ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ

Dünyanın en güçlü ülkesi, en güçlü ekonomisi, en güçlü ordusu olduğu söylenen, bu hususta genel kabul gören bir devlet ABD. Çözülme, gerileme ve çökme sürecine girmiş olması, halen belli nispette gücü elinde tuttuğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Yani ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi… Bu kanaat (ya da zan), ABD’nin, dünyanın herhangi bir noktasına en kısa sürede askeri operasyon yapabilme imkanını elinde tuttuğunu gösteriyor. Bu durum, hem ABD tarafından böyle kabul ediliyor hem de dünya tarafından…
Hal böyle olunca, dünyadaki herhangi bir hadise hakkında ABD’nin “ne dediği”, “nasıl bir tavır alacağı” dikkatle takip ediliyor. Bir bölgede yaşanan herhangi bir hadisede taraf olanlar, ABD’nin kendi tarafında müdahale etmesi talebini yüksek sesle dillendiriyor. Bu talep bazen açıkça “menfaat” için, bazen de “ahlaki mesuliyet” için seslendiriliyor.
Anlaşılacağı üzere; dünyada ilginç bir kavrayış var, ülkeler ve guruplar ABD’yi kullanmak istiyor ve kendi lehlerine müdahale yapmasını talep ediyor. Güç böyle bir şeydir, özünde ABD’ye karşı olanlar bile onun elinde tuttuğu büyük güce karşı bir şey yapamadığı için, onun gücünden faydalanmaya çalışıyor. ABD ise, dünya haritasını önüne açıyor, hangi bölgede kendisi ile birlikte hareket edecek ülke veya gurup varsa onlarla münasebet kuruyor. Öyle ki, ABD’nin kimseyi ikna etmesi gerekmiyor, zaten her bölgede ABD’nin gücünden faydalanmak isteyen birileri çıkıyor. ABD ise sadece talepleri değerlendirerek menfaatlerini elde ediyor.
ABD bir bölgeye müdahale ederken, önce kendi menfaatlerini garanti altına alıyor, sonra da o bölgede kendisine yardım eden (müdahale talep eden) taraflara bir miktar yardım ediyor. Bu manada ABD’nin bir bölgeye veya ülkeye müdahale etmesi, müdahale (yardım) talebinde bulunanlar için çok küçük faydalar temin ediyor. Çok özel şartlar bir tarafa (mesele katliamdan kurtulmak gibi) ABD’nin elde ettiği menfaatlerin taşması ve yerlere dökülmesi halinde mahalli güçlerin bazı faydalar elde ettiği görüldü, bunlar için de yardım talebinde bulunmak gerekmiyor.
*
ABD son zamanlarda dünyaya müdahale etmiyor. Askeri müdahaleleri durdurduğu gibi, siyasi, diplomatik, iktisadi sahalarda da müdahale ve yardım! yapmıyor. Ülkelerin içinde meydana gelen ihtilaflarda herhangi bir guruba ve bölgelerde meydana gelen ülkeler arası ihtilaflarda bir ülkeye eskisi gibi taraf olmuyor. Suriye’deki durum bunun açık misalidir. En son Mısır’da darbecileri açıkça desteklemesi son yılların genel siyasetine aykırı gibi görünüyor ama Mısır’da bile son gelişmelerle birlikte ne yapacağına karar veremeyen, tereddütlü bir durum içinde görünüyor. Suriye ve Mısır konusunda, Türkiye’nin “ahlaki” çağrıları karşısında hiç tepki vermeyen, kendi değerlerinin tamamını ayakları altına alan ABD (ve tabii ki AB), anlaşılan o ki yeni bir strateji tespit etmiş durumda.
Yeni stratejisinin temel ölçüleri ve altyapısı şöyle olsa gerek. Bir tarafta gerileme sürecine girmiş olmakla, özellikle askeri müdahalelerin iktisadi maliyetini taşıyamaz oldu. Ağır askeri müdahalelerden (işgallerden) vazgeçmesi, içinde bulunduğu iktisadi buhran ile doğrudan ilgilidir. Tabii ki hala askeri operasyon yapacak gücü var ama ortaya çıkan maliyetlere bakınca bunları yapmaktan imtina ediyor.
Siyasi müdahaleleri yapmama, taraf olmamama meselesinin sebebi ise, yüksek ihtimalle şöyle bir anlayışa dayalı; “Ben müdahale etmediğimde dünyanın ne hale geldiğini görün, benim müdahaleme karşı çıkanlar, direniş gösterenler, ben olmadığımda dünyanın cehenneme döndüğünü anlayın”. ABD gibi bir şeytan imparatorluğu, bu anlayışı dünyaya göstermek için, yüz binlerce insanın ölmesini umursamıyor, umursamaz da zaten. Bir taraftan ülkelerin içlerini karıştırıyor, ihtilaflar ve çatışmalar çıkarıyor veya mevcut olanları tahrik ediyor, bir taraftan da “bakın ben olmazsam ne hallere düşüyorsunuz” mesajını veriyor. Gerilemeye, çözülmeye, çökmeye başladığı bir devirde, “ABD’siz dünyanın” nasıl bir yer olacağını göstermeye çalışıyor. Kendi kendini ayakta tutamaz hale geldiği bugün, dünyanın kendine olan ihtiyacını artırmaya çalışıyor. Dünyada ciddi bir kitlenin ve ülkenin, “ABD olmazsa dünya cehenneme döner” anlayışına sahip olmasını, bunun müdafileri haline gelmesini, bu yolla tabii müttefikler edinme imkanına kavuşmayı istiyor. Bunun en önemli ayağı ise Türkiye, Türkiye’ye verdiği mesaj ise hususi olarak şu; “Kendi başına bir şeyler yapıyorsun, ben olmazsam komşun olan Suriye’de bile yapabileceğin bir şey yok, o kadar ki sınır güvenliğini bile sağlayamazsın”.
Çok zekice gibi görünen bu strateji, özü itibariyle ABD için tam bir ölüm. ABD’nin yaptığı şey, kudretli bir adamın, “ben olmazsam işiniz kötü” intibaını vermek için “ölü numarası” yapmasına benziyor, ölü numarası yapan kişiyi çevresindeki ilgililer, öldü diye gömecekler. ABD, “ben olmazsam haliniz bu işte” demeye çalışırken, bir müddet sonra dünya ABD’den hiçbir şey beklemez hale gelecek. Müdahale etme gücü olmasına rağmen müdahale etmediği için, kendine ihtiyaç duyacak kitlenin ve devletin sayısı artmıyor aksine kendine düşman insan sayısı artıyor. ABD’nin elindeki “siyasi silah” tam bir bumerang, dönüp kendini vuracak.
Ölü numarası yapmaya devam etmesini tavsiye ederiz, bu numarayı biraz daha uzattığında, gözlerini mezarda açacak, kafasını laht ağacına vurduğunda aklı başına gelecek. Bizim tercihimiz tabii ki bu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir