Aylık arşivler: Mart 2016

NELER YAPIYORUZ?

NELER YAPIYORUZ?
Fikirteknesi internet sitesiyle başladığımız yolculuğumuz devam ediyor. Bir müddettir sitede yazı yayınlanması seyrekleşti, bu sebeple neler yaptığımızı derli toplu şekilde açıklama ihtiyacı duyduk.
Yaptığımız çalışmaları şu ana başlıklar altında toplamak mümkün; Medeniyet Akademisi, Dergiler, Yayınevleri, İnternet siteleri ve Telif çalışmaları…
*
Medeniyet Akademisi resmi olarak kuruldu, fiili olarak kuruluş süreci devam ediyor. İki-üç katlı bina arayışı içindeyiz, yerleşik hale gelmek, şubeleri oluşturmak, vazife taksimi yapmak gibi müesseseleşme sürecimiz devam ediyor. Faaliyetlerimizi Medeniyet Akademisi bünyesinde toplamak ve müesseseleşmek için uğraşıyoruz.
Medeniyet Akademisi bünyesinde ilk başlatmak istediğimiz çalışmalar; yirminci yüzyılın Tabakatı, Akl-ı Selim Mektebi, Deha Mektebi, Enderun Mektebi…
NELER YAPIYORUZ? yazısına devam et

KALEM VE YAZICININ DOSTLUĞU

Kalem ve yazıcının dostluğu

Ey kalemim, dedi yazıcı! Masivayı, denî olanı, karanlığı ve zâlimleri yazmaktan ruhum karardı. Dünya kokan düşünceleri yazıya dökmekten ikrah geldim. İçimin aydınlanmadığını fark ettim. Kalbime ferahlık vermeyen, sadrımı açıp inşirah ettirmeyen malâyânî mevzulardan sıyrılıp yazıyı terk edeceğim. Sen de yazmayı bırak kalemim!

Dostlukları kadîm zamanlarda başlayan iki ezelî dost birbirlerine baktılar. Yazıcısı yazmayı terk edeceğini söylediğinde kalem önce inledi, sonra ağlamaya başladı. Gözyaşları, yazıcısının kareli defterinin sayfalarına döküldü. Onunla olan hâtıraları, beraber olduğu cezbe dolu geceler aklına geldi ve elife benzer endamını bir sıtma gibi hüzün kapladı.
KALEM VE YAZICININ DOSTLUĞU yazısına devam et

DİL KAPISI’NDAN GEÇMEDİKÇE…

Dil Kapısı’ndan geçmedikçe

Dil Kapısı’nda kelimeler var, hüzün var, gurbet var, dost var. Kelimelerin sûretini geçip sîretinden yapılmış mâna dolu bir hayat tâlimi var. Bu tâlimi yapanlar bilerek gelenlerdir…

Dil Kapısı’nda kelimeler mâveranın birer miracıdır. Etinden kemiğinden ayrılır, terbiye edilir, pişer, hamlığından kurtulur ve hakikat âlemine götüren birer yol olur.

Dil Kapısı’nda söyleşenler Bezm-i Elest’teki sözün sadâkatince tâlim edenlerdir. Hayatın anlam bilgisi kelimeler üzerinden öğrenilir. Dünyanın ve öte âlemin arasındaki yola kelimelerin kuvvetiyle gidilip gelinir… Bu kapıda durmayan bilmez, dilin aşkın bâdesi olduğunu…

DİL KAPISI TARÎKLERDEN BİR TARÎK…
DİL KAPISI’NDAN GEÇMEDİKÇE… yazısına devam et

Terkip ve İnşa Dergisi 13. Sayı TAKDİM yazısı

TAKDİM
Bu sayı Necip Fazıl özel sayısıdır, mayıs sayısı ise Büyük Doğu özel sayısı olarak hazırlanmaktadır. İkinci yıl mevzu haritamızı ilan ederken böyle bir tasnif yapmıştık. Geçen zaman içindeki sohbetlerimizde ortaya çıktı ki, Necip Fazıl özel sayısı yapmak, çok sayıda alim, arif, mütefekkir hakkında özel sayı yapmamızı iktiza eder. Sadece Necip Fazıl özel sayısı hazırlamak, birçok şahsiyetimizin hakkını ihlal etmek manasına gelir.
Aylık çıkan bir dergi, yılda on iki sayı yayınlamaktadır. Özel sayı meselesine yöneldiğimizde, derginin yıl boyunca özel sayı olarak çıkması zarureti doğar. Bu ihtimalde “mevzu haritamızı” takip etme imkanımız kalmaz. Bu sebeple “özel sayı” çıkarma fikrinden vazgeçmemiz gerektiği kanaatine vardık. Tabii ki önceden ilan ettiğimiz nisan ve mayıs aylarındaki Necip Fazıl ve Büyük Doğu özel sayılarını bu yıl için yapıyoruz. Bundan sonrası için özel sayı yapmaktan uzak durmak ve mevzu haritamızı takip etmek niyetindeyiz.
Terkip ve İnşa Dergisi 13. Sayı TAKDİM yazısı yazısına devam et

Doğu hüzün ve din, Batı haz ve ten

Doğu hüzün ve din, Batı haz ve ten

Gıyabî hüzün refikim Prof. Dr. Kemal Sayar, “Doğulu insan ‘Hüzün’le, Batılı ‘Haz’la beslenir. Doğu hüzün medeniyetidir. Hüzünle olmayı varoluşun üstün bir boyutu sayar…” diyor.

Fakir, yıllardır her Müslümanın tabiî olarak hüzün ehli olması gerektiğini, Efendimiz s.a.v.’den ve velilerden tevarüs ettiğimiz hüznün bir hayat felsefesi, olduğunu söyledi de kahkaha ve haz ehli yüzünü buruşturup geçti bu sözlerimize.

HÜZÜN MÜSLÜMAN DOĞU’NUN ŞİARIDIR
Doğu hüzün ve din, Batı haz ve ten yazısına devam et

VATAN MÜDAFAASINA ÇIKAN DOST HÜZÜN YOLLAMIŞ

Vatan müdafaasına çıkan dost hüzün yollamış

Fikir Dükkân’ının müdavimi iken, maişet gurbetine çıkan Süleyman Kılıçbay, nam-ı diğer Oflu Süleyman dostum, mektubuna bin miligramlık hüzün taşıyan kelimeler doldurup fakire yollamış. Dokunduğum her kelime yüreğimi yaktı geçti. Bizim insanımız, oluşundan bu yana böyledir. Gurbette sılanın, dostun, dostluğun hasretini çeker.

Yüreğini yanık şaircesine kelimelerle teselli bulur. En zor hallerinde derdini dostuna döker ve yazdıkları değme edebî metinlerden daha derin, daha içtimaî ve kalbidir. Aşağıdaki mektup, vatan müdafaasında bile özünü kaybetmeyen, yüreğini diri tutan, fakat asla hüzün ve dostunu unutmayan bir kalpten fışkıran hâllerdir:

“Size nasıl selâm edilir veyahut selâma nasıl başlanır ile alakalı çokça düşünmelerimiz, denemelerimiz olmuştur Sadık arkadaşımla. Amma en çok ‘Ak Saçlı Hüzünkâra’, diye başlamak yüreğimize dokunmuştur.

Ak Saçlı Hüzünkâra,
VATAN MÜDAFAASINA ÇIKAN DOST HÜZÜN YOLLAMIŞ yazısına devam et

Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da…

Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da…

Ölüsevici PKK ve dış düşmanların provokasyonu iş başında. Ankara’daki kanlı hadiseden HDPKK son derece memnundur. Ölümler çoğaldıkça, ölüsevicilik, yâni nekrofili tutkunlukları kabarmaktadır. Öldürmek bu kanlı örgüt “faydalı” ve “en iyi gelişmedir.”
Ankara’daki kanlı hadise gibi Türkiye’de PKK’nın işine yarayan bütün cinayetler HDPKK’nın siyasî yayılmacılığını kolaylaştırmak için yapılmış kanlı senaryolardan biridir.
Kanlı “Dâvaları” için ölenlerin tükenmesinden korkarlar. Ölümseverliği ilâhî buyruk gibi “kutsallaştırarak”, “birkaç arkadaş kendini yaksın, intihar bombacısı olsun” demeyi kanlı ideolojilerinin bir vecibesi olarak görürler.
Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da… yazısına devam et

İstiklâl Marşı’nın Atatürkçü Cumhuriyete aidiyeti yoktur

İstiklâl Marşı’nın Atatürkçü Cumhuriyete aidiyeti yoktur

İstiklâl Marşı’nın fikirleri hayatımıza ve kamuya girdikçe Atatürkçü Cumhuriyet gücünü kaybedecek, Âkif’e “Arapçı ve mürteci” diyen ulusalcılarla Altı Ok’çuların ruhî durumları bozulacak. Çünkü İstiklâl Marşı’nın, yürürlükteki Cumhuriyet ilkelerine karşı olduğunu biliyorlar. Bu zihniyete göre, “İstiklâl Marşı’nın devri çoktan kapanmıştır.” Atatürkçü Cumhuriyet’e aidiyeti olmayan İstiklâl Marşı’yla millet arasındaki köprüleri yıkmaya çalışıyorlar. Bundandır ki Atatürkçü Cumhuriyet’in bir parçası olduğunu söylemek, Âkif’e ve Millî marşımıza hakarettir.

Millî Eğitim ve benzeri kurumların hazırladığı “Âkif ve İstiklâl Marşı Programları” seküler hâle getirilmiş kültürel gevezeliklerdir. Ali Yurtgezen hoca, “İstiklâl Marşı söylenirken çocuklar niye gülüyor?” sualiyle resmî mekteplerde İstiklâl Marşı’nın millete aidiyet gücünün sulandırıldığını, fikrî vakarının kaybettirildiğini ve mecburî bir merasim sıkıcılığına dönüştürüldüğünü dile getiriyor.

KEMALİSTLERE GÖRE: “ÂKİF, İNKILÂBA DİŞ BİLEMİŞ”
İstiklâl Marşı’nın Atatürkçü Cumhuriyete aidiyeti yoktur yazısına devam et

“AĞLAYIN SU YÜKSELSİN BELKİ KURTULUR GEMİ”

“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”

Ağlamak, Efendimiz’den Bilâl’a kalan bir hâtıra, Efendimiz’in vefat ettiği oğlu İbrahim için döktüğü mübarek gözyaşlarıdır… Allah’tan kuluna bir hediye, mü’minin gözlerinden seccadeye dökülen birkaç damla yaştır ağlamak; bizden evvel giden ahbaba ağıt ve hüzün, cehenneme giden yolun ateşini söndüren su, sözün bitip gözlerin dile geldiği vakittir…

Ağlamak, Yakub’un gözlerinden akan Yusuf’tur. Yusuf da babası Yakub’dan uzak kaldığı için o kadar ağladı ki, zindandakiler: “Ey Yusuf! Ya geceleri ağla gündüzleri sus veya gündüzleri ağla geceleri sus!” dediler.
Marifet işidir ağlamak. Marifetullah’a sahip olanlar, yâni Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilenler ancak ağlamanın ecrini görebilirler.

BÜTÜN PEYGAMBERLER AĞLAMIŞTIR, AĞLAMAYAN CÂHİLDİR
“AĞLAYIN SU YÜKSELSİN BELKİ KURTULUR GEMİ” yazısına devam et

28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler

28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler

(Bu yazıdaki tipleri, fiil ve sıfatları 28 Şubat’ın azılı generallerinin ve onlara yaltaklık eden siyasîlerin, gazetecilerin, bürokratların ve işadamların şenî özellikleri olarak okuyunuz)

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar” dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’ân-ı Kerim’in buyruğudur.

Sûret-i haktan, yani iyiden, doğrudan, adâletten, çobanın mazlum ve mazrurluğundan yana görünüp kurtlara, zâlimlere, tâgutî rejimin zorbalarına perestiş eden, despot cumhuriyetin cellâtlarına ve generallerine gülücük dağıtan, onların sofrasında yemlenen ikiyüzlüleri tanımak ve onları aramızdan kovmak İslâm’ın emridir.
28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler yazısına devam et

FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -18-

ERCAN YILDIRIM İLE MÜLAKAT

Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

Ercan Yıldırım: Siyasetçilerin, kendi gündemleri, kendi bürokratik işleri vardır. Dolayısıyla siyasetçinin bilgisiyle fikir adamının bilgisi arasında ilişki kurmak zaten mümkün olamaz. Fikir adamının siyasetçi karşısında alacağı tavır bellidir; bulunduğu devlet, millet, toplum, ülke… adına ne denirse, mensubiyetini oluşturan değerleri ikame edecek, onu güçlendirecek faaliyetleri yerine getirmeye devam etmeli. Müslüman bir entelektüelin temel gayesi bu bakımdan İslam’ın öngördüğü yaşama biçimini hayata geçirme hususundaki dikkatlerini üst seviyeye çıkarmak, Allah’ın istediği ölçüde yol yürümeyi sağlamak olmalıdır. Burada siz siyaset ile fikriyatı bir ve beraber olmaktan çok karşı karşıya gibi de algılarsınız, yanyana da düşünebilirsiniz. Halbuki hem siyasetin hem fikriyatın kendine özgü varoluş alanları, menfaat birliktelikleri, çıkarları dolayısıyla dünyaya özgü nitelikleri bulunur. Mesele her iki kesimin kendi ikballerini, toplumlarının ve ülkelerinin en başta da halife olarak geldikleri dünyada misyonlarının üzerine çıkarmamaları gerektiğidir.

FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -18- yazısına devam et

MUKADDESATÇI İKTİDARIN MEDENİYETLE İMTİHANI

Mukaddesatçı iktidarın medeniyetle imtihanı

Cumhuriyet Batılılaşmasının hedef tayin ettiği Avrupa modernleşmesinin neticesi olarak Türkiye’de toplum ve devlet düzeninin sekülerleşmesi mukaddesatçı-muhafazakâr iktidara rağmen ilerlemeye devam ediyor.

İslâm değerlerini kamuya ve hayata dahil edeceğini vaat eden bir iktidarın hâkim olduğu Türkiye’de Batı “uygarlığının” taklit ve taşıyıcılığının alabildiğine devam ettiğini görmek ne kadar acı! Batı’nın iki asırdır ihraç ettiği “uygarlık”, dinimizden neşet eden medeniyet değerlerimizi ezip geçiyor.

Müslümanlara bir parça soluk aldıran iktidardan Medine menşeli medeniyet kimliğimize dönüşme hamleleri beklerken, Avrupa Birliği’ne dahil olma siyasetini sürdürmek abesliğinin yanında, eğitim, kültür ve şehircilikte laik Cumhuriyetin yaptıklarını tekrar ediyor.
MUKADDESATÇI İKTİDARIN MEDENİYETLE İMTİHANI yazısına devam et