Aylık arşivler: Ocak 2016

Bayırbucak Türkmenleri kan ağlıyor, neredesin Türkiye?

Bayırbucak Türkmenleri kan ağlıyor, neredesin Türkiye?

Şehr-i Maraş’ın gençlerini İslâmca ölçüler içinde alperenleştiren, alperenlerin teşkilâtçı ve gayretli reisi ve şair Memduh Atalay’ın arkadaşı Fatin Rüştü Kayıran dostumdan bir mektup geldi ki yüreğimi yaktı geçti.

“……MEKTUP MAKAMINDA BİR İSTİRHAMIM

……. bir Bayır Bucak yazısı yaz, Türkmendağı yazısı yaz. Yaz ki; gardaşlarımızın sesini devletlülere duyur. Bak; Esad’ın beslemesi Mihraç Ural, Yavuz Selim’e nispetle Rabia işgalinin ardından diyor ki, ‘Sabah her şey bitmiş olacak. Türkmen Dağı türküleri yakılsın artık. 500 yıllık gasp sona erdi; Mercidabık 1516’ın haklı rövanşı.’ Devletlülere sesimizi duyur ki bu alçakları sevindirmesinler. Hani Şam demek İstanbul demekti, İstanbul demek Bağdat demekti, Bağdat demek Kudüs, Kudüs Medine’ydi. Medine İstanbul. Türkmendağı düşerse Bayır Bucak düşer. Bayır Bucak düşerse Türkler düşer…. Türkler düşerse her yer düşer…. Devletlülere sesimizi duyur ki; Türkler düşmesin…. Bir reel-politik kaç başkent eder….. ?”
Bayırbucak Türkmenleri kan ağlıyor, neredesin Türkiye? yazısına devam et

TÜRKİYE’DE AYDININ ANATOMİSİ

Türkiye’de aydının anatomisi

Türkiye’de aydının anatomisi bozuk ve karışıktır. Seküler bir kavramdır aydın. Batılılaşmanın ürünüdür. Aydının meşruiyet kaynağı Batı’dır. Tanzimat aydını Şinasi ile başlar, Cumhuriyet aydını Yaşar Nuri ile devam eder. Sömürge münevveri cumhuriyet sonrasında seküler aydın kelimesiyle karşılık bulmuş.

Münevverden önce bizde âlim ve mürşid-i kâmil vardı. Peki hangisi bu milletin temsilcisi? Arif olan bilir. Aydının recüliyeti, yani erginliği, bağımsız bir fikrî şahsiyeti cesareti, salahiyeti, iktidarı var mıdır?

Fikrî şahsiyetiyle, bilgisiyle amel edebilir mi? Sahasında yalnız doğruyu söyleyebilir mi? Doğruları, yâni Müslüman Türk milletinin değerleri dile getirebilir mi? Münevver şahsiyetini kullanabilir mi? Kanaat önderi olabilir mi? Yeri geldiğinde bir mürşid gibi insanları sohbet ve yazılarıyla irşad edebilir mi?

AYDIN, BU MİLLETİN VİCDANI DEĞİLDİR?
TÜRKİYE’DE AYDININ ANATOMİSİ yazısına devam et

MEHMET ALİ DEMİR İLE “MUSİKİ” BAŞLIKLI MÜLAKAT

METİN ACIPAYAM: Müzik-musikî-vecd münasebeti… Müsbet vecd hâli, şahsın kendinden geçmek suretiyle, “ben” yerine “O” diyebilme hâlidir. “O” ise, marifetinin uçsuz bucaksız olduğu hakiki sevgilidir. Hakiki sevgiliyi fikretme meselesinde, manevî vecd hâlinin bir cihetten bağlı olduğu veçhe; musikî meselesidir. Musikî, aklî ve ruhî dünyamızı, tanzim, tasnif ve terbiye eden muharrik kuvvete sahibtir. İnsan menfi yahut müsbet vecd hâliyle tavrını ve hareketini belirler. İnsanın eşrefi, vecd hâlindeyken mânevî olanla rabıta kurar, helâlinden bir aşk, hüzün ve duygulara gark’olur. İnsanın şeytanı, vecd hâlindeyken haram olan duygu ve coşkunluklara kapılır. Şeytanî vecde, edepsiz söz, fiil ve bunalım hâkimdir. Vecdin dünyevî olanını öne çıkaran Batı’nın dinden uzaklaşmış seküler kafası, sanat, şiir, mûsiki ve mistisizmin vecde geçirdiği hâlleri maddî haz hâline getirmiştir. Bu mânada vecd, hissî ve aklîdir. Yâni mukaddes olandan kopuktur. Bu sözlerden hareketle, müzik-musikî-vecd münasebeti hakkında ne söylemek istersiniz?

MEHMET ALİ DEMİR İLE “MUSİKİ” BAŞLIKLI MÜLAKAT yazısına devam et

MEDİNE, MEDENİYET VE ŞEHİR

Medine, Medeniyet ve Şehir

Evvel emirde belirtelim ki, seküler ve sentezci olmayan Müslüman için medeniyet din ve Medine’den sâdır olmuştur. Yâni medeniyet İslâm’dır. Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicretiyle İslâm’dan şehir anlayışı tecessüm etmiş, dinin temelleri üzerine toplum ve şehir düzeni kurulmuştur.

İslâm her şehre Medine demiyor. Âlimlerin yazdıklarına göre, Kur’an-ı Kerim’de “medîneti” şeklinde geçen kelime şehir mânasındadır. Peygamberler gönderilmeden önce şehirlere “karye” denildiğini, Yasin sûresinin 20. âyetinde ‘Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!’…” buyruğu ile Medine’nin, Peygamber Efendimiz’in “risaletinin dâvetine açık kılınan belde” olarak tavsif edildiğini öğreniyoruz.
MEDİNE, MEDENİYET VE ŞEHİR yazısına devam et

TASAVVUF YAZILARI -1-

TASAVVUFTA VECD HALİ

Özet:

Sâlikin tevhide giden yolda karşılacağı üç halden en ehemmiyetli olanı vecd halidir. İsmullahı zikreden mürid, zikri ve ibadetleriyle beraber ulvi bir heyecana gark olur. Bu manevi heyecandır. Vecd hali kesbi (sonradan kazanılmış) değil, vehhi (fıtri)’dir. Bir anda ortaya çıkan vecd halinin gelişi ve ne zaman gideceği belli olmaz. Belli olmadığı gibi fark da edilmez. Bu çalışma, ehl-i tarikın ulvi yolculuğunda yaşadığı/yaşayacağı vecd halini izah etmek kabilinde kaleme alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Vecd, tevâcüd, aşk-ı ilahi, heyacan, sâlik

Giriş

Erbâbı tasavvuf, tasavvufi yolda bazı haller ve heyecanlar yaşarlar. Bu hal ve heyecanlar, eserin yani insanın, eser üzerinden müessire ulaşması yolunda kalbe ani olarak gelen hal ve heyecandan ibarettir. Kalbe gelen bu heyecanlardan müsbet olana vecd, menfi olana hatarat diyoruz. Selçuk Eraydın Tasavvuf ve Tarikatler isimli eserinde “v-c-d” kök fiilinden üretilen vecd mefhumunu şu sözlerle tanımlar; “yitiği ve aradığını beş duyu, şehevî ve gazabî kuvvet veya akıl yoluyla bulmak; öfke, hüzün, hüznü gerektiren keder; şikâyet etmek, bolluk ve zenginlik, istediğine kavuşmak, güç yetirmek, kolaylık, aşırı sevgi, aşk ve iştiyak sarhoşluğu içinde kendinden geçmek ve yüksek heyecan” manalarıyla izah eder. [1]

Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir. Hakk’tan gelen tecellilerle beraber kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. [2]

TASAVVUF YAZILARI -1- yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİNİN KAMUOYUNA AÇIKLAMASI

MEDENİYET AKADEMİSİNİN KAMUOYUNA AÇIKLAMASI

*İslam’ı tezatsız bir dünya görüşü olarak anlamak cehdindeyiz. İslam’ı anlamanın en hacimli terkibi medeniyet tasavvurudur, “külli idrak” bahsi de ancak bu çapta gerçekleşmesi halinde mümkündür. Külli idrakle mücehhez şahsiyetler yetişmediği takdirde, İslami anlayışların parça ve kırıntı fikirlerle malul hale gelmesi kaçınılmazdır, günümüzün marazi keşmekeşi de bu noktadan kaynaklanmaktadır.

*İslam medeniyet tasavvurunun ilk şartı “bilgi evreni” inşa etmektir, bunun için İslam İlim Telakkisinin ihya ve yeniden inşa edilmesi elzemdir. Bilgi evrenimize dışarıdan nüfuz edecek yabancı unsurlara karşı murakabe (gümrük) noktaları oluşturma zarureti vardır. Bu yapılmakla aynı zamanda batının bilgi (epistemolojik) işgaline ve oryantalist taarruzuna karşı esaslı bir tedbir alınmış olacaktır.
MEDENİYET AKADEMİSİNİN KAMUOYUNA AÇIKLAMASI yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 11. sayısı basıldı

Terkip ve İnşa dersinin 11. (Şubat) sayısı basıldı, 20.01.2016 tarihinde (yarın) postaya verilecektir. Derginin bu sayısının mevzuu; ŞEHİR VE MEDENİYET…

DERGİNİN FİHRİSTİ AŞAĞIDADIR

Takdim Adnan KÖKSÖKEN
Şehir ve medeniyet Haki DEMİR
Modernite açlığı ve şehir idraksizliği Yahya DÜZENLİ
Fikirsiz şehir ve şehirsiz fikir İbrahim SANCAK
Medine, medeniyet ve şehir Ahmet Doğan İLBEY
Medeniyet mefkuresi ve şehir fikri Nurettin SARAYLI
Terkip ve İnşa Dergisi 11. sayısı basıldı yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 11. Sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Medeniyet fikriyatının ilk tatbikatı müessese inşası ise ilk büyük tatbikatı da şehir inşasıdır. Bir şehir fikrimiz yoksa, olmayacaksa medeniyet tasavvurumuz yok demektir. Medeniyet tasavvurunu, saf mücerret tefekkür olarak ortaya koymak, inşa ve tatbikata dair hiçbir meseleden bahsetmemek, teoriye ve entelektüelliğe hapsolmak anlamına gelir.
Şehir fikri ve inşası, sadece medeniyet tasavvurunun olduğunu göstermez aynı zamanda medeniyet kadrosunun küçük çaplı da olsa yetiştiğinin alametidir. Modernizmin derin etkisi, şehir inşasını “modern şehir” kurmak şeklinde dillere pelesenk etmiştir, bu yaklaşım ise temelde batıya benzemekle “uygar” olunacağı vehminden beslenmektedir. Dikkat çekici olan ise modern şehirler kurmak, batının tarihi müktesebatının biriktiği Avrupa’ya benzemek değil, en özelliksiz ve anlamsız beton yığınları olan ABD kültürüne benzemekten ibarettir. ABD teknolojiyi çıplak olarak kullanılmakta, mimari arkaplan ve müktesebat olmadığı için “modern” kelimesine sığınmakta, modern kelimesiyle ifade etme cambazlığına meyletmektedir.
Terkip ve İnşa Dergisi 11. Sayı TAKDİM YAZISI yazısına devam et

ESKİCİ

Eski ve eskitilmiş bir sokakta, eski zamanlardan kalma bir yüz, eski bir arabayla, eskimiş bir sesle, tüm eskimiş ve eskitmişlere, zamanın dışından sesleniyor zamanın içine:

“Eskici!.. Eskici geldiii!.. Eskiciiiii!..”

Kambur dünyayı, kamburunda taşır gibi; attıkça adımları, geriye gider gibi; hızlandıkça, yavaşlar gibi; yenilerin değil eskilerin, eskitilmişlerin anlayacağı bir dille, sonu başa ve başı sona getiren bir sesle:

“Eskici!.. Eskici geldiii!.. Eskiciiiii!..”

Yana yatan tekerleklerle yan yan giderken yamanmış yollarda, yamanmış ömürlerin eskimiş demlerinde, eskiyi ve eskitilmişliği anlayanın, saatin sesini yüreğinde duyanların bindiği bir arabadır artık, yaşam…
ESKİCİ yazısına devam et

AKADEMİSYENİN RECULİYETİ VAR MI?

Akademisyenin recüliyeti var mı?

Türkiye aleyhine imza toplayan vatan haini bir yığın fosilleşmiş sözde akademisyenlerin cibilliyetsizlik ve şarlatanlıklarını târif ve tesbit etmek üzerimize bir daha vacip oldu.

Daha önce yazdığım üzere vatan hainliği türlü türlüdür. Türkiye’nin zararını kendi grup, dernek, vâkıf, cemaat, siyasî parti ve ticarî kuruluş emellerine kâr görenler haindirler. Hainliği siyasî yoldan yapanlar ve sözde edebiyat yoluyla yapanlar vardı. Hainlik kervanına şimdide içeride ve dışarıda bir kısım akademisyenler katıldı ki tarihten bu yana nice hain güruhunun akıbeti gibi bu son hain güruhunun da akıbeti aynı olacaktır.

Recüliyeti, yani erginliği, bağımsız ilmî ve fikrî şahsiyeti, sahasında cesaret ve ilmî iktidarı var mıdır? Âlim şahsiyetiyle, bilgisiyle amel edebilir mi? Sahasında doğruyu konuşup yazabilir mi?
AKADEMİSYENİN RECULİYETİ VAR MI? yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİ KURULUYOR

medeniyet

Tefekkür ve tezekkürün zirvesi tevhid, insan ve hayatın zirvesi vahdettir. Tevhide; terkip, tecrit ve tenzih güzergahından ulaşılır, vahdete ise ahlak, edep, takva yoluyla… Tevhid; ferdin ruhi-deruni cihetindeki inkişafla mümkün, vahdet ise sayısız içtimai mecranın bir havzaya dökülmesiyle mümkündür.

            Tevhid ve vahdet, İslam Medeniyetinin nihai menzili, nispeti, ölçüsü, mikyasıdır. Her şey bu iki mikyasa göre anlaşılır, kabul ve tatbik edilir. İçtimai manada vahdete, ferdi manada tevhide ermeyen tüm yollar yanlıştır.

            Ferdi hürriyet, içtimai manada vahdete, ferdi manada tevhide muhalif olamaz. İslam, hürriyeti serkeşlik (liberalizm) olarak anlamaz, kabul etmez. İman ferd için, İslam cemiyet içindir ve ikisi terkip edildiğinde “insan mimarisi” kurulmuş ve tüm cihetiyle kuşatılmış olur.

*

MEDENİYET AKADEMİSİ KURULUYOR yazısına devam et

“UZAKTAKİ YAKINIMIZ BOSNA”

“Uzaktaki yakınımız Bosna”
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, 2016 yılını da Bosna ile dostluk-kardeşlik yılı ilân ederek Uzaktaki Yakınımız adıyla “Bosna 2016 Dostluk-Kardeşlik Buluşması” programı düzenledi.

Katılmak üzere günler öncesi tâlim yapıyorum. Bu fikirli programı fikirli dostlar tertip ediyor. Yine vakit kıtlığı ve ağır mesaim sebebiyle son anda yetiştim.

Türkiye’nin Bosna’daki fahrî medeniyet elçisi ve Mostar Dergisi eski Genel Yayın Müdürü ve Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar eski Genel Müdürülüğü de yapan, uzun müddet Bosna’da ikamet eden Osman Nalbant ağabeyin rehber ve koordinatörlüğündeki bu güzel program medeniyet hamlesinin en gerçekçi ve en evvel yapılması elzem olan bir programdı. “UZAKTAKİ YAKINIMIZ BOSNA” yazısına devam et

BUNALTAN AHMET ALTAN

BUNALTAN AHMET ALTAN

Kemalizm ;vahşi kapitalizmin en katmerli zulüm aracıdır.
Hedefinde daima İslam vardır.
İslamın imhası vardır.
İslamdan halkı uzaklaştırmak esastır.Ya uzaklaştıracak,ya İslamı sulandıracak,ya bulandıracak yada İslamı aşağılayacak bir zihin inşasını enjekte etmek esas maksaddır.
İslam hayattan-akıldan –fikirden –kalpten –ruhtan uzaklaşsında yerine ne gelirse gelsin;bu netice kemalizm için her daim kazançtır.
Koca bir rejim bütün müessseleriyle topyekün icraatıyla bu maksada hizmet etmiştir.
Bu hedefine ulaşmak için evvela memlekette önceleri Yahudi-Rum-Ermeni mason –farmason ,rotary –lions kulüpleriyle uşak ruhlu ,aydın maskeli elitler teşekkül ettirilmiştir..
Bu maksad için İslam hukukunun devrim kanunlarıyla kaldırılmasından sonra; Türk vatandaşları İsviçre medeni kanununa göre evlenen,İtalyan mussolini yasalarına göre cezalandırılan,Alaman ceza mahkemeleri usulune göre yargılanan,Fransa idare hukukuna göre idare edilen adına kemalizm dedikleri bir nizam teşekkül edilmiştir.Aslında bu İslamla meczolmuş Türk milletinin kanunlar eliyle Küfürle daima çatıştırılarak kanun gücüne karşı aciz –biçare hale getirilmek suretiyle yeis ve ümitsizlik içinde debelenen birer biçareye çevrilmesi ve Müslüman şahsiyetlerinin asla asli hüviyetine kavuşturulmaması hedeflenmiştir..
Küfür kanunlarının kıskacına alınan Türk milletinin inim-inim inletilerek hayattan elimine edilmesi ve neticede İslamı yaşayamaz hale getirilmesi sağlanmıştır.. BUNALTAN AHMET ALTAN yazısına devam et

Ömer Akpınar ile MÜLAKAT

YAZAR ÖMER AKPINAR İLE ‘FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ’ HAKKINDA MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

‘Büyük ağaçlar, Küçük Saksılarda Yetişmez’

 

İlk nesil; zemin hazırlar ve temelleri atar. Yani fikriyatı ortaya koyar. Bir sonraki nesil, müesseseleri kurar. Daha sonraki nesiller ise medeniyetin inşası için mütefekkirleri ve sanatçıları yetiştirir. Her medeniyet bu safhalardan geçerek yükselir.

 Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

Ömer Akpınar: Siyasi mülahazalara girmeden yapacağım tasvirler bizi fikir ve irfan mecraında tutacaktır. Sorunuza siyasetçilerin çok şeyleri bilmesi vechesinden başlayacak olursak; ‘Bazı sırları bilmemek, bilmekten daha hayırlıdır. Zira nice sırlar vardır ki öğrenenlerin hayatına mal olur.’ Bu yüzden her şeyi bilmek insanı fikir adamı yapmaz. Çünkü afaki malumat, zihni dağıtır, hedeften saptırır.

Ömer Akpınar ile MÜLAKAT yazısına devam et

HÜDA PAR’DAN İKİ MEKTUP

Hüda Par’dan iki mektup

02.09.2015 tarihli “Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…” adlı yazımıza Diyarbakır, Batman gibi çevrelerden olumlu ve olumsuz tepkiler almış ve bu tepkileri değerlendirmiştim. Hayli zaman geçmesine rağmen Hüda-Par’dan (Hür Dâva Partisi) bu kez olgun, itidalli ve kardeşâne bir üslûpla iki mektup geldi.

Bu yapıcı mektupların sahibi Hüda Par Bingöl İl Başkanı Hamdullah Tasalı. Adresini ve telefonunu verecek kadar açık ve samimi bir üslûpla yazmış. Bu sebeptendir ki, dikkatli ve kardeşlik taraftarı olan okuyucu kamuoyu nezdinde bu meselenin vuzuha kavuşması için, yazdıklarımızla bize gelen iki olgun mektubun değerlendirilmesini yapmak istiyorum. 31 Aralık 2015 tarihinde gönderilen mektup şöyle: HÜDA PAR’DAN İKİ MEKTUP yazısına devam et

ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE MÜLAKAT

ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE NECİP FAZIL’IN ŞİİRİ VE ŞAİRLİĞİ ÜZERİNE MÜLAKAT

 

Şiirin bir yatağı da kalptir. Kalbin dile gelişidir şiir çoğu durumda. Buradan baktığımızda hakikatin hakikati şiire ve şaire uyan bir nişandır…

 

METİN ACIPAYAM: Şairlik küçük ve âdi hasislikler işi midir? Yoksa idrakin en ileri merhalesinin cehdi mi?

MEMDUH ATALAY: Elbette şiirin dili günlük dilden farklı olduğu gibi şairin idraki de sıradan idrakten yani eşya ve madde üzerine yoğunlaşmış idrakten uzak olmalıdır. Novalis hakiki insan şairdir der. Bu sözde insanlık bir sanat olarak vurgulanır aslında. Yani şair öyle bir yerdedir ki kendi var oluşunu bir ideolojiye dönüştürmeden ve kendisi en alt ya da en üst olmadan insani olan her şeyi kavrayıp onun histe ve fikirde anlamına ulaşmalı bunu günlük dilin dışında bir dille ifade etmelidir. İdrak eşyanın ve maddenin dar kalıplarına sıkışmışsa şair sıfatı taşıyan eşhasın kendi benlik pürüzlerine muhatap olacağız demektir. Şair iç zenginliği ve anlama çabası çerçevesinde şeylerin üstündeki perdeyi aralayabilen adamdır. Bizde bilmek daima görmeyi içeren bir keyfiyet taşır. Batı’da ise bilmek güç sahibi olmaktır. Görmeyi ve mesuliyeti bilmenin bir gereği olarak algılayan kültürümüz insanın endişeli oluşunu, hüzünkâr tavrını önceler. Şair kendi ferdi macerası içerisinde beşeriyetin fıtratına dokunabilen bir his ve fikir idraki içerisinde olmalıdır. Mehmet Akif “in namına, ahlâk-ı fazıla namına, Allah korkusu namına kalbinde hiçbir his taşımayan, zulme, haksızlığa karşı samimi ruh cûşa, hûruşa gelmeyen şairler, hangi cemaatte mebzul ise Allah o cemaatin belasını verecek değilvermiş demektir. Öyle ya bir milletin ruhu evvela, eş ‘arında görülür. Saniyen efrârd-ı milletin terbiye-i içtimâiyesini yükseltmek; ulvi, bununla beraber sağlam fikirleri beliğ bir beyanın te’sir -i sâhiriyle kalblerde his haline getirmek ancak şairlerin vazifesidir.” (1) demektedir. Bu izahtan da anlaşılacağı üzre şair adeta sihirli ifadelerle milletini üst bir şuura taşıyan kimsedir.

  ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE MÜLAKAT yazısına devam et

Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıklar

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran laik Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz Hilafet sahipliği yapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve tariflerden, seküler Türkçü ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır)

Medeniyetin İslâm’ın maddî ve mânevî olarak tecessüm ettiği Medine modelinden neşet ettiğine, böyle bir medeniyetin varlığında siyaset ve toplum yapısının fıkıh ahkâmına göre seyreden bir tekâmül olduğuna inandığımızı ölçü alarak Türkçü akımın meylettiği bazı müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıkları tahlil ve tenkid denemesi yapmak istiyoruz.

Evvel emirde belirtelim ki Türkçü ifadesinden kastımız, Türklüğe dair dünya görüşlerini laik / seküler zeminde sürdüren anlayış etrafında hareket eden cemiyetlerdir. Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıklar yazısına devam et

Ârızasında ısrar eden bir Türkçünün ithamnâmesi

Yeni Çağ Gazetesi yazarlarından Arslan Tekin, “Türkçülük Hareketinin Türklük Anlayışı Ârızalıdır ” başlıklı yazımıza alınmış ve “Türklük anlayışı ârızalıysa, ârızalı olmayan Türklük anlayışını sen göster İlbey’im!” diyerek “İslâmcıların ‘Türk’ sıkıntısı” (21.12.2015, Yeni Çağ) adıyla bir itiraz yazısı yazmış.

Ârızalı Türkçülüğüne zül gelmiş olacak ki ardından “Derdiniz Ne Sizin?” (22.12.2015, Yeni Çağ) başlığıyla bir yazı daha kaleme almış ve bazı müelliflerin arasına fakiri de dahil ederek “Türk üzerine gitmekle” ve “Türk düşmanlığıyla uğraşan İslâmcılar…” şeklinde yaftalayıcı ifadeler kullanmış ki, cevap vermek vacip oldu.

Vurgularından anlaşıldığı üzere Atatürkçü ve seküler Türkçü olan muarızımın ilk yazısından uzunca bir iktibas yaptıktan sonra kabahatinin ârızasından büyük olduğuna, yâni ârızalı Türklüğüyle kalmayıp söyledikleriyle ârızalı anlayışında ısrar ettiğine işaret edeceğim: Ârızasında ısrar eden bir Türkçünün ithamnâmesi yazısına devam et

DİRİLİŞ FİLMİNİN YAPIMCISI KEMAL TEKDEN İLE MÜLAKAT

OP.DR. KEMAL TEKDEN

İLE MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

 

Zihnî zekâsı yüksek olan biri ise normal olana göre

 anlatılan bir konuyu çok daha hızlı anlayabilir.

 

Metin Acıpayam: Zekâ nedir?

Kemal Tekden: Zekâ, kısaca insanın çevreyi idrak (algılama) gücü ve kabiliyetidir. Vehbîdir, yani insanda doğuştan vardır, Allah vergisidir. Sonradan parlatılabilir veya köreltilebilir. Son zamanlardaki yayınlarda 8 tür zekâdan bahsedilmektedir. Bunlar, zihnî (matematiksel), görsel, işitsel, sosyal, içsel, kinestetik (sporcu), müzikal ve doğacıgibi zekâ çeşitleri olarak ayrılırlar. Bunların hepsi aynı kişide yüksek bulunmaz. Bu sebeple çocukların zekâ profillerini tespit etmeliyiz. Zekâ konusunda başka sınıflandırmalarda mevcuttur. Duygusal zekâ tabiri ise sosyal ve içsel zekânın toplamıdır.

Metin Acıpayam: Normal zekâ seviyesi ile yüksek zekâ seviyesi arasındaki temel farklar nedir?

Kemal Tekden: Yüksek zekâ, yüksek olduğu zekâ türünde diğerlerine göre daha iyi ve daha hızlı idrak halidir. O alanda çok daha başarılı olabilir. Mesela sosyal yönden yüksek olan bir insan normal olan birine göre çevreyleçok daha hızlı iletişim kurabilir. Zihnî zekâsı yüksek olan biri ise normal olana göre anlatılan bir konuyu çok daha hızlı anlayabilir. Yani bir başkasının 3 seferde anladığını bunlar bir seferde (hatta leb demeden…) anlayabilme kabiliyetine sahiptirler. Çabuk kavrama ve bütünü görebilme gibi pek çok özelliği kendilerinde barındırabilirler.

DİRİLİŞ FİLMİNİN YAPIMCISI KEMAL TEKDEN İLE MÜLAKAT yazısına devam et

Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi

“Medeniyet denen tek kişi kalmış canavar”ın kanunlarından yapılma Kemalist Cumhuriyet’i tasdik etmedi. “Hakk’a tapan milletin”dâva adamıydı Âkif. Eyvallah etmedi zorba Cumhuriyet’in cellâtlarına. İstiklâl Savaşında Müslümanca bir Cumhuriyet vaat edip sonra aldatan Kemalist rejimin şeflerine yaltaklanmadı.

İstiklâl Marşı’nın fikirlerine sonuna kadar bağlı kalarak, “Devrimci Cumhuriyetin” emir kulu olmadı. Rejimin nimetlerine perestij etmedi. Zaruret içindeki yıllarını kanaatle geçirdi. Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi yazısına devam et