28 ŞUBAT SAVCININ ÖNÜNDE

28 ŞUBAT SAVCININ ÖNÜNDE
Bazı sivil toplum kuruluşlarının şikayeti üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 28 Şubat sürecindeki işlemleri hakkında soruşturma başlatmış. Umarız neticeye kadar giderler.
Buradaki önemli soru, 28 şubat sürecinin yargı önüne çıkarılmasının neden bu kadar geciktiği. Bu sorunun cevabı, yakın dönemle ilgili bazı bilgilere ulaşmamızı ve yargının hangi psikolojiye sahip olduğunu anlamamızı sağlayacak.
28 Şubat sürecinin gecikmesinin sebebi (bizim anladığımız kadarıyla) o dönemin hükümetinin MGK da alınan kararlara direnmemesiydi. Hükümetin o kararlara direnmemesi, kararların gayrimeşruluk niteliği üzerinde zedeleyici bir etki yaptı. Direnmiyorsanız, rıza gösteriyorsunuz. Rıza gösteriyorsanız, meşru görüyorsunuz. Bu şuna benzer, paranızı kendi rızanızla veriyorsanız, ödeme yapıyorsunuz, rızanızla vermiyorsanız ve muhatabınız zorla alıyorsa, “gasp suçu” meydana geliyor.
Refah-yol hükümetinin o kararlara direnememesi, kararların ve uygulamaların suç olduğu konusundaki düşünceyi zayıflattı. Merhum Erbakan’ın direndiği malum ama bu direniş 27 nisandaki direniş gibi değildi. İşte bu aradaki fark, 28 Şubattaki karar ve eylemlerin suç olduğu düşüncesi üzerine ciddi bir gölge düşürdü.
Ne var ki suç suçtur. O kararlar, birçok kanunun ve kanun maddesinin ihlaliydi. Daha önemlisi ise Anayasanın ihlaliydi. Fakat savcıların ve hakimlerin, başbakanın bile hesap sormaktan imtina ettiği adamlara karşı yargı sürecini işletmesi nasıl beklenebilirdi?
Artık o dönemler geçti. Ülkede bir savcının onlarca generalden daha güçlü olduğu fiilen görüldü ve bunun kültürü oluşmaya başladı. Enteresan olan nokta, kanuna göre böyleydi ama hem fiilen hem de külterel olarak durum tam aksiydi. Şimdi, kanunda olan hayatta gerçekleşmeye başladı. Tabii ki bunun kültürü oluşmaya başladı.
Kültürü oluşmayan bir işin hayatta tutunma imkanı yok. Kanun önemli ama kanunun hayatta ve halkta karşılığı yoksa tatbikatı mümkün olmuyor. Akparti hükümetinin dokuz yıllık dönemi, en azından yargının güçlü olduğuna ve herkesi yargılayabileceğine dair bir kültürü oluşturmaya başladı. Bu bir ülkedeki “derin devrim”dir. Güç ile yapılan devrimden daha derin ve etkili olan, kültür devrimidir.
Bu kültür yerleşmeye başladı. Nereden anlıyoruz? Yargının cesaretle her kesin peşine düşebildiğini görüyoruz. Ama bana kalırsa bu kültürün oluşmaya, yerleşmeye ve derinleşmeye başladığının en önemli göstergesi, sanık generallerin kaçmaya başlamasıdır. Bu zamana kadar pek olmayan general kaçışı başladı. Çünkü generaller, Ergenekon ve benzeri davaların bir şekilde çözüleceğini düşünüyorlar ve birer kahraman edasıyla teslim oluyorlardı. Artık bu ümitleri bitmiş olmalı ki, yurt dışına kaçak yollarla kaçmaya başladılar. Bu gelişme hem mevcut davalar için bir dönüm noktası hem de sözünü ettiğimiz kültürün derinleşmesi sürecindeki bir dönüm noktası.
Artık ülke daha güvenli… Çünkü hukuk, suçluları korumuyor, aksine peşine düşüyor. Bir ülkedeki en büyük güvensizlik, hukuk güvensizliğidir. Suçlular zaten güçlü, bir de hukuk suçluları koruyorsa, önüne geçecek bir kuvvet kalmamış demektir. Suçluların hukuk korumasına sahip olmadığı, aksine suçluların hukuktan korktuğu bir ülke, daha güvenlidir.
Bundan sonra generaller değil darbe yapmak, planlamak iktidarına bile sahip değiller. Bu duygu ne kadar hoş… İnsan nefesinin açıldığını hissediyor, sanki ağaçlar ve çiçekler başka türlü güzel görünüyor. Memlekete ve millete hayırlı olsun.
FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir