Aylık arşivler: Mayıs 2017

MUTLAK İLİM-NİSPİ İLİM-İZAFİ İLİM…

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM İZAFİ İLİM

(Terkip ve İnşa dergisi 7.sayı)

İlimlerin tasnifi bahsi çok mühim ve girift bir meseledir. Özellikle de bugünün dünyasında hayati mahiyet taşımaya başlamıştır. Uzun zamandan beri ihmal edildiği için, son birkaç asrı bilgi kaosuyla geçirdik. Meselenin ehemmiyetinden dolayı tetkik etmeye devam ediyoruz.
Haki Beyin, “İslam medeniyet tasavvuru” serisinin dördüncü cildi olarak Eylül ayında yayınlanan “İlimlerin tasnifi” eserinde meselenin ana haritası hazırlandı. Bu eserin “Tasnif üstü tasnif” kısmında ilimlerin tasnifine girmeden bir üst tasnif yapılmıştır. Tasnif üstü tasnif ana başlığı altında ilimler üçe ayrılmış, mutlak ilim, nispi ilimler, izafi ilimler şeklinde tespit edilmiştir. MUTLAK İLİM-NİSPİ İLİM-İZAFİ İLİM… yazısına devam et

“OSMANLI TOKADI NASIL ATILIR?”

“Osmanlı tokadı nasıl atılır?
Mostar dergisi yazarlarından ve bu dergide bir süre yayın müdürlüğü ve editörlük de yapan, Mostar Yayınları’ndan “Kubbelerin Gölgesinde İslâm Şehirleri” ve “Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?” adlı başucu değerinde kitaplar yayınlayan, yazılarını Aşkar dergisi ve Edebi Fikir’de de okuduğumuz Kahramanmaraş doğumlu, velut bir okuyucu, hafız-ı kütüb, disiplinli, istikrarlı ve ilmî bir kitap kurdu ve bu hususiyetinden dolayı “Üdebâ” dan saydığımız Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün Mostar Yayınları’ndan edebî değeri olan yeni bir kitabı yayınlandı: “Osmanlı Tokadı Nasıl Atılır?”
“OSMANLI TOKADI NASIL ATILIR?” yazısına devam et

İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

(Terkip ve İnşa Dergisi 6. sayı)

Kainattaki en muhteşem varlık insandır. Eşref-i mahlukat olan insan aynı zamanda “ahsen-i takvim” üzere yaratılmıştır. En güzel kıvam, yani en güzel terkip üzere yaratılmış ve en şerefli, en kıymetli varlık olarak tavsif edilmiştir. Bu hususiyetinden dolayıdır ki, kendisine Mutlak İlim gönderilmiştir. Mutlak İlim, yani Allah Azze ve Celle’nin ilminden ilim verilmiştir, yani Kur’an-ı Kerim insana gönderilmiş, insan için yeryüzüne nüzul lütfunda bulunmuştur.
Kainatta insan denen varlık kadar girift bir terkip yoktur. Maddedeki özellikleri keşfeden insan hayretten dilini yutacak hale gelmiş, ne hazindir ki kendini keşfetmeyi unuttuğu birkaç asırdan beri kendine hayret etmeyi bırakmıştır. Madde dahi insan nam varlıkta bir boyut olarak mevcuttur ve maddenin de şeref kazandığı terkip kıvamı insandır. Maddenin ufku insan terkibinde ulaştığı giriftliktir ve madde hiçbir varlıkta, insanda olduğu kadar kıymetli bir terkip unsuru olmamıştır. İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ” yazısına devam et

Kâl ehlinden hâl ehline geçmek

Kâl ehlinden hâl ehline geçmek

Modernizm çoğumuzu kâl ehli yaptı, durmadan konuşuyoruz. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’si ve Fîhi Mâ Fih’inden öğrendiğim şu: Hâl dilini kullanmak gerekmiş. “Kâl ile tebliğ” değil, “hâl ile tebliğ” evlâ imiş. Hâl diline dair onun söz hazinesinden toplayıp yüreğime tâlim ettirdiklerimi hülâsa ederek hurufata dökmekten kendimi tutamadım.
Hâl dili, derûnumuzda yaşananları harf diline ihtiyaç duymadan sözsüz hâlimizle bildirmektir. Mânevî sanatın kendisi olan hâl dilinde seziş ve duyuşlar öne çıkar, kelimelere ve sanata ihtiyaç duyulmaz. Hâl üzere yaşayanlar, hâl dili makamındadır. Söyleyeceklerini hâl diliyle ifade ederler.

KÂL DİLİ, HÂLİ ANLATMAYA YETMEZ
Kâl ehlinden hâl ehline geçmek yazısına devam et

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Mutlak İlim (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye) muhakkak ki tevhid ilmidir, çünkü “Tek” olandan gelir ve O’nun “tek” olduğunu beyan eder. Öyleyse Mutlak İlmin tefsirinden ilk keşfedilecek ilim mecrası, Tevhid ilimleri mecrasıdır. Tevhid ilimleri mecrasının ise zirvesi, “hakikat ilmi”dir. Bu manada Mutlak İlim bizzarure hakikat ilmidir.
Tevhid ilimleri mecrası, öncelikle Mutlak İlmin sahibini, sahibinin isim ve sıfatlarını izah eder. Sahibini (Allah Azze ve Celleyi) anlatmayan Mutlak İlim, muhatabını (insanı) anlatmış olamaz. Bu sebeple Mutlak İlmin “mevzu haritasının” zirvesinde, “tevhid” bahsi vardır, başka türlü bir mevzu haritası ve listesi hazırlamak, Allah Azze ve Celle’nin dinin mutlak surette yanlış anlamak olur.
Hakikat ilmi, tevhid ilimleri mecrasının terkip ilmidir. İlmin hakikati, muhakkak ki hakikat ilmidir. Tevhid ilimleri mecrası ve onun zirvesi ve terkibi olan hakikat ilmi yoksa ilimden bahsetmek, bilgiyle çelik çomak oynamak cinsinden bir gevezeliktir.
* İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ” yazısına devam et

GÖNLÜME DÜŞENLER-2-

Gönlüme Düşenler-2

ÖZEL BEYZA FEN VE ANADOLU LİSESİ’NDEN EDEBÎ BİR DERGİ: “AYIŞIĞI”

Kitaplar, dergiler hayatımın bir parçası. Bunlar olmadan yaşadığımın farkına varamam. Olabildiğince takip ederim. Bazen arar bulur, bazen dostlar getirir. Kitapsız ve dergisiz kalmam şükür.

Şu sıra başucumda birkaç kitap ve dergi var. Bu hafta “AYIŞIĞI” adlı bir dergiden bahsetmek istiyorum. Kahramanmaraş Özel Beyza Fen ve Anadolu Lisesi’nin çıkardığı kültür ve edebiyat dergisi “Ayışığı”, adı ve hurufat estetiğiyle, kapağı ve mizanpajıyla usta bir kültür ve edebiyat dergisi sûret ve sîretiyle yayınlanmış bu kez.
GÖNLÜME DÜŞENLER-2- yazısına devam et

HARF DİLİM Mİ, HAL DİLİ Mİ?

Harf dili mi, hâl dili mi?

Fakir, harf diliyle konuşup yazan bir âcizdir. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sini okuyunca anladım hurufat ehli, yâni harf diliyle yazıp konuşan biri olduğumu. Harf diliyle konuşanları azarlasa da onun nasihatlerini yine de hurufata döktüm.

Hz. Pîr’e göre hâl dilinin yanında kâl dili gereksiz. Harfi, sesi, sözü atıp konuşmak lâzım. Mesnevî’nin harf ve söz kalıplarından sıyrılarak okunduğunda gönüllere yerleşeceğini, harften, sesten, sözden kurtulunca derya olacağını söyler.
HARF DİLİM Mİ, HAL DİLİ Mİ? yazısına devam et

TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Türkiye’de ilimlerin tasnifi bahsi hatırlanmadığı için, maarif nizamı (eğitim-öğretim sistemi diyorlar) gelişigüzeldir ve hiçbir nizami altyapıya sahip değildir. Oysa maarif telakkisinin ve nizamının altyapısını oluşturan harita, ilimlerin tasnifidir. İlimlerin tasnifini yapmadan hangi okulu, hangi bölümü neye göre kuracağınızı ve orada neyin tahsilini yapacağınızı nasıl bilebilirsiniz?
Mevcut bilim telakkisine göre biyoloji temel (tetkik) bilim, tıp ise onun tatbik bilimidir. Bu durumda biyoloji tıbbın üstündedir, hem kıymet olarak hem de kaynak olarak… Fakat ülkedeki duruma bakıldığında, tıp bilimi biyolojiden çok daha kıymetli hale gelmiştir. Sebebi malumdur; biyoloji temel bilimlerden olduğu için doğrudan tatbik alanı yoktur, tıp ise biyolojinin tatbik bilimlerinden biridir, tatbik bilimi ise bir meslek haline gelmiş ve itibar kazanmıştır. Mesleklerin (ve tatbik bilimlerin) kaynağı temel bilimler olmasına rağmen, tatbik bilimlerin daha fazla kıymetli hale gelmesi, ülkede bilimin olmadığı, bilime itibar edilmediği manasına gelir. Bunun mühim sebeplerinden birisi hiç şüphesiz ilimlerin tasnifi yapılmadığı için temel bilimlerin tatbik bilimlerden daha “üstün” olduğuna dair bir kültür oluşmamasıdır. TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ yazısına devam et

MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ

MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

İlimlerin tasnifini yapmak, aynı zamanda İslam maarif davasının ana haritasını çizmektir. İslam maarif nizamı, ilimlerin tasnifinde kullandığımız yatay ve dikey istikametler dikkate alınarak inşa edilir. Önce dört ilim mecrası olan “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası”, “Müspet ilimler mecrası” olarak yatay tasnif esas alınır ve bunlar için medreseler kurulur. Sonra bunların içinde dikey tasnif olan “Terkip ilimleri”, “Tetkik İlimleri”, “Tatbik ilimleri” mertebeleri dikkate alınarak üç seviyede medrese kurulur. Bu medreseler ilim tahsili ile ilgilidir ve ilim adamı yetiştirmek için kurulur. İlim ve tefekkür istidadına malik olmayanlar, “Meslek ve zanaat mektebine” gider. Bu medreselere talebe hazırlamak ve temel talim ve terbiyeyi gerçekleştirmek üzere “İlk mektepler” ve “Orta mektepler” kurulur. MAARİF NİZAMI VE TERKİP İLİMLERİ MEDRESESİ yazısına devam et

GÖNLÜME DÜŞENLER

Gönlüme Düşenler

Ey azizan!
Bu hafta hâtıram ve gönlüme düşen fikirli havadisler var. Ehl-i dil için anlatmam gerek.

ŞAİR- ÂZAMIM “ÖMÜRLÜK YARASI” NI ANLATTI GİTTİ

Şair-i âzamım Mehmet Narlı, “Ömürlük Yara” adlı şiir kitabını yâni “Bir Şairin Ömürlük Yarası” nı anlatmak için uzak Batı gurbetinden şehr-i Maraş’a dostlarına, yâni Fikir ve Gönül Dükkânı’na gün batımında geldi, gün doğumunda gitti. Bizi sevindirdi, berhudar olsun.
———————————————
GECENİN SÜKÛNETİNDE HASBIHAL
GÖNLÜME DÜŞENLER yazısına devam et

KENDİMİZE AYNA OLACAK İNSANI BULMALIYIZ

Kendimize ayna olacak insanı bulmalıyız

“Mümin müminin aynasıdır” buyruğunca kalp ve gönül aynamız cilalı olmalı.
Ayna ne kadar cilalı ise kendine yansıyan görüntüyü de o kadar iyi temsil eder. Böyle bir aynaya Allah’ın tecellisi ve Allah dostlarının nuraniliği zuhur eder.

Mânevî hakikatler gönül aynasında tecellî edince, ilahî nurların ve güzelliklerin mekânı hâline gelir. Bu takva ve temizlikten dolayıdır ki insan-ı kâmil olanların gönülleri Esma-i Hüsna’nın tecelli ettiği aynadır. (İskender Pala, Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)

Aynamız ne kadar iyi temizlenirse ilâhî feyz o kadar fazla yansır, gördüğümüz ve görünen her şeyi güzel görürüz. Kirliyse her şeyi çirkin görürüz, her şey aynamıza çirkin görünür.
KENDİMİZE AYNA OLACAK İNSANI BULMALIYIZ yazısına devam et

TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ

TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

“Mülk Allah’ındır” hakikati, muhakkak ki bilgi (ve ilmin) Allah Azze ve Celle’ye ait olduğunu gösterir. Allah Azze ve Celle, sonsuz ilim sahibidir ve O’nun ilmi, kendi kudretiyle mütenasip olarak zatına aittir ve “öğrenilmiş bilgi” değildir.
Allah Azze ve Celle, kendi sonsuz ilminden ne verirse, insan ancak o kadarını öğrenme ve idrak etme imkanına sahiptir. Allah Azze ve Celle, bir taraftan “bilinebilirlik” sınırını takdir etmiş diğer taraftan insanı bilme ve idrak istidatları ile teçhiz etmiştir. Sonsuz ilminin bilinebilirlik sınırı insanlık sınırını, insanların her birine ihsanen tahsis ettiği bilme ve idrak istidatları ise ferdi sınırı tespit etmektedir. Her insan, bilinebilir mahiyet taşıyan ve müsaade edilen bilgilerin tamamını öğrenme ve idrak etme iktidarında değildir, her ferd, kendi bilme ve idrak etme istidatlarıyla mahdut bir ufka (sınıra) sahiptir. Bu nokta, Mutlak İlim ile nispi ilimlerin birbiriyle karşılaştığı hale tekabül eder, yani Mutlak İlim ortadadır ve tespit edilmiştir lakin onu muhatap olan insan, illet, zafiyet ve acziyet ile maluldür ki kendi bilme ve idrak istidatlarıyla mahduttur.
* TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİ ÇALIŞMALARI

YENİ İLİMLERİN KURULUŞU

Medeniyet Akademisi kadrolarının külliyatı 200 kitaba ulaştı. Mesele sadece kitap sayısıyla alakalı değil, hem mevzu hem de muhteva itibariyle müstesna çalışmalar yapılıyor. Yeni mevzular keşfediliyor ve her mevzu derinliğine ve genişliğine kuşatıcı bir bakış ve anlayışla tetkik ve telif ediliyor.
Fikri yığınağımızın artması, artık “yeni ilim” dallarının kurulması zamanının geldiğini gösteriyor. Bu sebeple Medeniyet Akademisi kadroları, mevcut fikri yığınağın oluşturduğu muharrik kuvvetle, yeni ilim dalları kurulması için altyapı çalışmalarına başladı.
* MEDENİYET AKADEMİSİ ÇALIŞMALARI yazısına devam et

MEDENİYET SEMPOZYUMU-1-

MEDENİYET SEMPOZYUMU-1-

Medeniyet sempozyumu serisi başlıyor. Birincisi Erciyes Üniversitesinde, 24 Mayıs tarihinde iki celse olarak yapılacak.

BİRİNCİ CELSE

İslam’ın ilim telakkisi ve batının bilgi işgali///EBUBEKİR SİFİL

İrfan telakkimiz ve kültürel işgal///İSMAİL GÖKTÜRK

Alim, Arif, Mütefekkir şahsiyet terkipleri///HÜSNÜ KILIÇ

İKİNCİ CELSE

İslam/Türk düşüncesinde merkez meselesi///BEDRİ GENCER

İslam İrfanının Teknolojisi///VEYSEL ASLANTAŞ

İlimlerin Tasnifi ve medeniyet hamlesi///HAKİ DEMİR

KARARGAH ANADOLU DERGİSİ 4. SAYISI ÇIKTI

DERGİNİN KAPAK KONUSU:KARARGAH KUŞATMA ALTINDA

FİHRİST
Takdim/ Editör
“Üniversal” kuşatma/ Prof. Dr. Veysel ASLANTAŞ
Türkiye’nin Suriye’den kuşatılması/ Ömer Faruk SANCAKTAR
Türkiye’nin karargah olmasını engelleme hedefi/ Osman GAZNELİ
Suriye-Irak sarmalında medeniyet kuşatması/ Haki DEMİR
Medya ile kuşatma (İslamcı medya kuşatması)/ İbrahim SANCAK
İlim ve Tefekkür kuşatması/ Nurettin SARAYLI
İran ve Şia güçlerinin kuşatma teşebbüsü/ Yavuz Selim SİLAHTAR
Oryantalist (İtikadi) kuşatma/ Osman Kürşat BUHARALI
Paralel örgütle kuşatma teşebbüsü/ Ebubekir Sıddık KARATAŞ
Muhalefetle kuşatma teşebbüsü/ Baybars OĞUZHANOĞLU
Gizli mahfillerle kuşatma teşebbüsü/ İlyas TAŞKALE
Kuşatma altındaki mütefekkir/ Ünal YILMAZ
PKK ile kuşatma teşebbüsü/ Ramazan KARTAL
Araplar Osmanlıya ihanet etti mi?/ Şevki KARABEKİROĞLU
Türkiye’nin ilerlemesinin durdurulması/ A.Bülent CİVAN
ABD’nin kuşatma teşebbüsü/ Alihan HAYDAR
İstihbarat kuşatması/ Ahmet SELÇUKİ
Silah fabrikası müdürünün casusluğunun düşündürdükleri/ Hasan Hüseyin TUNÇ
Karargah için stratejik müessese, Medeniyet Akademisi/ Mehmet Emin KONYALI
İslam birliğinin önündeki engeller-1-/ Abdülhamit HALEBİ
Dünya görüşü ve adalet/ Remzi TEMİZKALP

***

Derginin PDF şeklini isteyenler Ebubekir Sıddık Karataş ile irtibat kurabilir
ebubekirsiddik2000@gmail.com

TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ

TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

“Mülk Allah’ındır” hakikati, muhakkak ki bilgi (ve ilmin) Allah Azze ve Celle’ye ait olduğunu gösterir. Allah Azze ve Celle, sonsuz ilim sahibidir ve O’nun ilmi, kendi kudretiyle mütenasip olarak zatına aittir ve “öğrenilmiş bilgi” değildir.
Allah Azze ve Celle, kendi sonsuz ilminden ne verirse, insan ancak o kadarını öğrenme ve idrak etme imkanına sahiptir. Allah Azze ve Celle, bir taraftan “bilinebilirlik” sınırını takdir etmiş diğer taraftan insanı bilme ve idrak istidatları ile teçhiz etmiştir. Sonsuz ilminin bilinebilirlik sınırı insanlık sınırını, insanların her birine ihsanen tahsis ettiği bilme ve idrak istidatları ise ferdi sınırı tespit etmektedir. Her insan, bilinebilir mahiyet taşıyan ve müsaade edilen bilgilerin tamamını öğrenme ve idrak etme iktidarında değildir, her ferd, kendi bilme ve idrak etme istidatlarıyla mahdut bir ufka (sınıra) sahiptir. Bu nokta, Mutlak İlim ile nispi ilimlerin birbiriyle karşılaştığı hale tekabül eder, yani Mutlak İlim ortadadır ve tespit edilmiştir lakin onu muhatap olan insan, illet, zafiyet ve acziyet ile maluldür ki kendi bilme ve idrak istidatlarıyla mahduttur.
* TEVHİD VE VAHDET ÇERÇEVESİNDE BİLGİ BAHSİ yazısına devam et

Ayna cemâle cemâl de aynaya âşık

Ayna cemâle cemâl de aynaya âşık
Tasavvufta ayna sembolü bakan ile bakılanın, gören ile görülenin birliği mânasına gelir. Birliğin mekânı kalp ve gönüldür. Ayna ile cemâl bu mekânda buluşurlar.

Çünkü ayna cemâle, cemâl de aynaya âşık. Yaratılıştan bu yana cemâl aynaya meyillidir. Bunun böyle olduğunu Şeyh Gâlib söylüyor: “Yârin âyînesi dildir dilin âyînesi yâr / Olmasın âyîne tekdîr nefesden nefese.”

Şerhinin hülâsası şöyle: Öyle yakın iki ayna ki birbirinin nefesinden aynalar buğulanıp görüntü kaybolabilir. Mümin olan Sevgili (Allah) ve mümin kulu olan âşık, birbirine görüntüsü yansıyan karşılıklı iki aynadır. (Naci Okçu, Şeyh Gâlib-Hayatı- Edebi Kişiliği-Şiirlerinin Umûmî Tahlili)
Ayna cemâle cemâl de aynaya âşık yazısına devam et

MEDENİYET BEYANNAMESİ

MEDENİYET BEYANNAMESİ

(Medeniyet Akademisinin, “Ümmete Hitabe” mahiyetinde Medeniyet Beyannamesidir, Karargah Anadolu dergisinin 2. sayısında ek olarak verilmiştir)

BİRİNCİ KISIM-HAL MUHASEBESİ

1-Kadim müktesebat ile irtibatımız koptu, külliyat çapında eser veren âlim ve mütefekkirler yetişmez oldu.
2-İslâm ile Müslüman arasındaki irtibat ve münasebet kesildi, bu münasebeti kuran tedrisat anlayışı ve müesseseleri çöktü.
3-Tedrisat müesseselerimizin yıkılması ve mevcutlarının zehirlenmesi, İslâm’a iman eden ama Müslüman şahsiyeti kuşanamayan insanlar doğurdu.
4-Önce bilgi vatanımız yok edildi, sonra insanımızın şahsiyeti, nihayet coğrafi vatanımız…
5-Bilgi vatanımız kaç parçaya bölündüyse, coğrafi vatanımız o kadar parçalandı, bilgi vatanımız parçalanmaya devam ediyor, coğrafi vatanımızın sınırları da yeniden çizilmeye çalışılıyor.
6-Tüm bunlar, batının bilgi ve zihin işgâlinin neticeleridir.
7-İlk kaybettiğimiz tefekkürdü, ilk bulmamız gereken de tefekkürdür.
8-Tefekkürü kaybettiğimiz için her şeyi kaybettik, tefekkürü bulduğumuzda her şeyi tekrar buluruz.
9-Ezbere ve tekrara mahkûm olduk, idrâk edemediğimiz için yeni bilgi üretemedik, kendimizi batının bilgi ve zihin işgâline hazırladık.
10-Tefekkürde ucuzluk, batının bilgi işgâlini kendi elimizle devam ettirdiğimiz anlamına geliyor.
11-İslâm ile insan arasındaki münasebet yolları tıkandı, batı başta olmak üzere gayrimüslimler İslâm’ın insanlara ulaşmasını mümkün kılacak yol ve müesseseleri tuzakladı ve zehirledi.
12-İslâm’ın temsilindeki çok başlılık, İslâm’ın idrâk ve izahındaki zafiyet, İslâm’ın bilgi evreninin ihyâ ve inşâsındaki kifayetsizlik, batılı gizli servislerin İslâm adına konuşan örgütler kurmasına fırsat verdi.
13-Tam bir keşmekeş içindeyiz.
14-Keşmekeş (kaos) sadece sahada değil, esasen idrâk ve tefekkürdedir.
15-Sadece sahadaki keşmekeşi görmek, idrâk ve tefekkürdeki kaosun farkına varmamaktır.
16-Keşmekeşi sahada bitirme niyeti, büyük katliamlara kadar uzanan biteviye çatışmaların kaynağıdır.
* MEDENİYET BEYANNAMESİ yazısına devam et

AHLAK BEYANNAMESİ

AHLAK BEYANNAMESİ

(Medeniyet Akademisinin “insanlığa hitabe mahiyetinde hazırlanmış Ahlak Beyannamesidir, Karargah Anadolu dergisinin birinci sayısında ek olarak verilmiştir)

1-İnsan, Ahsen-i Takvim üzere yaratılmış Eşref-i Mahlukattır.
2-İnsan, münhasır ve müstesna bir varlıktır, atası da insandır.
3-İnsanı münhasır ve müstesna kılan hususiyeti, beyin ve bedeni değil, ruhu ve kalbidir.
4-İman, ruhun ve kalbin tabii temayülüdür, insani hususiyetlerin birincisidir.
5-İnsan tabiat haritası, hayvandan aşağı inmeyi, melekten yukarı çıkmayı mümkün kılacak hacimdedir.
6-Ahlak, insan ile hayvan arasındaki temel fark ve sınırdır.
7-Sadece insan ahlakla mükeelleftir; hayvan mükellef değildir.
8-Akıl, ahlakı ihlal salahiyetine malik değildir.
9-Akıl, ahlakı takip etmelidir, menfaati değil…
AHLAK BEYANNAMESİ yazısına devam et

Türk milliyetçisi Kur’an harfli tabeladan rahatsız olur mu?

Türk milliyetçisi Kur’an harfli tabeladan rahatsız olur mu?

Suriyeli muhacirlerin açtığı işyerlerindeki “Arapça tabelalar” üzerinden Türk milliyetçisi hassasiyetiyle öne çıkan kardeşlerimizi birileri yönlendirip, şovenist bir huzursuzluk ortamı oluşturmak istiyorlar?

Şu beyanatlar neyin nesi?
“Adana Urayı (Belediyesi), Suriyelerin işyerlerine astıkları Arapça tabelaları ‘görüntü kirliliği oluşturuyor’ gerekçesiyle indiriyor.” Bu haber bir başka yerde “….Yabancı dildeki tanıtıları (Arapça tabelaları) indiriyor!” şeklinde son derece kışkırtıcı ve câhilâne bir ifadeyle veriliyor.
Türk milliyetçisi Kur’an harfli tabeladan rahatsız olur mu? yazısına devam et