Aylık arşivler: Haziran 2015

Himmeti millet olan, şeriat üzere yol tutan Türkler gerek

Himmeti millet olan, şeriat üzere yol tutan Türkler gerek

Said-i Nursi Hazretleri “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir” der ve “Kişinin himmeti ne derece yüce olursa o insanın da o derece yüceleceğini” ifade eder. Kişi, Allah yolunda gayret edip nefsini arıtabilirse kendini kurtarmıştır ve tek başına millettir.

Bu sözün zımnında millet din mânasında kullanılmaktadır. Kişinin, himmeti sâyesinde murat ettiği millet, dininin vecibeleriyle bütünleşerek sâlih bir mümin olmasıdır.
Himmeti millet olan, şeriat üzere yol tutan Türkler gerek yazısına devam et

Cihad Meydanının Pehlivanı Kim?

Efendimiz (sav) buyurdu;

“Allah (cc), sizden birinizin yaptığı işi, en iyi şekilde yapmasından hoşnut olur.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275 ve Beyhakî, Şu’abü’l-Îman, 4/3349)

Kurtuluşumuz bu hadiste. Yaptığımız işleri en iyi şekilde yapmak iyi bir niyetle mümkündür. Kalbi hastalıklı olan bir vücudun sıhhati düşünülemez. Komuta merkezinin emniyetini sağlayamazsak cephede verdiğimiz mücadelenin bize getirisi yorgunluk ve pişmanlık olur.

Cihad etmek gibi bir düşüncemiz varsa bu işe kendimizden başlamalıyız. Bu mücadele “benden bize” doğru halka halka yayılmalı ve şanlı tarihimizde olduğu gibi yine dünyaya adalet ve refah sunan bir medeniyetin varlığı ile sonuçlanmalıdır.
Cihad Meydanının Pehlivanı Kim? yazısına devam et

FİKİR DOLU MÜLAKAT SERİLERİMİZ DEVAM EDİYOR!..

AKADEMİSYEN MEHMET CAN İLE

“DİL MEDENİYET MÜNASEBETİ” ÜZERİNE MÜLAKAT

 Mülakat: METİN ACIPAYAM

   METİN ACIPAYAM: Dil medeniyet münasebetinden bahsedebilir misiniz?

   MEHMET CAN: Asırlarca hüküm süren Türk medeniyetinin akamete uğratıldığı şu günlerde, toplumumuza medeniyetimiz üzerinde oynanan oyunları göstermede ciddi bir katkı sağlıyorsunuz. Sorunuza gelince, Dil ile medeniyet arasında sıkı bir iş birliği vardır. Yirminci yüzyılda dil alimleri, psikologlar, dil ile düşünce arasındaki münasebetlere temas etmişlerdir. Bir dilde ne kadar kelime varsa, o milletin dünya görüşü o kadar gelişmiştir, ilerlemiştir. Diller sadece yapıları bakımından değil, kelime kadroları bakımından da birbirinden ayrılırlar. Ve bu ayrılık kültür ve medeniyet farkına delalet eder. Biz 19. asırdan sonra Batı medeniyetini benimsedik. Güya batılılaşmak istedik, bunun neticesinde Türkçemizi, sala bindirip sele saldık. Dilimize binlerce öztürkçe adı altında, bakımsız bahçelerde biten otlar gibi kelime girdi. Batı ile entegre olmak için bu yola başvurduk. Yalan yalan yalan. Türkler, İslamiyete girdikten sonra irtibatı olan kavimlerden bilhassa Fars ve Araplardan yüzlerce kelimeyi Türkçemize katmışlardır. Hüküm sürdüğümüz coğrafyalardaki milletler birbirleriyle rahatça anlaşmış, hiçbir problemle karşı karşıya kalmamışlardır. Bizim medeniyetimiz merkezine insanı koymuştur. Bu bakımdan Türk medeniyeti bir bütündür, dil ile birlikte gelişmiştir, ilerlemiştir. İşte bu yükselişimizi engellemek için bizi birbirimize yabancı hale getirmenin mücadelesini vermişlerdir. Muazzam bir medeniyetimiz var, bunu asimile ederek, içimize kapanmamızı, istemişlerdir. Bunu yaparlarken de kendi insanımızı silah olarak, maşa olarak kullanmışlardır. İçim yanıyor, kahroluyorum, uyanmalıyız, oyunun farkına varmalıyız. Bütün gayretimizle bunu Türk milletine mâletmeli, üzelerinde yüzlerce makale, kitaplar neşretmeliyiz. Uyunan bu devi uyandırmalıyız.

   METİN ACIPAYAM: Dil demek medeniyet demektir. Bu bakımdan bir millet dilini değiştirdiği zaman aynı zamandada medeniyetini değiştirmek zorundadır. Bu noktada sizin düşünceleriniz nedir?

FİKİR DOLU MÜLAKAT SERİLERİMİZ DEVAM EDİYOR!.. yazısına devam et

DİL BAŞKA, LİSAN BAŞKADIR

DİL BAŞKA, LİSAN BAŞKADIR

Niçin mi yazılarımda lisan kelimesini dil yerine kullanıyorum? Bunu bana soran bir okuyucuma cevap vermiş olmaktan ziyade, hemen bütün lisancılarımızın içine düştükleri bir hâtaya işaret etmek için tekrarlamak isterim; Dil başka, lisan başkadır.

Dil bir işaretler sistemidir. Bu işaretlerin mutlaka harfler, heceler, kelimeler ve cümleler olması lâzım gelmez. Hayvanların çığlıkları ve cümleler olmasa lâzım gelmez. Hayvanların çığlıkları ve şarkıları da bir dildir, fakat lisan değildir. “Kuşların dili” denince, onların cıvıltıları kastedilir. Dilin lisan gibi lûgati ve grameri yoktur. Fransızlar buna “langage” derler. Bazı lisaniyatçılarımız bu “langage” kelimesini “ağız” diye tercüme ediyorlar. Yanlıştır. “Kuşların dili” deriz. “Kuşların ağzı” demeyiz. Ağız, mecazî mânasile bizde, “külhanbeyi ağzı” misalinde olduğu gibi, ya zümre lisanı, yahut da “Rumeli ağzı” misalinde olduğu gibi şive demektir. Langage kelimesinin Türkçede tam karşılığı “dil” dir.

DİL BAŞKA, LİSAN BAŞKADIR yazısına devam et

BÜYÜKDOĞU ÇAĞI BAŞLIYOR

BÜYÜK DOĞU İKTİSADİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (BÜDOM)

TEMEL ÇALIŞMA ÇERÇEVESİ

  1. Türkiye’de ve Dünyada İktisadî Düşüncenin Mevcut Durumu ve Gayemiz

1- ‘İnsanı iktisadî faaliyet gayesine göre açıklama yerine iktisadî faaliyeti insana göre açıklama’ gerekir. O halde önce insanı açıklamalı ki iktisadî faaliyet de değer kazansın. Ayrıca her sistem bir inanç ve düşüncenin ürünüdür. Bu bakımdan Batı’nın dayandığı ve dayattığı ekonomik sistemin kurumlarından önce, dayandığı varsayımları ve tezi, inanç ve düşüncelerini bilmek gerekir.

2- Batı’daki muhtelif iktisadî ekoller birbirinden farklı gözükse de hepsinin ortak yanı, tek dünyalı, seküler olmalarıdır. Misalen, komünizm ve kapitalizm karşıtlığı: Servetin kime ait olduğu hususunda çatışıyor gibi gözükseler de, temelde servete bakışları aynıdır. Her iki ekole göre de servet, mülkiyettir. Yani birisinde servet fertlere, diğerinde ise devlete, topluma aittir; dilediği şekilde tasarruf eder üzerinde. Bizim anlayışımızda ise servet emanettir.

3. Çağımızda global çapta hakim olan iktisadî öğreti, neo-klasik ekolünkidir. Lâkin, neo-klasik veya daha genel tanımıyla ortodoks ekonomistlerin kurguladığı dünya ile gerçek arasında uçurumlar vardır. Gerçeklikten fersah fersah uzak varsayımların, önyargıların üzerine kurulacak teoriler, önbilgiye dayalı teorilerin aksine, dünyayı açıklamak şöyle dursun, farklı bir gezegeni -ki bu gezegen sadece ikincil, sahte bir gerçeklik olarak teorisyenlerin muhayyilesinde mevcuttur- açıklamış olacak ve bu da yeryüzündekilerin derdine derman olamayacaktır. İşte bugün gerek siyasilerin, gerekse işadamlarının başvurdukları iktisadî öğreti, en ufak sallantıda çökmeye meyyal, böylesine çürük bir temele sahiptir.

BÜYÜKDOĞU ÇAĞI BAŞLIYOR yazısına devam et

MEDENİYET Mİ UMRAN MI?

Medeniyet mi Umran mı?

Medeniyet mi umran mı tercihine bizi zorlayan iki şahsiyet var: İbn-i Haldun ve âmâ üstad Cemil Meriç.

Meriç, medeniyet mevzuunda ibn-i Haldun’un umran kavramını savunur: “İslâm bu keşmekeşten asırlarca önce kurtulmuş. Medeniyet ve kültür tek kelimeyle ifade edilmiş: Umran.”

“Haldun’un, umranı bir kavmin yaptıklarının ve yarattıklarının bütünü, içtimaî ve dînî düzen, âdetler ve inançlar” olarak târif ettiğini, umrana yüklediği mânanın medeniyet kavramından daha şümullü ve Avrupa’nın hiçbir zaman hiçbir kelimesiyle kucaklayamayacağı bir bütünlüğe sahip olduğunu söyler.
MEDENİYET Mİ UMRAN MI? yazısına devam et

KİTAP NOTLARI -1- “PEYAMİ SAFA ‘OSMANLICA TÜRKÇE UYDURMACA’

Ana takdim

Kalemi elime aldığım gündenberi Türkçe’nin müdafaası

için yazdığım satırları birbirine eklesem,

İstanbul-Ankara şimendifer hattından daha uzun olur

PEYAMİ SAFA

 Kitabın künyesi

Peyami Safa, Osmanlıca Türkçe Uydurmaca, Ötüken Yayınevi, 2. Baskı İstanbul 1976

Notlar

Yunus Emre’nin dilini anlamayan Türk münevverlerinin kafasında Voltaire’nin Fransızcası hâlâ saltanat sürüyor. (s.10)

Bundan on dört sene evvel bir ecnebi, Vakit gazetesi başmuharririne demişti ki: “Türkçe öğreniyorum. Diliniz kolay ve güzel. İlerletmek için Türklerle konuşmak istiyorum; fakat kime bir şey sorsam bana hep fransızca cevap veriyor!” (s.10)

KİTAP NOTLARI -1- “PEYAMİ SAFA ‘OSMANLICA TÜRKÇE UYDURMACA’ yazısına devam et

Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir

Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir

Türk devletlerinde “alp” olanlar İslâm’la birlikte tasavvuf terbiyesi ve tarikat ehli olunca “alperen” unvanına, yâni İslâm devletinin varlık sebebini ve gayesini tebliğ etme mesuliyetine terfi ettiler. İslâmlaşınca başlayan bu irtifa sebebiyle din-i İslâm uğrunda savaşanlara alperen denir.

Müslümanla Türk’ün aynı mânaya gelmesinin en cerbezeli, en mühim tipi olan alperen, İslâmlaşan Türklüğün sadrından doğmuştur ki vazifesi İslâm devletinin yürürlüğe girmesi için siyasî ve fikrî her türlü faaliyette bulunmaktır.

“Alp”, eski Türklerde bahadır, yiğit sıfatlarını ifade eder. “Eren”, tasavvuf ve tarikat terbiyesi almış insan-ı kâmil ve derviş vasfını haizdir. Allah’a doğru fethini tamamlayan ve “alp” lik vasfıyla “eren” liği şahsında bütünleştirip İslâm’ı tebliğ etmek vazifesini hak eden kişi alperenlik mertebesine çıkmış olur.

ALP DEĞİL, ALPEREN OLMAK
Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir yazısına devam et

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 4. SAYI BASILDI

Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı basıldı, pazartesi günü postaya veriliyor.

Derginin içindekiler;

Takdim 2
İslam ilim mecrası Haki Demir 3
Mektep-medrese dersleri Ali Yurtgezen 6
Medeniyet mi Umran mı? Ahmet Doğan İlbey 16
“Mahzen-ül Ulûm”da ilim telakkisi Metin Acıpayam 19
Din inşası ve din ile inşa İbrahim Sancak 24
Merkezkaç kuvvetlerin bedeviliği Nurettin Saraylı 26
Müderris Risalet Talebe Sahabe Ebubekir Sıddık Karataş 28
İlimlerin ve hayatın tevhidi Atilla Fikri Ergun 30
Medeniyet tasavvuru ve bilgi telakkisi A. Bülent Civan 33
İnsan telakkisine dair tereddütler Ahmet Kamil Tuncer 37
İnsandaki idrak merkezleri Hamza Kahraman 39
İdrak kaynağı olarak kalb Abdullah Tatlı 42
İdrak merkezi olarak akıl Osman Gazneli 45
İdrak ve beyin Selahattin Adanalı 47
Bilginin İslamileştirilmesi Ahmet Selçuki 49
Epistemolojik işgale karşı halk irfanı Fatih Mehmet Kaya 51
Yirminci asır tuzağı Ramazan Kartal 53
Müslüm Gündüz ile mülakat Metin Acıpayam 55
Kitap baskısı yeniden başlıyor Mustafa Karaşahin 57

Yüksek tepedeki mozoleye defnedilen Altıyedi Süleyman

Yüksek tepedeki mozoleye defnedilen Altıyedi Süleyman

Meçhulluk serabından meşhurluk ikbaline sür’atle tırmanan Altıyedi Süleyman’ı herkes bilir. Menderes’in siyasî mirasını kontrol etmek isteyen derin güçlerin gizli desteği ve çok yüzlü pragmatist siyasetiyle, en çok da nabza göre şerbet vermesiyle sıradan bir “Su Müdürü” iken, yedi kez başbakan oldu.

Sekizinci kez de 28 Şubat darbecilerinin sâyesinde reisicumhur olduğu içindir ki “Yüksek Tepe’deki Altıyedi Süleyman” nâmıyla da nâm yaptı. “Yüksek Tepe” müptelalığının ilki budur. İkincisini biraz sonra anlatacağım.

“ALTI KERE GİTTİYSEM, YEDİ KERE GELDİM”
Yüksek tepedeki mozoleye defnedilen Altıyedi Süleyman yazısına devam et

DELİ HOCADAN HOCAEFENDİYE

Yazımızın başlığı bazılarına radikal kaçabilir. Olsun. Önemi yok, biz hak ve hakikatten yana tavrımızı belirleyelim de, bu hareketimiz kimi nasıl ve ne şekilde  rahatsız ederse etsin…

1980’lerden sonra popilitesi gittikçe artan Fethullah Gülen grubunun özellikle 2000’lere doğru hızla dünyaya açılması ne ile izah edilebilir acaba? Genç Vaiz iken adı “Deli Hoca’ya” çıkan bir adam etrafında nasıl bunca insan kümelenmiştir acaba?

Bu suallerin cevabı gayet net ve açıktır tarafımızca. Şöyle ki;
DELİ HOCADAN HOCAEFENDİYE yazısına devam et

YAŞASIN ASİL ÖLÜMLERİMİZ…

Önce vazgeçtiler, vazgeçemediklerimizden… Ve cenneti yeryüzüne indirdiler… Cennetten düşen bizdik… Onlar cenneti hayatlarına düşürdüler…

Biz, can dedik; onlar, canan… Biz, dünya dedik; onlar, münteha… Biz, tene şehvet sürdük; onlar, ruha ab-ı hayat… Biz, dünyayı harç yaptık kalbimize; onlar, Kevser’i içirdiler yüreklerine… Biz, tutsaklığa yürüdük önümüze almak için dünyayı; onlar, ölümlere yürüdüler geride bırakmak için dünyayı…

Aşkın aşkınlığına ulaşamayanlar, bir ilmek ötedeki âleme, berideki âlemi heybesine koyarak yürüyen seyyahları hiç anlamadılar… Anlayamadılar ki, her seçiş bir vazgeçiştir… Ve her ölüm iskeletleri aydınlatan bir gün doğumudur… Ayın yerini alan, güneştir…
YAŞASIN ASİL ÖLÜMLERİMİZ… yazısına devam et

Sulh ü selâmet için demokrasi kaldırılmalıdır

Sulh ü selâmet için demokrasi kaldırılmalıdır

Huzur ve barış içinde yaşamak, korkulardan ve sıkıntılardan kurtulmak, geleceğimizden emin ve selâmette olmak için demokrasi kaldırılmalıdır. Batı tarzı demokrasi kaldırıldığında zarar veren bölücü eylem ve anarşi kendiliğinden bitecek, dolayısıyla herkes işine gücüne bakacak.

Bu sebeptendir ki Müslüman ahlâkına aykırı her istek ve davranışa, her siyasî anlayış ve düşünceye fırsat veren demokrasi derhal uzaklaştırılmalı. Bütün bu hayırlı netice için demokrasiyi kaldırmayı denemeliyiz.

DEMOKRASİDEN VE AB LİBERALİZMDEN TİKSİNECEĞİMİZ GÜNLER GELECEK
Sulh ü selâmet için demokrasi kaldırılmalıdır yazısına devam et

SEFERBERLİK ZAMANI

SEFERBERLİK ZAMANI
Akparti’nin on üç yıllık iktidar süresi rehavete sebep oldu. Akparti’nin sürekli iktidar olması, iktidardan düşmeyeceği yönündeki kanaatin yerleşik hale gelmesi, ülkede yeni bir psikolojik altyapı oluşturdu. Her ne kadar ülkede seçimler yapılıyorsa da “Akparti muhakkak iktidar olur, lazım olan işleri de zaten Erdoğan yapar” cinsinden bir psikolojik altyapı… Yeminli muhalifler dışında herkes mesuliyetlerini Erdoğan’a havale etmiş, ekonominin büyümesiyle de refahın tadını çıkarmaya başlamıştı. Bu psikoloji o kadar yerleşmişti ki Akparti’ye muhalif olan Müslümanlar bile tenkitlerini aynı düşünce zemininde gerçekleştiriyor, sadece Akparti’nin neler yapması gerektiğinden bahsediyordu. Yani taraftarı da muhalifi de mesuliyetlerini Akparti ve Erdoğan’a ihale etmiş gibiydi. Hiç kimse, “biz ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?” diye sormuyor, bir mesuliyet üstlenmiyordu.
SEFERBERLİK ZAMANI yazısına devam et

AKPARTİ’NİN YAPMASI GEREKENLER

AKPARTİ’NİN YAPMASI GEREKENLER
On üç yıllık iktidar süresinde birçok iş yapan, bir çok başarı hikayesi yazan, içeride ve dışarıda dostlarının ümidini yeşerten, düşmanlarının ümidini kıran Akparti, aynı dönemde yapması gereken hangi işleri yapmadı da bu noktaya geldi? Doğrusu Türkiye Cumhuriyetinin siyasi rekorlarını kırdı, seçimle en uzun dönem iktidarda kalan parti haline geldi. Dördüncü seçimde de hala ilk parti ve ikinci partiye on altı puanlık fark atabildi. Bu, tabii ki büyük bir zafer, tabii ki dikkat çekici bir başarı hikayesi… Meseleye bu açıdan bakıldığında zaten başarı hikayesini tamamlamış durumdadır ve belki de tenkit etmek gerekmez. Ne var ki mesele başarı hikayesinden veya kariyer planlamasından ibaret değil, bunlardan çok çok öte bir “mevzu” ile karşı karşıyayız.
AKPARTİ’NİN YAPMASI GEREKENLER yazısına devam et

Kürtlerin PKK’yı, yâni HDP’yi tercihi fena! Yazık oldu Güneydoğu’ya

Kürtlerin PKK’yı, yâni HDP’yi tercihi fena! Yazık oldu Güneydoğu’ya

PKK’lı nekrofiller, yani ölüsevici câni örgüt, eylemlerinde ölenlerin sayısal varlıklarını hedeflerine ulaşmakta en önemli vasıta kabul ederler. Dolayısıyla her PKK’lı ve bu câni örgütün uzantısı HDP’li yandaşları da nekrofildir.

Bu şenî örgüt ve yandaşlarının ideolojilerinde öldürmek patolojik bir şiddet unsurudur. Sözde “Kürtlük” adına öldürmeyi doktrinleştirdiler. “Öl ve öldür”, bu katil örgütün sloganıdır. Tek gayeleri ABD, İsrail, İngiliz gibi Batı’nın azılı kâfirlerinin desteğiyle Türkiye’yi “ölüm tarlalarına” dönüştürmek ve bölmektir.

PKK VE HDP İÇİN EN İYİ KÜRT ÖLÜ VE ÖLDÜREN KÜRTTÜR
Kürtlerin PKK’yı, yâni HDP’yi tercihi fena! Yazık oldu Güneydoğu’ya yazısına devam et

SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ

SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ
2002 seçimlerinde Akparti’yi ciddiye almadılar, iktidara gelemeyeceğini, iktidar için gereken çoğunluğu aldığı takdirde bile hükümet kurdurulmayacağını, hükümet kursalar bile muktedir olamayacaklarını düşündüler. İktisadi krizde yerle bir olmuş ülkeyi yönetemeyeceğini, eline yüzüne bulaştıracağını, bir sonraki seçimde silinip gideceğini, böylece “irtica” tehdidinin de tehlike olmaktan çıkacağını düşündüler. Oysa asla düşünme istidadına sahip olamamışlar, sadece bazı ezberlere teslim olmuşlardı. 2002 seçiminin neticelerine şaşırdılar, sonra Akparti’nin hükümet kurmasına şaşırdılar, sonra 2007 yılına kadar ülkeyi yönetebilmesine şaşırdılar. 2002-2007 döneminde şaşırmaktan başka bir şey yapamadılar, Akparti ile mücadelelerini de ezberleri üzerinden yürüttüler, her defasında ezberlerinin işe yaramadığını gördüklerinde yine yeniden şaşırdılar.
SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ yazısına devam et

KİTAP BASKISI YENİDEN BAŞLIYOR

KİTAP BASKISI YENİDEN BAŞLIYOR
Fikirteknesi yayınevi birkaç ayda 85 adet kitap bastı, muhtemelen Türk matbuat tarihinde bir rekor kırdı. Rekor kırdı ama aynı nispette de yoruldu. Bir müddettir dergi basımı ve sempozyum hazırlıklarıyla meşgul olan yazar arkadaşlarımız, yayına hazırlanmış kitaplarını yayınevine teslim etti.
Kısa sürede çok kitap basmak, mali kaynak, mesai, titizlik gibi meseleler bakımından çok zorluydu. Yeni baskı döneminde kısa sürede çok kitap basılmayacak. Hafta bir kitap olmak üzere yavaş bir ritimle kitaplarımız basılmaya başlanacak. Haftada bir kitap basma yoğunluğu, mali kaynak cihetinden fazla yormayacağı gibi mesaimizi de almayacaktır.
Yayına hazırlanan kitap listesi aşağıda;
HAKİ DEMİR
1-İslam tarih telakkisi
2-İslam irfanının teknolojisi
3-Büyüklere sorular
4-Akl-ı Selimin teşekkülü
KİTAP BASKISI YENİDEN BAŞLIYOR yazısına devam et

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?
7 Haziran seçimleri bitti, neticeler belli oldu, meclisin matematiği ortaya çıktı. Matematik, zoru kolaylaştırmanın bilimidir, “bir” rakamını, önüne yazılan tüm varlık cinslerinden tecrit ederek bir sistem kurar. Bir elma, bir aslan, bir insan, bir peygamber gibi rakamın önüne ne yazıldığı, yazılan varlığın mahiyeti, kıymeti, hususiyetleri umurunda değildir. Meseleye meclis matematiği açısından bakıldığında, ortaya çıkan koalisyon ihtimalleri bellidir; Akparti-CHP, Akparti-MHP, Akparti-HDP, CHP-MHP-HDP… Bunlar mutlak çoğunluk hükümetleridir, aynı şekilde azınlık hükümetleri de aynı formüllere bağlı olarak birinin veya ikisinin dışarıdan destek vermesiyle kurulabilir. Yine matematik olarak hiçbir parti genel başkanının içinde bulunmayacağı ama güvenoyu almaya kafi milletvekili sayısına sahip partilerin destekleyeceği teknokrat hükümetler de mümkündür.
Meclisin matematik haritası bunu gösteriyor fakat bir de siyasi haritası var. Matematikte 1=1 gerçeği dikkate alındığında, CHP, MHP, HDP milletvekillerinin her birini “bir” saymak ve alt alta koyarak toplamak mümkün, böylece koalisyon için ihtiyaç duyulan güvenoyu çoğunluğu sağlanmış olur. Matematiğin sahtekarlığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor, “bir” rakamının önündeki varlığı umursamayan veya tüm hususiyetlerini ihmal ederek sadece adedini ele alan, böylece o varlığın “varoluş şartlarını” yok sayan tecrit manevrası, olmazları “olur” hale getiriyor. “Matematik akıl” denilen ucube de tam olarak budur, her meseleyi sayılarla, dolayısıyla sadece maddi kar-zarar hesabıyla gören bir mahiyete sahiptir. Matematik akıl, ilk önce ahlaksızdır, sonra ideal ve hedef yoksunudur, sonra da şahsiyetsizdir.
*
SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI? yazısına devam et

Evvel yoğ idi, işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı

Evvel yoğ idi, işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı

Eskiden medeniyetin adı yoktu. Hayatımızı kuşatan, eşya ve hâdisede tezahür eden hâkimiyeti vardı. Tanzimat’tan bugüne hakikati yok, adı var.

Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar “medeniyet” adlı sihirli kelime üstüne âlim ve münevveranın yaptığı târif ve tesbitlerin hangisi bizi kuşatır? Hangisi işimize yarar ve hangisini kabullenmemiz gerekir? Yazıp söylenenler üstüne bir tâlim denemesi yapmak, bu problemli sahada hayrımıza olacaktır.

Tanzimat bu yana yapılan medeniyet tariflerinin ârızalarını fark etmek için medeniyetin ne olduğunu kısaca bir daha belirtelim. İslâm lügatinde “Yönetmek” (siyaset) ve “mâlik olmak” mânalarına da gelen medeniyet kavramı dinin yaşandığı yerdir. Bu sebepten, İslâm ahkâmının sürdüğü yere medine, burada yaşayana da “şehirli” mânasında “şehre mensup olan “medînî” denilir. Fârâbi’ye göre, bir şehrin ahalisi tarafından inanılan dünya görüşü vahiy gelen bir peygamber tarafından şekillendirilmişse bu şehir erdemli şehir (medînetü’l-fâzıla) adını alacaktır.

MEDENİYET KAVRAMI TERCÜME FAALİYETLERİYLE ZUHUR ETTİ
Evvel yoğ idi, işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı yazısına devam et