Aylık arşivler: Temmuz 2015

İHTİLAL LİDERİNİN RUHİ VE ZİHNİ ÖZELLİKLERİ

İHTİLAL LİDERİNİN RUHİ VE ZİHNİ ÖZELLİKLERİ

(NOT: Bu yazı, “İhtilal liderliği” kitabından nakledilmiştir)

İhtilal liderinin diğer insanlardan farklı olarak bazı ruhi ve zihni özelliklere sahip olması gerekir. İhtilal en büyük siyasi-içtimai vakalardan birisi olduğuna göre, ihtilal liderinin kendi hayatını (ferdi hayatı) yaşaması için gerekli olan ruhi ve zihni kaynaklardan çok daha fazlasına sahip olması şartı açıktır.
*Güçlü mizaç hususiyetlerine sahip olmak
Liderlik, zayıf mizaca sahip insanların altından kalkabileceği bir şahsiyet türü değildir. Zayıf mizaca sahip insanlar kendi hayatlarını dahi yaşamak konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirler. Liderler asla kendi hayatları için yardıma ihtiyaç duymazlar.
Liderlerin şahsi ihtiyaçlarının karşılanması için insan istihdam edilmesi konusu, liderlerin hayatlarını yaşamak için başkalarına ihtiyaçları olduğu manasına gelmez. Liderlerin şahsi ihtiyaçlarının karşılanması, küçük işlerle meşgul edilmemesi içindir.
İHTİLAL LİDERİNİN RUHİ VE ZİHNİ ÖZELLİKLERİ yazısına devam et

BİYOLOJİ YAZILARI -2-

Gelişme Kanunu Ve Maddecilerin Dayandığı Dört Madde

 

Geçen yazımızda cinslerin birbirinden değişerek gelişmemiş, yani varlıkların aslı basit ve eksik cinsler olup da gelişme ve değişme sayesinde şimdiki bulundukları dereceyi bulmamış olsaydı durum, yapılan keşiflere uygun olarak meydana çıkmazdı.

Hüseyin Cisri bu noktada şunları yazar;

Bu halde daima üstün olanın basit olanı ortadan kaldırabilmesi bakâ mücadelesi kanunu ile olur. Bundan başka bir kaç kanunun daha bulunduğunu iddia ederek bu gelişme ile nevilerin değişip birbirine geçmesini ve basit olanın üstün olan vasıtasıyla yok olmasını dört kanunun toplamına bırakınız:

Bu dört kanun şunlardır;

 

  1. Verâset kanunudur ki, sonra gelenin, öncekinin sıfatlarına vâris olmasından ibarettir.
  2. Farklılık kanunudur ki, sonra gelenlerin her birinin, aslındaki vasıflara vâris olmasıyla beraber diğer vasıflarca ondan farklı olmasının zorunlu bulunmasıdır.
  3. Bakâ mücadelesi kanunu olup, bu kanun gereğince neviler, yaşama sebeblerine birbirinden önce kavuşmak hususunda mücâdele ederler. Bunlara soğuk ve sıcak gibi gibi dış sebepler musallat olur da kuvvetli olanın yenmesiyle veya dış sebeblere dayanamamakla zayıf olan ölür ve dayanıklı olan kuvvetliler kalır.
  4. Tabiatın seçmesi. Yani kuvvetli ve uygun bulunanların kalması ve zayıf ve uygunsuz olanların yok olması şeklinde tabiatın, mevcut nevileri seçmesidir.

BİYOLOJİ YAZILARI -2- yazısına devam et

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

(NOT:Bu yazı “Müslüman Şahsiyetin Yeniden İnşası” eserinden nakledilmiştir)

Kadın veya erkek, yalnız başına, “insan muhtevasını” taşıyamaz. Kadın veya erkek üzerinden insan tarifi yapılamaz. Kadın veya erkekten birisi, yalnız başına insanı temsil edemez.
Bu bahsi uzatmak aslında gerekmez çünkü çok açık bir delili var. Kadın veya erkek yalnız başına bir insan meydana getiremez. “İnsan”, kadın ve erkeğin en ileri noktadaki beraberliğinden meydana gelir. Yani kadın ve erkeğin terkip olması ile insan meydana geliyor. Öyleyse kadın ve erkekten birisi üzerinden “insan” tarifi yapamıyor ancak onların terkibe kavuşmuş haline “insan” diyoruz.
Kadın ve erkeğin terkibi üzerinden insan tarifi yapabiliyorsak, ayrı ayrı değil birlikte yaşamalarının(4) lüzumundan ve mecburiyetinden bahsediyoruz demektir. Birbirinden ayırmak, birbirine karşı müstakilleştirmek, insanı ikiye bölmektir. “Yarım insan” olabilir ama yarım insan, “insan yekunu” taşıyamaz, temsil edemez.
*
ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI yazısına devam et

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -10-

 

İSLAM HUKUKUNDA HAKLARIN KULLANILMASI VE  VAZİFENİN YERİNE GETİRİLMESİNİN TEDAVİYLE ALAKALI HÜKÜMLERİ

 Tedavinin mübah sayılması

 

İslâm hukukçularının ittifakla kabul ettiği gerçek şudur ki,  tıb ilmini öğrenmek farzı kiyafeyedir. Başkaları yapmadığı takdirde herkesin boynuna farz olur. Ancak herhangi bir şahıs tıp ilmini öğrenirse ferdi mesuliyetten sakıt olur.

Tıp öğretiminin farz sayılması cemiyetin hekimliğe olan ihtiyacından doğmuştur. Ayrıca tedavi olmak içtimai bir zarurettir. Tıp öğretiminin gayesi doktor yetiştirmektir. Ve öğrenim farz olduğuna göre, hekim, kaçınılması imkânsız bazı mesuliyetler yüklenmiştir.

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -10- yazısına devam et

İTHAFLI FIKRALAR -2-

Şu an TBMM’de olan durum!..

Nasreddin Hoca’nın kadılık (hakimlik) ettiği günlerde adamın biri yanına gelir. Adam, komşusundan şikayetçidir. Derdini anlatır.
Hoca, adamı güzelce dinledikten sonra:

— Haklısın! diyerek gönderir.

 

Biraz sonra adamın şikayetçi olduğu komşusu çıkagelir. O da az önce gelen komşusundan şikayetçidir. Derdini anlatır, hakkının verilmesini ister.

Hoca onu da güzelce dinler. Sonra:

– Haklısın! diyerek onu da yollar.

O sırada Hoca’nın yanına gelmiş bulunan ve konuşulanlara kulak misafiri olan karısı, bu işe şaşar.

Hocaya:

— İlahi Hoca Efendi! Sen ne biçim kadısın? Birbirinden şikayetçi olan iki adamın ikisi birden hiç haklı olur mu? diye sorar.

Karısının bu sözleri üzerine Hoca, bir süre düşündükten sonra ona şöyle der:

— Hatun, sen de haklısın.

 

 

ŞEHİDİN KANI YERDE Mİ KALACAK?

Şehitlerin kanı yerde mi kalacak?

Her şehit haberi geldikçe, şehitlerle birlikte “vurulup vurulup kıvranıyor” millet. Öfke ve figan Anadolu’yu sarıyor, öfke ve gözyaşı anaların, babaların, eşlerin, çocukların ciğerlerini dağlıyor, öfke ve acı damar damar, yürek yürek büyüyor.

Bu öfkede nefs ve kin, menfaat ve hınç yok. Bu öfkede Allah (c.c)’ın âyetlerine, Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnet ve hadisine aykırılık, kader ve ecel vaktini inkâr yok.

Şüphesiz ki Allah (c.c), âyetinden bildirdiği üzere her kul bir vesile kılınarak ölecektir ve şehitlik mertebesine ulaşacaktır. Âmenna!
ŞEHİDİN KANI YERDE Mİ KALACAK? yazısına devam et

AKLIN BÜNYESİNDEN KAYNAKLANAN SINIRLAR

AKLIN BÜNYESİNDEN KAYNAKLANAN SINIRLARI

(NOT:Bu yazı, “Aklın sınırları” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Aklın sınırları önemlidir. Aklın sınırları olduğu bilinmediğinde ve sınırları idrak edilmediğinde, hayatın tamamen akılla yaşanabileceği zannı oluşmaktadır. Hayatın sadece akılla yaşandığı veya yaşanabildiği zannı, insanda akıl dışında var olan birçok unsurun, kaynağın ve mekanizmanın imkânlarından faydalanmayı zorlaştırmaktadır. İnsanın kendi imkânlarını reddetmesi gibi bir durum ortaya çıkmakta ve ilginç olan nokta bunu akılla yapmaktadır.
Aklın sınırları içinde en önemli olanı, bünyesinden kaynaklanan sınırlarıdır. Zira bünyeden kaynaklanan sınırları aklın teşhis etmesi veya böyle sınırları olduğunu fark etmesi genellikle kabil olmaz. Akıl, bünyesinden kaynaklanan sınırların ötesini genellikle “imkansız” diye vasıflandırmakta ve bunların aslında bir sınır olduğunu ve sınırın aşılması halinde imkan alanına girdiğini anlamamaktadır.
*Aklın muvazeneyi muhafaza çabasından kaynaklanan sınırı
AKLIN BÜNYESİNDEN KAYNAKLANAN SINIRLAR yazısına devam et

BİYOLOJİ YAZILARI -1-

BATININ GELİŞME HUSUSUNDAKİ DELİLLERİNİN ÇÜRÜTÜLMESİ

 

Parça fikir serkeşliğinden kurtulamıyoruz. Çünkü Batı’nın ağır işgali altındayız. Bu işgal şüphesiz bilgi işgalidir. Parça fikrin menfi tezahürü olarak bir sahada ihtisaslaşdığını sanan güya mütehassıs kafa, kendi tabirleri olan “uzmanlık alanı” dışındaki her sahada avam derecesinde cahildir. Bu cehaletin umumi sebebi hayat ve hadiseler karşısında kendi sahasına hapsolmaktan kaynaklanmaktadır.

Fildişi kulesinden bütün fikrin şuuruna eren mütefekkir kafalar ise, en ufak bir izahında bile tasnifi yapılan temel telakkilerden bağımsız konuşamaz. Bu temel telakkiler; Hayat telakkisi, varlık telakkisi ve insan telakkisidir.

Yaklaşık bir asırdır Batı’nın bilgi ağında kıvranan zihinler  ne hayat telakkisini anlar, ne varlık telakkisini, ne de insan telakkisini. Batı’ya göre herşey “gelişme” ve “evrim” vetiresinden günümüze ulaşmıştır.

Bu yazımızda Batı’nın “gelişme” hezayanlarının lif lif çürütüldüğüne şahit olacaksınız..

BİYOLOJİ YAZILARI -1- yazısına devam et

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası” isimli eserimizden nakledilmiştir)

İdeolocya Örgüsü’nde en çok dikkat çeken müessese, Başyücelik Akademyası’dır. Üstad, Başyücelik Akademya’sını, devlet cihazı içinde tetkik etmiştir, bu zaviyeden bakıldığında resmi bir müessese gibi görünür. Mesele dikkatli tetkik edildiğinde ise resmi bir müessese değil, sadece Başyüce’nin himayesinde teşkil edilmiş bir müessesedir.
Üstad, mütefekkirdir. Mütefekkir olması cihetiyle tefekkürün kıymetini bilir. Tefekkürün kıymetini bilmek için mütefekkir olmak gerekmez ama mütefekkirlerin dışında tefekkürün kıymetini bilenlere de pek rastlanmaz. Tefekkürün kıymetini sadece mütefekkirlerin bilmesi, aynı zamanda onları yalnızlaştıran bir vaziyettir ki, ülkenin ve milletin kendine gelememesinin temel sebeplerinden birisi de budur. Yalnızlaşmalarının en bariz neticelerinden birisi, hayattaki etkisizlikleridir.
Necip Fazıl, mütefekkir olduğu için kıymetini bildiği tefekkürü, Büyük Doğu coğrafyasında hususi bir yere oturtmuştur. Üstadın bu hassasiyeti, tefekküre ve mütefekkirlere torpil yaptığı manasına gelmez, sadece bir kıymeti, layık olduğu mevkie çıkardığını gösterir.
BAŞYÜCELİK AKADEMYASI yazısına devam et

NİZAM VE HÜRRİYET

NİZAM VE HÜRRİYET

(NOT: Bu yazı, “İnsan Ahlak Hukuk” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Madde üzerinde nizam tesisi kolaydır, hendese ve bazı aletlerle o iş halledilir. Maddenin katı hali üzerinde nizam tesis imkanı, sıvı ve gaz haline geçince zorlaşmaktadır. Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam tesisi zorlaşmaktadır.
Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam ile birlikte hürriyet de mevzu olmaya başlamakta, mesele giriftleşmektedir. Hakikatte nizam ile hürriyet birbirinin mütemmimi olmasına rağmen, hayatta ve tatbikatta birbirinin zıddı gibi anlaşılmakta, bu anlayışı besleyecek türden tezahürlere de rastlanmaktadır.
Mevzu insan ve hayata kadar geldiğinde, nizam tesisi fevkalade zorlaşmaktadır. İnsan hareketin zirvesine ulaşmış varlık çeşididir aynı zamanda… Ve hareketinin hem akli (fikri) hem de hissi kaynakları bulunan, nizami hareketi bazen hürriyetine tehdit olarak görebilen sebepler ve gerekçeler kumkumasıdır. İnsan, hareketin zirvesine ulaşan varlık olması cihetiyle hürriyete en fazla ihtiyaç duyan ve bunu da talep eden varlıktır.
Sükunet nizamın, hareket hürriyetin tezahürlerinden birisidir. Tabii ki tek tezahürleri bunlar değildir ama meselenin anlaşılması için bu tezahürler tetkik edilebilir. Mesela trafik akışını tanzim etmek (nizami akış haline getirmek) için, muhtelif mesafelere ve kavşaklara ışıklı sinyalizasyon koyuyoruz, bir cihetten gelen akışı kırmızı ışıkla durdurup (sabitleyip) başka bir cihetten gelene yol veriyoruz. Anlaşıldığı üzere kesintisiz hürriyet (hareket) mümkün olamıyor.
NİZAM VE HÜRRİYET yazısına devam et

İTHAFLI FIKRALAR -1-

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var…. Karakuşi Kadı, fırıncıya:

– ‘Ben bunu aldım’ demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:

İTHAFLI FIKRALAR -1- yazısına devam et

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -9-

İSLAM HUKUKU VE SPORTİF FAALİYETLER

İslâm hukuku sportif faaliyetleri tahrik ve teşvik eder. Kafaları geliştirmesi ve insan vücudunu güçlendirmesi bakımından müslümanların bu oyunları benimsemesini son derece iyi karşılar. Sportif faaliyetlerin, kafayı geliştirmesi ve vücudu güçlendirmesinin yanısıra maharet ve beceriyi meydana çıkarması, kuvvet ve dinamizmi yaygınlaştırması yönünden de önemlidir. İslâm hukuku “sportif oyunlar”ı “binicilik” başlığı altında bir araya toplar. Günümüzde yapılan her türlü yarışmalar, sporla ve beden terbiyesiyle ilgili tüm hareketler buraya dahildir.

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -9- yazısına devam et

“BİR” MATEMATİĞİ VE VAHDET DENKLEMİ

*“Bir” matematiği ve vahdet denklemi

(NOT: Bu yazı, “Riyaziye-2-Riyaziye ilmi” isimli eserimizden nakledilmiştir)

“Bir” matematiğinin vahdet denklemi de aslında terkip denklemidir fakat aynı cinsten birler arası işlemlerle sınırlı olan “bir” matematiğinin terkip denklemi de aynı cins birler arasındadır. Aynı cins birler arasındaki terkip denklemi, farklı cinsler arasındaki terkip denklemine nispeten çok kolaydır. Bu sebeple “bir” matematiği, terkip denklemi değil de vahdet denklemi olarak görülebilir.
“Bir” matematiğinin ufku, “bir denklemi” yani “vahdet denklemi”dir. Vahdet denklemini kuran “bir” matematiği, “iki” matematiğine geçmenin altyapısını kurmuş olur. Zira “iki” matematiği, baştan sona terkip matematiğidir, “bir” matematiği, vahdet denklemi ile “iki” matematiğinin terkip işleminin önünü açar veya onun pilot uygulamasını yapar.
Sıfır ile bir arasındaki riyazi evrenin ilmi olan “bir” matematiği, esas itibariyle tahlil matematiğidir. “Bir”den hareketle birlere ulaşan riyazi işlem, tahlildir. Bu manada “bir” matematiği, biri tahlil ederek, onun bünyesindeki birleri aramak, bulmak, tarif etmek ve kullanılabilir hale getirmekle meşguldür. Sıfırdan bire doğru çizilen güzergah, terkip güzergahı, birden sıfıra doğru çizilen güzergah ise tahlil güzergahıdır. “Bir”, hayatın ortasında ve tabii olarak görünür, bu “bir” muhakkak ki mürekkep birdir ama tezahürü sarihtir. Bu sebeple gözümüzü açtığımızda “bir”i, bir varlığı görürüz.
“BİR” MATEMATİĞİ VE VAHDET DENKLEMİ yazısına devam et

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ yazısına devam et

Nizam-ı âlem için PKK’lılar asılmalı ve sıkıyönetim ilân edilmeli

Nizam-ı âlem için PKK’lılar asılmalı ve sıkıyönetim ilân edilmeli

PKK ve yandaşlarının “Suruç protestosu” adı altında Türkiye’nin birçok şehir ve ilçelerinde vahşice, vandalca yaptıkları terör, devlet ve milletin varlığına karşı yapılmış bir savaş çağrısıdır. Öldürüyorlar, yakıp yıkıyorlar…

Savaştır bunun adı. Savaş açan düşman alçaklığın, vahşetin bütün şenaatını taşıyarak saldırıyor. “Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere savaşma izni verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye kadirdir (Hacc suresi / 39-40).

O zaman açıp Kur’ân-ı Kerim’i böyle bir düşmana ne yapılır, gereğini yerine getirmeli. Merhamet, sevgi ve otoriteyi âyet üzere tatbikata koymalı:
Nizam-ı âlem için PKK’lılar asılmalı ve sıkıyönetim ilân edilmeli yazısına devam et

Türkiye niçin IŞİD´le savaşsın?

TÜRKİYE IŞİD´le NİYE SAVAŞSIN?.

 Türkiye büyük bir “tuzağın” içine çekiliyor; bunu görmek lazım…

Nedir büyük tuzak?..

Önce olayın başlangıçtan bu yana yapılan “zorlama” ve kirli propagandaya bakalım:

Buna göre:

Türkiye IŞİD´e yardım ediyor…”

Bu aşağılık propagandayı:

Fetullahçı ajan yapılanmanın medyası

Doğan Medyası…

Sol medya…

Liberallerin medyası…

Ve PKK medyası yaptı…

Türkiye niçin IŞİD´le savaşsın? yazısına devam et

DÖRT ADET KİTAP BASILDI

Fikirteknesi yayınevi kitap basmaya devam ediyor, ayda dört adet kitap basma programımız aksamadan sürüyor.

Temmuz ayındaki dört adet kitap basıldı, kitapların isimleri şöyle;

1-Aklın sınırları (Haki DEMİR)
2-İnsan ahlak hukuk (Haki DEMİR)
3-Matematik-1-Matematik ve Varlık (Haki DEMİR)
4-Müslüman şahsiyetin yeniden inşası (Haki DEMİR)

Haziran ayında basılan dört kitabımız şunlardı;

1-Modernist saldırı gelenekçi direniş (Atilla Fikri ERGUN)
2-Necip Fazıl (Haki DEMİR)
3-Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf teşkilatı (Hamza KAHRAMAN)
4-Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası (Hamza KAHRAMAN)

Ağustos ayında basılacak kitaplar inşallah şunlar olacak;
DÖRT ADET KİTAP BASILDI yazısına devam et

(PASKAL)

(PASKAL)

(NOT:Bu yazı “BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLAM TASAVVUFU ŞERHİ-1-” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Üstad, “(Paskal) üzerinde biraz duracağız.” ifadesiyle girer Paskal mevzuuna… Paskal (Üstad böyle yazar), cins kafadır, Necip Fazıl da cins kafa avcısıdır. Dehanın dehayı tanıması insiyakidir, bunun için ceht etmesi gerekmez.
Necip Fazıl, Paskal’ın kıymetini tespit ve teslim eder öncelikle; “(Paskal) üzerinde biraz duracağız. Bu adam evvela zekanın insanı tahrip edecek kadar üstün inkişafını ifade etmiş bir idrak… Marazi zeka… Dokuz yaşında riyazi kanunlar keşfetmiştir. (…….) Gitgide zekayı ve saf tefekkürü o hale getirmiş bir insan ki, artık zekanın kıymığı beynine batmıştır. Aklın son merhalesinde… Büyük bir buhran geçirir.” (Sahife-54)
Dehaların bir problemi var; saf zeka tezahürü olmaları… Dehalarda zeka o kadar yüksek ve keskindir ki, tüm zihni evrenlerini işgal eder. Necip Fazıl bunu hayatının ilk otuz yılında yaşamıştır ve aşina olduğu bir haldir. Merkezi iman, muhiti ahlak olan bir havza (zihni evren) olmadığında, dehaların zekası her şeyi kendine bağlayacak kadar güçlü ve keskindir. Felsefede zeka serazattır ve hiçbir tahdit edici ahlaki kaide ve hiçbir istikamet tayin edici deruni kuvvet bulunmaz. Necip Fazıl’ın, “Marazi zeka…” dediği nokta burasıdır, hiçbir kaide ile mukayyet olmadığı için, ilahlık iddiasına kadar varan bir kudrettir.
(PASKAL) yazısına devam et

*Matematik, varlığı tüm özelliklerinden tecrit etmiştir

(NOT:Bu yazı, “Matematik-1-Matematik ve Varlık” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Matematiğin merkezi hususiyeti tecrittir. Tecrit, tabiatı itibariyle irtifa kesbetmektir. İrtifa kazanmayan, kazandırmayan tecrit faaliyeti, varlığın hakikatine giden güzergahı bulamamıştır.
Mevcut matematik, tecritte irtifa kesbini (yani dikey tecrit faaliyetini) gerçekleştirememiştir. Mevcut matematik, dikey tecrit faaliyetini, yukarıya doğru irtifa kesbetmek maksadına (istikametine) tevcih edememiş, aksine dikey tecrit faaliyetini aşağıya doğru irtifa kaybetmek şeklinde gerçekleştirmiştir. Varlığı; hakikat, mahiyet, tabiat özelliklerinden tecrit etmiş, en basit, en sığ, en değersiz hususiyetini bırakmıştır, sayı ve şekil özelliği…
*
Varlığı tüm özelliklerinden tecrit etmek, sadece sayı ve şekle hapsetmek, materyalist felsefeyi doğurur. Varlığın hakikatine dönük hususiyetlerini ve tezahürlerini görmemek, materyalizmi tek felsefi telakki, tek varlık telakkisi olarak zihni evrene yerleştirir.
*Matematik, varlığı tüm özelliklerinden tecrit etmiştir yazısına devam et

NECİP FAZIL’IN TECRİT VE TERKİP İSTİDADI

NECİP FAZIL’IN TECRİT VE TERKİP İSTİDADI

(NOT:Bu yazı, “Necip Fazıl” kitabımızdan nakledilmiştir)

Üstadın tecrit istidadı mı yoksa terkip istidadı mı daha güçlüdür sorusunun cevabını net bir şekilde bulamadım. Tespitin zorluğu, Necip Fazıl’ın sadece ruhi-akli süreçlerinin peşinde olan bir filozof olmayıp, yeryüzünde mühim bir vazifesi olan ve bunun mefkuresini örmeye çalışan bir mütefekkir olmasından kaynaklanıyor. Bir mefkurenin peşine düşmek, onu vazife ve mesuliyet edinmek, zaruri olarak terkip faaliyetinde yoğunlaşmayı gerektiriyor. Mefkuresinin temeli olan terkip faaliyeti mesaisinin burada yoğunlaşmasına sebep olduğu için terkip istidat ve mahareti daha fazla görünür haldedir.
Tecrit cehdi, dünya görüşü örmekle meşgul olan bir mütefekkirin umursamayacağı bir maharet ve faaliyet değildir muhakkak. Tecrit faaliyeti olmadan terkip faaliyeti imkansızdır, öyle ki tecrit güzergahında ne kadar mesafe alırsanız terkip faaliyetini o kadar yüksekte yaparsınız. Terkip faaliyetini ne kadar yüksekte yaparsanız, o nispette hacimli bir terkipten bahsetmek mümkün olur. Bu manada tecrit ve terkip, birbirinin mütemmimidir. Dikkat, birisi diğerinin mütemmim cüzü değil, her ikisi de birbirinin mütemmim cüzüdür ve hangisiyle meşgulseniz diğeri onun mütemmimidir. Hal böyle olunca Necip Fazıl’ın vazife edindiği mefkuresini örmesi ve onun mücadelesini yürütmesi için tecrit hamlelerini ihmal edeceğini beklemek onu tanımamak veya tecrit ve terkip bahislerini anlamamaktır.
NECİP FAZIL’IN TECRİT VE TERKİP İSTİDADI yazısına devam et