Aylık arşivler: Ekim 2016

Aldatan Cumhuriyeti anlatan kitap: “Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” (2)

Aldatan Cumhuriyeti anlatan kitap: “Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” (2)

Kemalist tarihin yalanlarını ifşa eden Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan’ın “Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” kitabından M. Kemal’in başkanlığında ilk meclisin açılışı özellikle cuma gününe getirildiğini, hatm-i şerifler, Buharî-i şerifler okutulduğunu, Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde M. Kemal’in de olduğu bir cemaatle cuma namazı kılındığını, câmiden sonra önde dinî semboller taşıyan ulemadan kişiler olmak üzere Meclis binasına gidildiğini, M. Kemal’le vekillerin hilafet ve saltanatın, vatanın ve milletin istiklâlinden başka maksat gütmeyeceklerine yemin ettiklerini etraflı bir şekilde öğrenmek mümkün.

Yakın tarihin hakikatlerini yeni bilgilerle son derece cesur bir şekilde işleyen kitaptan vesayet rejiminin cesaret edilememiş çivilerinin çekilebileceğine, milletin yanında yer alan siyasîlerin ve aydınların zihninde yeni ufuklar açacak olan üzeri örtülmüş meseleler en berrak şekilde anlatılıyor.

MİLLÎ MÜCADELE CİHATTAN İBARETTİR
Aldatan Cumhuriyeti anlatan kitap: “Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” (2) yazısına devam et

TEDRİSAT SÜRECİ OLARAK TEFEKKÜR VE SALİH AMEL

TEDRİSAT SÜRECİ OLARAK TEFEKKÜR VE SALİH AMEL

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Yazar arkadaşların bahsettiği İslami tedrisatın maksatları ve tedrisat süreçlerinin temeli olan kalbin tasfiyesi ve nefsin terbiyesi meselesi, tefekkür ve amelle kabil ve kaimdir. Tefekkür ve salih amel meselesi, İslam’ın insan ve hayat telakkilerinde birbirinden ayrı kıymetler değildir, tefekkür de ameldir, amel de tefekkür… Başka bir ifadeyle tefekkür, amellerin şahıdır ve bizzat faaliyettir, salih amel ise tefekkürün tezahürüdür, yani tefekkürün gerçekleştirilmesidir, yani bizzat tefekkürdür. Bu sebeple tefekkür ile amel birbirinden müstakil olmayıp, birbirinin mütemmim cüzü veya tek sürecin iki safhasıdır. TEDRİSAT SÜRECİ OLARAK TEFEKKÜR VE SALİH AMEL yazısına devam et

RUHİ SÜREÇLERİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNİ TAYİNİ

RUHİ SÜREÇLERİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNİ TAYİNİ

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Ruhi süreçler, iki sahada tedrisat süreçlerini tayin eder; ruhi talim ve terbiye ile zihni talim ve terbiye…
Saf ruhi safhada nefsin zuhuru ve aklın teşekkülü söz konusu olmadığı için ruh beden ve insan iç alemine doğrudan ve tamamen hakimdir. Ne var ki insan iç alemi oluşmaya (mesela zihni evren açılmaya) başladıkça, nefsin zuhuru ve aklın teşekkül süreci işledikçe ruh derinlere çekiliyor. İnsan iç aleminin (kalbi evren ve zihni evren) masiva ile dolmaya başlaması, ruhun tasarruf ve hakimiyetini geriletiyor.
Ruhun, insan iç alemindeki tasarruf derecesi, insanın merkezinin içeride mi yoksa dışarıda mı olduğu sorusunu cevaplar. Ruhun hakimiyeti arttıkça insanın merkezi içeridedir, azaldıkça insanın merkezi dışarıya doğru taşınmaya başlar. İnsan iç alemindeki baş hain, nefstir. İnsan iç aleminin nefsin tasarrufuna girmesi (nefsin merkezleşmesi), merkezin dışarıya taşınmasıdır. Nefs, ruhtan ziyade dünya ile işbirliği yapar, zira nefs dünyaya aittir. İnsan iç aleminin merkezinin nefs haline gelmesi, merkezin dışarıya taşınmasıdır, zira nefsin tüm arzuları dışarıya (dünyaya) aittir. Bu mesele, insanın en fazla yanıldığı noktalardan birisidir, nefs tarafından idare edilen insan, kendi kendisini idare ettiği vehmine kapılır, oysa durum tam aksinedir. RUHİ SÜREÇLERİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNİ TAYİNİ yazısına devam et

RUH-BEDEN BERABERLİĞİNİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNE TESİRİ

RUH-BEDEN BERABERLİĞİNİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNE TESİRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

İbrahim Sancak’ın isabetle teşhis ettiği üzere, insanın bedeni inkişafı büyümekten ziyada ikmal etmek üzerine kuruludur. İkmal etmek, hem bedeni cihetle söz konusudur hem de ve daha önemlisi ruh ile beden arasındaki imtizacın gerçekleşmesi cihetiyle söz konusudur. Bedeni cihetle ikmal meselesi, gözle görülür şekilde cereyan eder, esas mesele ruh ile bedenin imtizacıyla ilgilidir.
Ruh ile beden birbirine yabancıdır. Yabancılık, öncesinde birbiriyle tanışmamak, birbirine aşina olmamak gibi anlaşılabilir boyuta sahiptir. Fakat bu boyut meselenin kolay ve basit tarafıdır, esas zor, çetin ve girift olan boyut her iki unsurun hakikati itibariyle birbirine yabancı olmasıdır. Ruh bakidir, beden fani… Ruh maveradan (alem-i ervahtan) gelmiştir, beden buradadır, müşahhas alemde, yani maddi alemdedir. RUH-BEDEN BERABERLİĞİNİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNE TESİRİ yazısına devam et

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Kültür ve Kitap Fuarı’ndaydı…

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Kültür ve Kitap Fuarı’ndaydı…

(Ey azizan! “Aldatan Cumhuriyeti anlatan kitap: Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” adlı yazımızın ikincisini, kitabın yazarı D. Mehmet Doğan’ın kitap fuarına katılmasıyla gündem değiştiği için adı geçen yazının ikincisine haftaya pazartesi devam edeceğiz)

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi “Anadolu’nun en büyük kitap fuarı” sözüyle şair ve yazarların harman olduğu Şehr-i Maraş’ta 27 Ekim 2016 Perşembe günü 3. Kültür ve Kitap Fuarı’nı yüzlerce yayınevinin kitaplarıyla kitapseverlerin hizmetine açtı.

Kahramanmaraş 3. Kitap ve Kültür Fuarı dolayısıyla Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesinin ev sahipliğinde yapılacak 8. Şubeler Buluşması 28-29-30 Ekim 2016’da Fuar bünyesinde gerçekleşecek.
Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Kültür ve Kitap Fuarı’ndaydı… yazısına devam et

CUMHURİYET “MAĞLUBİYET İDEOLOJİSİ”DİR

Cumhuriyet “Mağlubiyet İdeolojisi” dir

Bazı siyasî partilerin 30’lı yıllardan kalma zihniyetiyle millet karşısında “kadük” kaldığı ve Ankara ideolojisinin Türkiye’ye dar gelmeye başladığı şu günlerde Atatürkçü Cumhuriyet rejiminin millete verdiği zararları anlamak için Türkçe ustası ve üslûp sahibi, Türkiye yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan’ım, etrafı kalın duvarlarla örülü yakın tarihin surlarında gedik açan, Millî Mücadele hakkındaki resmî tarih bilgileri yerine gerçeğini anlatan “Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu” adlı kitaba müracaat etmek gerek.

İstiklâl Savaşı’nın açıklığa kavuşturulmayan yönleri, laik cumhuriyetin ilân ettirilişine giden dış baskıların ve cumhuriyetle başlayan “devrimlerin” karanlık cephesi, Kemalizm’in iktidar gücünü elde ettikten sonra, Millî Mücadelenin en sıkı zamanlarında dâva arkadaşları olan, fakat cumhuriyetin ilkelerinde anlaşamadıkları muhalif paşalarla yapılan çekişmeler, ardından muhaliflerin, mertçe olmayan tasfiye edilişleri “efradını câmi, ağyarını mâni” bir şekilde vuzuha kavuşturulmaktadır.

MİLLETİ OLMAYAN CUMHURİYET
CUMHURİYET “MAĞLUBİYET İDEOLOJİSİ”DİR yazısına devam et

İNSAN BAHSİNİN HAKİKATİ, RUH…

İNSAN BAHSİNİN HAKİKATİ, RUH…

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Hayvanlar doğduktan sonra büyümeye başlarlar. İnsanlar da doğduktan sonra cisim olarak büyümeye başlarlar ama insanlardaki gelişmenin esası büyümek değil, kendini ikmal etmektir. Hayvanlar sadece büyürler, onlar büyümekle ikmal ve inkişaf seyri yaşamazlar. Doğduklarında ne iseler ölürken de odurlar, bedenin büyümesinden kaynaklanan mesela daha güçlü olmak gibi gelişmeler dışında, mahiyetlerinde kayda değer bir değişim olmaz. İnsan, doğduktan sonra büyüme seyri bir müddet sonra dursa da, mesela cüce olsalar da ikmal ve inkişaf seyri devam eder.
Batı, insan telakkisine sahip olmadığı, evrime iman ederek hayvanlığını ikrar ettiği için, insanların da hayvan gibi büyüdüğünü kabul eder. Materyalist kafa ruhu kabul etmediği için, insanın büyümesini hayvani büyümeden ibaret görür ve ikmal sürecini anlamaz. İNSAN BAHSİNİN HAKİKATİ, RUH… yazısına devam et

Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti

Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti

Batılı emperyalist ülkelerin Birinci Harp sonrası Osmanlı Türk hâkimiyetinden koparmaya çalıştığı Musul, Kemalistlerin Lozan’daki gafilce siyasetleri sonucu ve Batılı inkılâplar uğruna gözden çıkarılmış bahtsız bir ümmet diyarıdır.

M. KEMAL’İN MUHALİFİ İKİNCİ GRUP MUSUL’UN SİLAHLA ALINMASI TARAFTARIYDI

İlk Meclis’te Kemalistlerin Misak-ı Millî politikalarının Musul-Kerkük’ten ve adalardan haddi aşan tavizler verildiğini yüksek sesle dile getiren İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif ve Meclis’in en kahraman milletvekili olup bu kahramanlığından dolayı hunharca öldürülen Ali Şükrü Bey gibi İkinci Grubun milletvekillerinin büyük çoğunluğu Hüseyin Avni’nin başkanlığında Musul’un silah kullanılarak alınmasından beyan ettiler.
Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti yazısına devam et

RUHİ SAFHALAR VE SÜREÇLER

RUHİ SAFHALAR VE SÜREÇLER

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

İnsan sadece ruh veya sadece beden değil fakat insani tüm hususiyetler ruhtadır, ruha aittir. Bedeni de şekil olarak insan suretidir ama insan sureti olan bedenle hayvanlık yapmak kabildir. Ruh ise bizatihi insana aittir, insani her hususiyet de bizatihi ruha aittir. Duyan, gören, hisseden ila ahir ruhtur, beden görme işinde dürbün gibidir. Ruh görmezse, görmek istemezse, gözün baktığı noktaya ruh bakmazsa, görme fiili gerçekleşmez. Öyleyse tedrisat süreçlerinin esası, ruhi safhalar ve süreçlerdir, bedeni süreçler değil… Bedeni safhaların tedrisat süreçlerine katkısı olmadığını söylemek kabil değildir ama esas olan ruhi safha ve süreçlerdir. RUHİ SAFHALAR VE SÜREÇLER yazısına devam et

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Tedrisat safhaları ve süreçleri insanın yaşına kilitlendi, yani bedenine… Bedeni inkişaf ve ikmal sürecinin tedrisat safhalarıyla alakası olduğu muhakkak ama bu süreçleri esas tayin unsur ruhtur. En basit misali, dehaların ruhi ve zihni süreçleri ile orta zekaların süreçleri arasında uçurum var. Orta zekanın elli yaşında ulaştığı, bazen hiç ulaşamadığı seviyeye deha, on yaşında ulaşıyor.
Batı, insanın hayvandan geldiğine inandığı için insan telakkisine sahip değildir, onun ufku ancak “gelişmiş hayvan” noktasına kadar ulaşır. İnsanın hayvan olduğunu düşündüğü için, tüm bilim altyapısı hayvan biliminden ibarettir. İnsanda ulaşabildiği son nokta beyindir, yani hayvanda da olan ve maddi mahiyete sahip beyin… Batının ortaya koyabildiği eğitim-öğretim (talim ve terbiye değil, maarif asla değil) anlayışı, hayvana ve hayvanların gelişimine aittir. Bu sebeple batının eğitim-öğretim sistemi bedeni gelişmeyi esas alır. TAKDİM yazısına devam et

Musul’un başına gelenlerin müsebbibi Kemalistlerdir

Musul’un başına gelenlerin müsebbibi Kemalistlerdir

Musul’un başına gelenlerin ardından “Musul’u unutmadık, Musul’u ve Türkmen soydaşları esaret altında bırakanlar” gibi yaftalarla ağzı dolusu konuşarak şimdiki zaman sorumlularını suçlamak gerçeklerden uzaktır. Oysa Musul’un başına gelenlerin ilk müsebbibi Kemalistlerdir.

Musul ve Kerkük’ün Türkmenleriyle birlikte Türkiye eliyle esaretten kurtarılmasını arzu edenlerdenim. Musul ve Kerkük’ün makus talihini Atatürkçü Cumhuriyetin kurucuları M. Kemal ve İsmet İnönü yazmıştır.

Seksen küsur yıl önce Musul’u masa başında, yâni Lozan ve Lozan sonrasında İngiltere’ye bırakanlar M. Kemal ve İnönü hükümetleriydi. M. Kemal ve kadrosu, Millî Mücadele’nin sürdüğü 1922 yılı sonuna kadar Anadolu’daki Kürtleri hayli İslâmî bir dille “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir.
Musul’un başına gelenlerin müsebbibi Kemalistlerdir yazısına devam et

DARBEYE KARŞI MUKAVEMETİN KODLARI

DARBEYE KARŞI MUKAVEMETİN KODLARI

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Darbeye karşı mukavemetin yaygınlığı ve derinliği dikkat çekiciydi. Bu meselenin özellikle tetkik edilmesi lazım, zira bu meseleyi anlamazsak, mukavemet kaynaklarını ve cephelerini tahkim edemeyiz.
*
Orduda mukavemet eden subaylar oldu. Orduda emir-komuta zinciri önemli ve geçerlidir, subayların mukavemetinin temel sebeplerinden birisi budur, zira darbe teşebbüsü emir-komuta zinciri içinde gerçekleşmedi. Bu noktayı asla unutmayalım zira emir-komuta zincirine bağlı bir darbe teşebbüsünde bu sebebin geçerli olmayacağı açıktır. Subayların mukavemet etmesinin bir sebebi de, darbe teşebbüsünün FETÖ illegal çetesi tarafından yapılmış olması, onlara karşı hem orduda hem devlette hem de halkta ağır bir husumetin bulunmasıdır. Bunu da unutmayalım, zira emir-komuta zincirinde gerçekleşecek bir darbe teşebbüsünde bu sebep de geçerli değildir. Subayların mukavemet etmesinin son sebebi, devlete ve millete sadakattir, bunu derinliğine tetkik etmeli ve ne kadar yaygın olduğunu bilmeliyiz, zira bu sebep, emir-komuta zinciriyle gerçekleştirilecek bir darbe teşebbüsünde geçerlidir, bu sebebin subayların zihni dünyasında yaygınlaşması ve derinleşmesi için tedbirler alınmalıdır. DARBEYE KARŞI MUKAVEMETİN KODLARI yazısına devam et

Bayırbucak Türkmen “Yetim Şenliği”ne katılanlar

Bayırbucak Türkmen “Yetim Şenliği”ne katılanlar

Yayladağı’nın dibinde, Suriye sınırının kör noktasında, Türk Devleti’nin iskân ettiği çadırlarda Bayırbucak Türkmenleri yaşıyor. Amansız savaş yüzünden, tarihten bu yana amca çocukları sayılan milletdaşları, ümmetsdaşları âl-i Osman Türklerine sığınmışlardır.

Hemen beşyüz metre öteden top ve roketatar sesleri geliyor sık sık. Hüzün ve korku sarıyor çadırlardaki çocukların yüreğini. Türkmen çocuklar ve analar ağlaşıyorlar.

Çocukların gözlerine bakmak yürek ister bu hüzün diyarında. Çocukların ve kadınların gözlerine bakmak ve soru sormak için yüreğinizin kanamasını göze alacaksınız.
Bayırbucak Türkmen “Yetim Şenliği”ne katılanlar yazısına devam et

DARBE MESELESİ…

DARBE MESELESİ…

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Darbe, askeri bir işgaldir. Askeri işgallerin ise en kötüsüdür zira milli(!) ordunun vatanı işgalidir. Milli(!) ordunun vatanı işgali olduğu için, mesela Türkiye’de halk, uzun süre bunu işgal olarak anlamamıştır. Kendi dilini konuşan, kendi ordusunun kıyafetini giyen işgalciler gördüğü için karşısında, onların vatanı işgal ettiğine inanmamış, hatta asker sevgisi sebebiyle siyasetçilere kızmıştır. Darbe, bu cihetiyle askeri işgallerin en sinsi, en alçak, en hain çeşididir.
Her millet, düşmanlarından korunmak için ordu kurmak zorundadır. Silahını alıp eline verdiği, kıyafetini alıp giydirdiği, savaşmak gibi tehlikeli bir işle vazifelendirdiği için kıymet verip başına taç ettiği kendi evlatlarının bir kısmı olan ordu; tankını, topunu, uçağını, halka çevirecek ve Meclis ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere önüne gelene ateş edecek… Bu durum, milli(!) ordunun vatanı işgal etmesinden önce MİLLİ ORDUNUN İŞGAL EDİLMESİDİR. DARBE MESELESİ… yazısına devam et

Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı?

Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı?

Bize örnek olarak gösterilen Cumhuriyet büyükleriyle (!) aydınların ve ders kitaplarında yazıları ve şiirleri okutulan seküler- çağdaş edebiyatçıların çoğu ölümden korkan zavallılardır.

Ölümden pek korkarlar. Onları ölüm karşısında zavallı yapan şey kapıldıkları Batı’nın düşünce ve felsefeleridir, “yaşamak İştahı” dır. Bu zavallı güruha göre ölüm rahatsız edici, hayattan koparıcı ve sonsuz karanlık bir düşüncedir.

Cumhuriyet modernleşmesinin bu zavallılara öğrettiği şey: “Ölüm, insanların başarılarından hoşlanmayan tanrıların verdiği cezadır.”
Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı? yazısına devam et

RAHLE-İ TEDRİS

RAHLE-İ TEDRİS

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Osmanlı medreselerinde verilen tedrisatın adı buydu. Usul de şöyle idi. İlminde kamil bir hoca rahlesini önüne çeker ve suhte odasında bir yıldız gibi başköşeye kurulur kitabı da önüne açardı. Talebeler de bir hilal gibi etrafına dizilir ve bir halka oluştururlardı. Karşılıklı muhavere olurdu. Hoca konu başlığını açar öğrenciler önceden hazırlandıkları bu konuya soru cevap tarzında karşılık verirlerdi. Süreyi daha ziyade öğrenciler kullanır hoca gereken yerde devreye girerdi.
Bu sohbet tarzındaki derlerde sadece ilim öğrenilmezdi. Zihinlerden hikmet süzülürdü. Anlayış ve kavrayış kabiliyeti kazanılırdı. Bu derlerde sadece ilim değil irfan sahibi de olunurdu.
En önemlisi bu eğitim tarzının karakter oluşmasına yaptığı katkıydı. Çünkü hocası ile karşılıklı büyük bir edep ve saygı dairesinde gerçekleşen muhavere sırasında talebe hocasından sadece bilgi devşirmez hal ve ahlak ve edep de öğrenirdi. RAHLE-İ TEDRİS yazısına devam et

“Ölümün yüzü soğuk” diyen modern câhiller

“Ölümün yüzü soğuk” diyen modern câhiller

“Ölümün yüzü soğuk” diyenler modernlerdir, yâni câhil güruh… Azrail aleyhisselâm’ı, Kur’ân ve hadislerden tanıyıp bilmedikleri için ölümün yüzünü soğuk ve korkunç sanıyorlar. Müslüman ecdâdımız gibi ölüm bizim için gül bahçesine göçmektir diyemiyorsak, Yunus Emre Hz.lerinin yüzüne nasıl bakacağız? “Ölüm dosttan (Allah’tan) gelen dâvete icabettir / (…) /Yunus ölürse ne gam aşk içinde kardaşlar ” diyor.

Ölümü ciddiye almayanlara onun mısralarıyla derim ki: “Bir gün Azrail / Sana da gelür / Bana da gelür” (…) “Ölüm demez yiğit, koca / Ya gündüz gelir yahut gece / (…) / Hani Ali, hani Osman? / Onlar oldu hepsi yeksan …”
“Ölümün yüzü soğuk” diyen modern câhiller yazısına devam et

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI, HZ. İNSAN

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI, HZ. İNSAN

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Kainatta her varlığın bir tabiat haritası vardır ve ufku o haritayla mahduttur. Hiçbir varlık kendi tabiat ufkunu aşamaz, aşmasını mümkün görmek evrimi kabul etmektir. Ne var ki her varlık, kendi tabiat ufku içinde hareket halindedir, en aşağı derekesinden en yukarı seviyesine kadar hareket etme imkanı vardır ki inkişaf süreçleri de bu çerçevede mümkün ve caridir.
İnsan, “alem-i sağir” mahiyetinde ve kıymetindedir. Öyleyse insan, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin tabiat haritasını kendinde cem etmiş varlık çeşidi ve mahlukatın varlığın zirvesidir. Bu demektir ki, varlık dereceleri olan cemadat, nebatat ve hayvanatı da ihtiva eden bir tabiat haritasına maliktir. Bunlara ek olarak ve bunlardan farklı ve fazla olarak “insan” olma vasfını kazandıran, insani tabiat özellikleri de mevcuttur. Meselenin düğümlendiği nokta da tam olarak burasıdır. Yani insan cinsi, hem hayvani özelliklere hem de insani özelliklere tabiaten maliktir. İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI, HZ. İNSAN yazısına devam et

“Ölüm bir ikramdır, Allah’ın”

“Ölüm bir ikramdır, Allah’ın”

Ölümün güzel bir ağırlanma olduğunu Efendimiz s.a.v.’in hadisinden öğrendim: “Meyyit (ölümü tatmış kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir.”

Bundandır ki mağaramda, yâni tenha odamda her gece en çok zikrettiğim söz, “Ölüm bir ikramdır, Allah’ın.”

“ÖLÜM, MÜSLÜMANA HEDİYEDİR”
“Ölüm bir ikramdır, Allah’ın” yazısına devam et

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI

İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

İnsanda ruh ve nefs gibi birbirine zıt iki ayrı merkezin olduğunu kabul etmezsek, keza bunlarla mütenasip şekilde müspet ve menfi mizaç hususiyetleri olduğunu umursamazsak, yani batının temelde hayvan telakkisi olan insan anlayışına farkına varmadan teslim olmuşsak, tedrisatın maksadı; insana bilgi yüklemekten ibaret hale gelir. Anlaşıldığı üzere insan telakkisi, tedrisat telakkisine doğrudan tesir eder.
İnsan, temelde ruh ve nefs merkezlerine bağlı olarak her türlü müspet ve menfi hususiyetleri bünyesinde barındıran bir varlıktır. Kendi haline bırakıldığında nefsin tasallutu altına girer, zira nefs satıhtadır, ruh ise derindedir. Nefs zaten faaldir, zaten insan iç alemini işgal etmiş haldedir, onun insanı ele geçirmesi için gayret etmesi gerekmez. Oysa ruh derindedir, ruhun insanı tasarrufu altına alması için nefsin terbiye edilmesi, en azından zapt edilmesi ve ruhun yolunun açılması gerekir. İslami tedrisata ihtiyaç duyduğumuz ilk nokta burasıdır, yani İslami tedrisatın temel maksatlarından birisini burada aramak zorundayız. Nefsin yolunu kapatmak, ruhun yolunu açmak… İSLAMİ TEDRİSATIN MAKSADI yazısına devam et