Aylık arşivler: Ağustos 2017

Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Kurban günündeyiz.
İbrahim ve İsmail olmaya çağrılıyoruz.
İsmail’in boynuna bıçağı süren İbrahim gibi olmalı bugün.
İbrahim gibi tutmalı bıçağı.

İsmail’den kurbanlar geçiyor yüreğimizin üstünden.
Her yer İsmail, her yer kurban!
Bir yanımız İsmail, bir yanımız İbrahim.
İsmail’in kurban seçilişi ve rızası üzere tâlim etmeliyiz bugün.
İsmail’e dokunmalı duâlı ellerimiz.
İsmailler, bıçağına teslim olacak İbrahimlerini bekliyor.
İsmailler çoğaldıkça ilk İsmail sevinecek ve inananlar kurtulacak.
Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı? yazısına devam et

İSMAİL VE BIÇAK

İsmail ve bıçak

İsmail, bıçaktan korkmayan kurban.
Rabbinin ihsanıydı bıçaktan korkmayışı.
İsmail ve bıçak birbirine hasım değil, âyet üzere dostturlar.

Yunus Emre’nin “Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi / Ol dost için Arafat’a kurban olup çıkan benim / İsmail’e çaldım bıçak, bıçak ana kâr etmedi” demesi bundandır.

İbrahim’in bıçağının altına yatarken “Anneme selâm söyle üzülmesin” diyen itaatli oğul İsmail, bıçağın Allah’ın emrine tâbi olduğunu işitince “Allahüekber ve lillahilhamd” diye tesbih eder.

“EMROLUNDUĞUN GİBİ ÇAL BIÇAĞI BOĞAZIMA”
İSMAİL VE BIÇAK yazısına devam et

Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına

Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına

Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına… Fakîr, İsmail’in adanmışlığına tâlib.

Hacc sûresi, 37. âyetin buyurduğu üzere, “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi…”

İsmail’den düşen eti yemek şeriat’in emri. Fakat asıl gaye Hz. İbrahim’in ve İsmail’in imtihanındaki mânaya mazhar olmak.
Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına yazısına devam et

HERKES İSMAİL OLMALI

Herkes İsmail olmalı

Herkes İsmail olmalı bugün. Her çocuk İsmail karakteriyle büyümeli. Kalpsiz ve kirli dünyayı İsmail’den nesiller arındırmalı bir daha.

Hızır’ın getirdiği kırk derde deva ilâç gibi, İsmail üstüne yazılanları okur, yüreğimde saklarım hep. Vakti saati geldi mi, İsmail üstüne kelimelerle gönül tâlimi yaparım.

Hazret-i İsmail kıssalarından ulvî dâvası olan günümüz İsmail’lerine kadar yazılan her yazıdan kâm almak ve bu damardan beslenmektir muradım?
HERKES İSMAİL OLMALI yazısına devam et

Osmanlı’da askerlik meselesi

Osmanlı’da askerlik meselesi

“Sizin Osmanlınız” başlığıyla e. posta ile fakîre gönderilen bir metinde, Osmanlı’da, evli olsun, bekâr olsun izni alınmadan zorla dayakla asker toplanarak ve köle gibi bakımsız bir şekilde oradan oraya sürüklenerek on yıllarca süren bir zaman içinde memleketine gönderilmeyen zorba bir askerlik sisteminin olduğu anlatılıyor.

Metnin kaynağı belirtilmemiş. Âciz kanaatimce metinde geçen asker toplama usulündeki ifadelerde indîlik ve subjektiflik var. Küçük adî vak’alar genelleştirilerek verilmiş ki, devrin askerlik kanununa göre doğru değil.
Usta tarihçilerden Halil İnalcık, Yılmaz Öztuna gibi aklıma gelen birkaç tarihçinin yazdığına göre mevzuat olarak zorla ve dayakla askere götürme vak’ası yok.
Osmanlı’da askerlik meselesi yazısına devam et

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

CHP’li bir mebus Tekirdağ’daki rakı fabrikasının zarar etmesinden dolayı kapatılmasına hayıflanmış. Bu rakı fabrikasının 1931’de kurulduğunu, Türkiye’de benzerinin olmadığını, kar-zarar hesabının ötesinde bir anlamının olduğunu, savaştan yorgun ve yoksul çıkmış bir halkın, Cumhuriyet’i kurduktan sonra canını dişine takarak yaptığı büyük sanayileşme hamlesinin sembolü sayıldığını beyan etmiş.

Böylesine eğri büğrü ve millet değerleriyle uzaktan yakından alâkası olmayan beyanatın neresini düzeltmeli? Bir rakı fabrikasının kapatılmasına üzülmek, benzerinin olmadığını, halkın canını dişine takarak yaptığını ve sembol bir değer taşıdığını söylemek bu ülkede psikiyatrik bir vak’a olarak kabul edilir. Müslümanlığıyla var olan bir milletin ülkesi olan Türkiye’de böylesine abes ve akla ziyan sözlerin sahibi hangi akıl ve fikirle siyaset yaparak iktidar olacağını düşünüyor?
Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor yazısına devam et

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin emeği darbeci bir generalin statüsünden değerlidir. İhtiyacı için ekmek çalan, namusu için kaatil olan bir insan darbeci bir generalden asildir.
Kalpleri yoktur darbeci generallerin? Oysa bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin kalbi vardır. Çünkü toplumuna emeğini, yâni millete mensubiyetini sunuyor.
Bir buğday yetiştiricisi en iyi buğdayı yetiştirmekle, bir maden işçisi en çok kömürü çıkarmakla vatanını ve milletini darbeci generallerden daha çok sevdiğini gösteriyor.
Kendi toplumuna yabancılaşan darbeci generaller geceleri uyuyamazlar. Oysa bir buğday yetiştiricisi, bir maden işçisi geceleri huzurla uyurlar.
GÖNÜLLERİN DEĞİL, DARBELERİN UZMANIDIRLAR
Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir yazısına devam et

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergiler, kitapların uç beyleridir. Yazılacakların fütühatına çıkar ve zihnî ön tâlime hazırlık yaptırır. Kitaplar, mevzu ve meseleleri yekpâre olarak nizama sokar, dolayısıyla kalıcıdır. Dergiler ise, edebî ve fikrî cephedeki oluşları teri soğumadan haber verir ve dolayısıyla zihnimizin ön hazırlığı bakımından faydalıdır. Bundandır ki “iyi” dergileri okumak lâzım.

SEMERKAND dergisi ağustos 2017 sayısında Ali Yurtgezen hoca T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “Bayram o Bayram Olur” adlı yazısıyla, iki bayramımızdan ikincisinin yaklaşması dolayısıyla bayram anlayışının pek de yazılmayan bir veçhesine temas ediyor. Bayramımızı Kur’ânî mânasıyla idrak etmek için bu yazıdan bâzı kısımları okuyucularımızla paylaşmak istiyorum:
Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz yazısına devam et

KİTAP VE DİL

Kitap ve dil

Dil, âciz derûnumda hâşâ bir mâbed gibidir yahut dinimizin mânalar âlemine götüren büyük bir vasıtadır. Dîvân şairi Taşlıcalı Yahya Bey şu mısralarını haddimiz değil ama fakir için yazmış sanki:

“Kitâbı şol ki okur dikkat eyler / Kitâbun sâhibiyle sohbet eyler / Kimi şemşîr-i âteşbâra benzer / Kimisi revzen-i envâra benzer / Eyi söz eskimez nitek-i altun / Olur yevmen- feyevmâ kadri efzûn.”

Diyor ki şair: Kitabı dikkatle, mânası içre okuyan kimse / kitabın sahibiyle sohbet eder / Kimi ateş yağdıran kılıca benzer / Kimisi ışık saçan pencereye benzer / İyi söz eskimez altın gibidir / Günler geçse de değeri çoktur.
KİTAP VE DİL yazısına devam et

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir? yazısına devam et

Yarın ölecekmiş gibi yazmak

Yarın ölecekmiş gibi yazmak

Yazmak asla gaye değil, bedî ve fikrî bir vasıtadır. İyi ve bedî yazılarla derûnum cezbeye kapılsa da hiçbir yazı dinimizle amel etmekten ve insan dostluğundan üstün olamaz.

Bir teselli veriyor fakat bu teselli, yazıyı dinin yahut hakikatin yerine geçiren modernlerin tesellisi ve hasta bir ruhun gıdası değil.

İnsandaki aydınlığı ve karanlığı anlatmak için karınca kararınca yazının gücüne sarılıyorum. Bunalım ve hırs değil yazıya sarılışım. Yazıyla mücahede ediyorum âcizâne.

Yazıyla fâniliğe direnenlerin ruh hâleti içinde de değilim. Fâniliğini bilip, yazıyla sual edilecekmiş gibi yazıya dost olanlardandır fakîr.

YAZI CEHENNEMİM DEĞİL, CENNETİM OLACAK
Yarın ölecekmiş gibi yazmak yazısına devam et

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 29. SAYI FİHRİSTİ

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 29. SAYI FİHRİSTİ
(KAPAK KONUSU; İNŞA FİKRİ)

FİHRİST
Takdim Editör 3
İnşa fikri ve usulü Haki DEMİR 5
Büyük Doğu ve İnşa fikri Prof. Dr. Veysel ASLANTAŞ 10
Medrese-inşa-tatbikat Ebubekir Sıddık KARATAŞ 12
İnşa fikrine neden ihtiyacımız var Ömer Faruk SANCAKTAR 14
İhtilal fikri Mehmet Emin KONYALI 17
İnşa fikri ve ihtilal fikri Hasan Hüseyin TUNÇ 19
İnşa fikri, çağın fikridir Ayhan KARATAY 22
İnşa fikrindeki temel savrulma Cahit KARADEMİR 24
İrfanımızda hüma kuşu yahut himmet hümaları Ahmet Doğan İLBEY 26
Mazi, hal ve istikbal tasavvurunda inşa fikri A. Bülent CİVAN 28
İnşa fikri ve kurucu şahsiyet Ünal YILMAZ 30
Kurucu şahsiyet Necip Fazıl TOPRAK 32
Dünya görüşü ve kurucu şahsiyet Osman Kürşat BUHARALI 35
Kurucu şahsiyette yirminci asır çıkmazı Baybars OĞUZHANOĞLU 37
Anlama gayreti yahut problemi Büşra Nur DEMİR 39

Yazmak konuşmaktan daha sıhhatli ve temkinli

Yazmak konuşmaktan daha sıhhatli ve temkinli

Gönlüme sürur, kalbime mânevî güç veren yazılar yazmayı severim. İnsanın yazıya söylettikleri kendisidir. Meramımı yazıyla anlatmayı daha mânalı ve bedî, daha temkinli ve hatasız bulurum.

Ali Hocam’a ve dostlarıma duygu ve fikirlerimi konuşarak anlatamam, yazıyla anlatırım. Konuşmaktan daha sıhhatli ve ölçülü bir yol. Durup düşünme imkânı veriyor.

Yazı geceleri gelir ve konar gönlüme. “Yalnızsın, yine geldim” der. Söylediği sadece bu üç kelime. Semâ yaparım onunla. Fâniliğini hurufata geçiren fakîre kendini teslim eden, varlığına bedel biçmeyen hasbî bir dosttur. Gönül dostlarımdan sonra dil ve sohbet kaynağımdır. Medeniyetimizin edebî güzellikleri kalbime yürüdüğünde, hüznümle baş başa kaldığımda, dostlarım gönlüme düştüğünde bir sığınaktır yazı.

RÜYAMDA YAZI GÖRÜYOR, CÜMLELER KURUYORUM
Yazmak konuşmaktan daha sıhhatli ve temkinli yazısına devam et

Âdi ve edebî yazı

Âdi ve edebî yazı

İyi yazının nazariyecilerinden Cenâb Şehabeddin de yazının kaideleri, on sekiz makamlı ve her makamın taksimleri farklı perdelerden olan, her makam diğer makamlarla ahenk içinde bütünleştirilerek çalınan tasavvuf mûsikisi kaidelerine benziyor âdeta.

Yazıyı “Âdi” ve “Edebî” diye ikiye ayıran Şahabeddin’e göre, her yazının kendi devrine göre mazmunları, mecazları, kinayeleri, istiareleri, teşbihleri vardır. Âdi yazılarda sanat ve bedî endişe yoktur. Dil kaidelerine uygun yazılan yazılar doğru olabilir, fakat yazı sadece doğru yazı demek değildir. Diğer unsurları da taşıması gerekir.

Zihniyet bakımından Batıcı ve Fransız Edebiyatı hayranı olan, fakat Cumhuriyet inkılâplarının yıkıcılığı karşısında Türk nesrine ve edebî yazıya disiplin getiren Cenâb ustanın (Cenâb Şehabeddin’de Tenkid / Dil Sanat ve Edebiyat Hakkındaki Görüşleri, Prof. Celâl Tarakçı) anlattıklarına kulak vermeli. Hülâsa olarak diyor ki:
Âdi ve edebî yazı yazısına devam et