Aylık arşivler: Eylül 2016

MUTLAK EMSAL

MUTLAK EMSAL

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayısı)

Mutlak emsal… Her meselemizde kendisine dönüp baktığımız nihai emsal… Mutlak emsal, aynı zamanda hiçbir boşluk bırakmayan, her meselede beyanı veya tatbikatı olan Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamdır. Bir yol ki O’na çıkmaz, ayağımızın altındadır, bir yol ki O’na çıkar, başımızın tacıdır.
Malumdur ki mutlak emsal, yeryüzünde ancak ve sadece Risalet ile mümkündür. “O, kendiliğinden konuşmayan”, dolayısıyla kendiliğinden yapmayan bir şahsiyettir. O, Risalet makamından dolayı muhafaza altındadır, asla yalan söylemez, asla yanlış söylemez ve yanlış yapmaz… Muhakkak ki O, beşerdir fakat beşeriyeti, beşeriyetin tüm menfi sıfatlarından temizlenmiş, beşeriyetin tüm arızalarından korunmuştur. O’nun beşer olması cihetiyle beşeriyetin herhangi bir ferdiyle eşitlenmesi, Risalet makamının ne olduğunu anlamayanların hezeyanlarıdır.
MUTLAK EMSAL yazısına devam et

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa Dergisi 17. sayı)

İkinci yılımızın mevzu haritasının üst başlığı, İslam tedrisat telakkisiydi. Sohbet ve tedrisat ile başladık, itikaf ve tedrisat ile devam ettik, bu girişten sonra şimdi İslam tedrisat telakkisine geldik.
İslam tedrisat telakkisinin birçok alt başlığı var, bu sayıda umumi bakış açımızı ve meselenin temellerine dair izahlarımızı okuyacaksınız. Daha sonraki sayılarda alt başlıklara doğru inilecek inşallah…
Tedrisat telakkisi hayati meselelerden birisidir. Tedrisat, İslam ile insan arasındaki münasebeti kuran, İslam’ın insan tarafından idrakini sağlayan, İslam’ın kendi insanını inşa etmesini mümkün kılan bir ilim dalıdır. Ucuzculuk ve kolaycılığın yaygınlaştığı ülkemizde, İslami tedrisat bahsi neredeyse unutuldu, tedrisatsız şekilde İslam’a muhatap olmak moda haline geldi.
TAKDİM yazısına devam et

Marallar oymağında bir ceylanla oturup ağlayan şair

Marallar oymağında bir ceylanla oturup ağlayan şair

Marallar oymağında bir ceylanla oturup ağlayan şairin hikâyesini bilir misiniz? Geçmiş aşk çağlarından bir hikâye veya Mecnun’un, İbrahim Edhem Hazretlerinin başından geçen menkıbelerden biri değil, şimdiki zamanda yaşayan bir şairin hayâlde fakat mânevî olarak yüreğini kanata kanata yaşadığı, sonra mısralara döküp inşirah bulduğu bir ceylan aşkının hikâyesidir bu. Şair Hasan Ejderha’nın “Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak” şiirini okuyunca içime doğan hayâller kelimeler döküldü…

“Çok göresim geldi ay ceylan seni”, diyecekti şair. Hıçkırarak ürkek ceylanın boynuna sarılacak, elleriyle zarif yüzünü okşayacak, yüreğinden sâdır olan gözyaşları, ceylanın sabî yüzüne damlayacaktı. Ürkek ceylanın lâl olan bakışlarındaki mâna, şairin yaralı yüreğini daha da kanatacak ve “vururlar, vururlar seni âh ceylan!” diye ağlayacaktı. Sonra yüreği yanında olmayan zâlim insanları hançeresinden çıkan mısralarla kahredecekti.

ŞAİRİN, MARALLAR YURDUNA GİTMEK İÇİN HAZIRLIK YAPMASI
Marallar oymağında bir ceylanla oturup ağlayan şair yazısına devam et

Aksakalın Kitabı’ndan Anıtmezar Risâlesi

Aksakalın Kitabı’ndan Anıtmezar Risâlesi

19. Asrın başında yaşayan Kaşgar Türklerinden bir aksakalın vaaz ve öğütlerinden derlenip “Aksakalın Kitabı” adıyla neşredilen değerli kitaptan okuduğum anıtmezar bahsini, devlet adamlarının millî şuurunu uyanık tutacağına inandığım için sadeleştirerek hülâsa ettim ki cümle Türk-İslâm âlemi istifade eylesin…
——————
Müslüman Türkler ve Müslüman kavimler tarihlerinin hiçbir döneminde önderleri için yapılan mezarlara mozole yahut anıtmezar dememiştir. Türbe yahut kümbet demişlerdir.

Kaşgar Türk ülkesinde zulme dönüşen inkılâpları yüzünden milletince sevilmeyen Sarı Kamalov adıyla zorba bir put önder vardı. Öldüğünde devlet bütçesinden yüklü tahsisatla yurt dışından getirilen ecnebi mimarlar eliyle yaptırılan mozole, yâni anıtmezar devlet protokolünde birinci derecede ziyaret edilmesi gereken resmî mekân olarak anayasa ile mecbur kılındı. O gün bugün laikleşmiş zümrelerle şeçkinler ve cumhurbaşkanları kimi zaman kerhen, bazen gönülden ta’zimde bulunuyorlar.

KAMALOV’UN MOZOLESİNİ ZİYARET ETMEK MECBURİDİR
Aksakalın Kitabı’ndan Anıtmezar Risâlesi yazısına devam et

MİLLETİN NUMUNESİ SOMALİLİ MAHMUD

Milletin nümunesi Somalili Mahmud

Somalili Mahmud’un Fikir Dükkânımızdan, yâni Cuma Kapımız’dan ayrılıp tahsil gurbetine çıkışıyla dostperest yüreğimden bir parça daha koptu gitti.

Fikir ve gönül tâlimi yapılan bu mekândan nice dostlar maddî gurbet, askerlik gurbeti, tahsil gurbetine çıktılar. Her giden yüreğimden bir parça koparıp gitti. Her gurbetçimiz gibi onun gidişiyle de Fikir Dükkânının dostluk divanından bir mâna, bir karakter, bir dostluk âbidesi eksildi gitti.

Kendini Şehr-i Maraş’tan sayardı. Kurban Bayramı öncesi Yüksek Lisan müracaatı için İstanbul’da iken, “Herkes memleketine gidiyor, sen Somali’ye mi gideceksin” diye sorduklarında “Bayramda mânevî ve fikrî memleketim Maraş’ta olacağım…” demiş.
MİLLETİN NUMUNESİ SOMALİLİ MAHMUD yazısına devam et

Hâl dili mi, harf dili mi?

Hâl dili mi, harf dili mi?

Fakir, harf, yani söz, kâl diliyle konuşup yazan bir âcizdir. Hz. Mevlânâ’yı okuyunca anladım hurufat ehli, yâni harf diliyle yazıp konuşan biri olduğumu. Harf diliyle konuşanları azarlasa da, onun nasihatlerini yine de hurufata döktüm vecd ile…

Hz. Mevlânâ, “hâl dilinin” yanında “kâl dilinin” gereksizliğini anlatırken “Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da bunlar olmaksızın seninle konuşayım” diyor.

Mesnevî’nin harf ve söz kalıplarından sıyrılarak okunup gönüllere yerleştirilmesini ister: “Mesnevî harften, sesten, sözden kurtulunca derya olur. Ondan sonra o sözü söyleyen, o sözü dinleyen ve o söz hepsi birden can olur!”

HARF DİLİ YETERSİZDİR
Hâl dili mi, harf dili mi? yazısına devam et

DİL KAPISI

Dil Kapısı
Dil Kapısı, Tûr Dağı’dır. Hz. Musâ’ya Allah’ın tecellisi bu Kapı’da gerçekleşir. Yusuf, Dil Kapısı’ndan girip çıktı, sabırla vardı Mısır’a… Züleyha, Dil Kapısı’nda sınandı. Ateşlerin, yâni ten aşklarının içinde… Yusuf’un aynasında gözleri kamaştı, eşiğinden adım atamadı içeri… Sonra kurtuldu teninden, geçip gitti Dil Kapısı’ndan…

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, “dil nazargâh-ı Hûda’dır sâf kıl kim dola nûr” derken Dil Kapısı’ndaydı. Diyor ki mübarek veli: Dil, yâni gönül Allah’ın baktığı yerdir. Orada durup saf tutanların, sebat edenlerin içine nur doğacaktır.
DİL KAPISI yazısına devam et

Darbeci generaller Atatürkçülüğü ve laikçiliği severler

Darbeci generaller Atatürkçülüğü ve laikçiliği severler

Darbeci generaller millet idaresinden ve huzurundan nefret ederler. Nefretlerini meşrûlaştırmak yâni darbe yapmak için Atatürkçü Cumhuriyet düzeninin elden gittiğini yayarlar.

Yaptıkları darbelere kavramlar yakıştırmaya çalışır, kanlı darbelerini “devrim”, “ihtilâl”, “inkılâp” ve “emir ve komuta zinciri altında askerî müdahale” adıyla taçlandırırlar. Bunun içindir ki darbelerini “Beyaz ihtilal” diye tesmiye ederler.

Kurguladıkları ideolojilerine göre darbenin sahibi ve idolü M. Kemal’dir. Anıtkabir’e tazimde bulunarak darbenin meşrûiyetini ve vatanın kurtarıldığını dikte ederler. Darbe ve dikta rejimi olarak tavsif edilmekten hiç hoşlanmazlar.
Darbeci generaller Atatürkçülüğü ve laikçiliği severler yazısına devam et

İSMAİL VE BIÇAK

İsmail ve bıçak
İsmail, bıçaktan korkmayan kurban.
İsmail ve bıçak birbirine hasım değil, âyet emri üzere dostturlar.

İsmail’in gücü Rabbinden geliyordu.
Rabbinin ihsanıydı onun bıçaktan korkmayışı.
Yunus Emre Hazretlerinin, “Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi / Ol dost için Arafat’a kurban olup çıkan benim / İsmail’e çaldım bıçak, bıçak ana kâr etmedi” demesi bundandır.

İbrahim’in bıçağının altına yatarken “Anneme selâm söyle üzülmesin” diyen itaatli oğul İsmail, bıçağın Hakk’ın emrine tâbi olduğunu işitince “Allahüekber ve lillahilhamd” diye tesbih eder.

“EMROLUNDUĞUN GİBİ ÇAL BIÇAĞI BOĞAZIMA”
İSMAİL VE BIÇAK yazısına devam et

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Ali Yurtgezen hoca “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “Belâmlar ibret için var” (Semerkand Dergisi Eylül 2016) yazısında, din âlimi kisvesinde din-i mübin’i kendi indî hesaplarına âlet eden, Müslümanların aleyhine olan faaliyetlere vasıta yapan, dinin ölçülerini ve cemaat anlayışını ihlal eden “Belâmlara” dikkat çekiyor.

15 Temmuz Darbesi’nin plânlayıcısı ve mücrimlerinin cemaat ve din âlimi sıfatıyla millete ve devlete “Hizmet okulları” adı altında ihanet eden, Batılı devletlere ajanlık yapan Belâmlar olması yüzyılın en ibretlik meselesidir.

Hassasiyeti olanlar bilir ki modern zamanların Belâmları televizyonlarda icra-yı faaliyet gösteriyorlar. İsrail menşeli Belâm’ın zihnî sulbü, yâni modern türevi dinî kisve altında, İslâm âlimi kıyafetinde, cemaat önderi ve hocaefendi unvanıyla siyasî, kültürel ve iktisadî emperyalizmin ajanlığını yapabiliyor.
Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar yazısına devam et

Darbeci generaller “kamusal” diktatördür

Darbeci generaller “kamusal” diktatördür

Millete aidiyeti olmayan “Kamusal” birer diktatör ve buyurgandır darbeci generaller. Cemiyetin hayatına hiçbir değer katmadıkları halde halkın vergileriyle oluşan bütçeden en çok payı alırlar.

Darbeci generallerden herkes korkar. Çünkü onların mesleği korkutmaktır, sevdirmek değil. İnsanî bir erdemleri olmaz. Bir şehre, bir mekâna bir general geldiğinde, o mekân halktan ve başörtülülerden temizlenir.

Üç şeyi çok sever ve isterler: Güç, itaat ve otorite… Güç ve darbe tutkularının arkasında hastalıklı otoriter kişilikleri ve aldıkları lâ-dinî / pozitivist eğitim vardır.
Darbeci generaller “kamusal” diktatördür yazısına devam et

Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak

Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda bin yıldır Müslüman olan ecdadınındı, bugün benim, yarında oğlumun ve onun oğullarının olacak.

Bu şecere, imanından yüreğine, devlet düzeninden medeniyetine, ruhundan maddesine kadar her şeyiyle İslâmlaşan Türk milletinin kendisidir.

TAPUSU ECDADIMIN OLAN BU ÜLKE…
Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak yazısına devam et

DARBECİ GENERALLERİN SOY AĞACI

Darbeci generallerin soy ağacı

Generallerin ilk ceddi Kartacalı Hannibal’dir. Batı’nın “Tanrılaşmış” generallerinden Patton, Goltz, Mc. Arthur, Montgomery, Rommel, Mao Çin’inde Sun Tzu, diyar-ı Rum’da Sarı Kamalov’un portreleri darbeci generallerinin hayâllerini süsler.

Bir generalin bütün hayâli en büyük general olmaktır. En çok da Fransız generali Napolyon’a hayrandırlar.

Generallere göre dünyada önce general vardı, sonra diğer insanlar meydana geldi. General Batı medeniyetinin bir ürünüdür. Meslekleri insan kıyıcılığı ve despotluktur.

“Çağdaş uygarlık seviyesi” yükseldikçe en gözde meslek hâline geldi ve yüceltilmiş bir tiranlığa dönüştü. Bütün darbeci generaller birbirine benzer, birbirini taklit ederler.

ÜLKELERİ GENERALLER BÖLER VE PAYLAŞTIRIR
DARBECİ GENERALLERİN SOY AĞACI yazısına devam et