Aylık arşivler: Aralık 2015

“İKTİDARDA KİM VAR?”

“İktidarda Kim Var?”

Semerkand dergisinin Aralık 2015 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İktidarda Kim Var? yazısında siyasî iktidarlara ve seçimlere gösterilen heyecan ve önemin “beden ülkemizi yöneten kalp iktidarına gösterilmediği…” anlatılıyor ki Müslümanlar olarak gaflet dozumuz bin miligram…

Sadece ülkemiz değil, bütün İslâm âleminin had safhada siyasî iktidarlara gösterdiği önemi “kalp iktidarına göstermediğini, nefsin iktidarına meyledip yenildiğini” öğreniyoruz bu kuvvetli ikaz edici yazıdan. Yüreğimizi toplayarak hep beraber okuyalım:
“İKTİDARDA KİM VAR?” yazısına devam et

TARİHÇİ “MELİK ARVASİ” ile MÜLAKAT

MELİK ARVASİ İLE FİKİR ADAMI VE TATBİKATÇI KADRO (SİYASİ KADRO) İLE ALAKALI MÜLAKAT

Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

Melik Arvasi: Evvela böyle mühim meseleler hususunda benim de fikrilerime başvurduğunuz için teşekkür ederim. Efendim benim bu sualiniz mevzusunda âcizane kanaatim şudur ki; siyasetçi sahip olduğu malumatları hazır bulunduğu makama sahip olma cihetiyle elde ettiği için dahi o bilgileri emek vererek elde etmediği için mezkûr bilgilerin icap ettirdiği kemale, idrake, fehime ve ehemmiyete sahip olamadan enaniyet kokan gurulu ve kibirli bir karakter ve bencil bir haleti ruhiye içersine hapsolabilme tehlikesine açıktır. Bu durum da siyasetçiyi büyük ve içinden çıkılmaz yanlışlarla ve sorunlarla karşı karşıya bırakabilir. Ancak ilim adamı öğrendiği malumatları emek vererek araştırarak tenkit ve tahlil ederek elde ettiği için ve bilgiyi elde etme sürecinin cefasını sabırla çekmiş merakla aklına işlemiş olduğu için siyasetçiye nazaran çok farklı bir bilgi makamındadır. Bu sebeplere binaen Fikir adamının tavrı daima siyasetçiye karşı ihtiyatlı, temkinli ve tedbirli bir duruş ölçüsü içersinde lakin gözlemleyici, takip edici, yorumlayıcı olmakla birlikte meseleleri yerinde ve zamanında doğru ve yanlışlarıyla birlikte analiz ederek yol gösteren, yeni bakış açıları sunan, farklı çözümler ve çözüm yolları üreten fikir ve projelerle daima Siyasetçinin yolunu ve ufkunu aydınlatan bir tavır takınmalıdır… Bu mevzuda on dokuzunca yüzyıldaki ilim ve fikir adamları içersinde emsal teşkil edecek zat-ı şahane Ahmet Cevdet Paşa’dır. Bu zat, Osmanlı Tarihçisi İlber Ortaylı’ya göre, ”on dokuzuncu asır Osmanlı medreselerinde yetişen son büyük güneş”tir.” Ahmet Cevdet Paşa Sultan II. Abdülhamid döneminin en gözde fikir ve devlet adamlarından biridir.

TARİHÇİ “MELİK ARVASİ” ile MÜLAKAT yazısına devam et

Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu

Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu

Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyetinin kara yüzlü yandaşları ve İstiklâl Savaşı’nda ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü resmî zevatın kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan millet” mensupları ve “Asım’ın Nesli” vardı.

Midhat Cemal Kuntay, Beyazıt Meydanı’ndaki hüzünlü cenazeyi şöyle anlatıyor: “Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok. (…) Çok sonra birkaç kişi göründü biraz sonra çıplak bir tabut geldi. Bir fıkara cenazesi olmalı dedim. O anda Emin Efendi Lokantasının sahibi elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanışmıştım.” (M. Âkif, Hayatı, Seciyesi Sanatı)

ÂKİF’İN TABUTU KÜLLÜK’ÜN ÖNÜNE GETİRİLİR
Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu yazısına devam et

İSLAM CEZA HUKUKU VE BEŞERİ HUKUK -16-

İslam Ceza Hukukunun Tecavüze Uğrayan Hakkındaki Hükmü

İslam Ceza Hukukunda tecavüze uğrayanın canına, malına veya haklarından herhangi birisine tecavüz edilen kişidir. İslam hukukunda tecavüze uğrayan kişiye de mecniyyunaleyh adı verilir. İslâm hukuku tecavüze uğrayan kişinin idrak ve ihtiyar sahibi olmasını –suçluda aradığı gibi- şart koşmaz. Çünkü suçlu cezaî mesuliyete haizdir ve bundan dolayı muaheze olunur. Hem mesuliyet kanun koyucusunun buyruklarına isyan fiiline tereddüb etmektedir. Kanun koyucunun buyruklarına ise ancak idrak ve ihtiyar sahibi olan kimse muhattab olur. Tecavüze uğrayan kişi ise mesul değildir. O tecavüze uğramıştır ve uğradığı tecavüz dolayısıyla tecavüz edene karşı (suçlu) bir hak elde etmiştir. Hak sahibinin idrak ve ihtiyar sahibi olması şartı yoktur. Onun sadece hakkı elde etmeye ehliyetli olması şartı vardır.

İSLAM CEZA HUKUKU VE BEŞERİ HUKUK -16- yazısına devam et

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -3- ŞU MEŞHUR HEGEL…

Şu meşhur HEGEL…

Friedrich Hegel, Phenomenology of Spirit ismiyle İngilizceye tercüme edilen eserin mukaddimesinde matematiki düşünce ile felsefi düşüncenin farkını ortaya koymaya çalışarak kendi sahasındaki uluhiyet iddiasını sürdürmeye devam eder. Öyle ya… Her batılı filozofa göre kendi ihtisas sahası “mutlak doğru”, buna mukabil kendisi de küçük tanrıdır. Batı tarihine bakıldığı zaman görülecektir ki, her sahanın Tanrı ve Tanrıçaları vardır. Ah sefil Batılı kafa… Kendi fil dişi kulesine kendisini kapatarak kurbağa kafasını çıkardığı andan itibaren kendini uluhiyet semalarına yükseltir. Savruluşun ve dağılışın böylesi… Ruhun inkarı ve kalbin ademe mahkum edilmesiyle beraber tek müdahil olan hasse nefs’tir. Her batılı filozof ise ciğerlerine kadar nefs gayyasında hayatını ve felsefesini ikame eden nefsani anlayışa sahiptir. Batılı kafada nefs emniyeti öylesine had safhadadır ki, hırsızvari edasıyla çalacağını çalıp, onu kendi malı gibi gösterme maharetinede son derece maliktir. Başkasının malıyla “caka” satan bu anlayışın mümessilleri, çaldığı malın sahibine “kibir” ile bakabilecek kadar da anormal halin adamıdırlar.

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -3- ŞU MEŞHUR HEGEL… yazısına devam et

El çek hüznümden ey zâhir erbabı!

El çek hüznümden ey zâhir erbabı!

Tasavvuf ehlinin, “Hüzün hâli Müslümanın huyu ve hâlet-i ruhiyesidir.

Soytarı ile derviş ayıran şey hüzündür” sözünü yabana atan ve “hastalık” deyip hüzne müptelâlığımı horlayanlara büyük hüzün yârânlarından Fuzûlî’nin “Aşk derdiyle hoşem / El çek ilacımdan tabib” mısralarından ilham alarak, “ Hüzün ile hoşem / el çek hüznümden ey zâhir erbabı!” demek geliyor içimden.

Muradım hüzün olunca her kapıdan hüzün devşiriyor, hüzün soruyorum. Şimdi de Şeyh Gâlib üstadın kapısında fakiri karşılayan hüznü âcizâne anlatmak istiyorum.

Onun “Hüsn ü Aşk”ına göre “İlk yaratılmış olan akıl, Allah’ı, kendini ve kendinden sonra yaratılmışları bilmesinden Hüsn, aşk ve hüzün meydana gelir.
El çek hüznümden ey zâhir erbabı! yazısına devam et

RİSALE-İ NUR VE KÜRT MESELESİ -1-

SAİD MÜSLÜMANDIR

Dünyası ve ahireti zelil olan dalâlet ehli, Risale-i Nur hakkında kara propagandaya girdikleri devrede Risale-i Nura hücum üstüne hücum ediyorlar, Said Nursi’nin KÜRT kimliğini öne çıkararak Müslüman Kürt kardeşlerimizin ırki damarıyla oynuyorlardı. Bu şeytani teşebbüse karşı merhumun tavrı gayet net idi: “Said Müslümandır” diyordu.

Ehl-i Nifakın hilekârâne propagandasına karşı ihtarını Mektubat isimli eserinde yapıyordu. Müslüman Anadolu milletinin, aziz şahsına olan muhabbetini kırmak için onu ırkçılıkla suçluyorlardı. Ona ırkçı demek, ne ahmakça yaklaşımdı. Plan gayet net ve sinsice işletiliyor, Müslüman Türk evvela Müslüman Arap’tan tefrik edilecek, sonrada Türk ile Kürt birbirinden ayrıştırılacaktı. Bu senaryo metnini yırtıp atan Said Nursi, ARAP, TÜRK, KÜRT ayrılmaz diyordu.

RİSALE-İ NUR VE KÜRT MESELESİ -1- yazısına devam et

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -2- FREGE’NİN MANTIKSIZ MANTIKÇILIĞI

FREGE’NİN MANTIKSIZ MANTIKÇILIĞI

Modern Matematik felsefesinin babası Gottlob Frege,  Aritmetiğin Temelleri adlı eserinde Leibniz’in görüşlerinden oldukça faydalandığı görülmektedir.

Leibniz’in Calcelemeus teorisine benzeyen, Mantıkçılık olarak bilinen görüşüyle beraber, matematik olası çelişkilerden temizlenecek, böylece matematiki bilginin temelleri sağlamlaşacaktır. Ona göre matematiğin mantıki temellerine inilmedikçe, matematiğin çelişkilerden arınmış olduğu söylenemez.

Frege, Aritmetiğin Temelleri eserinde aritmetiği ampirik bir bilim olarak kabul eden görüşleri, bununla beraber aritmetiği sentetik kabul eden düşünceleri ve sayıları tamamen zihnin ürünü olarak gören psikolojizmi ve sayıların evrimleştiğini iddia eden tarihselci anlayışı kesin bir şekilde reddeder. Bu reddedişle beraber aritmetiği deneye dayalı gören Mill ve sentetik düşüncenin mimarı Kant, Frege’nin hedefinde olan filozoflardır.

*

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -2- FREGE’NİN MANTIKSIZ MANTIKÇILIĞI yazısına devam et

TÜRK TABÂBET TARİHİ -2- TÜRK TABÂBETİNİN MAHİYETİ

TÜRK TABÂBETİNİN MAHİYETİ

Medeniyetimizin âmâ üstadı Cemil Meriç’in “garbın yeniçerileri” diye çerçevelediği içimizdeki satılmış güruhun, Türk tabâbeti ile alakalı değerlendirmeleri umumiyetle menfi cihettedir. Onlara göre tıp tarihimiz uydurmaca, düzmece ve tılsımdan ibarettir. Bu kanaatlerin ekserisi Batılı P.V. Renouard’ın düşüncelerinden intihal edilmiştir. Batılıya batılı görünmek pahasına kendi medeniyet birikimini inkar eden bu şahsiyetsiz zümre, akli ve ruhi dünyasıyla Batı’ya teslim olmuşlardan ibarettir.

*

Türk tabâbet tarihine bakıldığı zaman görülecektir ki, Türk tıbbı başlı başına bir âlem olmuş; 18. Asra kadar her daim üstünlüğünü muhafaza etmiştir.

Necip Fazıl’ın “kaba softa ve ham yobaz” diye ifşa ettiği ilim ve bilgi düşmanları yüzünden Türk tabâbeti eski ihtişamını kaybetmiştir. Bu kaybedişin birçok müsebbibi vardır. Tıbb-ı Cedid (yeni tıp) telakkisinin birçok mahiyetine lakayt kalınması “Teşrih” gibi yani bir ölü bedenini veya organını usulüne göre kesip parçalara ayırma tarzındaki yeni esaslara dayanan meselelere soğuk bakılmasıyla tıb tarihimizde kara gedikler oluşmaya başlamıştır.

TÜRK TABÂBET TARİHİ -2- TÜRK TABÂBETİNİN MAHİYETİ yazısına devam et

Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır

Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır

Evvel emirde beyan edelim ki, bir yazarın ifadesiyle “Türkçülük, Türk olmayanların uğraştığı bir iştir.” Türkçülük, Avrupalı oryantalistlerin Türkler üstüne yaptıkları Türkoloji çalışmalarıyla başlamıştır. On asırdır İslâm medeniyet dairesinde millet olan ve İslâm medeniyetinin en önemli ayağını vücuda getiren Türklerin yaşattığı tarih ve cemiyet temellerinden kopuk, tamamen kültürel bir Türklük oluşturma anlayışının mahsulüdür.

İslâm öncesi dönemlerin ele alınıp, İslâm’ın devre dışı bırakılmasındaki asıl maksat, Türkleri İslâm üzerine inşa ettikleri geniş bir medeniyet ve hilafet zemininden uzak tutmak ve İslâm temelli Osmanlı Türklüğünün dışında İslâm öncesi Türklükle Batılı değerlerin terkip olduğu bir tarih şuuru oluşturmaktır. Bir sonraki aşamada ise, Türk milletini köklü değerlerinden uzaklaştırılmış Batılı aydınlanmacı ve seküler bir “ulusçu” kimliğe dönüştürmektir.
Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır yazısına devam et

TÜRK TABÂBET TARİHİ -1-

TÜRK TABÂBETİ’NİN BİDÂYETİ

Azgın Moğol istilalarına karşı Oğuz aşiretlerinin bir kısmı Süleyman Şah’ın önderliğinde Ahlat bölgesini terk ederek batıya doğru göç etmekteydi. Yüce Yaratıcının, nesline bereket verdiği Osman Gazi Hazretlerinin verdiği mücadeleler ve emekler ile Kayılar devlet olma yolunda hızla terakki ediyordu. Osman Gazinin ömrü, devletin tamamıyla kurulmasını görmeye kafi gelmemişti. Orhan Gazi zamanında ise ancak ilk kanunlar hazırlanıyor, evvela ülkenin genişlemesi ve savunması için gerekli olan ordunun esasları, Hacı Bektaş Veli’nin duasıyla tesbit ediliyordu. Bir yandan hızla ordunun ikmali tamamlanırken, diğer taraftan ulvi İslam Medeniyetinin tasavvuruna alt yapı teşkil edecek müessese modelleri üzerine kafa yorulmakta idi…

TÜRK TABÂBET TARİHİ -1- yazısına devam et

Personalized Term Paper Composing Services Completed by Low-cost Research Paper Writers.Custom Presentation Creating Service Assists You To

Personalized Term Paper Composing Services Completed by Low-cost Research Paper Writers.Custom Presentation Creating Service Assists You To

Acquainted with the sensation of any creative block?

You own an academic pieces of paper thanks in two days it can be no more than a regimen assignment, or as large as a dissertation however, you just cant get those phrases out. Exactly where is my muse? you keep questioning. Permit our professional freelance writers assist you in getting started on the research and get a fantastic papers! At WritingCities.world wide web a staff of committed professionals will help you by having an authentic skillful academic help a good selling price!It starts with only $9,95 for each page Would like to know much more?

Exactly What Do We Provide You With?

We work on many different scholastic papers from an essay to some thesis (indeed, we do welcome difficulty). Personalized Term Paper Composing Services Completed by Low-cost Research Paper Writers.Custom Presentation Creating Service Assists You To yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 10. sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Teşkilat meselesi büyük dava… Ferdin talim ve terbiyesinden cemiyetin inşa ve tanzimine, devletin kuruluşundan nizamın tesis ve devamına, medeniyet tasavvurundan büyük terkibin inşa ve tatbikine kadar her meselede teşkilat var. Hayatın irtibat ve münasebet ağındaki en küçük düğüm bile bir teşkilat ve müesseseye ihtiyaç duyar.
Teşkilat, nizamdır. Nizamın mefhum-u muhalifi ise keşmekeş, modern dille kaostur. Nizam ile kaos arasındaki tercih tereddütsüz şekilde nizam lehinedir. Ne var ki nizamın ne olduğu, nasıl inşa edileceği, muhafazasının usulü anlamak ve ihtiyaç hasıl olduğunda tecdit etmeyi bilmek gerek. Nizam, o kadar girift ve o kadar çok bilinmeyenli bir denklemdir ki, kendini oluşturan parçalardan fazla bir mana ve kıymet ifade eder.
Terkip ve İnşa Dergisi 10. sayı TAKDİM YAZISI yazısına devam et

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -2-

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -2-

-Müzik Encümeni ve Müzik Külliyesi Talimatı-

Üçüncü Fasıl

Müdür ve Yardımcılarının Vazifeleri

  1. Madde: Külliye idarecileri (Müdür ve yardımcıları) umumi sevk ve idareden birinci derecede sorumludur. Memurların ve müstahdemlerin vazifelerini sıhhatli şekilde icra etmeleri hususunda çalışacaklar, düzen ve intizamı sağlayacak tedbirler alarak, külliyenin umumi durumuyla sürekli alakadar olarak, talebelerin derslerinde ilerlemeleri hususunda gerekli malzemeyi temin ettirerek aylık iki defa olmak kaydıyla toplantı düzenini sağlayacak ve her toplantıdan sonra ay başında toplanan bilgileri ve yapılan faaliyetler hakkında Külliye Müzik Encümen Başkanlığı’na göndermek vazifeleridir.

 

  1. Madde: Külliye idarecileri; kütüphane ve müze ile alakalı ders gereçlerinin güzel bir şekilde korunup korunmadığını teftiş ederek, bunun temini ile alakalı tedbirler alır. Müessese içinde vazife ihmalkârlığı hiçbir şekilde affedilemez. Vazifesini savsak ve maleyani şekilde ihmal eden memur ve müstahdemler hakkında cezai müeyyide uygulanmasını müdür yardımcıları düzenler, bu cezaların onayı için Müzik Encümen Başkanlığı’na bildirilir.

  İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -2- yazısına devam et

Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık”

Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık”

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan milletin milliyetçisi olmak düşüncesinde noksanlık vardır.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Müslümanlığını yekpâre bir şekilde Türklüğüne taşıyan milletin değerlerini Batıcı inkılâplarla değiştiren M. Kemal’in Fransız tarzı seküler milliyetçilik fikrini savunuyorsa o milliyetçilik iflah olmaz.

“İSLÂM’IN TÜRKLERİN BEYNİNİ SULANDIRDIĞINI” SÖYLEYEN M. KEMAL TÜRK MİLLİYETÇİSİ OLABİLİR Mİ?
Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık” yazısına devam et

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -1- LEİBNİZ HAKKINDA

Leibniz hakkındaki değerlendirmelerimize elbette meşhur tetkik adamı Kurt Gödel gibi yaklaşmayacağız. Gödel’e göre Leibniz tanrıdır. Batı tarihinde ne kadar da çok tanrı var diye soracak olursanız onun kısaca zihni izahını yapalım…

İsminizden cisminize, cisminizden tüm hayat tasavvuruna kadar kaynağınız Eski Yunan olduğu zaman, elbette “bir” vahidi etrafında değil binler etrafında kümelenirsiniz. Batılı “bir”den nefret eder, ona göre “bir” çeşitlendirilmeli, bir yerine belki milyonlar gelmelidir. Bu sebepten tevhidi anlayışı reddederler. Hristiyanlıktaki teslisin ve onun kültüre ve edebiyata ve tabi olarak felsefeye bakan cihetinde de bu anlayış hâkimdir.  İyi ki teslis’de “üç” de durabilmişler demeyin sakın!.. O üç’e talip olan ne milyonluk kitle var bir bilseniz? Hayatın bu kadar savrulduğu zamanlarda tek çare, liberalizma’dır…

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -1- LEİBNİZ HAKKINDA yazısına devam et

Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara!

Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara!

Ey azizan!
Şair Memduh Atalay’ın vecdli kaleminden çıkan iyi yazı numunesi bir yazı okudum da kendimden geçip fikrim ve afakım genişledi, gönlüm bedii ve söylenmemiş yeni cümlelerle abâd oldu. Şair Memduh Atalay son zamanlarda halden hâle geçiyor ki, cezbeye tutulmuş kaleminden çıkan kelimeler bin miligramlık fikirli söz ve şiir olarak tecessüm ediyor. Onun bu değişikliğini hayra yoranlar çok. Bir Hocam namıyla maruf Dükkânın ârifi hocamıza sorduk da onun kanatlanışı… Dedi ki: “O şairin vazife yaptığı Mekteb-i Beyza’nın başında âlim ve fâzıl bir zat var, onu tenvir ediyor. Bundandır ki o şair halden hâle geçip, kanatlarını yüksekçe vuruyor…”
Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara! yazısına devam et

Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün…

Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün…

Bizim ülkemiz tuhaftır, kış mevsimine girince ortalık kitap fuarlarıyla şenlenip canlanıyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesince 2. açılan Kitap ve Kültür Fuarı’nda kısa da olsa kitaplara bakıp şenlendik. Türk şiirinin aksakalı Bahaettin Karakoç’un başlattığı 18. Dolunay Şiir Şöleni’nin de yer aldığı fuarda gerekmez bazı yayınevleri dışında çok sayıda değerli yayınevlerinin kitaplarını ve dâvet edilen bazı yazarlarını görmüş olduk.

Bu bir kitap bayramı idi bizim gibi kitap tiryakileri için. Birkaçını zikredebilirim ancak. Semerkand Yayınları hayli yayınlarıyla cezbediciydi. Ali Yurtgezen hocanın “Hâcegân Sultanları” kitabı bütün hâlisiyeti ve vakarıyla yüzüme çarpmıştı. Bu asâletli kitabın imza gününde unutulmaz cezbeli hâtıralarım oldu.
Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün… yazısına devam et

Yazarımız HAKİ DEMİR’in konferans programı

Yazarımız Haki Demir’in konferans programı:

1-MALATYA KONFERANSI

MEVZU: İslam Maarif Anlayışı
EV SAHİBİ KURULUŞ: Hayat Vakfı Malatya Şubesi
TARİH: 11.12.2015

2-ESKİŞEHİR KONFERANSI

MEVZU: Akl-ı Selim Mektebi
EV SAHİBİ KURULUŞ: TÜGVA Eskişehir temsilciliği
TARİH: 20.12.2015

Ülkeye ve ümmete faydalı olması dua ve temennisiyle…

“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca…

“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca…

Kendimi bilmez haldeyken, rızkıma dair yaptığım mesai sırasında işimizin tabiatı gereği hemen her gün vuku bulan bir kısım müşterilerden dolayı halkıma içimden ağır sözler söyledim.

İnancım ve meşrebim gereğince halkıma gayet yakîn ve müşfik olduğum halde bir kısım kaba saba, düşüncesiz ve incelikten mahrum müşteriler yüzünden bazı ânlar mekânın tenha yerine geçip, içimden sitem ettiğim oldu.

Hattâ birkaç kez, “Ey halkım! Arpa mı yiyorsun da böyle incelikten mahrum, düşüncesiz olabiliyorsun …?” yollu yine içimden ağır hakaretler ettim çok kez.
Müşterilerimden çektiğimi, temsilî olarak “Mamak zindanlarında çekmedim…” şeklinde bir söz daha ettim ki, fikirli bir dost İsmail Göktürk, “Bu söz ağırdır, başına çok iş açar, rıza vardır, râzı olmak gerek…” deyince ayıktım. “Bu bir rıza lokmasıdır / Yiyemezsin demedim mi” türküsünü de hatırlayınca daha beter oldum.
“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca… yazısına devam et