Aylık arşivler: Mart 2017

Dil Kapısı’nda insanı dil ile tartarlar

Dil Kapısı’nda insanı dil ile tartarlar

Dil Kapısı hakikatin kavranış biçimidir bilene. İnsan bu kapıda inşâ eder gönlü, sevgiyi, iyiliği, her şeyi…

Dil Kapısı söz kapısı değildir. Herkes konuşur fakat herkesin dili olmaz. Pîrlerin dediği gibi, dili olan ayrı, konuşan ayrı…

Bu kapıda insanı dil terazisinde tartıp ölçerler. Bezm-i elest’teki kelimelerle tanış olup olmadığına ve ana dilindeki kelimelerin sûretini geçip geçmediğine bakarlar.
Dil Kapısı’nda insanı dil ile tartarlar yazısına devam et

İLİMLERİN TASNİFİ

İLİMLERİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Son birkaç asırdır bilgi üzerindeki hakimiyetimizi yitirdik, batının hakimiyetine giren bilgi başka bir tasnif ve başka bir telakki ile üretilmeye, istimal ve suiistimal edilmeye başlandı. Bizim (Müslümanların) bilgi alanından geri çekilmesi, batının da çok yoğun bir bilgi üretim sürecine girmesi, bilgi ile irtibatımızı sığlaştırdı. Bilgiyi üretecek müessesemiz (medresemiz) yoğuracak bir teknemiz (temel anlayışımız) kalmayınca, bilgi üzerinde hakimiyet kurmak bir tarafa batının ürettiği bilginin oyuncağı olduk. Batının bilgi ve ilim telakkisini sarih veya zımni şekilde kabul etmekten doğan zafiyet, bilginin kaynaklarına yönelmemizi, üretim süreçleriyle ilgilenmemizi engellediği için, ilimlerin tasnifi ve bilginin terkibi gibi temel meseleler “mevzu haritamızdan” çıktı. İLİMLERİN TASNİFİ yazısına devam et

İSLAM İLİM TELAKKİSİNDE YİRMİNCİ ASIR TUZAĞI

İSLAM İLİM TELAKKİSİNDE YİRMİNCİ ASIR TUZAĞI

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Osmanlı medeniyeti, İslam’ın kadim müktesebatını kendinde cem etmiş, yeni ve daha ince bir kıvama kavuşturmuş, hayatın her sahasında naif şekilde tatbik etmişti. Gerçekten Osmanlıdaki medeniyet müesseseleri İslam medeniyet tarihinin zirvesi ve şahikasıdır.
Osmanlının çökmesi ve Kemalist devrimler tarafından tasfiye edilmesiyle birlikte tarih durdu. İslam tarih telakkisinde tarih, “silsile” anlamına gelir. İslam medeniyetlerinin kendisi ve bünyesindeki tüm müesseseler, silsile halinde Sahabe-i Kirama, oradan da Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize kadar ulaşır. Silsile meselesi sadece tasavvufa ait zannedilir, bu çok ağır bir yanlış (veya eksik) anlayıştır. İslam medeniyetlerindeki tüm müesseseler silsile halinde Asr-ı Saadete kadar ulaşır. Her şey, Sahabe-i Kiramdaki çeşitlilik, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamdaki vahdetteki kaynağa kadar varır, bağlanır. İSLAM İLİM TELAKKİSİNDE YİRMİNCİ ASIR TUZAĞI yazısına devam et

Bir tarik olarak dil kapısı

Bir tarik olarak dil kapısı

Tarik, “tutulan, gidilen yol, seçilen tarz ve fikir.” Bu mânada Dil Kapısı da bir tariktir, bilene. Pîrler, erenler, ehl-i dil vasfını haiz olan edip ve şairler dilin sûretini aradan çıkarıp dilin mânası üstüne tâlim yaparak giderler hakikat yoluna.

Onlar için bir tarikattır Dil Kapısı. Dilin ve kelimelerin zâhirinden bâtınına gidip gelirler. Dil ile gönülleri sürur, kalpleri şifa bulur. Zikir ve sanatlarının esası “Dil var dilde dilden içeri” dir…

Bu kapı tek başına bir hakikat yolu değil elbet. Tariklerden bir tarik… Kardeş tarikatlar gibi aynı hakikatin yollarından biridir, anlayana… Dilin hakikatine sâdık kalanları aşkın kılar, O’na götürür, teslim eder. Ehl-i akıl giremez, çünkü anlamaz lisân-ı hâlden. “Akl-ı meaş” olanlar Dil Kapısı’nı tarik edinemez.
Bir tarik olarak dil kapısı yazısına devam et

EPİSTEMOLOJİK İŞGALE KARŞI HALK İRFANI

EPİSTEMOLOJİK İŞGALE KARŞI HALK İRFANI

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslam bilgi telakkisi, muhtelif tasniflerle inşa edilen bir bilgi mimarisidir. Bunlardan birisi, “iman mevzu”, “itimat mevzu” tasnifidir. İman mevzuu, bilgi telakkisindeki diğer bir tasnif olan “mutlak ilim”, “nispi ilim” bahsindeki mutlak ilme tekabül eder. Mutlak ilim iman mevzuu, nispi ilim ise itimat mevzuudur.
Mutlak ilimdeki mana ve hikmetin keşfi ile imal edilen nispi ilimler, ümmetin veli, alim ve mütefekkir şahsiyetleri tarafından tarih boyunca tenkit ve tahlil edilerek muhkem bir çerçeveye alınmıştır. Ehl-i Sünnet mecrasında akıp gelen ilim, “icma-i ümmet” müessesesiyle, üzerinde ittifak edilen fikir ve içtihatları nispi ilimlerin mikyas ölçüleri haline getirmiş, bilgi ve ilmin sıhhatin temin, mahiyetini tahkim etmiştir.
Binlerce veli, alim ve mütefekkir tarafından imal ve inkişaf ettirilen İslam İlim Mecrası ve müktesebatı, mutlak ilmin gölgesinde, keşif, imal, tatbik ile ümmetin ihtiyacı olan bilgiyi tertip ve tanzim etmiş, sonraki nesillere intikalini sağlamıştır.
* EPİSTEMOLOJİK İŞGALE KARŞI HALK İRFANI yazısına devam et

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Soğuk mart ayının sonlarıydı. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuş karlı dağların yamaçlarına.

Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde: Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Kırmızı Gül kaldı, yüreklerimiz kaldı / Karlı dağ başında ölüm gelmiş beğ’imize / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar korktu. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar ürktü. Dillerinde dualar, dillerinde feryatlar: Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin beğ’imizi!
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize yazısına devam et

BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Çağımızın bilgi ve bilim meselesi ile ilgilenen Müslüman fikir ve ilim adamlarının bir kısmı, batının ürettiği bilgi miktarının sayı ve çeşit olarak büyüklüğü karşısında şaşkına dönmüş, onun temelindeki bilgi ve ilim telakkisini tartışmaya açmamış, İslami hassasiyetler taşıması sebebiyle de kaçınılmaz olarak “bilgilinin İslamileştirilmesi” bahsini gündeme getirmiştir. Oysa bilginin mahiyetine nüfuz eden kültür iklimi, bilgiyi keşif ve inşa sürecinde mülkiyetine geçirmektedir. Bilgi, hangi düşünce kültür ikliminin mamulü ise, baştan sona onun mührünü taşır ve başka kültür ve düşünce iklimine taşınması ancak ve sadece “kiracılık” münasebetiyledir. Bilginin İslamileştirilmesi bahsi, ancak bilginin kiralanmasını mümkün kılan ama mülkiyet nakli muhal olan bir bakış ve yaklaşımdır. BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ yazısına devam et

İDRAK VE BEYİN

İDRAK VE BEYİN

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Beyinle ilgili çalışmaların ulaştığı son nokta, bedenin hareketleriyle ilgilidir. Sinir sistemiyle beyin arasındaki münasebete dair ileri derecedeki tespitler, bedenin hareketlerini beynin emir-komuta sistemiyle yönettiğini gösteriyor. Bedenin hareketleri kas ve sinir sistemine, kas ve sinir sistemi de beyne bağlı olarak çalışıyor. Buraya kadar biyolojik temelli bir sistemden bahsediliyor ki doğrudur.
Bedenin hareketlerinin beyne bağlı olması, insanın nihai merkezinin beyin olduğu manasına gelmiyor. Beyinden daha ötede ve derinde bir merkez olduğu fakat pozitif bilim temelli insan telakkisinin oradan öteye gidemediği malum… Kalb ve ruh, pozitif bilim mecrasına mahkum olan batının anlayabileceği bahisler değil. İDRAK VE BEYİN yazısına devam et

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayısı)

Akıl ruha bağlı bir istidattır ve insanda öz olarak bulunur. Faaliyete geçmesi için inşa edilmesi gerekir. İnsanın kazandığı bilgiler, aldığı talim ve terbiye çerçevesinde tertip edilir ve akıl bünyesi oluşur. Herhangi bir talim ve terbiyeden geçmeyen insanlar, içine doğdukları cemiyetin kültür kodlarına göre bilgilenirler, bu sebeple cemiyetin ortalamasına uygun bir akıl bünyesine kavuşur.
Akıl, insanın ruhi özellikleri ile cemiyetten aldığı tesirin toplamından oluşan bir bünyeleşme halidir. Kişi, cemiyet (insan) içinde değil de hayvanlar aleminde yaşasa, zekası mevcut ama aklı inşa edilmemiş olur. İnsanlarla münasebet kurmadığı için lisan oluşmayacak, lisan oluşmadığı takdirde bilgilenme süreçleri “kelime” temelli olmayacaktır. Bu durumda zeka varlığını muhafaza eder ama bilgilenme süreci lisanın dışında gerçekleştiği için tefekkür meydana gelmeyecektir. Zihni evren en iyi ihtimalle, görülen, duyulan, hissedilen intibalarla oluşacak, bu durum ise zihni evrenin genişlemesi için kafi olmayacaktır. İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL yazısına devam et

Dil Kapısı’nda tâlim etmek

Dil Kapısı’nda tâlim etmek

Kelimelerden inşa edilmiş Dil Kapısı. Lisanî hayatı yaşamak isteyenlerin dergâhıdır bu kapı. Meydandan uzak… Dilini, kelimelerini imanına teslim edenlerin tekkesidir.

Dil Kapısı’nda kelimeler var, ulvî aşk var, dost var. Kelimeler mâveranın birer miracıdır. Etinden kemiğinden ayrılır, terbiye edilir, pişer, hamlığından kurtulur ve hakikat âlemine götüren birer yol olur. Dünyadan öteki âleme kelimelerin kuvvetiyle gidilir.

Bâzı hâllerde bir meyhanedir bu kapı; aşk şarabına bürünmüş kelimelerle sarhoş olunur. Halktan Hakk’a, kesretten vahdetin sırrına, halvetten mâşuka varılır.
Hayatın anlam bilgisi kelimeler üzerinden öğrenilir.
Dil Kapısı’nda tâlim etmek yazısına devam et

İDRAK KAYNAĞI OLARAK KALB

İDRAK KAYNAĞI OLARAK KALB

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

“İnsan, madde ve ruhtan mürekkeptir” gibi ifadeler, ruhun varlığına işaret etmek içindir, yoksa özü itibariyle eksik bir bakıştır. İnsan, madde (beden) ve madde ötesi (üstü) varlıkların terkibidir. Ruh, insandaki madde üstü tek varlık değildir. Kalb, madde ötesi anasırın ve vakıanın havzası ve özet ifadesidir.
Kalb, yürek kelimesiyle ifade edilen et parçası olmayıp, uçsuz bucaksız bir evrendir. İnsanı ifade eden en harikulade hikmet, “alem-i sağir” olduğudur. “Küçük alem” olması ise bedeni cihetiyledir, kalbi ve ruhu cihetiyle “alem-i kebir”dir. İDRAK KAYNAĞI OLARAK KALB yazısına devam et

DİL ŞEHRİNDE YAŞAMAK

Dil şehrinde yaşamak

İslâm tasavvufunda insanın gönlü şehre benzetilir. Dil kelimesiyle de ifade edilen gönül, şehir demektir. Biz gönül şehrine dil şehri demeyi tercih ettik.

Gönül veya dil, tasavvufî hayatın merkezini oluşturan mefhumlardır. Bütün ulvî faaliyetler gönülde, yâni dil evinde meydana gelir.

Ârifler ve mutasavvıflar insanın derûnunu ve nefsin mertebelerini şehir sembolüyle anlatırlar. Gönül eğitiminin safhaları olan emmare, levvame, mülhime, mutmainne makamlarının şehre benzetilmesi bundandır.

Meselâ, nefs-i emmâre şehri Şeddad’ın binaları gibi Allah’a âsi, gösterişli ve Kârûn gibi dünya zengini olarak târif edilir. Bu şehre hakikat güneşi değmemiştir. Halkı cehennemlik huylara sahip; gönülleri dar ve zulmet içindedir.
DİL ŞEHRİNDE YAŞAMAK yazısına devam et

İNSANDAKİ İDRAK MERKEZLERİ

İNSANDAKİ İDRAK MERKEZLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Bilgi ve ilim telakkisinin en mühim mevzularından birisi ve insandaki karşılıkları, idrak merkezleridir. İnsandaki idrak merkezlerinin mahiyeti, imkanları, ufku, sınırları, zafiyetleri; bilgi ve ilim telakkisinin çerçevesini, temellerini, usulünü tayin eder.
Bilen (insan) ile bilinen (varlık) arasındaki münasebetten doğan bilgi, “bilme” unsurunu tetkik etmeyi ve denkleme eklemeyi zaruri kılar. İdrak merkezlerine dair fikrimiz yoksa neden ve nasıl bildiğimizi bilmiyoruz demektir ki bu durumda ortaya bilgi çıksa bile ilim çıkmaz. İlim ve onun neticesi olan ilmi bilgi, “nasıl bildiğimizi” ve “bilme süreçlerimizi” idrak etmemizi şart kılar. Aksi takdirde vehimler ve zanlar ile ilmi bilgiyi birbirine karıştırma ihtimali yüzde yüzdür.
* İNSANDAKİ İDRAK MERKEZLERİ yazısına devam et

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Fikirteknesi külliyatı, kalb ve zihin havzasını ayrı iki enfüsi mahal olarak kabul etmiş ve insan telakkisini bu temel tasnife göre inşa etmiştir. Doğrusu kalb ve zihnin iki ayrı enfüsi mahal olduğundan emin değilim. İnsan telakkisini temellendirmek açısından bu tasnif doğruysa çok mühim, yanlışsa çok ağır zararları olan bir yaklaşımdır. İnsan telakkisinin temel bahislerinden olması hasebiyle hem kadim müktesebatımızda hem insana dair tetkiklerde titiz olunması ve nihayet tasavvuf merkezlerine teyit ettirilmesi lazımdır.
* İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER yazısına devam et

EHL-İ GECE OLMAK

Ehl-i gece olmak

(Fikir ve Gönül Dükkânı’ndaki tâlim ve sohbeti gündüze alalım, leylî değil, neharî olalım artık” diyen muhterem dostlara savunmamdır)

Tasavvufta ehl-i geceye evliya, gündüz ehline ehl-i dünya denir. Geceyle hemdem olanlar uykunun gafletine düşmeyenlerdir. Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm Mirac’a gece çıktığı içindir ki veliler, ulvî yoldaki âşıklar ve hüzünkârlar ehl-i gecedirler.

“Tasavvufî Bakış” kitabının müellifi Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz göre tasavvuf edebiyatında kulun Hakk ile olan gündüz vaktine muhâdese (karşılıklı konuşma), gece vaktine de müsâmere, yâni tasavvufî mânasıyla gayb ve sır âleminden âriflere gelen Allah hitabı denir. Bu vakit sâlik Rabbiyle başbaşadır ve mânen O’nunla mükâleme hâlindedir. Hakk’tan onun gönlüne birtakım ilham ve tecelliler doğar. Sâlikin gündüz Hakk ile beraberliği münâcât ve mülâkâtı keşf üzeredir. Gece bu mülâkât setr ve sırrîlik üzeredir. Sûfîler, geceleri meydana gelen ve müsâmere denilen muhabbet ve dostluğun, gündüz zâhir olan ve muhâdese denilen dostluktan daha derin ve mânalı olduğuna inanırlar.

HÜZÜN EHLİ GECEYİ SEVER
EHL-İ GECE OLMAK yazısına devam et

MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslami dünya görüşümüz ve medeniyet tasavvurumuzu, zaman ve mekanın birbiriyle temasından ortaya çıkan varlığı, varlığın birbiriyle münasebet örgüsünde zuhur eden hayatı, kurucu kaynak olan Kelam-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile idrak, inşa ve terkip etmeye talibiz. Dünya görüşümüzün omurgasını oluşturan varlık, bilgi ve kıymet sütunlarını, Vahy-i İlahinin beyanı ve Sünnet-i Seniyye’nin tatbikatı ile kayıt altına alırız. Bu hususiyetimiz, aynı zamanda bizi diğer dünya görüşlerinden ayıran ana unsurlardır. Bu çerçevede İslam bilgi telakkisini; “Mutlak İlmi” merkeze alıp, onun maharetiyle “Nisbi İlimleri” inşa etmek şeklinde anlarız. MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ yazısına devam et

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitapları dışında her yerde yazılıdır.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler yazısına devam et

MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye “mutlak ilim”dir. Mutlak İlim; idrak, talim, tatbik ve tebliğ için yirmi üç senede vazedilmiştir. Mutlak İlim, anlık olarak vazedilseydi, idrak ve talimi fevkalade zor, tatbik ve tebliği ise zor olurdu. Allah Azze ve Celle’nin kudreti sınırsızdır, O, muradında mutlak hür, yaratmasında mutlak kadirdir, bu sebeple her nasıl isterse öyle yapardı. Rahmetiyle tecelli etmiş, dininin idrak ve talimini, tatbik ve tebliğini kolaylaştırmış, tedrici şekilde vahyetmiştir. Öyleyse bize düşen, her nasıl vuku bulmuşsa, o şekilde anlamaya çalışmaktan ibarettir. MÜDERRİS RİSALET, TALEBE SAHABE yazısına devam et

Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu

Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu

Avrupalılar tam bin yıldır Türklerden korkarlar. Bu korkunun altında yatan sebep kendilerinin uydurduğu “barbarlık…” filan değil. Türkün, İslâmların başı ve hâmisi olmasıdır. Bundandır ki bütün Müslümanları Türk olarak telaffuz eden Avrupa için Türk korkusu gayet normal.

Osmanlı asırlarında başlayan korkunun sebebi Türklerin İslâm’ın merhamet ve sevgi diliyle Avrupa girmesi… Çünkü tahrif edilmiş dinleri elden gidecek, zulmettikleri Avrupa halkı Müslüman olacaktı.
Tarihe alâka duyanlar bilirler; Osmanlı Türk Akıncıların gözetlenmesi için
Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu yazısına devam et

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslam’ın ana mecrası Ehl-i Sünnettir. İslam bu mecradan sıhhatli ve saf şekliyle akmış günümüze gelmiş, kıyamete kadar da devam edecektir.
Vehhabi, modern selefi, mealci gibi Ehl-i Sünnet dışı merkezkaç düşünceler İslam’ı idrak iktidarında olmayan savruluşlardır. Şia, merkezkaç düşünceler içinde en disiplinlisidir ama o da, yanlış istikamette yol almış ve İslam ve ümmet ile arasındaki uçurumu kapatılamayacak derecede açmıştır. MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ yazısına devam et