Aylık arşivler: Şubat 2018

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır.)

Hakk’a tapan Türk gençlerinin Batıl Türkçülerin ifsad edici ve zehirleyici düşüncelerine kapılmaması için bu gürûhun dediklerinin arka plânını anlamak gerek. Birikimi olmayan gençler Türk kelimesinin cazibesi altında dehşet verici şu düşüncelerle kandırılıyor. Yorum yapmadan son paragrafa kadar hülâsa ettiğimiz ifadeler bu gürûha aittir:

BÂTIL TÜRKÇÜYE GÖRE DİN YOK İNANÇ VARDIR
Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1 yazısına devam et

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Müslüman Türklüğü ifsad eden Bâtıl Türkçü’ye göre millet târifinde İslâm’ı esas aldığımızda Şaman, putperest, Budist, Musevî, Hıristiyan ve hattâ dinsiz olan Türkleri bu dairenin dışında tutmak gerekecektir.

Diyor ki bâtıl Türkçü: Orta Asya veya Asya’nın kuzey bölgelerinde Şaman ve putperest denilebilecek Türkler olabildiği gibi, Moğolistan ve Çin gibi ülkelere yakın yerlerdeki Türkler arasında az da olsa Budizm’e veya bu ülkelerdeki diğer dini inançlara mensup Türkler vardır. Bugün Azerbaycan’da bile Musevîlik dinine mensup olup, Hazar İmparatorluğu’nun bakayası olan Karaim Türkleri yaşamaktadır. Moldova’daki Gagavuz, yâni Gökoğuz Türkleri ise Hıristiyan’dır. Şu halde, din unsuru bir milleti millet yapan asli bir unsur değildir, olsa olsa tâli bir unsurdur.
Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla! yazısına devam et

Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Türkiye’nin kenetlendiği, cehdini ve gücünü bulduğu en önemli değer olan Hakk’a tapan Türk milleti mefhumuna sarılmanın İstiklâl meselesi olduğu bugünlerde Türk kelimesini bâtıl, ırkçı ve İslâm’a mugayir bir üslûp üzerine bina ederek itici bir kimlik derekesine düşürenlere karşı müteyakkız olmalı ve yanlış yolda oldukları umumi efkâra anlatılmalı.

Toplum tabanı olmasa da bu ülkede virüs gibi bâtıl Türkçü, yâni ârızalı Türkçü anlayışlar çoğalıyor, genç dimağları ifsad ediyor dediğimizde, dil, tarih gibi her cephesiyle İslâmlaşmış Türk değerlerini reddeden Kemalist seküler Türkçülüğün ârızalarını yazdığımızda Türk’ü Arap İslâmcılığı kafasıyla târif ettiğimizi tehditler savurarak söyleyenler bugün yine ortalıkta dolaşıyor, bâtıl Türkçü ideolojileriyle Türk gençlerinin dimağını ifsad etmeye çalışıyorlar.

LÜMPEN TÜRKÇÜLER TÜRK MEFHUMUNU YOZLAŞTIRIYOR
Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil yazısına devam et

Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

Üstad Necip Fâzıl’ın başlık yaptığımız muhteşem sözünün, İslâm’la meczolmuş Türk’ü anlatan en doğru tariflerden biri olduğu tartışılmaz bir hakikat.
Türk mefhumunu asliyetinden uzaklaştırarak Batılı “nation” yamalarla yozlaştıran oryantalist kafalı Kemalist Cumhuriyet aydınlarına ve şamanlıkta Türklük arayanlara beş kelimeyle ciltler dolusu kitapların yapamadığı fikrî bir sarahatle “Türk Müslüman olduktan sonra Türk’tür” diyerek cevap veren ilk mütefekkirdir üstad.

“TÜRK, MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA TÜRK’TÜR”
Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk” yazısına devam et

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler yazısına devam et

Hakk’a tapan Türk milleti

Hakk’a tapan Türk milleti

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı, ümmetdaşı bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan medenî, siyasî ve kültürel bir üst kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde ırkçı ve kavmiyetçi düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek ve korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet hüviyetiyle İ’lâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Hakk’a tapan Türk milleti yazısına devam et

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraş’ın istiklâline Maraş Kalesi’ndeki bayrak sevindi önce. Ulu Câmii sevindi, Uzunoluk sevindi, Göllülü Yusuf, Çuhadar Ali ve bütün Maraşlı şehitlerin ruhu sevindi. Abdal Halil Ağa “din bahsi” üzere bir daha davul çaldı yüreğinden.

11 Şubat1920’nin soğuk gününde Maraş Maraşlılara gülzar, kâfire mezar oldu. Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca, Vatan-ı İslâmiye üzerine başlatılan Maraş müdafaası bütün Anadolu’ya yayıldı. Maraş, Anadolu’nun kahramanı oldu. Maraş’ta görülen İstiklâl rüyâsı devlete inkılâp etti.

Şimdiki zamandan sıyrılıp, ruhum ve düşüncelerimle konuk oldum Maraş’ın Kurtuluş (İstiklâl) Bayramı’na. “Maraş Maraş derler de uy amman amman” türküsünün yüreklerden söylendiği 12 Şubat 1920 günü Fransız’ı kovan Maraşlıların arasındayım.
Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca… yazısına devam et

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Asırlardır kâfir ayağı değmemişti İslâmların yurdu Maraş toprağına. Fransız ve ellik gâvurunun şeameti kol geziyordu sokaklarında. Semâlarında kara bulutlar dolaşıyordu. Düşman gelip dayanmıştı şehr-i Maraş’ın kapılarına.

Fransız kâfiriyle ellik gâvurunu kovmak için cümle Maraşlı gazâ aşkına, vatan aşkına tutuldu. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımı olacaktı Maraş. Dua etti Şeyh Ali Sezai Efendi.

İlk kutlu müjde Uzunoluk’tan geldi. Sütçü İmam, din ü namus üzere sıkmıştı ilk kurşunu kâfirin küstahlığına karşı.

İşgalci Fransızlar, bin yıldır Maraşlı İslâmlara, yâni Maraşlı Türklere ait olan kaleden ay yıldızlı bayrağı indirince, yüreği cihad aşkıyla yandı Maraşlının, ateş topuna döndü ve Ulu Câmii’de saf oldular.
Maraş Maraş derler kahramanlığın adına yazısına devam et

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez yazısına devam et

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Yıl 1978. İdeolojilerin kol gezdiği yıllar… “Kabukta kalmış” ham bir Türk milliyetçisi olarak mensubu olduğu Türkiye’nin asıl kimliğini ve yakın tarihini arayan Anadolu’da bir genç…

Vurdulu kırdılı, içi doldurulmamış ham hamaset dolu kitaplardan Türk milliyetçiliğini, bu ülkenin yakın tarihini ve millet kimliğini ezber etmeye çalışan toy bir insan “Batılılaşma İhâneti” adlı kitapla buluşuyor ve bir gecenin sabahına varmadan okuyup bitiriyor.

O geceye kadar okuduğu Türkçü-milliyetçi düşünceyi ve yakın tarihi anlatan kitapların hepsi boşa çıkıyor… Bu kitap uyandırıyor onu. Okuduğu kitapların eksik ve Atatürkçü tarih anlayışı zemininde yazılmış “milliyetçi düşünce” kitapları olduğunu fark ediyor.
Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan yazısına devam et

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

Üstad Necip Fazıl’ın “Altun Ordu” olarak vasıflandırdığı Türk ordusu heybet ve merhamet cephesiyle mayalanmış Mehmetçikler ordusudur. Üstadın, “Altun Ordu” fikrine bugün ne kadar da muhtacız… Bin yıllık İslâmlaşmış Türk ordusunun madde ve mâna cephesini icazlı birkaç cümleyle takdim ediyor üstad. Hülâsası şöyle:

Ok, tüfek veya atom bombası… Üçü de keyfiyet ve gayede bir… Farkları kemmiyette… Ok da, tüfek de, atom bombası da bir gaye ve dâva emrine girmedikçe kendi zatî maddesi ve iş görme avantajlarıyla hiç bir hak ve imtiyaz belirtmez. Hak ve imtiyaz, onları kullanan ele, elin bağlı olduğu kafaya, o kafaya yön veren ruha göredir.

Aynı ok, Kerbelâ’da Peygamber Torununun mukaddes yüreğine saplanabileceği gibi, kör Deccal’ın iki kaşı arasından da girip geçebilir. Ordu bir oktur onu kullanan el aynı okun şuur merkezi subaydır; bağlı olduğu kafa, fikir ve hakikattir; kafaya yön verici ruh, millet ve cemiyettir.

“ORDU, CEMİYETİN YUMRUĞUDUR”
“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu” yazısına devam et