Aylık arşivler: Mayıs 2018

Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Gâfil Müslüman Devletleri! Dünyayı kimin idare ettiğini sanıyordunuz? Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak isteyen İsrail’in zulümleri devam ediyor.

İsrail: Şeytan-ı Racim, yâni bilinen şeytanın daha şenisi, daha âdisi… Şeytanın özel ismi, yâni İblis…

İblis, yâni İsrail “Hayırdan ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Âdem Peygambere itaat etmeyen, kendisine yapma denileni yapan, yap denileni yapmayan şeytanların şeytanı, katilliğin müşahhas numunesi, tâlim merkezi…

Yahudiler, Kur’an-ı Kerim’de “lânetlenmiş kavim” olarak bildiriyor : “Bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın” (Nisâ: 52. âyet).
Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail yazısına devam et

Gâvurun “alçak sarısı Amerika katil katil!”

Gâvurun “alçak sarısı Amerika katil katil!”

On altıncı asırdan bu yana dünyâdaki bütün cinayetlerin, bütün katliamların ve sömürgeciliğin baş faili katil Amerika, yâni gâvurun “alçak sarısı” binlerce katliamına İblis’in dölü İsrail eliyle bir yenisini daha ekledi Kudüs’te.

Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilân edilmesine ve katil Amerikan’ın elçilik açılışı yapmasına karşı direnen mazlum Filistinlilerin kanı göklere yayıldı.

Bâzan güler yüzlü bir şeytan olan, bâzan gâvurun “alçak sarısı” bir sûrete bürünen Amerikan devletinin yaradılıştan “katil” olduğunu en önce Kızılderililer ve Kunta Kinte’nin çocukları Afrikalı zenciler bilirler.

Amerikan katilliğinin sayısız siyahî kurbanlarından Malcom X (Malik El-Şahbaz)’in acı çekmiş, zulümle dağlanmış yüreğinden fışkıran sözleri dünyânın her yerinde Amerikan karşıtlığını bir insanlık dâvası getirmişti:
Gâvurun “alçak sarısı Amerika katil katil!” yazısına devam et

Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar

Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar

Bâzıları için mebusluk, hayâlleri süsleyen ve bir türlü kavuşulamayan bir zümrüd-ü ankadır… Bâzıları için de insanüstü iksirli bir statüdür. Mebusluğun dayanılmaz câzibesi öyle bir câzibedir ki, ne paranın, ne altın pusatın, ne hikâye-i kıssalarda anlatılan dilberin câzibesine benzer.

Nefs-i emmareye hitap eden bu câzibe adamın gözünü kör eder, selim akılla düşünme kabiliyetini kilitler. Kudsî ve ulvî olmayan bu câzibenin karşısında gözleri kamaşan, vakarını ve recüliyetini kaybeden ve fikrî istikametini bozanlar var.

“Müslüman Türkiye” ve “âdil düzen” gibi kendince İslâmî saydığı ilkelere sahip olduğunu iddia edenlerin kanlı lâdinî inkılâplarla doksan yıldır millete hasım olan Kemalist Halk Fırkasıyla “ittifak” yapması, mebusluğun yahut iktidar olmanın şehveti değil de nedir?
Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar yazısına devam et

İyi nedir, iyi insan kimdir?

İyi nedir, iyi insan kimdir?

Herkes kendini, kuruluşunu, düşüncelerini ve yolunu “iyi” olarak vasfediyor. Kendi indî bakışına göre “iyi benim”, “iyi burada”, “iyinin adresi burasıdır” gibi ifadelerle “iyiliğin” kaynağı olarak kendini gösteriyor.

Bu, modern-kapitalizmin paramparça ettiği “iyi” anlayışımızdan eser kalmayan, “iyi” ölçüleri çok farklı ve birbiriyle yüzde yüz zıt olan kafaların ürettiği ferdî ve sosyal bir hastalıktır…

Laikçilerin, Kemalistlerin, ulusalcıların, solcuların, liberallerin “iyi” anlayışı başka… Muhafazakârların, milliyetçilerin “iyi” anlayışı daha başka… İyi olmanın ve iyi insanın bir ölçüsü olmalı. Bizim irfânımızda iyi insan numunesi Hak ile halk arasında köprü olan insan-ı kâmildir.
İyi nedir, iyi insan kimdir? yazısına devam et

Anıtkabir’de îman tazelenir mi?

Anıtkabir’de îman tazelenir mi?

Anıtkabir’i ziyaret eden birisine “Niçin buradasınız?” sorulduğunda “Îmanımızı tazelemek için buradayız, îmanımı tazeledim…” diye cevap verirse ne düşünürsünüz?

“Allah’tan başka ilâha mı îman ediyorsunuz?” sualini sormak aklınıza gelmez mi? Böyle bir sual karşısında “Lâ ilâhe illallah” demediyse onun hakkındaki kanaatiniz herhalde iyi olmaz. Bilirsiniz ki bu kişi 1930’larda ortaya çıkan Kamâlizm dinine mensuptur.

Anıtkabir’de Kamâlist Cumhuriyete mi îman tazeliyorsunuz sualine de “Kâbe Arab’ın olsun, Anıtkabir bize yeter” diye cevap verirse normal mi karşılarsınız, yoksa şaşırır mısınız?

Anıtkabir, Cumhuriyet Devleti’nin kurucusunun kabridir, ibadet ve îman tazeleme yeri değildir, dediğinizde, azılı Kemalist Şeref Aykut’un “Kamâlizm” kitabından bir cümle sarf edecek ve “Kamâlizm bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir!” diye sizi azarlayacaktır.
Anıtkabir’de îman tazelenir mi? yazısına devam et

“Bir derdim var bin dermâna değişmem”

“Bir derdim var bin dermâna değişmem”

Şah Hatayî gibi “Bir derdim var bin dermâna değişmem” âcizâne. Dert ile arınmak ne güzel. Derdimin gönlünü almak için onun mısralarını nenni gibi okurum:

“Ben derdimi dost edindim kendime / Bir dostumu bin yabana değişmem / El çek tabip dermân olma derdime / Bir derdimi bin dermâna değişmem.”

“GELİN HEY DERTLİLER / BU DERDİMDEN SİZDE ALIN”

Yunus Emre Hz.lerinin mısralarıyla, “Gelin hey dertliler gelin / bu derdimden siz de alın / Dertli bilir dertli hâlin / ya dertsizler bunda n’eyler” diyerek cezbeye kapıldığımız oldu mu?
“Bir derdim var bin dermâna değişmem” yazısına devam et

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

1-Dünyadaki tüm dengeler ve denklemler yıkıldı, yeni denge ve denklemlerin kurulması için şiddetli ve dehşetli bir mücadele devam ediyor.
2-Dünyanın batıdaki hakim kuvvet merkezleri zayıflıyor ve çöküyor, buna mukabil doğuda yeni kuvvet merkezleri inşa ediliyor. Zayıflayan ve kuvvetlenen merkezler arasındaki mücadele, hiçbir insani ve ahlaki sınır tanımaksızın sürüyor.
3-Son iki asırdır devam eden batının dünya hakimiyeti son buluyor, dünya yeni bir yol ve istikamet arıyor. Fakat batı, asırlardır hazırladığı açık ve gizli teşkilatlarla hakimiyetini korumak için ahlaksız bir mücadele yürütüyor.
4-Ahlak ve medeniyetin son temsilcisi olan Osmanlının yıkılmasıyla dünya kuvvet merkezleri; tüm insani ve ahlaki vasıflardan ve ölçülerden soyunmuşçasına birbirine saldırıyor. Masum milyonluk kütleler, hayvani bir hakimiyet kavgasında can veriyor.
5-Dünya; ahlaki ve medeni mesuliyet taşıyan tek bir ülkenin kalmadığı bir arenaya dönmüş durumdadır. Geçen bir asırlık tecrübe yüz milyondan fazla insanın katledildiğini gösteriyor. Anlaşılıyor ki; Osmanlıyla birlikte medeniyet yeryüzünden çekilmiştir.
6-İnsanlık; canhıraş bir şekilde ahlak ve medeniyeti temsil edecek bir millet bekliyor. İnsanlık; çaresiz gözlerle kurtuluş reçetesi sunacak bir ülke arıyor.
7-Biliyoruz; insanlık bizi arıyor, bizi bekliyor, bizim dirilişimizin hasretini çekiyor.
8-Öyleyse omuzlarımızda iki mesuliyet var; birincisi güzel ülkemizi dünyanın ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmek, ikincisi insanlığa kurtuluş reçetesi sunmak… İnsanlığa kurtuluş reçetesi sunmak için öncelikle ülkemizi ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmemiz şarttır.

Öyleyse dinle, aziz ve necip milletim;

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE yazısına devam et

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

BEYANNAMENİN METNİ

1-Dünya; insan cinsine ihanet eden bir “Karanlık Akıl” tarafından esaret altına alınmıştır.
2-Karanlık Akıl; nursuz mahfillerin puslu ikliminde karar almakta, parapsikolojinin karanlık laboratuvarlarında insanlara zerk edilmekte, dünyayı karanlık dehlizlerden yönetmektedir.
3-Karanlık Akıl; insanların ruhunu, zihnini, aklını, ahlakını ve nihayet hayatını işgal ve imha etmiş, yerine kendi şeytani tabiatının hayvani içgüdülerini yerleştirmiştir.
4-Karanlık Aklın nüfuz ettiği her insan zihni, hızlı şekilde şeytanlaşmakta ve “insan” düşmanı haline gelmektedir. Karanlık akla sahip olan insanlar, hürriyet ve istiklal sahibi oldukları vehmine kapılmakta, karanlık aklın sahiplerine itaat ettiklerinin farkına varmamaktadır.
5-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin gereğini yapmayı, hürriyet ve istiklal olarak sunmaktadır. Hak, hürriyet ve istiklal mefhumunun muhtevasına zerk ettiği hayvani içgüdüler, insanlar arasında mütemadi çatışma ve savaşın sebebi olmaktadır.
6-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin kaçınılmaz savaşından kuvvet ve iktidar devşirmekte, yüz dolar için insan öldürecek hale getirdikleri vahşi tetikçilerle insanlığı köleleştirmektedir.
7-Karanlık Akıl; insanlığın tüm mahrem noktalarına girmiş, milletlerin mühim müesseselerine sızmış, ülkeleri askeri veya kültürel yolla işgal etmiştir.
8-Karanlık Akıl; hemcinsler arası beraberliği teşvik ederek insan neslini kurutmak, hakim olduğu coğrafyanın dışında savaşların kesintisiz devamını sağlayarak insanlığa kastetmek, insanlığın tüm kıymetlerini ve kaynaklarını sömürerek onları yokluğa mahkum etmek ve nihayetinde kendi hükümranlığını daim kılmak arzusundadır.
9-Karanlık Akıl; erkek ile kadını, ferd ile cemiyeti, halk ile devleti birbirinden ayırmış, her birine yalnız başına varlık iddiası zerk etmiş, böylece mütemadi çatışmanın tohumunu atmıştır. Bunları tek tek ideoloji haline getirerek dünyayı kan deryasına çevirmiştir.
10-İnsanlık; tarihin en derin işgal ve tehdidi altındadır.
11-İnsanlık ölüyor.
12-“Karanlık akıl”, şeytani hakimiyetini derinleştiriyor.
13-Karanlık Akla karşı silahla mücadele edilmez, zira akla mermi işlemez. Karanlık Akla karşı mücadele, yeni bir akılla, “Ahlaklı Akıl” ile mümkündür.

Öyleyse dinle, ey insanoğlu…
SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE yazısına devam et

Allah, adam olana dert verir

Allah, adam olana dert verir

Ataların sözüdür: Adam olanın derdi olur. Allah, adam olana dert verir. Adamın kim olduğu bu yazının mevzuu değil. Ali Yurtgezen hoca “Bizim kültürümüzde ‘adam’ın tam karşılığı ‘insân-ı kâmil’dir. Böyle olduğu içindir ki her insan ‘adam’ değildir.” diyor.

Adamlık dert çekmededir. “Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı” diyen Fuzûlî üstadı sıkça tâlim etmek lâzım.

Cezbesine ve diline meftun olduğum Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin “İnile ey derdli gönül inile / Ehl‐i derdin inleyecek çağıdır / İnlemek sana yaraşur derd ile / Hem gözün kan ağlayacak çağıdır” mısralarında ifade edilen mânevî tâlimi Lokman Hekim hikmetine sahip olmayan modern tıp eğitimi almış doktor verebilir mi?
Allah, adam olana dert verir yazısına devam et

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

Ehl-i dert olmaklığımızı kuvvetlendirmek için Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerifi’nin (Gülzâr-ı Aşk) “Dua ve İltica Faslı” nda yer alan (s.797) “Sana lâyık kullar ile hem-dem it / Ehl-i derdün sohbetine mahrem it” beytinin (286. beyit) şerhi üzerinden tâlim etmeden dert ehlinin vasıflarını anlamak ve kuşanmak mümkün değildir.

Gönüllere âbad eden bu muhterem kitabı şerh eden Hüseyin Vassâf Efendi “Ehl-i derdden maksût ehl-i aşktır. Ehl-i derdin sohbeti gibi lezzetli, zevk-âver (zevk getirici) sohbet olmaz.” diyor. (a.g.e., s. 798)

Dert ehli, Âdem Peygamber’den bugüne hep var olmuştur. Kendini bilen ulvî hüzün sahibi insan dertlidir. Derdi olan, aynı dertten dertli dost ve insan-ı kâmil arar. Derdi olan insan dert ehline mahremdir. Ehli derdin hâlini ehl-i dert bilir ancak. Dertsizler derdinin namahremidir. Çünkü bilip anlamazlar ve derde ağyardırlar.
“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak” yazısına devam et

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin, “Dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş” sözünün üstüne derdimizi derman bilmek büyük meziyettir. Bu cezbeli mübarek zat rehberimiz olsun derdimize.

Bu ulu kişinin “Derd-i Hakk’a tâlib ol, dermana erem dersen” nasihatinden sonradır ki, fakir, derdini Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm’a yollar her gece:
“Derdmendim mücrimim, dermâne geldim yâ Resûl.”

Ehl-i dert olmak gerekmiş. Müslüman, Hz. Eyyüp gibi dert adamıdır. Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî Hz.lerinin sözüyle, “Dert iste sen, aşk derdine dermân sorma.”

Hz. Mevlânâ gibi, “Allah’ım bana dert ver” diye yalvarabiliyor muyuz? En büyük dert Allah’a dost olmaktır.
“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş” yazısına devam et

“El vurup yaramı incitme” doktor!

“El vurup yaramı incitme” doktor!

Eskiden hastalar, “Tabibin elinde sümbül yaprağı gibi letâfet bulurdu.” Şimdiki zamanda tabib sıfatını haiz olmayan doktorun elinde inşirah bulan var mı?

Devâ bulmaz dertlerin sancıları sarmışsa yüreğinizi doktora mı, şifa ehli tabibe yahut hikmet sahibi bir hekime mi gidersiniz? Nesimi’nin sözüyle, “Her tabib aşka yâr olmaz / ondan sorma ilacı / Lokman Hekim’e sor.”

“Hasta-i gamdır, şifa ister gönül / Dost elinden bir devâ ister gönül” diyerek dertleşebilir misiniz doktorla. Dertten anlar mısın? Dermân nedir bilir misin, sualinin cevabını alabilir misiniz doktordan?

Reçete yazma, gönül ve hikmet diliyle yaz ilaçlarını, Latince tahlil terimleri anlatma. Şifa nedir, nerededir, onu anlat bana, diyebilir misiniz?
“El vurup yaramı incitme” doktor! yazısına devam et

Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Evvel emirde beyan edelim ki aşağıda tasvir ve târif ettiğimiz, hastasına her cihetten yâr ve şifa olamayan doktor tipi ferdî değil, umumîdir. Elbette iki asırlık Batılılaşma neticesinde kurumlaşmış, tıp eğitimi ve hasta anlayışı bir türlü değişmeyen ve dokunulmazlığı olan bir sınıfın içinde doktorluğuna irfan ve hikmeti de katan nice doktorlar vardır.

MODERN DOKTORLUĞUN DİNİ YOKTUR, SEKÜLERDİR

Doktor olmak isteyen bir kişi insan bilgisini tahsil etmek için evvela bir müddet tasavvuf mektebinde tâlim etmeli, sonra tıp doktorluğu okumalı. Modern doktorluk, Avrupa menşeli pozitivist ve materyalist temelli bir meslektir. Hikmetten uzak, maddeci Batı’nın ürettiği bir bilimdir. Bu sebeptendir ki modern doktorluğun dini yoktur, sekülerdir.
Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı yazısına devam et