Aylık arşivler: Mayıs 2015

Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir

Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir

İdris-i Bitlisi’den bu yana Kürtleri Osmanlı-Türk devleti bünyesinde birleştirici en tesirli kanaat önderi Said-i Nursi Hz.leridir. Onun görüşlerine müracaat edilmeden Türkiye’de Kürt meselesi çözülmez. Kürtçülüğün zararlarını ve bugün bölücü olarak ortaya çıkan PKK ve HDP’nin şenî varlığını yıllarca önce risalelerinde işaret etmişti.

Türkiye’de kaynaşmış bir milletin meşrûiyetini ne Ziya Gökalp’te, ne Kemalist Altı Ok cumhuriyetinin ilkelerinde, ne de laikçi ulusalcı Türkçü fikirlerde bulabiliriz. Kürtlerin, bünyesinde olmaktan etnik bir fârika hissetmeyeceği Müslüman Türk Cumhuriyetinin meşruiyet ve kaynakları Said-i Nursi Hz.lerinin görüşlerindedir.
Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir yazısına devam et

MEDENİYETİMİZİN MATEMATİK DEHASI -HAREZMİ- ‘2’

-2-

Harezmi ve Cebir 

Harezmi, Cebir kelimesini ilk olarak “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” (Cebir ve Denklem Hesabı üzerine Özet Kitap)  isimli eserinde kullanmaktadır. Bu eser, aynı zamanda Şark ve Garb dünyalarının ilk cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Harezmi özellikle Hindistan’da yaptığı tetkikat ile sayı sistemini bulmuş, bu konuda yazdığı Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye tercüme edilen eseriyle sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır rakamı, 12.yüzyıldaki Batılı seyyahlar tarafından Avrupa’ya taşınmıştır. 1 ve 0 rakamı o kadar mühimdir ki, bugünkü bilgisayar yazılım sistemi bu rakamlardan oluşmaktadır. Bu rakamlara yazılım sektöründe lojik sayılar denir.

***

Harezmi’nin Hesab-ül Cebir vel-Mukabele isimli kitabı, birinci ve ikinci dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı efsanevi bir eserdir. Bu sebeble Harezmi Avrupa’da (Diophantus) yani “Cebir’in babası” olarak bilinir.

***

Cebir kelimesinin İngilizcedeki “algebra” ’dır. Bu kelime, Harezmi’nin kitabındaki “el-cebr” kelimesinden gelmektedir. Harezmi, verilen denklemlerin çözümünü sağlamak için ikinci dereceki denklemleri aşağıdaki beş durumda tasnife uğratmıştır.

  • İkinci ve birinci derece terimleri birbirine eşittir: ax2 = bx;
  • İkinci derece terimi bir sabit sayıya eşittir: ax2 b;
  • İkinci ve birinci derece terimleri toplamı sabit sayıya eşittir: ax2+bx=c;
  • İkinci derece terimi ile sabit sayı toplamı birinci derece terimine eşittir; ax2 + c = bx;
  • İkinci derece terimi birinci derece terimi ile sabit sayı toplamına eşittir: ax2 bx + c

Yukarıdaki beş durumdan anlıyoruz ki, Harezmi a,b, c, rakamlarını pozitif tam sayı kabul etmiştir. Yani sadece pozitif gerçek köklerle ilgilenmesiyle yeni bir buluşa imza atmıştır. Bu yeni buluşuyla daha önce hiç düşünmediği ikinci kökün farkına varmıştır. Yukarıdaki üçüncü duruma misal teşkil edecek olan x2+10x = 39 kökü ifade eden (x) denklemindeki bilinmeyeni şu usûl ile buluyordu;

(x2 + 10x) ifadesini ihtiva edecek tarzda düzenlenen karenin alanı:

(x + 5) 2=  x2 + 10 x 25 ve buradan x2 + 10 x = 39 olduğundan;

(x+5) 2 = 25 + 39 = 64 yazıyor ve sonuçta  (x+5) 2 = 64 veya (x+ 5) = 8ve buradan da x=3’ü elde ediyordu.

Harezmi, burada x’in kat sayısı olan 10 sayısının yanı sıra (5)’e kök diyor ve kareyi tamamlamak için “kök”ün karesini sabir terim olarak yazıyordu. Bu işlem bugün “Kareye tamamlamak” olarak bilinmekte ve hala kullanılmaktadır.

 

 

MEDENİYETİMİZİN MATEMATİK DEHASI -HAREZMİ- ‘1’

-1-

Harezmi hakkında Kuru Biyografi

   9. yüzyılda yetişen cebir sahasında yazdığı eserlerle matematik ilminin alimlerinden olan Harezmi, matematikle beraber fevkalede coğrafya ve astronomi  dehasıdır. Coğrafya ilmindeki çalışmaları ile yeryüzünün yapısını incelemiş, bu incelemerin ardından coğrafya le alakalı  yeni tefekkür mecraları açmıştır. Şehir şehir gezdi, dağ, nehir ve adaları inceledi. Asıl ismi Muhammed bin Musa el-Harezmi, künyesi Ebu Abdullah’tır.  Harezmi’nin ismi Latince’ye “Alkhorizmi”, Fransızcaya “Algorithme” İngilizceye ise “Augrim” şeklinde geçmiştir. Harezmi’nin Hicri 164 (M. 780) yılında Harezm’de doğduğu hakkında umumi kabul vardır.

   Harezmi, çalışmalarını Bağdat Sarayı’nın araştırma merkezi olan ilim ocağı ve tefekkür mekanı Darü’l-Hikme’de yapmıştır. O yıllarda Darü’l-Hikme, tam bir ilim yuvasıdır. Darü’l-Hikme, dehaların tasavvuf kanatlarıyla zapt ve rapt altına alındığı -tabiri caizse- deha istihdam merkezidir. Batılıların “Bağdat okulu” diye andığı bu merkez, öylesine ilim erbabı dehalara ev sahipliği yapmıştır ki, hayret ve haşyet duygusuna kapılmamamızın ihtimali mevcut değildir. Farabi’den Fergani’ye, Fergani’den Sabit bin Kurre’ye kadar geniş yelpazeli ilim adamlarımız hep bu merkezin ürünüdür. Darü’l-Hikme’ye baykuş gözlerini diken Avrupa, başta Pisa’li Leonardo  (diğer adı Fibonacci) olmak üzere birçok ilim adamını Darü’l-Hikme merkezi vasıtasıyla yetiştirmişlerdir.

MEDENİYETİMİZİN MATEMATİK DEHASI -HAREZMİ- ‘1’ yazısına devam et

CHP’NİN DESTEKLEDİĞİ 27 MAYIS DARBECİLERİNE AMERİKAN YARDIMI

CHP’nin desteklediği 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

27 Mayıs 1960 darbecilerinin radyodan ilk tebliği o karanlık günleri yaşayanlar için hâlâ hatırlardadır: “Nato’ya, Cento’ya… bağlıyız.”

Ordu hantal ve hastadır diyerek, darbeye muhalif olan 235 general ve beş bine yakın subay ve astsubayın emekli edilmesini isteyen Chp’nin şefi İnönü yanlısı darbeci cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ödenmesi gereken yüklü ikramiye tutarını Nato Komutanı Norstad vasıtasıyla Amerikan örtülü ödeneğinden temin eder.

Zaten Abd’nin desteklediği darbecilere darbe öncesinden para yardımı sözünü sağır sultan bile duymuştur. Arada bir “Abd yardımı azaldı” diyerek beyanat verecek kadar hacâlet içinde olan Chp dümenindeki darbeci hükümetin mensupları kara yüzleriyle çıktıkları halkın karşısında da “Bağımsız ve Kalkınan Atatürkçü Türkiye” nutukları atabiliyorlardı.

CHP HÜKÜMETİ TÜRKİYE’NİN ÇOCUKLARINA AMERİKAN SÜT TOZU İÇİRİYOR
CHP’NİN DESTEKLEDİĞİ 27 MAYIS DARBECİLERİNE AMERİKAN YARDIMI yazısına devam et

İLK KEMALİSTLER CHP’Lİ, YANİ KEMALİSTLERDİ

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

Chp’nin Amerikancılığı 1933’de M. Kemal devrinde başlar. Fakat ilk Chp’li Amerikancı İsmet İnönü’dür. Halide Edip gibi isimlerin de bulunduğu “Amerikan Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin Türkiye üyelerince Millî Mücadele yıllarının başında Türk devletinin Amerikan mandasına girmesi teklif edilmişti.

“İNÖNÜ AMERİKANCILIĞI”

İnönü, mandacıların teklifini destekleyenlerin arasındaydı. “Eğer Anadolu’da halkın Amerikalıları herkese yeğ tutuğu yolunda Amerikan milletine başvurulsa, pek çok faydası olacaktır deniliyor ki, ben de tamamıyla bu kanaatteyim. Bütün memleketi parçalanmadan Amerika’nın denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek çâre gibidir” diyen İnönü’dür. İkinci Dünya Savaşı sonunda da “Almancılığı” bırakıp “İnönü Amerikancılığı” nı başlatan yine İnönü’nün kendisidir.
İLK KEMALİSTLER CHP’Lİ, YANİ KEMALİSTLERDİ yazısına devam et

DUVAĞI HİÇ AÇILMAMIŞ YÜREĞİM: ŞAKAYIK…

Öyle diyor ya üstat: “Sızıyı gideren su… Suyun sızladığını kimseler bilmez.”

Sızlayan katrelerin vebali bulaştı çorak damarlara, Şakayık… Bundandır, bulutların buz mavisi doğmamış sancıları… Ve avuçladığım bakışlarındır, başını taşa vuran damlalar… Bir de suyu sızlatan, iskeletsiz adamlar…

Mavinin ıslak dudaklarıdır yüreğimi kabartan bu ağrı, Şakayık… Malumun ilanı bir serseri hüzündür, beni alıp götüren içimdeki sitem… Ve adı yağmurdur, sükûn bulan sessiz ayrılışlarım… Ay düştüğünde bir sızıyla suya, telaşlı bir med-cezir yaşanır Şakayık, ölümle yaşam arasında… Her sevda bir veda Şakayık, iki nefes arasında, ay düşünce suya… Ve ay muttasıl düşer hep suya…
DUVAĞI HİÇ AÇILMAMIŞ YÜREĞİM: ŞAKAYIK… yazısına devam et

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. SAYISI POSTAYA VERİLDİ

Terkip ve İnşa dergisi 3. sayısı postaya verildi. Abonelerimize ve bazı kuruluşlara gönderildi. Dergiyi isteyenlerin abone olması gerekmektedir.

3. SAYI FİHRİSTİ

Takdim Editör 2
İlim irfan tefekkür Haki Demir 3
İlim-İrfan-Tefekkür Üçgeninde
İslam Medeniyetinin Yedi Kurucu Kavramı Atilla Fikri Ergun 6
Mutlak İlim Nispi İlim İbrahim Sancak 11
Bilgi ve fikir Ebubekir Sıddık Karataş 14
İki yol ilim ve irfan Abdullah Tatlı 16
Bilgi telakkimizin marazları Metin Acıpayam 18
Dehaları istihdam eden mecra tasavvuf Hamza Kahraman 20
Uygarlık denilen vahşet Ali Yurtgezen 23
Evvel yoğ idi işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı Ahmet Doğan İlbey 26
Medeniyet Hamlesi: Oluşumu/Karşılaştırması/Bileşenleri Memduh Atalay 29
Kaos çağında tefekkür Faruk Adil 31
Batının epistemolojik işgali Alihan Haydar 33
Oryantalist taarruz Ahmet Kamil Tuncer 35
Psikiyatri, parapsikoloji ve “ruhi ilimler” Selahattin Adanalı 37
Nevzat Tarhan ile Mülakat Metin Acıpayam 39
İstihbarat ve bilgi telakkisi Ahmet Selçuki 47
İslam medeniyet tasavvurunun irfan (ruh) cephesi A. Bülent Civan 49
Konferanslar Osman Gazneli 52

Amerikan saatine göre uyuyan Türk münevveri: Gönül Beyimiz Ahmet Doğan İlbey

AMERİKAN SAATİNE GÖRE UYUYAN TÜRK MÜNEVVERİ: GÖNÜL BEYİMİZ AHMET DOĞAN İLBEY

Kalbinden her saniye yüzlerce turna havalandığını ve turnaların her birinin bir türküye konu olduğunu bilenlerdenim. Ancak bizi müşküle düşüren onun dünyasında turnadan çaya, dernekten saza, türküden şiire aynı anlamların dışında bir anlam dünyasına sahip olmasıdır. Bu anlam dünyası henüz açıklanamadıysa her an” budur” dediğimizde “bağlam” yardımıyla bambaşka bir yere götürebileceğindendir.

Elbette şifreleri meçhulümüz değil. Fakat sayılarda bile Ahmet Abinin “bağlamı” geçerli olduğu için soyut ve kavramsal düzeyde insan büsbütün zorda kalıyor. Mesela ikiyi bir sayan bir matematiği vardır. “Bir hocam” adlandırmasında Bir’in iki olduğu takipçilerinin meçhulü değil. Zaman olur ki bir hocamızdır kaynağı zaman olur ki öbür hocamızdır. Fikirde “Ali” olunca hâlde de bağlamına göre “Muzaffer” olabilir. Biz fakir takipçileri Ahmet Abinin hangi kaynağa bağlı olduğunu tam belirleyemeyiz. Ancak yazılarını “ALİ” mahlasıyla yazması bir ipucu verse de mutlaka “bağlamında” ele alındığında farklı bir anlam çıkabilir. “Benim yazılarım Muzaffer bir ruhun yazıları” bağlamıyla hocalarımız karışabilir. Matematiğin bile anlayamayacağı Bir’in iki oluşu veya ikinin bir oluşu mevzu da göstermektedir ki esrarengiz bir insanla karşı karşıyayız.
Amerikan saatine göre uyuyan Türk münevveri: Gönül Beyimiz Ahmet Doğan İlbey yazısına devam et

19 MAYIS BAYRAM DEĞİL, ATATÜRKÇÜLÜK KARNAVALIDIR

19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülük karnavalıdır

(Ey azizan! Şüphesiz ki bizim için isim önemli değil, fakat bundan böyle nâçiz yazılarımızı Ahmet Doğan İlbey adıyla yazacağız)

Türkiye’de dekolte kadının ve kıyafetin resmî devlet eliyle törenlerle “toplumsallaşmaya” dönüşme tarihçesine bakıldığında karşımıza 29 Ekim Cumhuriyet ve 19 Mayıs Gençlik Törenleri çıkar. İlk yıllardan sonra bu iki resmî törene 23 Nisan Töreni de eklenir. Batı’dan ithal edilen bu uydurma resmî törenler, toplumu modernleştirmek için oluşturulmuş Kemalist cumhuriyetin İslâm’a mugayir bir projesidir.

19 MAYIS TÖRENLERİNE “BAYRAM” DEMENİN YANLIŞLIĞI
19 MAYIS BAYRAM DEĞİL, ATATÜRKÇÜLÜK KARNAVALIDIR yazısına devam et

M. Kemal ve Chp’li aydınlarda dinsiz Tevfik Fikret tesiri

M. Kemal ve Chp’li aydınlarda dinsiz Tevfik Fikret tesiri

“Ben benim, sen de sen; ne Rab, ne ibâd (kullar)!” diyen, yâni insanın kendi başına bir fert olduğunu, kimsenin Allah’ın kulları olması gerekmediğini söyleyen Tevfik Fikret, Allah inancını reddetmiş bir dinsizdir.
Dini ve peygamberleri olmayan, dünya hayatına karışmayan aklî bir Tanrı’ya, felsefi mânasıyla hem deizme ve hem pozitivizme inanan Tevfik Fikret’in M. Kemal ve ilk dönem Chp’li aydınlarda tesiri fazladır.

M. Kemal’in düşünce yapısı ve kişiliğinin oluşmasında dinsiz Tevfik Fikret’in büyük bir rolü vardır. “Cumhuriyet, sizden fikri hür, irfanı hür nesiller ister” sözünü Fikret’in “Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl / (…) fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim” mısralarından ilham ve fikir alarak söylemiştir.
M. Kemal ve Chp’li aydınlarda dinsiz Tevfik Fikret tesiri yazısına devam et

NÜ-SEVER GENERAL EVREN’İN AKIBETİ

Nü-sever General Evren’in Akıbeti

12 Eylül Darbesi’nin cebrî ve askerî gücü sayesinde gayr-ı meşru cumhurbaşkanı olan general Evren’in, “Darbe yapmak anayasada suç değildir. Kurucu iradeleri yargılamak, ihtilâlcinin bir başka ihtilâlci tarafından yargılanmasıdır” diyerek akla ziyan savunma yapması, onun cemâziyelevvelini, yani “nü” severliğini aklıma düşürdü.

Emekli olup “Marmaris sâkini” olunca şenaat ve ahlâksızlık taşıyan “nü” ressamlığını âşikar etmiş, doksanı aşan yaşına rağmen “nü” resimler yaptığını dünya âleme duyurmuştu.

“Nü”: Fransızca’da çıplak vücut resmi demekmiş. Nü (çıplaklık) eski Yunan toplumunda tanrıların cinsî cazibesi ve fizikî güzelliğinden doğan estetik sanatı imiş. Çıplak kadın tablosu mânasına gelen bu ahlâksız kelime, Batılılaşmış entel çevrelerde yaygın olarak “çıplak kadın” mânasıyla da kullanılıyor. Sûret tasvirinin dahi yasak olduğu İslâm anlayışında böyle bir sanatın ahlâksızlık olduğunu söylemeye gerek var mı?
NÜ-SEVER GENERAL EVREN’İN AKIBETİ yazısına devam et

İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?

İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?

Bu ülkede Atatürkçülük zincirine beyinlerinden bağlı bürokratik ve oligarşik güçlerle bu zincirin Türklük ve Cumhuriyet’in kendisi olduğuna inanan Beyaz Türkler, ulusalcılar ve Chp’liler var.

Bu ülkede Atatürkçülük zincirinin “millî” bir zincir olduğunu zanneden statükocu donuk-milliyetçilerle, Atatürkçülük zincirine vurulduğunu fark etmeyen nâdanlar var.

ATATÜRKÇÜLÜK ZİNCİRİYLE BAĞLI OLANLAR
İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız? yazısına devam et

KALEM KILIÇ

Kalem Kılıç

Birlik benzer yağız ata şahlandır ki ruhlar tüte
İfâdeler realite, izâhata hazırım ben

Mevsim bozuk rüzgâr asi, mısralarım vicdan sesi
Yağmur bulut aşk ihlâsı, hece hece dizerim ben

İftira zân şöhret paye, ahvâl neydi neydi gâye
Nifak ektik has bahçeye düşündükçe kızarım ben

Ölümsüzlük demek suçtu, ya radikâl veya uçtu
Hesap başka ve korkunçtu, zor oyunu bozarım ben
KALEM KILIÇ yazısına devam et

KONFERANS TAKVİMİ

1-Yazarımız Haki Demir’in bu hafta sonu Malatya’da iki konferansı bir paneli var. (Bilgisi daha önce verilmişti, oradan bakılabilir)

2-14.05.2015 günü Elazığ’da bir paneli var, bilgisi daha önce yayınlanmıştı

3-26.05.2015 günü K.Maraş Büyük Şehir Belediyesi tarafından Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i anma programı hazırlanıyor

Yazarımız Haki Demir’in mevzu başlığı, ORYANTALİST TAARRUZU DURDURAN ADAM
Yer: Necip Fazıl Kısakürek kültür merkezi

MEDENİYETİMİZE KASTEDEN MEDENİYETSİZ CUMHURİYET

Medeniyetimize Kasteden Medeniyetsiz Cumhuriyet

Semâvî dinlerini hayat nizamlarından tart eden bir düşüncenin ve “bilimin uygarlığı” mânasına gelen laik/seküler ve pozitivist muhtevaya sahip Batı “uygarlığı” ile Medine medeniyeti temelden birbirinin zıddıdır ve uyuşması gayr-ı kabildir.

Medeniyetin “Medîne’den, Medîne’nin de ‘deyn’ yani ‘din’ kelimesinden neşet etiğini, dînin bir sorumluluk düzeni getirdiğini, dînin ölçüleri istikametinde hareket eden Müslümanların ilim ve eğitim müesseselerine, umran ve şehir hayatına, eşya ve hâdiselere yekpare olarak İslâm’ın bakışının, yâni Kur’an ve Sünnet esaslarının damgasını vuran bir tekamül olduğunu târif ettikten sonra Cumhuriyetin medeniyet sahibi olmadığını kolayca anlayabiliriz.
MEDENİYETİMİZE KASTEDEN MEDENİYETSİZ CUMHURİYET yazısına devam et

İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz

İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz

İktidardaki parti de dahil hiçbir partinin seçim vaatleri iç açıcı, yürek soğutucu değil. Hepsi “ekonomik imkânları” artıracağını, yol, su, elektrik ve para dağıtacağını vaat etmiş.

Allah için, millet için, partilerden biri de kalkıp “Bu ülkede meşrûiyet ve hâkimiyetin kaynağı doğrudan doğruya İslâm’dır diyerek şeriat anayasasını ve hilafeti getireceğim, Türkiye İslâm Cumhuriyetini ilân edeceğim, hilafeti ve Meclis’i temsil edecek olan Başkanlık sistemi altında partiler meşrûiyet çizgisini aşmadan seçimlere girebilir, temsil haklarını kullanabilirler” dememiş.
İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz yazısına devam et