Aylık arşivler: Nisan 2017

İLİMLERİN TASNİFİ VE TERKİP İLİMLERİ

İLİMLERİN TASNİFİ VE TERKİP İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Önceki (5.) sayıda üzerinde durduğumuz “ilimlerin tasnifi” bahsini Fikirteknesi külliyatındaki tasnif üzerinden tetkik ettik. Yeni yapılmış başka bir tasnif olmadığı, en azından bizim bilgimiz dahilinde bulunmadığı için, hem teklifimizi sunmak hem de bir mecra açmak için Fikirteknesi külliyatının izinden gitmeye devam ediyoruz. İLİMLERİN TASNİFİ VE TERKİP İLİMLERİ yazısına devam et

İSMAİL VE TÜRKÜ

İsmail ve türkü

Sakın ola, İsmail! Gündüz mesai saatlerinde türkü dinlemeyesin. Gündüzleri türkü dinlemek tehlikelidir. Türküler yüreğini kabartır, bin yıllık sevdaların ve düşüncelerin dışarı taşar. Dolayısıyla modern çağın ekonomik egemenlerinden azar işitirsin. Yâni işinden tart edilirsin. Gündüzleri Fikir ve Gönül Dükkânı’na ve bana uğramamalısın.

Âcizane bende rasyonel kapitalizme bağlı istikbâl ve verimlilik yoktur. Çünkü ben türküler dinlerim gönül üstüne tâlim ettiren. Bin yıllık gönül ve sevda tarihimizi, millet oluşumuzun hikâyelerini anlatan, bizi biz kılan mübarek türkülerle çıkarım sokağa. Modernlerin ve “çağdaş yaşamın” reddettiği türkülerdir benim gücüm…
İSMAİL VE TÜRKÜ yazısına devam et

MÜKTESEBATIN TEDVİNİ İÇİN TASNİF ŞARTTIR

MÜKTESEBATIN TEDVİNİ İÇİN TASNİF ŞARTTIR

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kadim müktesebatımız ile irtibatımız koptu. Meselenin dil devrimi gibi Kemalist ihanetle ilgisi var ama bundan ibaret değil. Ülkede binlerce Arapça ve Osmanlıca bilen akademisyen var, mesele dilden ibaret olsaydı bunların kadim müktesebatımız ile irtibat kurması mümkündü ve kopuş yaşanmazdı. Kadim müktesebatımız ile irtibatımız Cumhuriyet döneminde dil devrimiyle resmi olarak koparıldı ve ağır hasar verdi ama “mana” olarak Osmanlının son birkaç asrında zaten kopmuştu. Tekke ve zaviyelerin kanunla kapatılması üzerine Meşayıh-ı Kiramdan bir zatın beyan buyurduğu gibi, “Onlar zaten kendilerini kapatmışlardı”. Ne demek bu? Medeniyet müesseselerimizin merkezinde yer alan medreseler ve tekkeler zaten kadim müktesebatımız ile irtibatını kopardığı için son İslam medeniyet-devleti olan Osmanlı çökmüş ve yıkılmıştı. MÜKTESEBATIN TEDVİNİ İÇİN TASNİF ŞARTTIR yazısına devam et

DERGİLER FİKİR VE EDEBİYATIN KALELERİ

Dergiler fikir ve edebiyatın kaleleri

Âmâ üstadım Cemil Meriç, “Dergi, hür tefekkürün kalesi” diyordu. “Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe. Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tanımayan bir tecessüs: Tanımayan, daha doğrusu tanımak istemeyen.”

Modernliğin tezahürü olarak “görsel”liğin, televizyonun, sözüm ona stad kültürünün mahvettiği nesil fikir ve edebiyat dergilerinin tadını bilmiyor. Geriye doğru iki kuşak fikir ve edebiyat dergilerinin has okuyuculardır. En az birkaç dergi takipçisiydiler. Her ay beklerlerdi dergilerini. Şahsiyetlerinin bir unsuruydu. Güç verirdi.
DERGİLER FİKİR VE EDEBİYATIN KALELERİ yazısına devam et

İlimlerin Tasnifi ve Terkip Üzerine Düşünceler

İLİMLER TASNİFİ VE TERKİP ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Ezeli ve ebedi ilim sahibi Allah( c.c)’tır. Mutlak manada Alim (bilen) de O’dur. Alemler yaratılmadan önce de Allah’ın ( c.c ) ilminde vardı. Her şey yok olsa da O’nun ilminde yaratılmışın bilgisi var olacaktır. Mutlak ilmin sahibi olan Allah (cc), bilgiyi ve bilgi edinmenin yollarını da yaratmıştır. Müslümanlar Alim ve ilim sıfatlarını kullanırken mecazi anlamda kullanırlar, mutlak bilen manasında değil. İlimlerin Tasnifi ve Terkip Üzerine Düşünceler yazısına devam et

“HAN DUVARLARI KALBE DÜŞEN KOR”

“Han Duvarları Kalbe Düşen Kor”

Yediveren / Eftalya Yayınevi’nden çıkan “Han Duvarları Kalbe Düşen Kor” Mevlevî ve neyzen olan yazar Ali Avgın’ın duygulu ve akıcı kaleminden çıkmış bir roman. Bir solukta okuduk, çünkü anlatılanlar bir asır öncesinden hemşehrimiz olan Maraş Mevlevî Dergâhı Şeyhi Selim Dede’nin oğlu Satılmış ile Aslı’nın son derece asil, masum ve hüzünlü bir asırlık aşk hikâyesidir.

Modern edebiyatın oluşturduğu anlayışla hikâye demek hürmetsizlik olur. Ferdîlikten çıkmış, sosyal boyut kazanmış, kurmaca ve hayâl ürünü olmayan, gerçek ve yaşanmış, bilen ve duyan herkesi içine çeken hüzünlü ve destansı bir aşk menkıbesi demek mümkün.
“HAN DUVARLARI KALBE DÜŞEN KOR” yazısına devam et

Dil Kapısı’ndan gurbete giden şairime…

Dil Kapısı’ndan gurbete giden şairime…

Kalbimin şairinden bir kelimecik dahi dil yâresi görmedim. Batı gurbetine çıkarken yüreğindeki azığı kâfidir diye azığına azık katmadım. Kanatlarından tutmadım uçmadan; yüreğine sokulmadım.

Dilimin bilicisi şairimin gurbete çıkacağı söylendiğinde mezara götürüyorlarmış gibi yüreğim daralmıştı. Zayıflık alâmeti göstermek ehl-i dilden değildir diye “Allah layıkını versin…” deyip, derûnumdaki sözü söylememiştim.

Dostperest bir yürekten beklemediği bir ifadeydi bu. İş işten geçmişti; şairim yüreğimi yakıp geçen dil makamından kelimeler düşmüştü dosthânemdeki takvim yaprağına:
Dil Kapısı’ndan gurbete giden şairime… yazısına devam et

MÜSPET İLİMLER MECRASI

MÜSPET İLİMLER MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim telakkisinin varlıkla ilgilenen cihetini müspet ilimler mecrası üstlenir. Müspet ilimler mecrasının ilk bakışta batıdaki pozitif bilimler mecrasına tekabül ettiği zannedilir. Önce bu yanlış kanaati düzelterek meseleye girmeliyiz. Pozitif bilimler, batı bilim telakkisinin merkezini oluşturur, daha açık bir ifadeyle pozitif bilimler mecrası, batı bilim telakkisinin bizzat kendisidir. Mesela batıda oluşmuş sosyal bilimler mecrası, pozitif bilimler mecrasının bir yan koludur zira sosyal bilimler mecrasının temeli de pozitif bilim telakkisidir.
Batıdaki sosyal bilimler mecrası, tamamen pozitif bilim telakkisi ile insan bahsini tetkik ve izah etmek çabasındadır. Bu sebepledir ki sosyal bilimler insana bakarken, pozitif bilimin ulaştığı son nokta olarak beyni esas alır, mesela kalb ve ruh bahsi insan telakkisinde yer bulamaz. Batıda pozitif bilimleri, bilim mecralarından birisi olarak kabul etmek ve mesela sosyal bilimler mecrasını ondan müstakil olarak değerlendirmek kabil değildir. Batıdaki tüm “bilimsel” çalışmalar, pozitif bilim telakkisinin ufkunda cereyan eder ve bu sebepledir ki materyalisttir. Batı bilim telakkisi temelde materyalist olduğu için sosyal bilimler mecrası da kaçınılmaz olarak evrimcidir. MÜSPET İLİMLER MECRASI yazısına devam et

BEŞERİ İLİMLER MECRASI

BEŞERİ İLİMLER MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Her şey hakikate dairdir, her şey hakikatin farklı tecellilerinden ibarettir. Tüm ilimlerin nihai maksadı hakikatin idrakine matuftur, başka bir maksat edinen her ilim, kendisinden Allah Azze ve Celle’ye iltica edilecek olan “faydasız meşgaledir”.
İnsan, hakikatin kainattaki muhatabıdır. Hakikat ona indirilmiş, ona teslim edilmiştir. Öyle ki hakikati yalçın dağlar bile taşıyamamış, kabul etmemiştir. İnsan, kainatta hakikati bizatihi taşıyacak varlıktır ve bu cihetle olsa gerek “halife” tayin edilmiştir. Hakikatin muhatabı olmak, tabii ki onun hilafetini iktiza ederdi, ihsan da bu istikamette olmuştur. BEŞERİ İLİMLER MECRASI yazısına devam et

Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri”

Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri”

“Geniş Zaman Süvarileri” (şiir), “Seferî Yazılar” (deneme) gibi kitapların sahibi, ayrıca “Okuma Hikâyeleri’ (derleme), “Yazma Hikâyeleri” (derleme), “Kitaba Çağrı Sınavında İnsan” (derleme), “Yahya Kemâl Kitabı” (derleme) gibi birçok derleme kitabın editörlüğünü yapan yazar Duran Boz’la “Edebiyat Sosyolojisi”, “Kültür Sosyolojisi” gibi sosyoloji sahasında yeni çalışmalara imza atan sosyolog Köksal Alver’in ortaklaşa editörlüğünü yaptığı “Mekân Hikâyeleri”(İz Yayıncılık) adlı kitaptan okuyup not ettiklerimi edebî mekân aidiyeti olanlarla paylaşmak istedim.

Hayli zengin hâtıralarıyla edebî ve fikrî ekol olmuş şahsiyetlerin yer aldığı mekânları tahkiye ve deneme üslûbuyla anlatan bu kitabı, edebî ve fikrî mekân aidiyetini yaşayan biri olarak, bu yola sevdalı olanların okuması gerektiğine inanıyorum.
Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri” yazısına devam et

Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme

Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme

Zamana kendinden bakılan, bütün zamanı kendinde gösteren ayna, aynasında iki dünya huzurunu bulduğum Efendimiz.

Önce kuşların yuvası bozuldu dünyada. Ufuklarından çekildi fecir pırıltıları. Bir çiçekle, bir yüreğe insafı yok zamanın.

Bir çığlık yükseliyor dünyadan, insanların ruhu mâsiva pazarında. Çiğniyorlar Hak muştulayan mabetleri, dillerinden karanlık akıyor. Sulara gam düşmüş hilkatine kir karıştığından; kötülük, zulüm ve korku kol geziyor.
Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme yazısına devam et

CHP pozitivist generallerin kurduğu lâdinî devlet partisidir

CHP pozitivist generallerin kurduğu lâdinî devlet partisidir

Atatürkçü Cumhuriyet’in esasları olan Chp’ yi millet değil, “İslâm’ın vakti dolmuştur” diyen askerî bürokrasinin ağırlıklı olduğu zümre kurmuştur. Bu yüzdendir ki otoriter laikliği İslâm karşıtlığı olarak resmî devlet politikası hâline getiren, pozitivist bilim anlayışını dinin yerine geçirerek İslâm medeniyet değerlerini tasfiye eden ve İslâm’dan arıtılmış seküler muhteva taşıyan “dil, kültür ve ülkü birliğiyle” Türk ulusu kimliği inşa etmeye çalışan bir partidir.

Chp’yi, yâni Altı Ok ilkelerinden meydana gelen Kemalist Cumhuriyeti, Millî Mücadele’de sözde İslâmî siyaset kullanıp daha sonra milleti aldatarak asıl yüzleriyle ortaya çıkan pozitivist generaller kurmuştur. 1923’de Halk Fırkası adıyla başlayan, sonra Chf ve Chp adını alan parti, pozitivist zihniyetli generallerin ve bürokrasinin kurduğu bir partidir. Dindarlardan temizlenmiş subay ve bürokrasinin temel hususiyetleri pozitivist ve lâ-dinî ilerlemeci düşünceye sahip olmalarıdır.

CHP BÜROKRATİK EGEMENLERİN PARTİSİDİR
CHP pozitivist generallerin kurduğu lâdinî devlet partisidir yazısına devam et

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim mecraları içinde idrak ve izahı en zor olanı “Tevhid ilimleri mecrası”dır. Bu bahis birçok açıdan zorluk taşır; öncelikle ana mecra olan Kur’an ilimleri mecrasının kalbi olmasından, sonra tevhidi mevzu edinmesinden, daha sonra da akılla idrak ve izah etme imkansızlığından… Bu kadar çok sebeple zor olan bir mevzuda, derinliğine izah çabasına girmeyeceğimizi ifade edelim. TEVHİD İLİMLERİ MECRASI yazısına devam et

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir. KUR’AN İLİMLERİ MECRASI yazısına devam et

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Bir insanlık faciası örneği olarak 1930’lı yıllarda Chp’li Atatürkçü devlet tarafından “Alkol faydalıdır” reklâmları yapıldığı yakın tarihin en âdi fiillerindendir. “Aile Bira Bahçeleri” nde çocuklar ve aileler alkol almaya özendirildi. (Yabanlar ve Yerliler-Başkent Olma Sürecinde Ankara, Funda Şenol Cantek, İletişim Y. 2003).

BİRA FABRİKASINI M. KEMAL KURDURDU

İstiklâl Savaşı öncesinde Ankara Belediye Reisliği yapan Hacı Ziya Bey’in mülkiyetinde bulunan “Orman Çiftliği” arazisi Cumhuriyet yıllarında M. Kemal’e Atatürk’e hediye edilir. 1925 yılında M. Kemal’in tâlimatıyla “Atatürk Orman Çiftliği” adını alan arazide, yâni Müslüman milletin cihadıyla istiklâlini kazanan bu ülkeye şenaatin ve hakaretin en büyüğü olan “Biradan millî içecek üretme projesi…” uygulanır ve bira fabrikası kurulur.
Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri” yazısına devam et

TASNİF YOKSA “İTİMAT MERCİİ” YOKTUR

TASNİF YOKSA “İTİMAT MERCİİ” YOKTUR

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İlimlerin tasnifinin bize kazandıracağı mühim meselelerden birisi de “itimat mercii” bahsinin tespitidir. Malum olduğu üzere tasnif üstü tasnif olarak tespit ettiğimiz ana mikyasımız, “Mutlak İlim-Nispi İlim” meselesidir. Mutlak İlim bahsi aynı zamanda “iman mevzuu”, Nispi İlim bahsi ise “itimat mevzuu”dur.
Üst tasnif olarak tespit ettiğimiz Mutlak İlim-Nispi İlim mikyası, iman ve itimat mevzuunun ana tertibini göstermekle birlikte, itimat mevzuunun daha teferruatlı tasnif ve tespitlere ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.
* TASNİF YOKSA “İTİMAT MERCİİ” YOKTUR yazısına devam et

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleştirmiş ve resmî hâle getirmiştir. İslâm’a aykırı alkollü hayatı devlet erkânının sofralarına ve resmî protokollere sokan, bu şenî ve haram âdet için mevzuatlar çıkaranlar Atatürkçü Chp kadrosudur.
ALKOLLÜ HAYAT ATATÜRKÇÜLÜĞÜN VE CHP’LİLİĞİN ŞARTLARINDANDIR

Kemalist Chp’li olmanın şartlarından birincisi laiklikle alkolü hususi ve umumi hayata dâhil etmektir. Alkollü laik hayat Atatürkçü Chp’li olmanın olmazsa olmazlarındandır. Bundandır ki bu haram ve Avrupaî âdeti yaymak ve dayatmak için yapılan propagandalar avamın ve lümpen toplulukların köksüz idraklerine kadar sloganlaştırılmıştır: “Eski kafalılıktan kurtulmak istiyorsan önce kafayı çekeceksin…”
Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi yazısına devam et

ANA TASNİF, İLİM MECRALARI

ANA TASNİF, İLİM MECRALARI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Bilgi ve ilim üç merkezden uzaklaşmayacak, bunlara karşı istiklalini ilan etmeyecektir. Birincisi, yani temel kaynağımız olan Mutlak İlim, ikincisi insan, üçüncüsü varlıktır. Bilgi ve ilim, bu üç merkez ile münasebetini sıhhatli tutmalı, bu merkezlerle irtibatını muhkem şekilde kurmalıdır.
Mutlak İlim ile irtibatını kesen ilim, hem ana kaynağını hem de hakikat arayışını kaybeder. Hakikat arayışı ilmin nihai maksadıdır, bu maksadı kaybeden ilmin ilk olarak “niçin” sorusunu unutur. “Niçin” sorusunu kaybeden ilim, “nasıl” sorusuyla baş başa kalır ki, “nasıl” sorusunun cevabından başka maksadı kalmayan ilim, “mümkün olan yapılmalıdır” hükmünü baş tacı yapar. Bugün batıda gelişen “pozitif bilim mecrası”, iki sorunun birini kaybetmiştir. O kadar ki, bilim adamları, “bilim niçin sorusunun cevabını araştırmaz” diyecek kadar azgınlaşmış ve mahrumiyetin farkına bile varmaktan aciz hale gelmiştir. Batı, “niçin” sorusunu felsefeye tevdi etmiş, bilimden kovmuş, felsefede krize girdiği için tek kanatlı (sorulu) bir telakkiye mahkum olmuştur. “Mümkün olan yapılmalıdır” anlayışı bilimin bünyesine bir zehir gibi nüfuz etmiş, nükleer, biyolojik, kimyevi silahlar gibi toplu imha teknolojisi geliştirilmiş, kullanılmaktan da imtina edilmemiştir. ANA TASNİF, İLİM MECRALARI yazısına devam et

CHP’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi karanlık

CHP’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi karanlık

Chp’nin her dönemi milletin hafızasında uğursuzluk alâmeti görülmüştür. Kemalist dönem Chp’si, Almancı, İsmetçi Chp’si. 60 Darbesi ve 71 Muhtırası arasında sosyalist sol Chp’si. 74-77 Yılları arası sol söylemlerle sağcılardan oy toplayan ve “Kıbrıs Zaferi’nin ekmeğini yiyen Karaoğlan Ecevit” Chp’si. Baykal’ın “Suya sabuna dokunmayan ulusalcı memur” Chp’si. Kılıçdaroğlu’nun Amerikancı ve şehirli lümpen kesim Chp’si.

İnönü Chp’sinin millet hafızasında bıraktığı kötü izleri bir daha hatırlamakta fayda var. Dedelerimiz ve babalarımızın, İnönü dönemini “Geldi İsmet, kesildi kısmet” tekerlemesiyle ifade etmelerinin altında zulmün açtığı yaralar vardı. İnönü’nün 28 Nisan 1960 günü Meclis’te yaptığı konuşma utanç vericidir: “Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman millet için başka çıkar yol yoktur kanaati zihinlere ve bütün müesseselere yerleşirse ihtilâl meşru bir hak olarak kullanılacaktır.”

AMERİKAN ROCKFELLER BURSU ALAN İLK CHP’Lİ ECEVİT’TİR
CHP’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi karanlık yazısına devam et

TASNİF YOKSA TERKİP MÜMKÜN MÜDÜR?

TASNİF YOKSA TERKİP MÜMKÜN MÜDÜR?

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İhtisaslaşmanın zirveye çıktığı günümüzde bilginin derlenip toparlanması acil ihtiyaç haline geldi. İhtisaslaşma, kendinden beklenen faydaları üretti fakat orada durmadı, teferruata kadar inen bir ihtisaslaşma bilgiyi dağıttı. Batı bilgi telakkisi, kendi içinde dağılmaya başladı, toparlayacak bir merkezi anlayış ve düşünüş yolu da kalmadı. Felsefe bilgiyi nispeten bir arada tutuyordu, felsefi krizin başladığı (yaklaşık) bir asırdan beri bilgi her türlü merkezini kaybetmeye başladı. Bugünün dünyası, tam bir bilgi kaosu içine düştü.
Batı bunu bir müddet dert etmedi, nasıl olsa bilgiyi kendisi üretiyordu ve kendi uygarlık ve kültürünün eseriydi. Onunla dünyayı işgal ediyor, onunla dünyayı sömürüyor, onunla kendine asalet satın alıyordu. Ne var ki bilgi kaosu, yirminci asrın sonlarına doğru batıyı da vurmaya başladı. Savruk bir şekilde dünyaya dağılan bilgi, başka kültür iklimlerinde kullanılmaya, geliştirilmeye başlandı ve batıya mermi olarak dönmeye başladı. İktisadi manada mermi, askeri manada mermi, diplomatik manada mermi ila ahir… TASNİF YOKSA TERKİP MÜMKÜN MÜDÜR? yazısına devam et