Aylık arşivler: Şubat 2015

Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir

“Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir”

Said-i Nursi Hazretleri “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir” der ve “Kişinin himmeti ne derece yüce olursa o insanın da o derece yüceleceğini” ifade eder. Kişi, Allah yolunda gayret edip nefsini arıtabilirse kendini kurtarmıştır ve tek başına millettir. Bu sözün zımnında millet, din mânasında kullanılmaktadır. Kişinin, himmeti sâyesinde murat ettiği millet, dininin vecibeleriyle bütünleşerek sâlih bir mümin olması mânasına gelir.

Himmet, hamiyet ve gayret duygusunun inkişâfı ile ortaya çıkar. Gayret etme, iradeli ve ulvî gayeler istikâmetinde olma mânâlarına gelen himmet, yüksek bir ruh hâlidir. Nefsanî ve dünyevî olana meyletmeyenlerin ahlâkıdır. Ferdî olarak, kalbin ulvî olanı aşk ve vecd içinde arzu etmesi, kalbin ve imanın, Allah’a ulaştırmayan meşguliyetlerden uzak durması, mâsivadan gönlünü çekip sadece Allah’a yönelmesidir. Hz. Peygamberimizin “Himmet yüceliği imandandır” buyurması bu sebeptendir.
Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir yazısına devam et

KIYAFET İNKILABININ KURBANI KADINLAR VE KIZLAR

Kıyafet İnkılâbının Kurbanı Kadınlar ve Kızlar

Modern kıyafet yâni dekolte giyinmenin Türkiye’deki mâzisi Cumhuriyetten önce marjinal gruplara, azınlıklara ve taklitçi seçkinlere uzansa da umumi olarak topluma Atatürkçü Cumhuriyet döneminde resmî devlet eliyle dayatılmıştır.

Mahrem ile namahrem alan arasındaki sınırı tayin eden kadın kıyafeti mukaddesat çı muhafazakâr ile modern, dinî olanla seküler olanın mücadelesinin en şiddetli yaşandığı bir hâdisedir. Bu iki farklı durumun yaşanmasının en büyük müsebbibi Atatürkçü Cumhuriyetin kıyafet inkılâplarıdır.
KIYAFET İNKILABININ KURBANI KADINLAR VE KIZLAR yazısına devam et

BİR “TÜRKÇÜ”NÜN TÜRKLER İÇİN ZARARLI FİKİRLERİ-2-

Bir “Türkçü” nün Türkler için zararlı fikirleri-2
Türklük bir kavim iken, İslâmlaşarak millet sıfatını haiz siyasî ve medenî bir isim olmuştur dediğimizde, Atatürkçü Cumhuriyet kavramlarıyla benzer düşünceler taşıyan ve sekülerlikle malûl olan, üstelik bu iki ârızalı düşüncesini İslâm öncesi Türklüğün değerleriyle sentez yapan Türkçüler, “Türklüğe karşı olmakla” itham ediyorlar.

Türklüğe karşı olanlar kimler? Yukarıda târif ettiğimiz İslâmlaşmış Türklüğün hüviyetiyle ancak ümmet dairesi içinde siyasî ve medenî varlığımızı yeniden inşa ve ihya edebiliriz fikrini taşıyanlar mı Türklüğe karşı olanlardır?
BİR “TÜRKÇÜ”NÜN TÜRKLER İÇİN ZARARLI FİKİRLERİ-2- yazısına devam et

BİR “TÜRKÇÜ”NÜN TÜRKLER İÇİN ZARARLI FİKİRLERİ-1-

Bir “Türkçü” nün Türkler için Zararlı Fikirleri-1

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran laik Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz Hilafet sahipliği yapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve tariflerden, ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır. Bundandır ki Türkçü bir yazarın aşağıda kayıt altına aldığımız yazısındaki zararlı fikirleri bilmek, yeniden Hilafet sahipliği yapacak ve yarınki Türkiye İslâm Cumhuriyetini kuracak Türkler için bir vecibedir)
BİR “TÜRKÇÜ”NÜN TÜRKLER İÇİN ZARARLI FİKİRLERİ-1- yazısına devam et

DOĞU’NUN YEDİNCİ OĞLU OLMAK

Doğu’nun Yedinci Oğlu Olmak
Sezai Karakoç’un “Masal” şiiri, Müslüman Doğulu bir babanın Batı’ya ve Batı’nın Müslüman Doğu’ya bakışını anlatır. Müslüman Doğu’yla Batı’nın karşılaşması olan manzum bir hikâyedir. Hakikatte Osmanlı Batılılaşmasının, mecazen Doğulu bir babanın hüzünlü ve kahırlı bir hikâyesi. Mânasını genişlettiğimizde Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Batı karşısında trajik mağlubiyetin tahkiyesi de denilebilir.

Müslüman doğulu bir baba oğullarını Batı’ya gönderir
DOĞU’NUN YEDİNCİ OĞLU OLMAK yazısına devam et