Aylık arşivler: Kasım 2015

AKL-I SELİM programı her pazar Vuslat tv’de

Vuslat televizyonunda her pazar AKL-I SELİM programı yapılıyor, akşam saat 22.00 de yayınlanıyor. Program, Selahattin Sevmez’in yönetiminde yazarımız HAKİ DEMİR ve ŞEVKİ KARABEKİROĞLU’nun katılımı ile gerçekleşiyor.

Bu haftanın mevzuları: kültür ve medeniyet şehri meselesidir.

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MÂHİYYETİ İLE ALÂKALI İHTİLÂFLAR -3-

Felsefecilere ve bazı kelâm âlimlerine göre, bir şeyi bilmek, o şeyin zihinde varlığını îcâb ettirir mi? Yâhud kelâm âlimlerinin çoğuna göre, bir şeyi bilmek, bilen ile bilinen arasında zihinde bir alâkadan mı ibâretdir? Bu mes’elede ihtilâf  olundu.

Birinci görüşe göre, bir şey hakkında ilm ya’nî bilgi hâsıl olunca, o ilmden üç husûs ortaya çıkar. O husûslardan birincisi, hâsıl olan sûretin zihnde hakîkat olmasıdır. İkincisi, o sûretin zihnde şekillenmesidir. Üçüncüsü, o sûret sebebi ile nefsin te’sîr almasıdır [ya’nî etkilenmesidir]. Bu açıklamalara göre, ilmin, bu üç sûretin hangisinden ibâret olduğu hakkın da ihtilâf vardır.

Ülemâ ve hükemâdan bir kısmı, ilmin, ancak yukarıda bahs edilen üç sûretden ibâret olduğunu söylemişlerdir. Bu sebeble ilmin keyfiyyet veyâ infiâl veyâ izâfe cinsinden olduğuna dâir ihtilâf edilmişdir. (Keyfiyyet, bir şeyde yerleşmiş olan hâldir. İnfiâl, başka şeyden te’sîr sebebiy le müteessîrde [te’sîr alanda] meydâna gelen durumdur. İzâfe, iki şeyden birinin düşünülmesi, ancak diğer şeyin düşünülmesiyle hâsıl olan, birbirine bağlı olarak tekrâr eden hâldir. Babalık ve oğulluk gibi, ya’nî baba düşünülünce çocuk da hâtıra gelir. Çocuk düşünülünce baba da hâtıra gelir.)

MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -3- İLMİN MÂHİYYETİ İLE ALÂKALI İHTİLÂFLAR -3- yazısına devam et

İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi

İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi

Medine, İslâm’ın yaşandığı ilk yer… Bundandır ki Medine’yi anlamadan medeniyet anlaşılmaz. Medine’nin özü ve kalbi câmidir.

İstikametini kaybedip modernleşme dönemlerine kadar câmi Müslüman hayatının kurucu görevini taşır. Bu ilâhî görevdendir ki Mescid-i Nebevi eğitim ve tahsilin, devlet idaresi ve şeklinin ölçüsü ve kaynağıdır. Ulvî ve toplayıcı fonksiyonundan dolayı İslâm’ın ve Müslümanların kuruluş ve ümmet oluş merkezidir.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm, Medine’de inşa ettirdiği Mescidi-i Nebevi’yle hayatın merkezine mabet yerleştirerek câmi merkezli bir medeniyet kurmuştur. Câmi ile ev evvel İslâm’ı ve imanı muhafaza etmeyi, sonra bu iman sayesinde cemiyeti İslâmca bir hayata dönüştürmeyi buyurmuşlardır.

CÂMİ MERKEZLİ BİR MEDENİYET…
İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 9. Sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Fikirteknesi yayınevi ile Terkip ve İnşa dergisi kadrolarının en mühim hususiyeti, “Mevzu Kaşifi” olmasıdır. Bir meseleyi, ikna ve tatmin edici çapta izah etmek, bir meselede kayda değer fikir imal etmek başka bir iştir, bir mevzuun olduğunu, olması gerektiğini, ona ihtiyaç duyduğumuzu keşfetmek başka bir iş… Mevzu olmadığında, mevzua ihtiyaç duyulmadığında, mevzuun ihtiyaç olduğunun farkına bile varılmadığında imal-i fikirde bulunmak beklenmez. Önce mevzuu keşfetmek, ortaya çıkarmak, ihtiyacımız olduğunu göstermek gerekiyor. Terkip ve İnşa Dergisi 9. Sayı TAKDİM YAZISI yazısına devam et

Sizin Dükkânınız Neresidir?

Sizin Dükkânınız Neresidir?

Üstadlar, “sorulunca konuşun” demişler. Gönlüme sürur geldikçe çokça kullandığım “Dükkân” yahut “Cuma Kapısı” ifadelerinin ne mânaya geldiğini soranların sayısı artınca anlatmak vâcib oldu.

“Aşıksızları gördüm ise, yolda kaldı / O sebepten aşk dükkânını kurdum ben işte” diyen Ahmet Yesevi Hazretleri gönül alışverişine çıkanlar için gönlünü ve dergâhını “aşk dükkânı” yapmış. Bu sebeptendir ki dükkân kelimesi nezdimizde muteberdir.

Herkesin gittiği bir dükkân vardır elbette. Alıp satılan şeyler farklı. Her dükkânda cem olunmaz, gönül alınıp satılmaz. Bu dükkân neresidir? Avamın dükkânı bakkal, kasap türündendir. Meselâ, Üsküdar’da bir “Attâr Dükkânı” vardı. Okuyanlar bilir ki orası âriflerin sohbet edip gönüllere şifa dağıttıkları bir dükkândı.
Sizin Dükkânınız Neresidir? yazısına devam et

TAMER MURAT İLE “MÜZİK VE MUSİKİ” BAŞLIKLI MÜLAKAT

 

Metin Acıpayam: Klasik müziğimizin insanı içine alıp berrak ve saf duyguların dünyasına taşıdığını biliyoruz. Bizdeki musiki, gayet tedrici ve manaperest iklimde var edilmiştir. Nefs’e dokunmadan ruhu okşayan ve zevk-i selimi, sanati manada inşâ eden musikimiz, vakar vakumlayan hususiyete sahiptir. Buradan hareketle ne söylemek istersiniz?

Tamer Murat: Derginizin bu sayısının kapak dosya konusu,  Medeniyet Akademisi başlıklıdır. Bizde meselemizi konuşurken kapak dosya konunuz üzerinden hareket edelim. Medeniyet Akademisinden kastınız, İslam Medeniyet Akademisidir şüphesiz. Bu açıdan bakıldığında görülecektir ki, İslam Medeniyet tarihimizin merkezinde musiki vardır. Türk musikisi birçok makamdan meydana gelmiştir. İnsanın tüm mizaç ve meşrep haritasını sizin de belirttiğiniz üzere burada bulabilirsiniz. Kadim tarihimizin ilk yıllarına bakılırsa görülecektir ki, musikimizin tüm makamlarında insanın hatta tüm mahlûkatın mizaç hususiyetlerini görebilirsiniz. Yani musikimizin her makamı ve her perdesi, aynı zamanda insandır, hayvanattır, nebatattır. Kadimde yırtıcı hayvanların hüzzam makamıyla uysallaştırıldığı bilinmektedir. Yani buradan anlıyoruz ki, insanın terbiyesinden ziyade hayvanların bile terbiyesini sanatla yapan ecdadın çocuklarıyız.

TAMER MURAT İLE “MÜZİK VE MUSİKİ” BAŞLIKLI MÜLAKAT yazısına devam et

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi Müessese Modeli -1-

 

 Birinci Fasıl

  1. Madde: Müzik sanatını bedii sanatlar dâhilinde öğretmek ve kadim İslam tarihinde muteber müzik eserlerinin tetkikinin yapılıp yayımlanması ve musikiyle beraber hayatın ihya ve inşâ edilmesi maksadıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığınca ilim ve ihtisas erbabından oluşturulmuş müzik encümeninin teşkili ve “İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi” adıyla açılmıştır.

 

  1. Madde: Müzik Encümeni ilgili Bakanlık müessesesince seçilmiş bir başkan ve üç ikinci başkan ile uygun sayıda âzâdan oluşturulmuş fahrî bir ilmî heyettir. Encümen başkanının ve yardımcılarının muhakkak surette ehl-i tasavvuf olmaları zarurettir.

 

  1. Madde: Encümenin temel görevleri: Müzik sanatını ilim-irfan-hikmet ile beraber görüp değerlendirmek… Kadim İslam Tarihinde “edvar” diye tabir edilen ve eski müzik kitaplarını latinize etmek ve halkla bu eserleri buluşturmak. Bu eserlerde bulunan hüküm ve kuralları toplayıp bir araya getirerek musiki ve müzik meselesini nazariyat şekline sokarak musiki şuuru verebilmek. Bu şuuru teganni usulünün îka kuralları dairesinde icra olunmuş sebeplerinin elde edilişine tevessül etmek, toplanan bilgilerin ve kayıtların lüzumuna göre ayda bir veya birden fazla risale, kitap neşretmek ve geçmiş zamandaki kadim eserlerin yayımlanmasına titizlikle delalet etmek,

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi Müessese Modeli -1- yazısına devam et

“İNSANLAR KIYICIYDILAR KİTAPLARA KAÇTIM”

“İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım”

Her şeyini kitaba yatıran, yarın ölecekmiş gibi vaktinin bir dakikasını dahi kitaptan ayrı yaşamaktan hicap eden, kitapları su gibi içen, hava gibi soluyan, kitaplara su, hava ve ekmekten daha fazla ihtiyaç duyan, nikahlı eşi gibi yanında hiç ayırmayan, bu uğurda otuz sekiz yaşında gözlerini tamamen kaybeden âmâ üstadım Cemil Meriç’in tefekkür mücadelesinin neresinden geçer, zihinleri “görsel teknoloji”yle çürümüş şimdiki zaman insanları.

On bir yaşında başlayıp bir ömür boyu devam eden okuma aşkından dolayı gönlünden beyninin bütün kıvrımlarına kadar kitapla meczolmuş hayatını kaç kişi biliyor? Gözleri görmez olunca her gün saat saat başkasına okuttuğu kitapları, gören gözlerle okuyan birinden daha kavî bir aşkla dinlemiş ve yazdırdığı notlarını kitaplaştırmış bir kahramandı o.
“İNSANLAR KIYICIYDILAR KİTAPLARA KAÇTIM” yazısına devam et

“SOFRAYI KİM KURSUN”

“Sofrayı Kim Kursun?”

Modernizmin, yâni Cumhuriyet Batılılaşmasının toplum yapımızda açtığı yaralar ve sebep olduğu değerler kaybından biri de kadın hakları ve eşitliği üzerinden yaptığı tahribattır.

Batılı toplumun lâ-dinî ve seküler anlayışa göre aldığı kadının yeri, rolü gibi sözde “çağdaş” yapının taklidi ve yayılmasıyla bizde de böyle bir bozuk ve bünyemize ters bir kadın hak ve eşitliği maalesef şu sıralar köpürtülerek öne çıkartılıyor.

Hem resmî politika hem de sivil kuruluşlar tarafından alabildiğine bir sosyal siyaset olarak öne çıkarılan kadının hakları ve eşitliği anlayışının zemini ve hedefleri temel, yâni İslâmî değerlerimizden hayli uzak ve bir müddet sonra arazları çıkacak olan bir sosyal politikadır.
“SOFRAYI KİM KURSUN” yazısına devam et

“Ya Tahammül Ya Sefer’den Bize ‘İstikrar’ Düştü!”

“Ya Tahammül Ya Sefer’den Bize ‘İstikrar’ Düştü!”

Sivas’ın soğuğu gibi, eriyip ılıtmayan, gevşetmeyen ve diri tutan fikirli şair dost Memduh Atalay “Hayırlı ömür dilemiş ve Göktürklerden günümüze tüm Türklerin, devrimci olanlarının selâmı ile selâm…” göndermiş, aleykümselâm, aldım başıma koydum.
Sonra da: “Hâlinden memnun bir devrimci (Marksist-sol mânada değil) en kötü muhafazakârdır. Devrimcinin hayatında istikrara yer yok” demiş ve bu fakiri “ilk kez tenkid eden bir yazı yazdığını” beyan etmiş.

Ne kadar sevindim ey azizan! Tenkide çok muhtacım şu sıralar. Keşke tenkidini ilk defa değil, çok defa yapsa idi, fikir ve muhayyilemin güçsüzlüğüne derman olurdu, inanınız.
“Ya Tahammül Ya Sefer’den Bize ‘İstikrar’ Düştü!” yazısına devam et

ALİ HIŞIROĞLU İLE MÜLAKAT

Konu: İslam Tefekkür Mecrası ve Necip Fazıl

Mülakat: Metin ACIPAYAM

Mülakat: 

Metin Acıpayam: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

ALİ HIŞIROĞLU İLE MÜLAKAT yazısına devam et

İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT

İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT
Fethullah Gülen’in kurduğu çağdaş haşhaşiler örgütü deşifre oldu. Hem siyaset hem de cemiyet nezdinde deşifre olduğu için artık meşruiyeti kalmadı, devlet ve cemiyet nezdinde meşruiyeti kalmadığı için tasfiye hamlesine karşı direnme ve varlığını muhafaza etme imkanı bitti. Fethullah Gülen’in her hafta çıkıp bir şeyler zırvalaması, teşkilatını ve bağlılarını elinde tutmak için yeminler ve beddualar etmesi, tükenmişlik sendromunun tezahürüdür. Paralel ihanet örgütüne karşı tasfiye sürecinin de ciddi ve kararlı şekilde devam etmesi, devlet ve cemiyetteki artıklarının da temizleneceğinin alametidir.
Artık ikinci paralel ihanet örgütünün gündeme alınması zamanı geldi. İkinci paralel örgüt, Şia ve onun bin bir şekle girmiş köpekleri…
Fethullah Gülen’in paralel ihanet örgütü yenidir. Fethullah Gülen, takiyyeyi yeni öğrendi, Şia isimli muta nesepsizleri ise takiyyenin asırlarca süren kültürüne sahip. İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT yazısına devam et

Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı

Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı

Milliyetçi düşüncenin Meşrûtiyet ve Cumhuriyetle sürüp gelen yapısı “millet” kavramının asıl mânasıyla mutabık olmadığı için problemli çizgisi hâlâ devam etmektedir.

Dolayısıyla “Ben milliyetçiyim” diyenlerin bir kısmı iyi niyetli olsa da bu çizgi üzerinde gidildiği müddetçe Türkiye’yi “millet” etrafında yekpâre olarak toparlayıp hâdimül bir Türk devletinin iktidarına erecekleri mümkün görünmüyor.

“Ben milliyetçiyim, ulusalcı değilim” diyenlerin, ulusalcıların düşüncelerini savunduğunu görmek şaşırtıcı gelmemeli. Bundandır ki Türkiye’deki milliyetçi hareketler, İslâmî mânâya gelen “millet” i temsil edecek kabiliyetten mahrumdurlar.
Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı yazısına devam et

“BOSNA BİZİM NEYİMİZ OLUR?”

“Bosna Bizim Neyimiz Olur?”

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun 4 Kasım 2015 tarihinde tertip ettiği “Bosna Bizim Neyimiz Olur” adlı programda, Osmanlı’nın yaydığı ve yaşattığı millet düşüncesiyle gönlümün sürur bulduğu birkaç saatlik saadet yaşadım.

Milletdaşlığımızın, kardeşliğimizin dile gelip duygulandığım ve evlad-ı fatihan Bosnalıların gönlümde ziyadesiyle yer ettiği bu fikirli program, KSÜ’nün Basın ve Yayın Uzmanı Mehmet Yaşar’ın takdimi ve Bosna üstüne okuduğu şiirle başladı.

Ardından Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun Başkanı ve Semerkand-Mostar Gençlik Grubu’nun temsilcilerinden Ferhat Ağca Bosna intibalarını ve programın gayesini duygulu bir şekilde anlattı.

On yıldan fazla oldu ki, Osman Nalbant ağabey, Evlâd-ı Fatihan Bosna’yı anlattıkça Bosna yüreğimde dindiremediğim bir yara, bir dâüssıla hâline gelmişti. Mostar Dergisi’nin Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığı yıllar içinde Semerkand-Mostar Grubu’nun temsilcisi olarak nice kültür ve medeniyet erbabını defalarca Bosna’ya taşıdı.
“BOSNA BİZİM NEYİMİZ OLUR?” yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 8. Sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Bu sayımızın mevzuu, tatbik ilimleri… Bu sayıyla beraber “ilim” mevzuunu şimdilik bitiriyoruz. Gelecek sayımızın mevzuu, medeniyet akademisidir.
İlim mevzuu tabii ki bu kadarla bitmez, bitmeyecek de… Dergi mevzu haritasında, öncelikle temel meselelere umumi çerçevede bakmak, esaslarına dair umumi izahlar yapmak istiyoruz. Böylece, temel meselelerin gündeme gelmesi, getirilmesi vazifesini hatırlıyor ve hatırlatıyoruz.
*
İkinci yılın mevzu haritasını bu sayıda yayınlayacağımızı ifade etmiştik. Arkadaşımız Osman Gazneli, mevzu haritasını tertip etti, onun tertibi ile yayınladık. Mevzu haritasının hazırlanmasında katkısı olan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Yayınladığımız mevzu haritası tabii ki son hali değil, sadece müzakerenin başlangıç metnini oluşturuyor. Yazarlarımızdan ve okurlarımızdan, mevzu haritasını tenkit etmelerini ve tekliflerde bulunmalarını rica ediyoruz.
* Terkip ve İnşa Dergisi 8. Sayı TAKDİM YAZISI yazısına devam et

MİLLİYETÇİLİK YOLA ÖZÜRLÜ ÇIKINCA…

Milliyetçilik yola özürlü çıkınca…

Kavmiyetçilik, modern Batı türü milliyetçiliğin kadîm şeklidir. Fransız İhtilâli öncesi milliyetçilere “kavmiyetçi” dendiği gibi İslâm dünyasında milliyetçilik yapanlara da “kavmiyetçi” denirdi.

“Milliyetçilik” laik karakteriyle Batılı ulusçu yapıya benzeyerek İslâmî zeminini bütünüyle kaybediyor. Cumhuriyetin başından bugüne gelen çeşitli milliyetçi akımların yapısında görüldüğü üzere milliyetçiliğin İslâm’la bağı hem teorik, hem de sosyal mânada yeteri kadar açık değildir.

Bu özelliğini sürdüren milliyetçiler umumiyetle İslâm’ı, kendi eklektik bakışlarıyla “millî-mânevî ve mukaddes değerler” arasında sayar ve hizmet eder. Bu tavır milliyetçilerin muhafazakâr olarak görülmelerine vesile olabiliyor. Fakat mesele Cumhuriyet devletinin İslâmî yönden ıslahına ve anayasanın yapısının değiştirilmesine gelindiğinde İslâm’ın ağırlığıyla milliyetçilik arasındaki çatışma kendisini açıkça göstermeye başlıyor.

MİLLİYETÇİLİK BAŞTAN YOLA KÖTÜ ÇIKTI
MİLLİYETÇİLİK YOLA ÖZÜRLÜ ÇIKINCA… yazısına devam et