Aylık arşivler: Şubat 2016

“Yârin Şifa Kapısı”

“Yârin Şifa Kapısı”

Ali Yurtgezen hoca, Semerkand Dergisi Şubat 2016 sayısında T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “Yârin Şifa Kapısı” adlı yazısında, “Eli başının altında, bazen ayağı koltuğunda, düşe kalka sevgilinin lütuf kapısına” varmaya çalışan yâni Allah aşkıyla gam hastası olan, vehbî hüzünlerle “Yâr” i arayan gönüllere yol göstermeye çalışmış.

Haddim değil böyle bir yazının muhatabı olmak. Ama tasavvufî mânada gam, hüzün, içki, meyhâne, sarhoşluk bahsinin geçtiği bir yazı okuduğum da müsbet mânada üstüme alınıyorum. Ulvî hüzne müptelâ olmuş gönlüm gamdan, hüzünden bahseden yazılara dayanamaz, o yazıyla birkaç gece meşk eder.

Böyle bir hâl ile olsa gerek, “Yârin Şifa Kapısı” nda dolanıp duranlara, hamle yapanlara, acı çekenlere, gam derdi olanlara bu yazıdan haberdar etmek istedim:
“Yârin Şifa Kapısı” yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 12. Sayı TAKDİM YAZISI

TAKDİM
Sanat çok girift meselelerden birisidir. Bu sebeple üzerinde fazla tartışılan ama bir türlü vuzuha kavuşturulamayan bir saha olarak orta yerde durmaya devam etmektedir. Doğrusu İslami tefekkür için giriftlik yabancı bir hususiyet değildir, sanattan çok daha girift ve derin meselelerimiz olduğu sabittir. Sanat meselesinde giriftliğin fazla göze çarpması, diğer girift meselelerimizi unutmamızdan kaynaklanıyor. Girift meselelerimizi unuttuk ve ilgilenmez olduk ama sanatla ilgilenmeyi bırakamadık, zira sanat her gün önümüzde duruyor.
Girift meseleler üzerinde idrak ve tefekkür faaliyetimiz bittiği, buna rağmen sanatla ilgilenmek zorunda kaldığımız için perişan oluyoruz. Bazıları, mücerret tefekkür istidadı olmadığını bilmediği, İslam’ın diğer girift meselelerinden de habersiz oluğu için, sanat meselesinde patinaj yapmaya başlayınca “İslami sanat” olmaz noktasına hızla savruluyor. Kendi idraksizliğinden hareketle bu noktalara savrulanların yaşadığı bir çağda dünyaya gelmek, muhakkak ki ıstırap vericidir.
Terkip ve İnşa Dergisi 12. Sayı TAKDİM YAZISI yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisinin 12. Sayısı Postaya verildi

Terkip ve İnşa dergisinin 12. sayısı çıktı, postaya verildi. Derginin fihristi aşağıdadır;

FİHRİST
Takdim Adnan KÖKSÖKEN
Sanat nedir? İbrahim SANCAK
İslam sanat telakkisi Haki DEMİR
Sanatçı şahsiyet terkibi Nurettin SARAYLI
Mukaddesatçı iktidarın medeniyetle imtihanı / Ahmet Doğan İlbey
İslam sanatının felsefi arka planı Atilla Fikri ERGUN
Varlık-Yokluk ritminde İslam sanatı A.Bülent CİVAN
Sanatın maksadı nedir? Ramazan KARTAL
Terkip ve İnşa Dergisinin 12. Sayısı Postaya verildi yazısına devam et

LİSAN MÜLAKATLARI -5- ‘ÖZGE SENA BİGEÇ’ ile MÜLAKAT

Dil-Düşünce-İdrak Üzerine

Metin Acıpayam: Meseleler meselesi dil, tefekkür ve idrak bahisleridir. Dilin tefekkür ve idrak ile sıkı münasebeti kurulmalıdır. Eşya ve hadisenin teşhiri ve tetkiki tefekkür edilir, idrak vetiresinde hazmedilir, bu hazmedilen fikir dil ile inşâ edilerek hayata tatbik edilir. İnşâsı mümkün olmayan bilginin ne değeri olabilir. İnşâ demek hayat demektir. Hayatı inşâ edemeyenler zaman dışı kalır. Dilin inşâ gibi büyük tecrit ve terkip hamleleri hakkında neler söylersiniz?

Özge Sena Bigeç: Kün ile başlayan kâinât yolculuğunun dünyadaki arz-ı nihanıdır dil. Dil’iniz varsa inşa edersiniz, ihya edersiniz. Dil; hayata verilen hayat ikramıdır. Dil; hayattan evvel hayat ihsanıdır. Görünürde ‘‘etten’’ müteşekkil bebeğin, yeryüzündeki varlığının kısa bir süresinde ‘‘kelime’’ vücuda gelip sayha oluyorsa, hayat sayfası sayha içinde geçiyorsa, kelimelerin annesi olan ‘‘Dil’’ ‘‘Lisan’’ evet, belirttiğiniz gibi ‘‘meseleler meselesi’’dir!

Ete gizlenmiş ruhun bedenle ilk çarpışması, ilk etkileşimi, ilk tesir-i güzidesidir dil. Dil’i maddenin içine alamazsınız, madde değildir, maddeden değildir, fakat maddeye müthiş tesir edendir. O halde nedir dil? Bu nihan, beşerin ilk ‘‘baş’’ucu sorgusudur.

LİSAN MÜLAKATLARI -5- ‘ÖZGE SENA BİGEÇ’ ile MÜLAKAT yazısına devam et

“TÜRKÜ YAZILARI”

“Türkü Yazıları”

Ey azizan!

Âhir ömrüme geldim, geriye doğru çeyrek asır var ki, tasavvuf menşeli manzumelerden bestelenen, asırlar boyu gönlümüzü mânevî sevgi, hüzün ve ıstıraplarla demleyen, idrakimizi insan-ı kâmillerin yoluna sevkeden tekke ve dergâh işi aziz türkülerimiz hakkında nâçizane bin miligramlık türkü yazıları kalem almaya çalıştım.

Buna rağmen, milletimizin kültür değerlerinden biri olan türkülerimizin şânına yakışacak kudrette gönlümü kandıracak bir yazı yazamadığıma hayıflanırım. Bu gaye ve duygumu bir yazı şimdilik yerine getirdi ki, arada bir okur, gönlümü âbad ve teselli ederim.
“TÜRKÜ YAZILARI” yazısına devam et

Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları

Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Şehitler geliyor Türkiye’nin Doğu’sundan, din ü devlet mülk ü millet için yekinin!

Kardeşlerin bir bir şehit olup geliyor ey millet ayağa kalk! Vakit kışlalarda kışlamanın, tâtil mekânlarında geviş getirmenin vakti değil.

PKK işini yavaş tutuyorsa devletin yakasına yapış, dâhili hainleri görüp biliyorsan yüzüne tükür, lânet et. Bir gün olur ki şühedanın ruhu sizi taciz etmesin.

BU GELEN ŞEHİTLER KİMLERDİR?
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları yazısına devam et

Bir Hocam ve Dükkânnâme

Bir Hocam ve Dükkânnâme

Bir Hocam ve Dükkânnâme, Peygamber Efendimiz’in “Sevdiklerinize sevginizi izhar ediniz” hadisinden ilhamla, mâsivadan arınmış bir yüreğin hüzün dolu nidâlarını, Bir Hocam’ın yârenlik ve hasbihallerine doymak bilmez bir muhabbeti, ârif ve âlim vasıflarıyla bânisi oldukları Fikir ve Gönül Dükkânı’nı anlatır.

Dahası, âhir ömrümde yazmak istediğim “Bir Hüzünkârın Ömür Defteri” nin dibâcesi ve dağları eritecek, suları yakacak bir samimiyetin kelimelere dökülmüş dostnâmesidir.

İkinci hayatım Bir Hocam’la başladı. Gençliğini “kırık ayak adamı” olarak yaşamış bir fânî iken, Bir Hocam’ın fikirli ve mânevî sohbetleriyle eski, yâni câhiliye hayatımı terk etmiş, kafası ilme ve irfana susamış iki tarafı kesen bıçak gibi olmuştum.
Bir Hocam ve Dükkânnâme yazısına devam et

TÜRKİYE, BAYIRBUCAK’I İLHAK ETMELİ

Türkiye, Bayırbucak’ı ilhak etmeli

Suriye Türkmenlerinin dramı, devrin Kemalist hükümetlerinin Hatay’ın Türkiye’ye ilhakı meselesindeki dirayetsizliğinin bir neticesidir.

Bayırbucak, hatta bütün Suriye Türkmenleri meselesinin bu hâle gelmesi, Ankara Anlaşması’ndan sonra din-i Mübin İslâm ruhuyla teşekkül eden Kuvvacı cehdini terk eden Kemalist devletin Lozan’da dik duramaması ve Türkmen meselesini hususen Fransa’ya karşı savunamamasıdır.

Türkiye tarihî misyonu ve kendi emniyeti için yapması gereken Ankara Anlaşması’nın 7. maddesindeki garantörlük hakkının bu şartlarda işlemesi gerektiğini söyleyip Bayırbucak’ın ilhakını talep etmelidir. İlhak teşebbüsü Türkmenlerin varlığını daha güçlendirecektir.
TÜRKİYE, BAYIRBUCAK’I İLHAK ETMELİ yazısına devam et

MARAŞ MARAŞ DERLER KAHRAMANLIĞIN ADINA

Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına

Asırlardır kâfir ayağı değmemişti İslâmların yurdu Maraş toprağına. Fransız ve ellik gâvurunun şeameti kol geziyordu sokaklarında. Semâlarında kara bulutlar dolaşıyordu. Düşman gelip dayanmıştı şehr-i Maraş’ın kapılarına.

Fransız kâfiriyle ellik gâvurunu kovmak için cümle Maraşlı gazâ aşkına, vatan aşkına tutuldu. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımı olacaktı Maraş. Dua etti Şeyh Ali Sezai Efendi.

İlk kutlu müjde Uzunoluk’tan geldi. Sütçü İmam, din ü namus üzere sıkmıştı ilk kurşunu kâfirin küstahlığına.
MARAŞ MARAŞ DERLER KAHRAMANLIĞIN ADINA yazısına devam et

İSLAM İRFANI VE TEKNOLOJİ ANLAYIŞI BAŞLIKLI MÜLAKAT

Metin Acıpayam: Teknoloji, en özet haliyle söylemek gerekirse “alet” demektir. Alet, yani fikrin aleti… Herhangi bir fikre nisbeti olmayan aletin, “en büyük fikir” olan insan  karşısındaki hali ne derece olur?

Yrd. Doç. Dr. Erkan Çav: “Alet” kavramı ve objesi üzerine tartışmalar Antik Çağda felsefeciler arasında vardır. Yine antropologlar alet kullanımına göre insanların yaşam döngülerini ortaya koyarlar. Aynı şekilde tarihçilerin tarihsel katmanları oluştururken ifade ettikleri bakır, tunç, demir vs. gibi ibareler hep kullanılan aletlere ve aletlerin üretildiği madene göre adlandırılmıştır. Yine hayvanlar alemindeki sınıflandırmaların boyutlarından biri alet kullanımına göredir. İnsan ile hayvanı ayıran en büyük özelliklerden biri alet kullanımına ve bu kullanım bilgisinin yeni nesillere aktarılmasıdır. Mesela Antik çağda neden teknoloji gelişmedi bu kadar yüksek bir düşünce ve felsefe varken? Dolayısıyla o dönem fikir varken bunun aleti yok idi. Yine ilk İslam düşünürleri robotlar çizmişler ancak eldeki teknoloji ile bunları üretememişlerdir. Fikrin somutlaşması alet üzerinden, fikrin gelişmesi aletin yaptıkları eliyle ve nihayetinde fikrin yeniden inşasında aletin hayat döngüsü etkili olur. Bu kapsamda bu tartışmayı felsefecilerden sosyologlara kadar bütün sosyal bilim alanlarından farklı boyutlar geliştirilmiştir. Nihayetinde her fikir somut bir alana aktarılmayı bekleyen çekirdektir. Bunu sağlayan olgulardan bir tanesi olarak alet somutu gösteren ve o somutla yaşama katılan bir uzvu gibidir fikrin. Alet ve fikir birbirinden cismani yaşam içinde ayrışmaz, tamamlar.

İSLAM İRFANI VE TEKNOLOJİ ANLAYIŞI BAŞLIKLI MÜLAKAT yazısına devam et

SURİYE TÜRKMENLERİ, ONLAR DA KİM?

Suriye Türkmenleri, onlar da kim?!

Bayırbucak Türkmenleri kimdir? Bayırbucak nereye düşer? Ne yer ne içerler? Bayırbucak Türkmenleri varlık yokluk mücadelesi veriyorlar.

Müslüman Türklüğünü kaybetmiş Türkiye’deki Beyaz Türklerin, ümmet ve millet anlayışları yerli olmayan bir kısım ithal ve vurdumduymaz sözüm ona İslâmcı çevrelerin umurunda bile değil.

Selçuklu Türkleri Suriye’de10. asrın ortasından itibaren fütuhata başlamış, 11. Asır boyunca göçebe olan Türkmenlerden bir hayli nüfusu iskan etmiştir. Tolunoğulları ile başlayan Müslüman Türklerin göçü 11. asır boyunca Selçukluların sayesinde artarak iskân bölgeleri genişliyor.
SURİYE TÜRKMENLERİ, ONLAR DA KİM? yazısına devam et

ŞEHİR VE MEDENİYET MÜLAKATLARI -2-

YAHYA DÜZENLİ İLE ŞEHİRCİLİK  ÜZERİNE MÜLAKAT

“Şehir idrak ve irfanından henüz uzak bulunuyoruz. Yâni bilinmez bir zamana kadar bu kasvet ve dehşeti yaşayacağız!

Metin Acıpayam: Yaklaşık bir asırdır medeniyet krizi yaşıyoruz. Tahrip olmayan müessese ve fikrimiz kalmadı nerdeyse… Terkip maharetimizin kaybolmasıyla beraber, tefekkür mecrası da kurumuştur. Kuruyan tefekkürle beraber, his ve idrak edemeyen “aydın” profili çıkmıştır. Bu yeni “aydın” tipi, “ucuzculuğun”  zirve şahsiyetidir. Herhangi bir meselede orijinal bir cümlesi bulunmayan, tek mahareti “bilgi ezberciliği” olan, bu noktadan sonrada “kitap yüklü merkep” terkibine uyan bu tipler sayesindedir ki, şehircilikle alakalı tek müsbet gelişme sağlanamıyor. Bu menfi hal üzerinden “nerede bizim şehrimiz?” diyelim. Bu suali şahsınıza yöneltelim.

Yahya Düzenli: Hiç şüphesiz, bu soru “bize ait” bir şehrimiz olmadığına vurgu yapıyor. Bizim olmayan şehirlerde istif edilmiş insanları yaşadıkları yerin “yaşamaları gereken yer” olduğuna inanmaya mahkûm edenlerin isimleri, sıfatları, renkleri, iddiaları, partileri değişse de “değişmeyen” bir icraatları var. O da: “Sizi asla insanca bir şehirde yaşatmayacağız!”dır. Tanzimattan Cumhuriyete, Cumhuriyetten bugüne, böylesine dehşetli bir gerçeği ‘toplumsal anestezi’ altında hissetmemeye bizi mecbur ve mahkûm ediyorlar! Kimler mi? İktidar sahipleri, şehir yöneticileri, şehir plancıları, mimarlar, müteahhitler ve bütün bunlara rağmen tepki vermeyenler! Hepsinin tek bir ortak paydası var: Şehvete dönüşmüş rant iştahı! Şehirlerimizde “korku ve kasvet duygusu”nu “büyük refah ve ümid”e dönüştürecek, “selîm zevk” ölçüsüyle “yeni bir şehircilik manâ ve şahsiyeti getirecek” insan, idrak ve kadrodan ne yazık ki yoksunuz!

ŞEHİR VE MEDENİYET MÜLAKATLARI -2- yazısına devam et

FİKİR-SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -17-

Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

FİKİR-SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -17- yazısına devam et

ŞEHİR VE MEDENİYET

ŞEHİR VE MEDENİYET

Şehir kuramayan medeniyet kuramaz. Hatta bırakın kurmayı meselenin hayalini bile kurması düşünülemez. Zira şehir, medeniyetin pilot uygulamasıdır. Kurulacak olan medeniyetin önayağıdır şehir inşâsı. Zira şehir, medeniyetin alt birimleridir. Bu birimlerin yekûnu medeniyeti oluşturur. O halde medeniyet tasavvurundan önce şehir tasavvuru oluşturmak gerekiyor, şehir hakkında fikri olmayanın medeniyet meselesinde herhangi bir fikir beyan etmesi, yersiz ve manasızdır.

Bugün şehirler koca birer “mezbaha”dır. İnsan ise, bu mezbahada kesim sırasını bekleyen yaratıktan başka şey değildir. Bu ne dehşet verici hal değil midir? Dehşetengiz bu hareketin müsebbipleri, şehri, medeniyet havzasında değil de, ufuksuz ve dar bir sahada değerlendirenlerdir.

ŞEHİR VE MEDENİYET yazısına devam et

Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli

Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli

Türkiye hiç tereddüt etmeden ve tarihî çizgisini unutmadan Cenevre Masası’nda PYD tehlikesinde karşı Bayırbucak Türkmenlerinin pozisyonu şartsız olarak gündeme getirmelidir. Lozan’da suni sınırla koparılan Bayırbucak Türkmenleri, Türkiye’nin tabîi bir parçasıdır.

Bir asırlık problem olan güney sınırlarımızdaki hâkimiyet ve güvenlik için Türkmenlerin hukukunu, statüsünü çözüm heyetine kabul ettirmelidir. Başka şansı yok.

Suriye’deki 3,5 milyon Türkmen merkezli bir dış siyaset Türkiye’nin olmaz olmazıdır artık. Sevr Antlaşması’nda olduğu gibi bir Kürt devleti kurmak niyetini hiç unutmayan Batılı güçlere Türkmenlerin varlığını bundan böyle daima ve kararlılıkla dış siyasette yürürlüğe sokmalıdır.
Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli yazısına devam et

LİSAN-DUYGU MÜNASEBETİ BAŞLIKLI MÜLAKAT

ÖZGE SENA BİGEÇ ile Dil-Duygu Üzerine MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

 Beden Ülkesi’nde sınırlar ‘akıl’ ile ifade edildiği zaman, ülkenin yönetimi ve kararlarının alındığı yer de ‘kalp güzergahı’ olacaktır.

Metin ACIPAYAM: Her şeyin bir dili var. Duygu da buna dahil. Üstelik duygunun dili en tesirli dildir. Aklın dili, yalanın bol olduğu, anlaşılmasının zor olduğu bir dildir. Duygu dili ise, yalanı az olan veya yalan olduğunda anlaşılması kolay olan dildir. Aklın dili, bildiğimiz ve kullandığımız, adına lisan da dediğimiz dildir. Duygu dili ise standardı olmayan, kelimesi bulunmayan, bazı konularda ortak davranış şekilleri geliştirilmiş olsa da bu davranış şekillerine mahkum olmayan bir dildir. Bu güzergahtan bakacak olursak dil duygu münasebeti hakkında neler söylersiniz?

LİSAN-DUYGU MÜNASEBETİ BAŞLIKLI MÜLAKAT yazısına devam et