Aylık arşivler: Ekim 2017

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Bugün İslam âleminin içinde bulunduğu durum; bir taraftan fiili işgal, bir taraftan oryantalist taarruz ve bir taraftan da epistemolojik işgali resmetmektedir. Batı; Hıristiyanlık ve onun muharref tahakkümü olan skolastik anlayışa karşı zaferini kazanıp kendi dışındaki dünyaya dönmüş, madde planındaki keşif ve tasarruflarıyla siyasi, iktisadi, askeri ve kültürel sahada hakimiyet kurmuştur. Batı, İslam medeniyeti ile ilk karşılaşmasını Hıristiyanlığın hakim olduğu dönemde yaşamış, Hıristiyanlık İslam’a karşı mukavemet edebilmenin ruhi ve akli kaynaklarını üretememiş, asırlar süren kesintisiz mağlubiyet yaşamıştır. İslam’a karşı dayanamayan ve Orta Avrupa’ya sıkışan Hıristiyan batı, İslam’a karşı mücadeleyi bırakıp Hıristiyanlıkla mücadeleye başlamıştır. Reform ve Rönesans hamlesi, Hıristiyan inançla İslam’a karşı dayanamayan batının, zarureten kendi ruhi kaynaklarına dönmesi ve onunla hesaplaşmasının neticesidir. Kendi bünyesinde Hıristiyanlığın hesabını gören batı, İslam’la hesaplaşmak için de oryantalizmi geliştirmiştir. MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI yazısına devam et

“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR?

“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:
“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız.
Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi olmuş nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ
“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR? yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Medeniyet akademisi veya Daru’l Hikme veya Beytü’l Hikme gibi isimlerinin kullanılacağı bir müessese… Böyle bir müesseseye şiddetle ihtiyacımız var.
Medeniyet Akademisinin kadimdeki “Daru’l Hikme” merkezlerinden veya medreselerden farkı, ümmetin bugünkü durumu ile kadimdeki durumu arasındaki fark kadardır. Medeniyet Akademisi bir medrese değil, medreseyi de inşa edecek olan medeniyet karargahıdır. Medeniyet karargahının siyasi merkezi değil, ilim, irfan ve tefekkür teknesidir.
Ümmet, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar aşağılara düşmedi. Tarihte galibiyetlerimiz çoktu ama mağlubiyetlerimiz de olmuştu fakat bugünün mağlubiyeti çok farklı bir mahiyet taşıyor. Tarihi umumiyetle savaş meydanlarından okuma itiyadı edindiğimiz günden beri güç meselesine takıldık. Osmanlı da böyle yaptı, cephelerdeki mağlubiyetler üzerine orduya dair sürekli bir ıslahat hamlesine girdi ama mesela medreselerdeki çürümeye aynı hassasiyeti gösteremedi. Çökenin devlet olduğunu zannetti, oysa medeniyet çöküyordu. Osmanlı, tarihteki ender “medeniyet devletlerinden” birisiydi fakat son dönemde bu anlaşılamadı. Medeniyet çökerken “medeniyet devleti” muhafaza edilemezdi, nitekim edilemedi. MEDENİYET AKADEMİSİ yazısına devam et

İSLÂM MEDENİYETİNİN MUKADDİMESİ: CÂMİ

İSLÂM MEDENİYETİNİN MUKADDİMESİ: CÂMİ

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Medine, İslâm’ın yaşandığı ilk yer… Bundandır ki Medine’yi anlamadan medeniyet anlaşılmaz. Medine’nin özü ve kalbi câmidir.
İstikametini kaybedip modernleşme dönemlerine kadar câmi Müslüman hayatının kurucu görevini taşır. Bu ilâhî görevdendir ki Mescid-i Nebevi eğitim ve tahsilin, devlet idaresi ve şeklinin ölçüsü ve kaynağıdır. Ulvî ve toplayıcı fonksiyonundan dolayı İslâm’ın ve Müslümanların kuruluş ve ümmet oluş merkezidir.
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm, Medine’de inşa ettirdiği Mescidi-i Nebevi’yle hayatın merkezine mabet yerleştirerek câmi merkezli bir medeniyet kurmuştur. Câmi ile ev evvel İslâm’ı ve imanı muhafaza etmeyi, sonra bu iman sayesinde cemiyeti İslâmca bir hayata dönüştürmeyi buyurmuşlardır.
Bu vahyî sebepledir ki câmi merkezli bir Medine, yâni medeniyet inşasıyla dinin buyrukları câmide tahsil edilerek hayatın temeli hâline getirmek, câmideki duruş ve değerlerden neşet eden nizam ve müesseseler kurup cemiyeti dinin emrettiği şekilde Müslüman millet hâline dönüştürmek, İslâm’ı bütün olarak eğitim ve öğretim hayatının esasları kılmak gayesini taşımışlardır. İSLÂM MEDENİYETİNİN MUKADDİMESİ: CÂMİ yazısına devam et

“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?”

“İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan?”

Kâinat yaratıldıktan sonra insan yaratıldı ve ardından yüce Kitap… İnsanoğlu Kitab’sız olamazdı, Kitab’ı olmalıydı. Kitab-ı Mübin istikâmetinde kitapları da olmalı ve yazmalıydı. Ne zaman ki kitaptan koptuk şirâzemiz bozuldu.

Bundandır ki Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte hakikisinden kitap okumak ve yazmak yerine, istisnalar hâriç mâlâyânî kitaplarla uğraşıyoruz. Kitap dâvasında yeterince muvaffak olamadığımızı sitemkâr bir öfkeyle ifade ediyor üstad Necip Fâzıl:

“Her birinin kitabı hâlinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Aynı sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu; kitap mı insandan? Kitap yazın, kitap!”
“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?” yazısına devam et

SADIRLARDAKİ İLİM – I

SADIRLARDAKİ İLİM – I

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

İnsan, yeryüzü hilafetinin mütemmim cüzü olarak kendisine sunulan “ilm”i ancak usûlü dairesinde talim ve tatbik eylerse Cenab-ı Mevlâ’nın muradı istikametinde bir imar ve inşa mesuliyetini hakkıyla yerine getirebilecek, yeniden bir medeniyetin bânisi olabilecektir. Bizim irfanımızdaki “el-ilmü fi’s-sudûr lâ fi’s-sutûr” yani “ilim satırlarda değil sadırlardadır” mütearifesi umumi olarak ilmin usulünü hulasa eder. Bu kelam-ı kibar, ilmin mahiyetinden talim metoduna, tasnifinden tatbikine kadar pek çok manayı muhtevi olmakla şerhe muhtaçtır. Kısmetse bu sayıdan itibaren zahirinden başlayarak batınına doğru, birbirine bağlı mana mertebelerini izaha çalışmak niyetindeyiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.
*Hıfz
SADIRLARDAKİ İLİM – I yazısına devam et

BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI

Bir şairin “Kahire ve Paris Notları”

Şevkle okuyup bitirdiğim bir kitap var başucumda: “Kahire ve Paris Notları.” Cümle Yayınları’ndan çıkan akıcı mı akıcı, sürükleyici mi sürükleyici, dili ve üslûbu güzel bu kitap, Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi ve mümeyyiz vasfı şair olan Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın yayınlanan son kitabıdır.

“Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme”, “Şiir ve Mekân” (İnceleme), “Roman Sevdaları” (inceleme), “Roman Ne Anlatır” (inceleme), “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” (inceleme), “Edebiyat ve Delilik” (inceleme), “Şiir Burcu-Cumhuriyetten Bugüne Türk Şiiri (inceleme)”, “Öykü Burcu /Kuramsal Yaklaşımlar / Çözümlemeler /Değiniler” (İnceleme), “Çağdaş Türk Romanı” (Anadolu Üniversitesi için hazırlanmış müşterek çalışma), “Tanzimat’tan Bugüne Yeni Türk Edebiyatı Şiir Çözümlemeleri” (müşterek) adlı kitaplar şairin akademik çalışmalarının ürünüdür. “Çiçekler Satılmasın”, “Ruhumun Evvel Yazıları”, “Dil Kapısı” ve “Ömürlük Yara” adlı şiir kitapları da okuyucu câmiasında alâka gören kitaplarıdır.
BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI yazısına devam et

TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

Birkaç asır var ki, alet ilmi (teknoloji) aşırı gelişti. Öyle ki artık “bilim ve teknoloji” şeklinde kullanılmakta, teknolojiyi bilimin yanında zikretmekte, birbirine denk kıymetler gibi göstermekteyiz. Sanki alet ilmi, ilimlerin tek tatbik ilmiymiş gibi… Sapmanın derecesine bakın…
Alet ilmi (teknoloji), matematiğin tatbik ilimlerindendir ve matematiğin de tek tatbik ilmi değildir. Muhtemelen en fazla tatbik ilmine sahip olan, olması mümkün ilim dalı, bizdeki ismiyle riyaziyedir. Ne var ki riyaziyenin tatbik ilimlerinden olan alet ilmi, inşa ettiği aletlerin hayatın her sahasında ve her ilim dalında kullanılmasından dolayı büyük bir ihtiyacı karşılamakta, şöhretini ise hak etmektedir. Faydasının fazla olması, doğru tefekkür faaliyetini çoktan kaybeden dünyada, teknoloji fetişizmini doğurdu ama kimin umurunda.
* TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ yazısına devam et

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

Tatbik ilimlerinin içinde küçük bilgi alanları vardır ki, bunlar ilim dalı haline gelecek kadar bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, öğrenilmesi de titiz bir ilmi disiplini gerektirmeyecek basitliktedir. Zanaatlar bunun en fazla görünen misalleridir.
Zanaatlar, nihai tahlilde bir tatbik ilminin içinde küçük bir yer işgal eden bilgi alanıdır. Bir ustadan öğrenilmesi mümkün, umumiyetle iş içinde eğitim (çıraklık) cinsinden tahsili olan zanaatlar, tatbik ilimleri içinde mütalaa edilse de olur, edilmese de… Bununla birlikte zanaatlar, tüm çeşitleriyle birlikte düşünüldüğünde büyük bir yük taşır.
* TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER yazısına devam et

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

*Bu sitede; medeniyet, devlet, millet, şahsiyet gibi temel meselelere dair telif çalışmalarını tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; medeniyet devleti, medeniyet şehri, yeniden şehremini gibi nazariyat-tatbikat meselelerinin harmanlandığı telif çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; lider, kadro, teşkilat, hareket gibi, Karargah Anadolu, ümmetin karargahının inşası gibi tatbikata dair çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*TÜRKİYE’DE BU TÜR ÇALIŞMALARIN OLMADIĞINDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ, SADECE MEDENİYET AKADEMİSİ KADROLARININ YILLARCA HAZIRLADIĞI TEKLİFLERİ BURADA GÖREBİLİRSİNİZ. Takip edin, faydalanırsınız.
VE… TAKİPMARAS.COM SİTESİ yazısına devam et

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

Kendi ifadesiyle “Şifa kabul etmez derecede ağır bir kitap hastası” olan merhum Nusret Özcan’ın bu güzel hastalığını Kitap Postası dergisi Mart 2005 sayısında okuduğumda bir hayli duygulanmıştım. Anlattıklarını kitap hastası olan herkes iyi dinlesin. Hülâsası şöyle:

Alamazsam korkusuyla içini günlerce rahatsız eden kitapları borç harç satın alıp, bir aşk iştiyakıyla kütüphânesinin en seçkin yerine yerleştirince ruhen ve bedenen rahatlayan, bir el yazması eseri bulduğunda kaybolan evlâdını bulmuş gibi sevinen biridir. Kimsede olmayan bir kitabı bulduğunda benzerlerine karşı üstünlük hissettiğini söylüyor.
“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları” yazısına devam et

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin maddi-dünyevi fayda ciheti ağır basan halidir. Bu kötü bir şey değildir, bilgiden (ve ilimden) dünyada ve dünyevi anlamda da faydalanmak gerekir, yeter ki ölçü kaçırılmasın. Müslümanlar için böyledir, yani nefs bile ölçülü şekilde hakkı verilmesi gereken bir düşman kardeştir. İslam, en özet haliyle söylemek gerekirse “ölçü”dür, ölçüden ibarettir, kıymeti ise ki ilahi ölçü olmasındandır. İnsana kalan mesele ise ölçüyü anlamak ve tatbik etmektir.
*
Batı, dünyanın her yerinde kültürel mukavemetle karşılaşmıştı. Ferdi manada iman, içtimai manada kültür ve gelenek kadar güçlü mukavemet kaynağı yoktur. Son birkaç asırdır maddi ölçülerle ilerleyen, kalkınan, dünyaya fark atan batı, buna rağmen bir kabilenin bile kültür ve geleneğinin direnişini kıramamıştı. Gelenekteki mukavemet gücü akıl alır gibi değildi.
Batı, geçtiğimiz iki asırda dünyanın yarısından fazlasını işgal etmiş ve sömürgeleştirmişti ama orduyla zapt altına altığı ülkelerdeki geleneğin mukavemetini kıramamıştı. Bu mukavemeti kırmak için birçok şey yaptı, bunların en etkilisi ise tatbik bilimlerinin öncü rolüydü. BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ yazısına devam et

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin reşit olmayan çocuğudur. Tetkik ve terkip ilimleri tarafından kesintisiz şekilde vesayet altında tutulmalı, bağımsızlaşmasına müsaade edilmemelidir.
Tatbik ilimleri, “ilim” mefhumunun tüm unsurlarını bünyesinde taşımadığı için, reşit olma, yani kendini ikmal etme imkanı yoktur. Bu sebeple sürekli tetkik ilimlerinden süt emmek zorundadır, bunun için tetkik ilimlerinin de mütemadiyen bilgi üretmesi gerekir. Tetkik ilimlerindeki inkişaf durduğu (süt üretemez olduğu) zaman tatbik ilimleri aç kalacağı için, süt yerine rakı içmeye (batıdan veya başka bilgi evreninden bilgi transferine) başlar. Tetkik ilimleri bilgi üretmeye devam ederken de tatbik ilimleri oradan süt emmekten imtina edebilir, kendini reşit görmek, müstakil ilim olduğu vehmine yakalanmak gibi ihtimaller mevcuttur. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma ve tetkik ilimlerinin vesayeti meselesi ehemmiyet arz eder.
* TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA yazısına devam et

“Bizim Leylâ’mız da kitaplardır”

“Bizim Leylâ’mız da kitaplardır”

Fuzûlî gibi Leylâsı şiir olanlar var. Mehmed Âkif gibi Leylâsı millet olanlar var. Necip Fâzıl gibi Leylâsı “Büyük Doğu Medeniyeti” olanlar var. Leylâsı kitap olanlar var…

Bu ülkeye emeği geçmiş siyasî ve askerî kahramanlarımızı çoğumuz biliriz. Fakat ne yazık ki bu ülkenin, bu milletin bin yıllık hafızasını, irfanını ve ilim cephesini günümüze kadar koruyan ve yaşatan kitap mecnunlarını, yâni leylâsı kitap olanları pek bilmeyiz. İlim ve irfan cephemizi asırlardır bu sabırlı insanlar bekliyor.

Leylâsı kitap olanların hayatları bir kahramanın, bir ermişin hayat hikâyesi gibidir. Bâzan mâveraya kanatlandırır, bâzan da dimağımızı ve idrakimizi en müspet derecede sarsar ve ayıktırır.
“Bizim Leylâ’mız da kitaplardır” yazısına devam et

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mücerret ilim, onu idrak eden şahsiyete vaziyet eder, bunlar alim, arif, mütefekkirlerdir. Bunların sayısı az olduğu için, mücerret ilim hayata vaziyet edemez. İlmin hayat ile münasebetini kuran, ilmin hayata vaziyet etmesini sağlayan, hatta hayatı inşa etme imkanını oluşturan tatbik ilimleridir.
Kadim müktesebatımız, insanın ve hayatın dağılmaması için ilmi derli toplu halde tutmak hususunda yüksek hassasiyet sahibidir. Mesela ahlak, tüm hayatı kuşatmış, ferdi (şahsiyeti) ve cemiyeti inşa etmiş, içtimai bilgi sahalarını bünyesinde toplamıştır. Ahlak o kadar derin ve muhittir ki, mesela iktisat müstakil bir ilim dalı haline gelmemiştir. İslam ahlakının derinliğine kuşattığı bir cemiyette iktisat ilmine, geçmiş zamanlardaki hayatın sadeliği de dikkate alındığında ihtiyaç hissedilmemiştir. Böylece Müslüman şahsiyet ve cemiyet, hem vahdetini temin etmiş, hem girift ve yoğun münasebet ağını kurabilmiş, mesuliyet şuurunu da yaygın ve derin şekilde tatbik etmiştir.
Fakat… YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI yazısına devam et

MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, tabiatı gereği mücerrettir. Zaten bilgi; varlık ve vakıaların nazari-zihni ifade imkanıdır. İlmin; varlık, insan ve hayata en yakın olan çeşidi, tatbik ilimleridir, bu cihetten tatbik ilimleri bilginin en müşahhas ifadesidir. Buna rağmen tatbik ilimleri bile, mücerret ilme nispetle en müşahhas bilgi çeşidi olmasına rağmen, maddenin kendine nispetle mücerret kalır.
Batının materyalist felsefe ve onun tabii neticesi olan pozitif bilim anlayışı üzerine oturan bilgi telakkisi, doğrudan doğruya maddeyle alakalı ve maddeye bağımlıdır. Bu sebeple batı bilimi, özü itibariyle mücerret ilimden veya ilmin mücerret halinden anlamaz. Ne var ki bilgi tabiatı gereği mücerret olduğu için, bu meseleden de kurtulamaz. Bu sebeple berzahta kıvranır durur. MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ yazısına devam et

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabında Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor.

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen sadra şifa kitapta yer alan Yunus Emre Hazretlerinden şairlerin büyük atası Fuzûlî’ye kadar onlarca şairin beyitlerinin şerhi, modern cehaletten kurtulmamıza, kalbi ve gönlü olmayan pozitivist soslu sözde İslamcılık öğretilerinden irfanla donanmış güzel bir Müslüman olmamıza vesile oluyor.

Bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz
Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak” yazısına devam et

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifine dair teklif; önce tasnif üstü tasnif nev’inden; “Mutlak İlim”, nispi ilim, izafi ilim şeklinde yapılmıştır. Mutlak İlim; kitap ve sünnetten ibarettir. Nispi ilim; Müslümanların (yani akl-ı selimin) Mutlak İlimde keşif ve telif ettikleri ilimlerdir. İzafi ilimler ise gayrimüslimlerin (bugünkü haliyle pozitif aklın) serazat ürettiği bilgidir.
Tasnif üstü tasniften sonra, nispi ilimlerin tasnifi yapılmıştır. Nispi ilimler; yatay zeminde dört mecra halinde tertip edilmiş olup bunlar; “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası” ve “Müspet ilimler mecrası” şeklinde tespit edilmiştir. Sonra her mecra kendi içinde, “Terkip ilimleri”, “Tetkik ilimleri” ve “Tatbik ilimleri” şeklinde taksim edilmiştir. Böylece hem yatay sahada tüm bilgi alanlarını kuşatan hem de dikey sahada tüm ilim mertebelerini ihtiva eden bir tasnif haritası hazırlanmıştır.
Tatbik ilimleri, yatay sahadaki dört ilim mecrasının her birinin içindeki dikey tasnif haritasının en alt basamağını oluşturmakta, ilmin artık tatbik safhasını göstermektedir. Tatbikat safhasına, yani yeryüzüne kadar indiği için, muhtevadan çok şekil bilgisi mahiyeti taşımakta, muhtevayı ise işaret etmektedir. Muhtevayı arayanları ise tetkik ve terkip ilimlerine sevk eder. TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ yazısına devam et

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Cumhuriyet öncesi münevverlerinden Ali Emîrî’den sonra, kitap yazıcılığı ve toplayıcılığı ile büyük şöhret sahibi olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ı (l87l-l957) yâd etmek bir hakikatin teslimidir.

Birçok tarih ve hâl tercümesi yazma komisyonlarındaki resmî vazifesinin yanında onlarca kitap araştırmasını da birlikte yapan, Osmanlı devlet adamları, şâirleri, mûsikişinasları ve hattatları üstüne hâl tercümesiyle eski eserleri inceleme kitapları yazan İbnülemin, ayrıca kitap düşkünlüğü ve usanmak bilmez kitap arayıcılığıyla şöhret sahibidir.

Ağır kitap yârânının hayatlarını araştıran Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphâneler” kitabında yazdığına göre, bir devlet adamının veya bir âlimin hâl tercümesini yazabilmek için o dönemde Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Mekke,
Medine gibi tarihî birçok şehirlere kadar uzanan yazışmalarla kitap ve kaynak araştırması yapan kitap allâmesidir.
Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları yazısına devam et

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimlerinin tasnifi, bir cihetten kolay, başka bir cihetten de zordur. Kolay tarafı, yukarıdan aşağı bakarken her tetkik ilminin tatbik ilimlerine sahip olmasıdır. Zor tarafı ise, mesele tatbikata geldiğinde müşterek tatbikat sahalarının zuhurudur. Yani bazı tatbikat sahaları için kurulan tatbik ilimleri, birden çok tetkik ilminden faydalanmak zorundadır.
İlim, tatbikat sahasına kadar indiğinde bilgi çeşitlenir ve çoğalır. İnsan ve hayatın girift yapısı, bir takım işlerin ve vakıaların birden çok bilgi alanıyla ilgili olmasını zorunlu kılar. Çeşitlenen ve çoğalan bilgi, hayatın girift yapısı için ortaya çıkan tatbikat sahalarına yönelik olarak tertip edilirken, keskin tasnif sınırlarını muhafaza etmek kabil olmaz. Bu durumu garipsemek gerekmez, zira insan ve hayatın tabiatı böyledir.
* TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ yazısına devam et