Aylık arşivler: Kasım 2017

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

“Örgütlenmiş 10 kişi örgütsüz 1000 kişiye galebe çalar..”

Maraş harbinde bu kadar orantısız güce rağmen nasıl oldu da sivil Maraş halkı düzenli Fransız ordularını mağlup etti, hep merak edilir. Şüphesiz bunu sayısız sebepleri var. Biz burada Maraş halkının düşmana karşı örgütlenme biçimini anlatacağız.
Maraş halkının büyük savaş öncesi örgütlenme tarzı üzerinde yeterince araştırma yapılmış değildir. İki türlü örgütlenmeden söz edebiliriz. Birincisi Sivas Kongresi sonrası başlayan ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri bünyesinde yürütülen Kuva-i Milliye hareketi. İkincisi ise Maraş halkının kendi imkânları ile oluşturduğu bölgesel teşkilat. Bu örgütlenme tarzını İtalyan birliğinin kurulmasını sağlayan ve dünyanın en sistematik ve gizli örgütü kabul edilen Karbonari teşkilatının örgütlenme tarzına benzetenler vardır. Eğer böyle ise, dünyanın çeşitli yerlerindeki örgütlenme şekillerinden haberleri varsa ne ala. Yok, kendi akıl ve tecrübeleri ile bu neticeye ulaşmışlarsa gerçekten şaşılacak bir olay. Esasen Fransızlar bizden daha çok şaşırmıştır. Sivil bir halkın bu kadar organize hareket etmesi, çok az bir zayiat vererek çok büyük bir orduyu mağlup etmesi, akıl ve bilimin ölçüleriyle açıklanacak bir olay değildir. ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ yazısına devam et

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

Bilginin, düşüncenin ve edebiyatın kapısını kitaplar açar. Milletlerin ilmî ve edebî mahsullerini kitaplardan öğrenir insan. Kitap ve insanın dostluğu semavî kitaplarla başlar. Sonra mukaddes kitapların izini süren ve şerh eden kitaplar sâyesinde insan ve kitap arasındaki teati günümüze kadar kültürler yoluyla iktidarını sürdürüp gidiyor.

Tarihten bugüne âlim, muallim, hoca gibi cemiyetimizde cazibesi ve sosyal tesiri olan statüler için kitapla iştigal etmek hürmete şâyandır. Fakat kitap ve insan arasındaki rabıta bâzan aklın, faydanın sınırını aşarak sevimsiz bir müptelâlığa ve patolojik bir iştigale dönüştüğü de olur.

“Faydasız ilimden Allah’a sığınmak” düsturundan uzak, haddi aşan bir şekilde kitaba tutulanlar kitap hastası veya kitap delisi denilerek küçümsenmiştir.

BİBLİYOFİL MİSİNİZ BİBLİYOMAN MI?
“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller” yazısına devam et

SÜREÇ İLERLİYOR-2-SIFATLARINIZ HAYIRLI OLSUN

SÜREÇ İLERLİYOR-2-SIFATLARINIZ HAYIRLI OLSUN

(takipmaras.com sitesinden iktibas)

Okuyorsunuz sitede yayınlanan yazıyı, öfkeleniyorsunuz ve sinir krizi geçiriyorsunuz ama sonra kendi kendinize, “isim yok, beni kastettiğini kim bilecek” diye teselli arıyorsunuz. Fena halde yanılıyorsunuz, bu milletin derin irfanından sadece sizin haberiniz yok, millet anlıyor, merak ve keyifle takip ediyor. İsterseniz bir araştırma yaptırın, sizin adınız var mı yok mu, görürsünüz.
Siz, yazıdaki özelliklerin tıpa tıp size uyduğunu biliyorsunuz, kendinize bile itiraf etmeseniz de farkındasınız. Zaten biz sizi tanıyoruz, tam olarak sizi tarif ediyoruz, tabii ki yazı sizin hikayenizi anlatıyor. Öyle sağa sola bakar gibi yapmayın, tam olarak sizden bahsediyoruz. Ve bunu, herkes anlıyor. SÜREÇ İLERLİYOR-2-SIFATLARINIZ HAYIRLI OLSUN yazısına devam et

TEŞKİLAT VE ZEKA

TEŞKİLAT VE ZEKA

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, dar ufuklu, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar. TEŞKİLAT VE ZEKA yazısına devam et

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Kitapseverlik doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan olma bir tutku mudur? İnsan ve kitap arasındaki rabıta herkeste aynı mıdır? Kitap, insanı hangi hallere sokuyor? Dost mudur, düşman mıdır? Hülâsa, kitap insanın neyi olur?

Bu suallerin cevabını günümüz kitap muhibbanından bâzı şahsiyetlerin yazıp söylediklerinden öğrenmek en zevklisidir, diye düşündüm.

“GERÇEK KİTAPSEVERLERİN ANAYASASI VARDIR”

“Gerçek bir kitapsever yatarak kitap okumaz” diyen ince ve titiz bir kitap muhibbi olan Beşir Ayvazoğlu’na göre kitap denince aklımıza selülozdan, elimize alıp dokunduğumuz, sayfalarını çevirdiğimiz ve kendine has kokusu ve estetiği olan, nerdeyse kanlı canlı bir şey gelir. (Dünyabizim sitesi / 16Mayıs 2014 tarihli mülâkat).
Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri yazısına devam et

“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

Kültür tarihi araştırmacısı Seyfettin Sağlam “Bir Kitapseverin Anatomisi” yazısında (Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1999) kitapla tanışıklığının çok küçük yaşta başladığını hikâye üslûbuyla anlatıyor.

Kitapla tanışıklığı bir aile faciasıyla başlamış. Tahminen beş-altı yaşlarındadır. Ankara’da eski kasaba evlerinden birine kiracı olarak taşınırlar. Evi temizlerken duvarın içine gömülü gusülhânenin içinden bir kucak kitap ve gazete çıkar. Komşularının dediğine göre evin kızı bu kitapları okuyarak kafasını bozmuş ve sinemada makinist olarak çalışan bir adamla kaçmış. Aile de utancından insan içine çıkamaz olmuş ve memleketi terk edip gitmiş. Dolayısıyla kitaplar da ona kalır.
“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri yazısına devam et

İTİBARSIZLAR

İTİBARSIZLAR

(takipmaras.com sitesinden iktibas edilmiştir)

Duyduk ki sırtlanlar, kendilerini itibarsızlaştırmaya çalıştığımızı söylüyormuş. Bunlara boşuna soytarı demiyoruz, soytarılar; itibarsız birinin itibarsızlaştırılamayacağını anlamaz. Sizi itibarsızlaştırmak kimsenin iktidarında değildir, zira itibarınız sıfırın altında seyrediyor. Siz soytarılar, çevrenize topladığınız alt kadro soytarılardan başka kimseye kulak vermediğiniz için kendinizi itibarlı zanneden zavallılarsınız.
Size emanet edilen milletin makam ve iktidarından başka hangi özelliğiniz var? Siz, varlık iddianızın tamamını makamınıza bağlayan “yok kişilikler”siniz. Sizden önce de o makamlarda oturanlar vardı, o makamdan ayrıldığı gün çevresinde kimse kalmadı. Çünkü şahsiyetiyle kıymetli olmak, şahsiyetiyle itibarlı olmak, şahsiyetiyle sevilmek başka şey, makamınıza alaka gösterilmesi başka şey… Siz daha bu ikisinin farkına bile varamayan idrak fakirlerisiniz. İTİBARSIZLAR yazısına devam et

MÜCADELE TARZIMIZ-3-AHLAK MÜCADELESİ

MÜCADELE TARZIMIZ-3-AHLAK MÜCADELESİ

(takipmaras.com sitesinden iktibastır)

Mücadelemiz; ahlak ve şahsiyet mücadelesidir. Ahlaksız ve şahsiyetsizlere karşı şiddetli mücadele yürütmekten başka çare olmadığına inanıyoruz. Ahlaksız ve kibirli kişiler, naiflikten, tevazudan anlamazlar.
Hakikatin insandaki ilk tezahürü ahlak ve şahsiyettir. Hakikat mücadelesinin tabii ve zaruri cephelerinden birisi, ahlak ve şahsiyet mücadelesidir. Madde, kainattaki en değersiz varlık çeşididir, maddi menfaatin peşinde koşan bir insan ise kendini en değersiz derekeye düşürmüş demektir.
İnsan suretinde yaratılan varlığı, “Hz. İnsan” yapan kıymetler, ulvi kıymetlerdir. Ulvi kıymetlerin fertteki toplam karşılığı, şahsiyettir. Şahsiyet sahibi olmak, “Hz. İnsan” olmaktır. Ulvi kıymetleri tek tek saymak yerine, şahsiyet ve ahlak mefhumlarıyla hepsini birden ifade ediyoruz.
*** MÜCADELE TARZIMIZ-3-AHLAK MÜCADELESİ yazısına devam et

“Kitap, dolu bir silahtır yakın gitsin”

“Kitap, dolu bir silahtır yakın gitsin”

“Bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır, yakın gitsin.” Ortaçağ Avrupa’sından Nazi Avrupa’sına kadar Batı’nın azılı kitap düşmanlarının ortak sloganıdır bu. Ecdadımız bu tahripçi zümreye “kitap yağıları” demiş.

İbn-i Battuta’nın “Seyahatnâmesi” ile Gerçek Hayat dergisinin Ocak 2012 sayısındaki “Yangın değil, kitap soykırımı” ve Sabit Fikir dergisinin yine Ocak 2012 sayısındaki “Cehennem ateşlerinde kitap yakanlar” yazılarından kitap düşmanlarının (cellâtlarının demek daha münasiptir) fiillerini okurken dehşete kapılıyoruz.

KUDUZ KÖPEK GÖRMÜŞÇESİNE KİTAP YAKANLAR
“Kitap, dolu bir silahtır yakın gitsin” yazısına devam et

TEŞKİLAT VE MÜESSESE ÜZERİNE

TEŞKİLAT VE MÜESSESE ÜZERİNE

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Her dünya görüşü çapına ulaşmış fikir, kendini insanda ve hayatta gerçekleştirmek ister. Fert ve cemiyetin hayat içerisinde akacağı mecraları oluşturmayan fikrin hayatta karşılığı yoktur, bu ihtimalde entelektüel gevezelikten ibaret kalır. Mefkurenin hayata yöneldiği andan itibaren ortaya çıkan ihtiyaç “teşkilat ve müessese fikri”dir. Fikri hayata hakim kılıp, fikrin hayatını inşa edecek vasıtalar, teşkilat ve müesseselerdir. Hayatın deveranını sağlayabilmek ve hayata vaziyet edebilmek için teşkilatlanmak şarttır. Hayat teşkilatsız ve müessesesiz akmaz.
Bir dünya görüşü çapında fikir üretip, medeniyet tasavvuruna doğru ilerlemek ancak; fikrin teşkilatını kurup, müessese fikri ve modelleri oluşturmak ve tatbik etmekle mümkündür. Bunlar aynı zamanda medeniyet temrinleridir. Müslümanlar olarak, insana, hayata ve varlığa dair külli fikirler üretmeli, külli fikrin diğer adı olan medeniyet tasavvurunu merkeze almalı, onun çatısı altında hamle ve hareketi gerçekleştirmeliyiz. Hayatı tüm şubeleri ile ihata edecek imal-i fikirde bulunmayan yaklaşımların eklektizme düşmeleri kaçınılmaz olur. Dolayısıyla hayatın her alanı ile ilgili fikir geliştirmelidir. TEŞKİLAT VE MÜESSESE ÜZERİNE yazısına devam et

ŞAHSİYET BOZUKLUKLARI-1-TARİF

ŞAHSİYET BOZUKLUKLARI-1-TARİF

Şahsiyet ve kişilik… Bu mefhumlar birbirinin yerine kullanılıyor ama aslında çok farklıdır. İdrak ve tefekkür ucuzladığı günden beri bu iki mefhum gibi birçok mesele anlaşılamaz hale geldi ve yanlış kullanılmaya başlandı. Türkiye’de alfabe devrimiyle birlikte dil devrimi de yapılmak istenmiş, Osmanlı Türkçesindeki her kelimenin karşısına bir “sözcük” uydurulmaya çalışılmıştır. Alfabe müşahhas (somut) bir mesele olduğu için değiştirilebilmiş fakat dil (mefhumlar, ıstılahlar ila ahir) daha mücerret meseleler olduğu için uydurukça hamlesi ancak kısmi neticeler vermiştir. Mefhumlarımızdan (dilimizden) koparılmak istenmemizin sebebi; İslam’ı anlayamaz hale gelmemiz ve batı kültür ve uygarlığına bağlanmamızdı. Bu sebeple uydurukça kelimeler, bu milleti batıya taşımanın lisan manivelalarıdır. ŞAHSİYET BOZUKLUKLARI-1-TARİF yazısına devam et

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

İktidar yanlısı televizyon ve gazetelerde köpürtülen “Milletimizin gönlündeki Atatürk ile sonradan kavramlaştıran Atatürkçülük farkı ortaya çıkmıştır. Sorun bir zihniyetin Mustafa Kemal’i kendi ideolojik amaçlarının simgesine dönüştürmüş olmasıdır” şeklindeki sözler yakın tarihte yaşanan gerçeklere göre son derece fahiş bir hatadır!

“Atatürk aslında şöyleydi böyleydi…” şeklinde gerçeklikten uzak, sun’i ve saçma sapan yazılar ve konuşmalar nezdimizde pespayelikten başka bir şey değil. “Atatürk ayrı, Atatürkçülük ayrı” iddiası çok gülünç ve gerçeklerden uzak. Atatürkçülüğün temellerini M. Kemal uygulamalarıyla bizzat kendisi atmıştır.

İktidar mensubu muhafazakâr-mukaddesatçı bilinen bâzı gazeteci, yazar, milletvekili ve parti başkanları tarafından yapılan “Atatürk’ü Kemalistlere ve CHP’ye bırakmayalım” yollu konuşmalar gündemi hayli işgal etti ve zihinlerde soru işareti bıraktı. Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır yazısına devam et

Soytarılar-7-Kamu Kuruluşlarının Soytarılaştırılması

SOYTARILAR-7-KAMU KURULUŞLARININ SOYTARILAŞTIRILMASI

Soytarılığın zararları yazmakla bitmez, sıradan yazıyoruz ama şimdilik ancak büyük zararlarını yazıyoruz. Büyük zararları bile çok sayıda yazı konusu olacak gibi görünüyor. Buraya kadar soytarıların insanlar üzerindeki yozlaştırıcı etkisini, yani insanları soytarılaştırmasını tetkik ettik. Maalesef zararları sadece insanlar üzerinde değil, bunlar kamu kuruluşlarını da soytarılaştırıyor.
***
Kamu kurumlarının soytarılaştırılması tam bir felaket… Gerçi soytarı, felaketin ta kendisidir zaten… Nerede bulunursa orayı berbat ediyor, bir yerde çoğalırsa orayı ahırdan beter hale getiriyor. Makamlar, kuruluşlar, meclisler ila ahir…
Her makam bir kamu kuruluşudur, o kuruluşun başıdır. Ya müstakil bir kuruluştur veya bir şube cinsindendir. Müstakil kuruluşun (mesele belediyenin) başına soytarının gelmesi halinde tüm kuruluş, bir şubenin başına soytarının gelmesi halinde o şube hızlı şekilde soytarılaşma sürecine giriyor.
*** Soytarılar-7-Kamu Kuruluşlarının Soytarılaştırılması yazısına devam et

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ yazısına devam et

TEŞKİLAT NEDİR?

TEŞKİLAT NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına var olabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” iddiası, uluhiyet iddiasıdır. TEŞKİLAT NEDİR? yazısına devam et

“Allah ve Rasulü’nün Emaneti: Yetimler”

“Allah ve Rasulü’nün Emaneti: Yetimler”

Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar “müstearıyla yazdığı (Semerkand Dergisi Kasım 2017) “Allah ve Rasulü’nün Emaneti: Yetimler” yazısı, bâzan ihmal ettiğimiz bâzan da “geçim derdim başımdan aşkın” deyip savsakladığımız önemli bir vazifeyi hatırlatıyor.

Müslüman milletlerin yetimlerinin çoğaldığı kalbsiz ve merhametsiz modern zamanlarda daha da ihmal ettiğimiz “farz-ı kifâye” olan yetimi korumak ve kollamak vazifemizi irfan lisanıyla anlatan bu yazıyı haberdar ediyor, birkaç bölümünü takdim ediyorum:
“Allah ve Rasulü’nün Emaneti: Yetimler” yazısına devam et

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün Türk milletinin bin yıllık Müslüman kimlik ve değerlerine mesnet olacak bir değer olmadığını, aksine lâdinî ve pozitivist bir zihniyet olduğunu söylediğimizde, Atatürk milliyetçileri yahut ulusalcılar bize demediklerini koymadılar. Zararı yok, onlar zaten muhalifimiz; attığı taşlar bizi incitmez.

Bizi inciten, dimağları hâlâ temyiz etme gücüne erişmemiş ve idrakleri hâlâ Atatürkçülükle bir miktar kirli kalmış dost bildiğimiz sözde Türk milliyetçisi geçinenlerin attığı taşlar… “Millî kahraman, “Millî şahsiyet” diye toz kondurmadıkları “önder”in inkılâplarına sahip çıkışları bizi derinden yaraladı.

Okuduklarını anlamakta güçlük çektikleri belli. “Millî kahraman” dedikleri “önder”in yanlış olduğunu söylediğimiz Millî Mücadele’deki duruşu ve rolü değil, Cumhuriyet’in kanlı ve bâtıl inkılâplarında başrol olmasıdır. Biz, Atatürkçülüğün Türk milletinin tarihî hüviyetine ve sosyolojisine uygun bir değerler sistemi olmadığını, olamayacağını söylemeye ve ispat etmeye devam edeceğiz.
Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek yazısına devam et

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethine hazırlandığı günlerde bir sabah erkenden tebdil-i kıyafetle Edirne çarşısında alışverişe çıkar. Girdiği ilk dükkândan bir şey satın alır. İkinci bir şey daha satın almak istediğini söyleyince, dükkân sahibi, “Ben siftahımı yaptım; onu da yandaki dükkândan alınız.” diyerek komşusu esnafa yönlendirir Fatih’i. Genç padişah yandaki dükkânda da diğer dükkânlarda da aynı tavırla karşılaşır. Esnafın böylesine bir tok gözlülükle birbirini kollamasından pek memnun olmuştur. “Ben bu milletle değil İstanbul’u, dünyayı fethederim!” diyerek Allah’a hamd ü senada bulunur. REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN yazısına devam et

Atatürkçü değilim, Atatürkçülük ihtiyaç mıdır?

Atatürkçü değilim, Atatürkçülük ihtiyaç mıdır?

İri iri akademisyenler Atatürkçülük üstüne bol bol propaganda yapıyorlar. Bu taife resmî ideolojinin aydınlarıdır ki, yakın tarih üstüne yazdıkları kitapların ve söylediklerinin çoğu yalan ve gerçek olanın üzerine örten bilgilerle dolu.

Bendeniz Atatürkçü değilim. Niye Atatürkçü olayım? Kendimi Atatürkçü hissedecek kadar sığ ve dogmatik kafalı görmüyorum. Atatürkçü olmak Türk milletinden olmaklığımı ifade etmeye yetmiyor?

“ATATÜRKÇÜ DEĞİLİM” DEMEK TÜRKLÜKTEN AZLEDİLMEK MİDİR?
Atatürkçü değilim, Atatürkçülük ihtiyaç mıdır? yazısına devam et

Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki arıza ve farklılıklar

TÜRKÇÜLERİN MEYLETTİĞİ MÜELLİFLERİN MEDENİYET FİKRİNDEKİ ÂRIZA VE FARKLILIKLAR

Medeniyetin İslâm’ın maddî ve mânevî olarak tecessüm ettiği Medine modelinden neşet ettiğine, böyle bir medeniyetin varlığında siyaset ve toplum yapısının fıkıh ahkâmına göre seyreden bir tekâmül olduğuna inandığımızı ölçü alarak Türkçü akımın meylettiği bazı müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıkları tahlil ve tenkid denemesi yapmak istiyoruz.
Evvel emirde belirtelim ki Türkçü ifadesinden kastımız, Türklüğe dair dünya görüşlerini laik / seküler zeminde sürdüren anlayış etrafında hareket eden cemiyetlerdir.
*Türkçüler Gökalp’ten tevarüs eden medeniyet fikrinde sabit… Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki arıza ve farklılıklar yazısına devam et