Aylık arşivler: Ocak 2018

Maraş İstiklal Harbi ve İstiklal Beyannamesi Programı

MARAŞ İSTİKLAL HARBİ VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ PROGRAMI

1.OTURUM

Panel Yöneticisi: Kemal Kavak

1-Prof. Dr. Veysel Aslantaş
(Tebliğ; Kültürel İşgal ve Kültürel İstiklal)

2-Şevki Karabekiroğlu
(Tebliğ; Maraş’ın istiklali, milletin ve ümmetin istikbalidir)

3-Telman Nusretoğlu (Telman Telman Nusretoğlu) (Azerbaycan)
(Tebliğ; Rus işgalinden günümüze Kafkasya İstiklal Mücadelesi)

4-Şehsuvar Kabaşi (Kosova)
(Tebliğ; Kosova İstiklal Mücadelesi)

Tarih 04.02.2018
Mekan Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi
Saat 14.00

2.OTURUM
Maraş İstiklal Harbi ve İstiklal Beyannamesi Programı yazısına devam et

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

Vakit kışlalarda kışlamanın vakti değil. Vakit topyekûn PKK düşmanını kırıp geçirme vakti.

Göster Âl-i Osman savletini ey Türk ordusu!
“Savletinle titresin yeniden doğu-batı / Ufukları kaplasın bayraklarımız al, al…”

Bir cihad, bir savaş türküsü söyleyip, ardından tekbirler çekerek saldırmalısın. Davran ve taarruz et, dağlarını ve mağaralarını ateşle erit ki bir daha yeşermesin bu belâ.
“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu! yazısına devam et

İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ÖZET-

MİLLETE HİTAP

1-Ey Millet-i Necibe-i İslamiye, vaktine hazır ol.
2-1400 küsur seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamber-i Zîşan’ını hizmetine razı ettiğin İslam ölüyor.
3-Ecdadının kanı pahasına fethettiği kalelerin burçlarındaki “Medeniyet Sancağın”, bugün Batı tarafından indirilip, yerine kendi sancağı çekildi.
4-Medeniyet Sancağını burçlara tekrar dikecek hiç mi İslâm gayreti yok!
5-Korkma, korkma seni Batının bütün kuvvetleri birleşse kıramaz.
6-Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil Batının kültür ajanları, nükleer füzeleri bile yıkamaz.

MİLLETİN CEVABI

1-İmanımız ve sadakatimiz Allah’a ve Resulünedir; itaatimiz Allah’a ve Resulüne sadık olanlaradır.
2-İnanırız ki; Müslümanlar muhakkak muzafferdir; dünyada veya ahirette… İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ÖZET- yazısına devam et

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. SANAT NEDİR? yazısına devam et

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin şanlı ordusu mehter gülbangı vurarak girdi Afrin’e… Dillinde Allah Allah nidalarıyla ezip geçiyor terör yuvasını…

“Allah Allaaah, celîlü’l-cebbâr, muînü’s-settâr, hâliku’l-leyli ve’n-nehâr, lâ yezâl, zü’l-celâl. Birdir Allah, O’nun birliğine, resûl-i enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafa, âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı rûhâniyyetine, pîrân, mürşidân, âşıkân, vâsılîn, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i îmân ervâhına, avn ü inayetine, bilcümle ehl-i İslâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine… hû diyelim, huuu!”

Diyerek kahrediyor düşman PKK’yı.
Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında… yazısına devam et

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. SANAT NEDİR? yazısına devam et

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Doksan yıllık Cumhuriyet Batılılaşmasının oluşturduğu zihniyet travmasından dolayı Türkiye’de en zor olan Bakanlık Kültür ve Millî Eğitim Bakanlıklarıdır.
Şimdiki zamanın Kültür Bakanı bu zihniyet travmasına maruz kalmadığını göstermeye çabalarken, Ayasofya meselesi gibi, hâlen hürriyetine ve şahsiyetine kavuşamayan Bakanlığının muvazaalı konumu gereğince beyanının istikâmetini tutturamadı ve coğrafyamız hakkında eklektik ve seküler bir kültür kimliği târifi yapmaya çalıştı.
Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü? yazısına devam et

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Yunan edebiyatına ait “Tutkunun Tarihi” adlı bir kitaptan eski çağlarda diyar-ı Rum’da yaşanmış bir hikâye okumuştum. İlginç ve sürükleyici hikâyeye göre içkiyi çok içen, din-i mübin’e uzak duran, fakat köpeğini çok seven mavi gözlü, güneş rengi saçlı zorba ve devrimci bir general varmış.

Güneşin oğlu Kamalos derlermiş ona. Adından dolayı askerlerine “Güneşin askerleri”, on beş yılda yarattığı ulusa da güneşin çocukları adı konmuş. Cebren ve hile ile sonra pozitivist ve seküler devrimlerle ele geçirdiği Anatolia’ya güneşin ülkesi adı verilmiş.
Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi yazısına devam et

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Yemen Türküsü’nü bilmeyen, söyleyemeyen birinin Osmanlı medeniyetine, Âl-i Osman Türklerine mensubiyet şuuru güçlü olmadığına kanaat ederiz. Yemen Türküsü’nün milletimizin yüreğinde bir sızı, bir hüzün, bir ağıt olarak ne ifade ettiğini anlamayan birinin, Yemen Harplerinde şehit düşen, gurbet acısı çeken, sıla hasretiyle yüreği kor gibi yanan ecdadıyla kalbî irtibatının zayıf olduğuna yorarız.

İçimizdeki modern-lümpenlerin bilmediği, anlamadığı Yemen Türküsü’nü Bosnalı bir millettaşımız söyleyince yüreğimizi daha bir sardı bu tarihî türkü. Esasında Osmanlı Devleti’nde her kavim için aynı duyguları, aynı gurbet acılarını hissettiren bu türkümüz Balkanlar’dan Azerbaycan’a, Erzurum’dan Mardin’e, Yozgat’tan İzmir’e, Halep’den Bağdat’a, Hakkari’den Kerkük’ e kadar Osmanlı mülkî ve medenî sınırlarımızdaki her milletttaşın mâşerî hüznünün türküsüdür Yemen Türküsü. Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince… yazısına devam et

İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İslam şehri, İslam cemiyetinin ve hayatının mekan haritasıdır. İslam’ın teklif ettiği hayatın tüm mecra ve havzaları, inşa etmek istediği cemiyetin varoluş güzergahının her menzili o şehirde mevcuttur. Keskin hatlarıyla İslam hukukunun, naif hatlarıyla İslam ahlakının, zarif hatlarıyla İslam edebinin izhar edeceği her münasebet ve müessesesi, her tavır ve edası, her örgü ve dokusu o şehrin bir caddesinde, bir sokağında, bir meydanında, bir binasında, bir taşın yontulma şeklinde karşılık bulmuştur. İslam şehri, mekanın İslamlaştırılmış halidir, İslam’ın, mekanın her noktasına bir ruh olarak, bir fikir olarak, bir ahlak olarak, bir sanat olarak nüfuz etmesidir. İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI yazısına devam et

ŞEHİR CEMİYETİN MÜESSES NİZAMIDIR

ŞEHİR CEMİYETİN MÜESSES NİZAMIDIR

İslam şehri, mananın (İslam’ın muhteva yekununun) müesses nizamıdır. Mana, önce “tabii teşkilatlılık haline” kavuşmuştur, sonra da “bir eksik var mı?”, “gözden kaçan bir mesele kaldı mı?” sorusunun cevabını, “yardım istemekten imtina eden vakur fakir olabilir” endişesiyle müesseseleşmiştir. İslam’ın şahsiyet, cemiyet ve hayat telakkilerinde muhtacın “talep etmesi”, “yardım istemesi” değil, onu arayıp bulacak bir dikkat ve rikkat vardır. Tek tek her ferdin, diğerlerinin mahrem hayatlarına tecessüs ile ihtiyaçlarını tespit etmesi gibi kaba ve kerih bir yol bazı sınırlarda hukuken (fıkhen) bazı sahalarda ahlaken, bazı noktalarda da edeben men edilmiştir. Müesseseler, ferdi tecessüsü önlemek, müesses ahlakı yerleştirmek, alan ile veren arasına perde çekmek gibi zaruret, ahlak ve güzellik gibi mesuliyetleri üstlenir. Müesseseler, tecessüsü, ferdi alandan kurtarıp müesses hale getirmek için değil, aksine tecessüsü cemiyet ve şehir hayatından tamamen yok etmek için vardır, bu sebeple faaliyetlerini, hayatın tabii akışını takip ederek gerçekleştirir. Hayatın tabii seyri; ferd, aile, mahalle gibi birimlerin hayat seviyelerinin “bilinebilirlik” çerçevesindeki akışıdır. Bu akışın aksadığını gören göz, bir melek sessizliğinde ve edebinde, en kuytu yerde ve zamanda muhatabına yaklaşıp, hiçbir tetkik faaliyetine girmeden, hiçbir tereddüt emaresi göstermeden, en kısa soru ve en kısa cevaplarla meseleyi teşhis eder, en uygun yolla halleder. Bu naiflikteki müesseseler, kadimden beri olduğu gibi tasavvufun uhdesindedir. ŞEHİR CEMİYETİN MÜESSES NİZAMIDIR yazısına devam et

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır yazısına devam et

ŞEHİR CEMİYETİN TEŞKİLATLANMIŞ HALİDİR

ŞEHİR CEMİYETİN TEŞKİLATLANMIŞ HALİDİR

İslam şehri, mananın teşkilatlanmış halidir, teşkilatlılık halidir. Şehir, irfan müktesebatımızın tecellisini tabii hale getirmiş bir nizam tertibidir. İslam şehrinin kendisi bir “teşkilatlılık hali”dir, şehirdeki tüm deveran mecralarının bidayeti de nihayeti de İslam’dır. Hayatın İslam üzere akması, çağlaması, yaşanması için müdahalenin ihtiyaç olmaktan çıkarıldığı veya asgariye indirildiği bir teşkilatlılık halidir.
Teşkilatlılık hali, teşkilatın ruhi altyapısıdır. Bir teşkilatın yapması gereken işleri, cemiyetin, ruhi (iman) kaynaklı hamlelerle yani kendiliğinden ve tabii bir akış içinde yapmasıdır. Ezan okunduğunda cemiyetin camiye akması misalinde olduğu gibi, cemiyetin her sahada, kendiliğinden, eksikleri tespit edici, yaraları tedavi edici, açları doyurucu, muhtaçlara yardım edici bir teyakkuz şuur ve rikkati ile hareket halinde olmasıdır. ŞEHİR CEMİYETİN TEŞKİLATLANMIŞ HALİDİR yazısına devam et

Evi barkı yıkan kitap delileri

Evi barkı yıkan kitap delileri

Kültür tarihçisi ve had safhada bir kitap tiryakisi olan Seyfettin Sağlam’ın kitap delileriyle hâtırası kadar kitap hastalarıyla ilgili araştırması da çok zengin. Evini barkını ihmal etmekten, ailesinin rızkını kitaplara ve kitapçılara kaptırmaktan endişe eden kitap tiryakileri onun (Bir kitapseverin anatomisi, Türk Yurdu dergisi / Mayıs 1999) anlattıklarını iyi dinlemeleri lâzım. Anlattıklarını biz de hülâsa ederek nakledelim:

Eski devirlerde kitap yüzünden evini barkını yıkanlar, birbirlerinden kitap alıp verme meselesinden dolayı kanlı bıçaklı olanlar var. Kendisinin de başına az kalsın böyle bir iş gelmek üzereymiş. Kitap alıp da iade etmeyen bir dostuyla kavga etmemek için umumi bir gazeteye “Artık kitaplarımı getir…” diye ilân vermiş.
Evi barkı yıkan kitap delileri yazısına devam et

İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır

İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır

Kemalistlerin “Herkesin, anısı önünde saygıyla eğileceği bir devlet adamı, bir dünya büyüğü, onur anıtı ve ulusumuzun göğsünde kıvançla taşıdığı iki madalyadan biridir…” dediği İsmet İnönü, Chp’li künyesinden baktığımızda M. Kemal’den önce ilk Amerikancılardandır.

Halide Edip gibi isimlerin de bulunduğu “Amerikan Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin Türkiye üyelerince Millî Mücadele yıllarının başında Türk devletinin Amerikan mandasına girmesini teklif edenlerin arasındaydı.

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Resmi Tarihe Meydan Okuyorum” kitabına göre İnönü, mandacıların teklifini destekleyenler arasındadır. “Eğer Anadolu’da halkın Amerikalıları herkese yeğ tutuğu yolunda Amerikan milletine başvurulsa, pek çok faydası olacaktır deniliyor ki, ben de tamamıyla bu kanaatteyim. Bütün memleketi parçalanmadan Amerika’nın denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek çâre gibidir” diyordu. İkinci Dünya Savaşı sonunda “Almancılığı” bırakıp, Türkiye’nin yönünü Amerikancılığa çeviren odur. İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır yazısına devam et

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü? yazısına devam et

ÖLÜM VE HAYAT AYNASINDA ŞEHİR TASAVVURU

ÖLÜM VE HAYAT AYNASINDA ŞEHİR TASAVVURU

Tüm tefekkür mevzularında olduğu gibi şehir tasavvurunu da, varlık, insan ve hayat telakkilerinden bağımsız olarak geliştiremeyiz. Şehir tasavvurundan önce temel telakkilerimiz olan, varlık, insan, hayat konularına vakıf olmak gerekir. Mevzuu külli bakış açısıyla, bir medeniyet tasavvuru çerçevesinde ele alabilmek için temel meselelere dair temel fikirlerimizin olması gerekir. Şehir, dünya görüşümüzün tecessüm etmiş halidir. Temel telakkilerden sonrası insanın idrak derinliği ile alakalıdır. İnsan derinliğine mesafe aldıkça, tecrit ve tenzih güzergahında ilerledikçe, idrak ve tarassut melekeleri ve faaliyetleri rikkat ve hassasiyet kazanacaktır. Derinleştikçe külli meseleler idrak edilecek, o çerçevede cüzlerin inşası mümkün hale gelecektir. Şehir, külli anlayışın cüzlerinden birisidir ama büyük bir cüzdür. ÖLÜM VE HAYAT AYNASINDA ŞEHİR TASAVVURU yazısına devam et

İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?

İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?

“Vatanında Cüda’ İstiklâl Şairi, Kod Adı: İrtica 906 Mehmed Âkif Ersoy” kitabının yazarı Muharrem Coşkun’un 19 Nisan 2015 tarihli Diriliş Postası gazetesindeki mülakatından Tek Parti Cumhuriyeti’nin Mehmed Âkif düşmanlığını “derin istihbarat” hattında da sürdürdüğünü öğreniyoruz.

Adı geçen yazar, Âkif’in bütün adımlarının takip edildiğini, kanser tedavisi görürken dahi kendini ziyaret edenlerin fişlendiğini, konuşmalarının takibata alındığını, Safahat isimli eseri için imha edilmesi tâlimatı verildiğini, istihbarat, emniyet, valilik, içişleri bakanlığı arasındaki gizli belgelerde Âkif’in “kod adı: irtica 906” olarak fişlendiğini, belgelerin hazırlandığı tarihlerin 1925’de başlayıp 1937’ye kadar sürdüğünü, İsmet İnönü’nün Başbakan ve M. Kemal’in Cumhurbaşkanı olarak imzasının olduğunu söylüyor.
İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi? yazısına devam et

Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyeti’nin lâdinî kara vicdanlı resmî zevatı ve İstiklâl Savaşı’nda ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü güruhun kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan milletin” mensuplarıyla Asım’ın Nesli vardı.

Midhat Cemal Kuntay’ın Âkif’in hüzünlü cenazesiyle tesadüfen karşılaşması yüreğine bir topak gibi oturur. Cenazede millet karşıtı Kemalist-Chp’li bir kişi dahi yoktur.
Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu yazısına devam et