana mana kıymetindeki “tevhid”in, tatbikattaki tezahürü olan “vahdet” bahsinin işaretidir. Evet, devlet riyaseti, ümmetin ve halkın vahdetini temsil etmektedir. Vahdet, cemiyet çapında ve çeşitliliğindeki mana yekununun, bir ferdde cem ve terkip olmasıyla elde edilebileceğine göre, devletin zirvesinde bir şahsiyetin oturması gerekir. Başyüce, icra salahiyeti zaviyesinden asla Yüceler Kurultayının üzerinde değildir, temsil vazifesi zaviyesinden ise “tek” şahsiyete olan ihtiyacın tabii neticesidir.
YÜCELER KURULTAYI-MUKADDİME- yazısına devam et

HAMZA KAHRAMAN SİTEMİZDE YAZACAK

HAMZA KAHRMAN SİTEMİZDE YAZACAK

Hamza Kahraman, www.buyukdoguplatformu.com sitesinde yazıyordu. Siteyi teknik meselelerden dolayı devam ettirememişler, bundan sonra sitemizde yazacak. Kendisine hoş geldin diyoruz.

Hamza Kahraman, Büyük Doğu devlet yapısı ile ilgili çalışmalar yapan tefekkür ehlidir. Siteleri devam ederken dikkat ve ciddiyetle takip etmiştik çünkü fikir gördüğümüz her yere meyleden bir tabiatımız ve anlayışımız var. Sitenin bir müddettir yayına ara verdiğini zannediyorduk, oysa teknik kadrolarının eksikliğinden devam edememişler. İnternet üzerinden (e-mail ile) yaptığımız yazışmalarda meseleye vakıf olunca, fikirteknesinde yazmasını talep ettik. Sağolsunlar teklifimizi kabul ettiler.

Hamza Kahraman gibi bir kalem ehlinin yazması gerekiyor. Öyle bir kalem için yazacak bir mecra olmaması, içinde yaşadığımız zaman diliminin ayıbıdır. Bilseydik daha önce irtibat kurar, teklifimizi de daha önce sunardık.

Üstat artık sitemizde, tekrar hoş geldin diyoruz.