Aylık arşivler: Eylül 2015

ÜÇ YARALI KAVRAM: ASABİYET KAVMİYET MİLLİYET

Üç yaralı kavram: asabiyet, kavmiyet, milliyet

İslâm, modernizmin öngördüğü “ulusçu” zihniyetle milliyet ve kavmiyetçiliğe karşıdır. Hazret-i Peygamberimizin “Kavmiyetçilik yapan ve kavmiyetçiliğe davet eden de bizden değildir” hadisi ve Veda Hutbesi’ndeki “Asabiyecilik ayaklarımın altındadır” mealindeki sözleri en temel ölçüdür.
Milliyet kavramına karşı olanlar, gerekçelerini Hazret-i Peygamberimizin “Kavmiyetçilik yapan bizden değildir. Kavmiyetçiliğe davet eden de bizden değildir” hadisine ve Veda Hutbesi’ndeki “Asabiyecilik ayaklarımın altındadır” mealindeki sözlerine dayandırırlar. Fakat hadisteki “Kavmiyetçilik” ve Veda Hutbesi’ndeki “Asabiyecilik”in, İslâmî bir kavram olan milliyetle aynı mânaya gelmediğine, aralarında mahiyet farkı olduğuna dair Bediüzzaman Hazretleri ve birçok İslâm âliminin görüşleri mevcuttur. “Kavmiyetçilik” ve “Asabiyecilik” duygusunun, İslâmî ölçüler içinde milliyetini sevmekle benzerliği yoktur. Efendimiz (s.a.v) kavmiyetçilik ve asabiyeciliği ırkçılık, kabilecilik, soyculuk mânasında kullanmış, başka kavim ve kabileleri hor gören, ezen anlayışı İslâm’a aykırı bulmuştur.
İslâmlaşmış Türkler tarihinin hiçbir döneminde“milliyet” asabiyesi gütmemiş, ırkçı olmamış, başka ırkları ezmemiş ve küçümsememiştir. İslâmî mânasıyla milliyetçi duygular taşıyanlar, Hz. Peygamberimizin buyruğu ile soyculuk asabiyesi yapılmayacağını bilirler: “Asabiyetçiliğe (kökenciliğe, ırkçılığa) çağıran bizden değildir. Asabiyetçilik için savaşan bizden değildir.”
ÜÇ YARALI KAVRAM: ASABİYET KAVMİYET MİLLİYET yazısına devam et

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MAHİYETİ -1-

İlmin Mâhiyyeti

Mahzen-Ül Ulûmda ilmin mahiyeti yapılmadan önce mahiyet kelimesinin tarifi yapılır. Bu tarife göre mahiyet, “şeyin kendisiyle var olduğu şey” dir. Yani; o, odur demektir. O odur demek ise, o şey o şeyin aynısıdır demektir. Müellif devam eder: Mahiyyet kelimesinin, mâ kelimesine mensûb demek olduğu da rivayet edilmiştir. Buna göre, mâhiyyet kelimesinin aslı, mâiyyet olup, adı geçen kelimenin mâ lafzından alınan masdarla karışmaması için, mâiyyet kelimesindeki hemde harfi “he” harfine çevrilmişdir. Bu mâhiyyet kelimesinde tercih edilen şekil, mâhüve kelimesinden nisbetden, ya’nî mâhüve kelimesinin ismi mensûb haline çevrilmesinden ibaretdir. Mâhüve ifâdesi mâ ve hüme kelimelerinden meydana gelmekdedir. Fekat bu iki kelime bir kelime gibi kabul edilmiştir. Mâhiyyet kelimesi ekseriyâ akl ile bilinen şeyler için kullanılır. Nitekim, insan sözünden, insanın hariçdeki varlığını göz önüne almadan hayvân-ı nâtık diye düşünülmesi bunun misâlidir.

Akıl ile bilinen şeyleri mâhiyyet olarak tanımlamak aynı zamanda mâhiyyetin işlevi hakkında malümat vermektedir. Şu sözlere dikkat; Aklî bir şeye, mâhüve [o nedir], süaline cevab olması i’tibâriyle mâhiyyet,  hariçte bulunması bakımından hâkikat, başkalarından farklı olması i’tibâriyle hüviyyet, ona mahsus özelliklerin kendisine nisbet edilmesi i’tibariyle zât, lafzdan anlaşılması i’ti’ariyle medlül, hâdiselerin üzerinde cereyan etmesi i’tibariyle cevher denir.

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MAHİYETİ -1- yazısına devam et

BİR AÇIKLAMA

Sitemizde eskisi gibi yoğun yazılar yayınlanmıyor, merak eden okuyucularımız için bir açıklama ihtiyacı hisssettik.

1-Terkip ve İnşa dergisi çalışmaları

Öncelikle yazarlarımız Terkip ve İnşa dergisinde yazıyorlar. Terkip ve İnşa dergisi, herhangi bir dergi olmayıp, İslam medeniyet tasavvuru ve inşaını” hedefleyen, bunun için hazırlanmış mevzu haritasını takip eden bir çalışmadır. Her sayısı bir cilt eser mahiyetinde ve kıymetindedir ve zaten ileride “Terkip ve İnşa dergisi külliyatı” olarak basılacaktır.

2-Telif çalışmalar
BİR AÇIKLAMA yazısına devam et

“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü”

“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü”

Hızır’ın getirdiği kırk derde deva ilaç gibi, İsmail üstüne yazılanları alır yüreğimde saklarım. Vakti saati geldi mi, İsmail üstüne kelimelerle gönül tâlimi yaparım. İsmail üstüne ulvi mânada yüreğimi kıvrandıran en fikirli sözleri M. İslamoğlu yazmış:

“Kurban, Hz. İbrahim ve İsmail’in tanıklığını çağa taşımaktadır. Bunu kimileri sembolik olarak taşır, kimileri de şu anda (…) İslâm topraklarında yaşandığı gibi bilfiil taşır, çağın İsmail’i olur. Çağın İsmail’i, çağın İsmail’leri! Bize et, size cennet düştü.”

HERKES KENDİ İSMAİL’İNİ KURBAN EDER
“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü” yazısına devam et

TETKİK İLİMLERİNE DAİR

TETKİK İLİMLERİNE DAİR

Tetkik ilimleri, bilgi üreten, bilgiyi keşfeden, bilgiyi arayan ilimlerdir. Tetkik ilimleri, şube şube terkip ilimlerinin altında mevzilenir. Tetkik ilimleri, bir taraftan “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün peşinden gitmek ve eşyanın hakikatine nüfuz etmektir, diğer taraftan, terkip ilimlerinin inşa ettiği mana mimarisini gerçekleştirecek mühendislik işlerini yapmaktır. Aşağıdan yukarıya doğru keşfetmek, üretmek, manalandırmaktır, yukarıdan aşağıya doğru, mananın suretini inşa etmek mana bütünlüğünün bilgi malzemesini temin etmek, mananın hayatta “gerçekleştirilmesi” için ihtiyaç duyulan manivelaları temin etmektir.

Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinin tatbik ilimleridir. Tatbik ilimlerinin ise kaynağıdır. Terkip ilimlerinde mana kazanan, mana haritasında yeri tespit edilen bilgiyi, hikmet sarayının inşasına elverişli malzeme haline getirmektir. Hikmet sarayının mimari planında ihtiyaç duyulan malzemeler üretmektir.

TETKİK İLİMLERİNE DAİR yazısına devam et

Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Kurban günündeyiz. İsmail’den kurbanlar geçiyor yüreğimizin üstünden. Her yer İsmail, her yer kurban! Bir yanımız İsmail, bir yanımız İbrahim.

İbrahim ve İsmail olmaya çağrılıyoruz. İsmail’in boynuna bıçağı süren kendini İbrahim gibi bilmeli, bıçağı İbrahim gibi tutmalı.

İsmail, İbrahim’in imtihanı. İbrahim ulvî ateşler içinde. Karşıdan İsmail geliyor. Allah’ın emrine uymuş, vecd ve iman içinde kurban olmaya duruyor. Kurban, Allah’a yakın olmaktır. İsmail, imtihanı geçen kurban.
Haydi inananlar! Bugün bir İsmail alın yanınıza. İbrahim gibi olup İsmaillerinizi kurban edin. İsmail gibi olup kurban olun Allah’a, ümmete ve sevdiklerinize.
Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı? yazısına devam et

MUSTAFA YILDIZ İLE “ZAMAN-MEKAN-İDRAK” KONULU MÜLAKAT

MUSTAFA YILDIZ İLE MÜLAKAT

Mülakatın takdimi

Türkiye’de efkar-ı umumiyeyi tarassut altına alıp, ilim ve tefekkür derinliği olan kıymetleri keşfedecek ve onlara itimat ve itibar nişanları verecek bir müessese yok. Herhangi bir maden (mesela petrol) araştırması için yüzlerce milyon dolarlık bütçeler ayıran devlet, insanın altın madeni olan tefekkür ehlini bulmak ve demir madenine gösterdiği kadar itibar göstermek hassasiyetine sahip değil. Böyle bir hassasiyetin müessesesi de kurulmadığı için, itimat ve itibar merci ve merkezleri, medyanın şovmenleri tarafından hoyratça işgal edildi. Bu hususta tek teklif sahibi olan Necip Fazıl’ı rahmetle yad etmek ve “Başyücelik Akademyası”nı hatırlamak manevi mesuliyetimiz gereğidir.

Terkip ve İnşa dergisi, tüm ülke sathını takip ve tetkik edecek kaynaklara ve imkanlara sahip değil, bununla birlikte manevi mesuliyetini yerine getirmek için, sadece ilim ve tefekkürdeki teçhizat ve maharetini esas alarak “altın madenlerini”, acizane tespit etmek gayretindedir. Kıymet bilmeyenin Allah Azze ve Celle nezdinde de kıymetinin olmayacağı hikmetince, tespit edebildiğince ehl-i ilim ve ehl-i tefekkürü nazara vermek gayretindedir.

Hakiki ilim ve tefekkür ehlinin, “ben varım, buradayım” diye avazı çıktığı kadar bağırmadığını, böyle bir edayı edebe mugayir bulduğunu biliriz. Ülkedeki medyanın da, kıymetli insanları keşfetmek için bir kuruşluk mali kaynak ve bir saniyelik mesai tahsis etmediği de malum. Bu hal, ülkenin fikir ve ilim hayatının neden inkişaf etmediğinin de hulasası olsa gerek.

MUSTAFA YILDIZ İLE “ZAMAN-MEKAN-İDRAK” KONULU MÜLAKAT yazısına devam et

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 7. SAYISI BASILDI

Dergimizin 7. sayısı basıldı, inşallah pazartesi (21.09.2015) postaya verilecektir.

Dergimizin muhtevası şöyle;

FİHRİST
Takdim Adnan Köksöken
Mutlak ilim, nispi ilim, izafi ilim Abdullah Tatlı
Tetkik ilimlerinin ana tasnifteki yeri İbrahim Sancak
Tetkik ilimleri Haki Demir
Tetkik ilimleri ve bilginin deveranı Ebubekir Sıddık Karataş
Bilgi evrenleri arasındaki deveran Selahattin Adanalı
Tetkik ilimleri mecrasının terki ve medeniyetimizin çöküşü Atilla Fikri Ergun
İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür” Ahmet Doğan İlbey
İlim telakkimiz ve tetkik ilimleri A.Bülent Civan
Tetkik ilimleri hakkında Metin Acıpayam
Terkip ilimleri yoksa tetkik ilimleri anlamsızdır Ahmet Kamil Tuncer
İlmi inkişafın emniyetli çerçevesi Faruk Adil
Tetkik ilimleri, keşif mahareti ve nevzuhur düşünceler Nurettin Saraylı
Mustafa Yıldız ile mülakat
İlimlerin tasnifinin altyapısı tetkik ilimleridir Ramazan Kartal
Tetkik ilimlerinde ihtisaslaşma nasıl olmalıdır Alihan Haydar
Tetkik ilimleri ve “mevzu haritası” Osman Gazneli
Kitap tanıtımı Rıfat Boynubükük

KABİL GÖMLEĞİ ÜZERİMİZDEYKEN İSMAİL KURBAN’IN NERESİNDE

KABİL GÖMLEĞİ ÜZERİMİZDEYKEN İSMAİL KURBAN’IN NERESİNDE

Bazı kelimeler vardır tadına doyulmaz:kurban,gardaş,gönül,can,dost ve daha nicesi…Ama kurban kelimesi zihnimizde,kalbimizde hem masum Habil’i,hem teslim olmuş İsmail’i taşır ki şuurlu veya şuursuz kullanılsın kurban denildiğinde bir adanmışlık,yakınlık,sözün muhatabına candan yaklaşımı hissettirir.Dini anlamda ise kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi özel olarak da Alllah’a yakınlık sağlamak yani ibadet(kurbet) amacıyla belli vakitte belli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
KABİL GÖMLEĞİ ÜZERİMİZDEYKEN İSMAİL KURBAN’IN NERESİNDE yazısına devam et

Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri

Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri

Dindar ve ümmetçi Kürt kardeşlerimiz özerklik konusunda tavırlarını netleştirmelidir konulu yazımıza birkaç cevabî mektup daha geldi. Bunların içinden mektubuna “HDPKK Gerçeği” başlığını atan Diyarbakırlı Faruk Sevgi,‏ Kürt olarak Türkiye’nin bütünlüğünden kopmanın doğru olmadığını anlatıyor. HDPKK’nın Türkiye’ye zarar verdiği gibi, bütünlük içinde olmak isteyen dindar Kürtlere de zarar verdiğini söyleyerek devletin âcilen yapması gerekenleri bizzat yaşadığı tecrübelerden hareketle belirtmiş. Hülâsası şöyle:
Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri yazısına devam et

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- FİKRİN MERTEBELERİ -2-

Fikrin Mertebeleri

Şu sözlere dikkat:

Dimagda sıralanmış olan üç batndan her biri, kalpten dimâga çıkan rûh-ı nefsâni ile dolu olup, herbirinde bir çeşid his ve idrâk bulunduğundan, nefsin kuvve-i mudrikesi onlarda da mevcuttur. Dimâgda bulunan [görünmeyen] beş kuvvetin birincisi, (hiss-i müşterek), ikincisi hayal, üçüncüsü, (kuvve-i vahime), dördüncüsü, (kuvve-i hafıza), beşincisi, (kuvvei müfekkire) dir.

1-      Hiss-i Müşterek: Bu duygunun yeri beynin önündedir. İnsan beş duyu organlarından idrak ve hissettiği herşeyi hiss-i müşterek vasıtasıyla idrak eder.

2-      Kuvve-i Hayâl: Beynin birinci boşluğunda bulunan bir kuvvettir. Beynin bilgi deposudur. Mahzen-Ül Ulûmda Kuvve-i Hayâl ile alakalı “hiss-i müşterekde resm edilen hissî suretleri kayderederek korur izahı vardır. Yani hiss-i müşterekin hazinesi durumundadır. Duyu organlarıyla unutulan suretler kuvve-i hayâl vasıtasıyla hatırlanır.

3-      Kuvve-i  vâhime: Dimâgdaki üçüncü batnın önünün birinci tabakasında bulunan bu kuvvet marifetiyledir ki, görünen his organlarıyla his edilen eşyanın halleri, kendilerine mahsus parçaları ve sıfatları bu kuvvet vasıtasıyla idrak edilir. İki dostun muhabbeti ve nefreti, ana babanın evladına karşı muhabbet beslemesi, düşmanını idrak ve his etmek kuvve-i vâhimeye misaldir.

4-      Kuvve-i Hafıza: Kuvve-i vâhime ile idrak olunan cüz’i ma’nâlar kuvve-i hafıza ile muhafaza edilir. Mahzen-Ül Ulûmda belirtildiği üzere, kuvve-i hafıza vehmî suretlerin hazinesi makamındadır.

5-      Kuvve-i Müfekkire: Bu kuvvet, hiss-i müşterek ve kuvve-i  vâhimeile idrak olunan hissî suretlerde ve cüz’i ma’nâlarda terkîb ve tahlil suretiyle tasarrûfda bulunur. Bu sebeble bu kuvvet dimagda bulunan kuvvetlerin en üstünüdür. (Mahzen-Ül Ulûm s.14)

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- FİKRİN MERTEBELERİ -2- yazısına devam et

NUMARALI BLOKLARIN ÇOCUKLARI

Numaralı Blokların Çocukları

Bizim doğduğumuz evler bilmediğin evdi
Bildiğin evdi diyemem
İnek,koyun ,kuzu öldüğünde yas tutulur
Teraziler kurulurdu ve ahbabın komşunun merhameti
Ölenin yerine yenisini koymak için koşardı teraziye
Hane halkı nasıl yiyebilirdi ki Sarıkızın etini
Evler bir namla bilinir
Evler ki Türkmen dergahıydı
Eve dergaha girilir gibi girilir
Kör Mehmetlerin evinin kapısı açılmadı bugün
Deli Hüseyin sabah sabah telaşla giderken görülürdü
Bir kıymetli aş pişse
Yaşlı,hasta,loğusa,emzikli hesap edilir
Öyle yenirdi
Çocuk dedenin ve ebenin dilinde büyür
Yüreğinden nağmeler devşirilirdi
Oyuncaklar ağaçtan kay kaylar kayadan beri
Şimdi tarihe döndü bizim evler de
Kapitalizm ve postmodernizmden beri

NUMARALI BLOKLARIN ÇOCUKLARI yazısına devam et

Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları

Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları

Müslüman bir Kürt kardeşimiz Milan… gönlü kırık ve kısa bir mektup göndermiş:

“Dindar ve ümmetçi Kürtlerde resmi dil ve özerklik istiyorsa..” başlıklı yazınızı üzülerek okudum.. Bizler anadilimizde eğitim hakkı istemeyelim de Fransızlar mı istesin? Her şeye siyaset nazarıyla bakarsanız yanılırsınız. Maalesef ümmetçilik siyasi bir proje olarak görülüyor ve ümmetçilik adı altında tek tipçi yaklaşımlar sergileniyor. “ümmetçilik = Türkçe eğitim” ise bence sorun dindar Kürdlerde değil ümmetçi olduğunu iddia eden Türklerdedir…” Milan beyin şahsında bütün dindar Kürt kardeşlerimize düşüncelerimi bir daha belirtmek istiyorum:

Önce selâm ederim. Adı geçen yazımın maksadı bölünme ve özerk devlet isteği bağlamında bir yaklaşımdı. Bizzat dindar Kürt ve Türk meselesi değildir. HDPKK eliyle Türkiye’nin yaşadığı terör kıskacında dindar Kürt kardeşlerimiz şu sıralar bu örgütün yaydığı “algı” ya karşı “özerklik” gibi bölünmenin ilk basamağı olan bir duruma açıkça karşı olduğunu beyan etsin istedik.
Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları yazısına devam et

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- İLİMLERİN MENŞEİ -1-

İlimlerin Menşei (Kaynağı)

Mahzen-Ül Ulûmda ilimlerin menşei insan fikrine dayandırılır. Ma’lüm olduğu üzere insan, his, hareket, gıdâ ve sâir zarûrî ihtiyaçları bakımından, diğer hayvanlar ile müşterek olduğu halde, sahip bulunduğu fikir ve idrâk ile diğer hayvanlardan mümtazdır.

Necip Fazıl’ın yukarıdaki sözlere nisbeten söylediği; İnsan başını hayvan başından ayıran tek hasse, mücerret fikirdir. Buradan hareketle Mahzen-Ül Ulûmda ilimlerin menşei insan merkezli olarak ele alınmıştır. Zira insanı diğer mahlukattan ayıran en hususi farkı fikre muhatap olmasıdır. Hayvanların hepsi, insana o fikir cevheri sayesinde itaat edip, emrine girer. İnsanoğlu bu sebeble diğer mahlukatın pek çoğundan üstün ve faziletlidir. Bu ifadelerden hareketle Mahzen-Ül Ulûm eserinde  ilimlerin ve sanatların menşei, insana dayandırılır.

İnsanı ilimlerin ve sanatın kaynağı yapan fikir mefhumu ise Mahzen-Ül Ulûmda şu sözlerle izah edilir:  “Fikir, öyle bir mutlak idraktir ki, o idrak, ona sahip olanın eşyayı his ve şuurundan (anlamasından) ibarettir. Buradaki “mutlak idrak”  tabiri müellifin beyanında olduğu üzere, bütün varlıklardan olan, hayvanlarda, bitkilerde ve cansız varlıklarda mevcut olmayan şeydir.

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- İLİMLERİN MENŞEİ -1- yazısına devam et

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ
Öncelikle cepheler tespit edilmeli, cepheler tespit edilmeden kimin nerede duracağı belli olmaz. Ana cepheler tespit edilmemişse, içtimai kaos kaçınılmaz olur. En kötüsü kontrolsüz kaostur. Kaos olabilir ama karargahın kontrolü kaybetmemesi gerekir, bu sebeple ana cephelerin tespiti şarttır.
Bir toplumu baştan sona örgütlemek imkansızdır. Toplumun tamamının örgütlenmesi, kuruluşlar, kurumlar, teşkilatlar vasıtasıyla değil; fikirler, tatbikat planları, stratejilerle gerçekleştirilebilir. Toplum, kalb ve zihin dünyasında oluşacak inanç, fikir ve tavır ile örgütlenir. Bu, doğal bir örgütlenmedir, dost bellidir, düşman bellidir, sadık bellidir, hain bellidir. Bunu mümkün kılan ise öncelikle ana cephelerin tespit ve halkın buna ikna edilmesidir.
Bir kısım insanı örgütlemek mümkün ama ülkede yaşayan halkın tamamını veya büyük bir kısmını örgütlemek çok zor. Halkı örgütlemenin yolu, zihni kodlamadır. Fikir ve ilim adamı olmayan, yüksek seviyede idrak istidadı taşımayan halkın örgütlenmesi, zihni dünyasındaki “dost-düşman” kodifikasyonu ile gerçekleştirilebilir. Bu ve başka sebeplerle, halkın zihni kodifikasyonunu gerçekleştirebilmenin ilk merhalesi, ana cephelerin tespit ve ilan edilmesidir.
NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ yazısına devam et

NE YAPMALI-1-GİRİŞ

NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz açık. Olağan zamanlarda yaptıklarımız, olağan alışkanlıklarımız bu dönemde ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğinin emsali olmaz. Meseleyi olağanüstü şartlar çerçevesinde değerlendirmek, neler yapılması ve nelerden uzak durulması gerektiğini tespit etmek gerekiyor.
*
Önce nelerin yapılamayacağını ve yapılmaması gerektiğini doğru ve net bir şekilde tespit etmeliyiz. Nelerin yapılamayacağı meselesi, biz istesek de muhatapların düşünce kökleri bakımından yapılması mümkün olmayan işlerdir, bunları yapma çabası beyhudedir, yapılmasının mümkün olmadığını anlamamak ise ahmaklık alametidir. Neleri yapmamamız gerektiği meselesi ise muhataplarımız yalvarsa da yapmaktan uzak durmamız gereken işlerdir.
Düşünce kökleri itibariyle Batılılaşmış olan guruplar, anlaşma yapılamayacak, birlikte hareket edilemeyecek cinstendir. Milletin ve memleketin felahı ve bekası için bunlarla anlaşmak, birlikte hareket etmek mümkün değildir. Bunlar, bu milletin can düşmanıdırlar, memleketin fikir hainleridir. Bunların anlaşma masasına oturması sadece stratejik manevradan ibarettir ve asla gerçek anlamda “anlaşma” düşüncesine sahip olmazlar. Bunların taahhütlerine itimat etmek, akrebin sözüne güvenmekten daha ahmakçadır. NE YAPMALI-1-GİRİŞ yazısına devam et

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile

Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Necip Fazıl, kaynağını İslam’dan aldığı İman, Fikir ve Aksiyon davasını mecrasına akıtan, içe dönük fert muhasebesi ve dışa dönük cemiyet mücadelesinin remz şahsiyetidir.

 METİN ACIPAYAM: Necip Fazıl ismini zihni ve kalbi dünyanızda nereye oturtmaktasınız?

MEHMET KAYA: Zihni ve kalbi derken her ikisini de birbirinden ayırmadan ya da birbiri ile irtibatlı şekilde cevap vermek daha doğru olur. Zira Üstad maddeye mana gözü ile bakmayı bizlere öğreten, eşya ve hadiseyi zapturapt altına alırken mana âlemine mahkûm eden bir dünya görüşünün sahibi. Ruh ve mana adamı Necip Fazıl. Bu minvalde iyi, güzel ve doğruyu topyekûn Allah ve resulü davasında toplayan bir manzumeyi örgüleştiren, anlayışı yenileme davasının son mimarı olarak takdim edilebilir. Eşya ve hadiseler karşısında İslam’ın hakikatine nispetle nasıl bir tavır alacağımızı gösteren adamdır Necip Fazıl.

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat yazısına devam et

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA
Tayyip Erdoğan paralel ihanet örgütüne her istediğini verdi, onlar sinsice Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Tayyip Erdoğan seksen yıllık Kemalist rejimin zulümle ürettiği ve büyüttüğü Kürt meselesini, “siyasi hayatıma mal olsa da çözeceğim” dedi, cumhuriyet tarihinde Kürtlere en fazla hakkı verdi, HDP ve PKK ihanet örgütü Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Erdoğan, tüm dünyanın İran’a karşı cephe aldığı dönemde İran’ı destekledi, İran ve Şiiler Erdoğan’ın kuyusunu kazdı.
Bu misaller, kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti, kapalı kapılar arkasında değil. Paralel ihanet örgütü, bu ülkede herkes gibi Kemalistlerden zulüm gördü, Erdoğan geldi onların zulmünden kurtardı, onlar sinsi ihanet planlarıyla darbeye kalkıştılar. Kemalistler seksen yıldır Kürtlere, çarşıda bile Kürtçe konuşturmadı, Erdoğan geldi Kürtçe televizyon bile kuruldu, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP ve PKK ihanet örgütleri, sinsi planlarla silah depoladılar. DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA yazısına devam et

Adam gibi devlet ve istihbarat olsaydı bu şehitler verilmezdi

Adam gibi devlet ve istihbarat olsaydı bu şehitler verilmezdi

Nato’nun “Dördüncü büyük ordusuymuşuz.” Otuz yıldır düzenli bir ordu olmayan HDPKK terör örgütüyle baş edemeyen ordunun kemmiyet olarak Nato’nun dördüncü ordusu olması zamâne savaşlarında bir şey ifade etmiyor.

Keyfiyet lâzım. Yâni yeni savaş metodlarına ve birinci elden kuvvetli istihbarat imkânına sahip ordu veya polis kuvveti gerek. En küçük birliğin dahi operasyona çıkmadan önce inisiyatif kullanma yetkisi olmalı.

Yola çıkmadan önce teröristlerin her adımına, her faaliyetine dair istihbarat edinmeli. Yukarıdan aşağıya hiyerarşik bilgi ve tâlimatın irade zaafına sebebiyet verdiği bilinen bir gerçek.

Bugünkü askeri teknolojisiyle yola çıkan askerî birlik operasyon ve takip yapılacak güzergahta mayın olup olmadığını her beşyüz metrede bir tesbit ederek hareket etmeli değil midir?
Adam gibi devlet ve istihbarat olsaydı bu şehitler verilmezdi yazısına devam et

ZENGİNİMİZ BEDEL VERİR, ŞEHİDİMİZ FAKİRDENDİR

Zenginimiz bedel verir, şehidimiz fakirdendir

Şehit annesinin, oğlunu yoksulluk içinde büyüttüğünü anlatması üzerine, kadın astsubay, “Teyzem bilmem mi? Zengin olan asker de olmaz, şehit de…” deyince, tâ Yemen’den başlayıp Güneydoğu’ya kadar demet demet olup uçmağa gitmiş şehitlerin ateşi düştü yüreğime.

HDPKK’nın kan döktüğü Güneydoğu’dan ne zaman bir şehit haberi duysam bir Yemen türküsü sarar yüreğimi. Tereddüt yok içimde; gözyaşı, dua ve cennet müjdesi yeter.

Anadolu’nun dört bucağından dualarla, davullarla, marş ve türkülerle uğurlanan, gidip de sağ dönmeyen asker ve polislerimizin ay yıldızlı bayrağa sarılı şehitlik tabutları kırmızı gül demeti gibi bir bir gelmeye başlayınca, “zenginimiz bedel verir / askerimiz fakirdendir” ağıtı içimde ukde olur; kâfire ve düşmana belli etmeden “adâlet nerede?” diye kabarır duygularım.
ZENGİNİMİZ BEDEL VERİR, ŞEHİDİMİZ FAKİRDENDİR yazısına devam et