AHMET ALTAN’IN HAFİFMEŞREPLİĞİ

AHMET ALTAN’IN HAFİFMEŞREPLİĞİ
Ahmet Altan, özel incelenmesi gereken bir psikolojik tür… Hiçbir fikri derinliği olmayan, hiçbir yazısında fikir derinliği görünmeyen, orijinal hiçbir teşhis yapamayan birisi… Bu halinin ve çapının tam tersine bir şöhret sahibi olması da, ülkedeki medyanın nakısalarındandır.
Fikri derinliği olmamasına rağmen bu kadar büyük bir şöhrete sahip olması, sadece cesaretinden ve asker ile ilgili yazılarından kaynaklanıyor. Cesaretinin takdire şayan olduğu doğru, yanlışını veya eksikliğini gösterirken, hakkını gaspetmek bize yakışmaz.
Türkiye’de liberalizmin “ileri geleni” denilen, cesaretinden kaynaklanan yazılarıyla bunu da hakeden Ahmet Altan, fikri anlamdan liberalizmin önde geleni ise eğer, liberalizm Türkiye’de gevezelikten ibarettir. Gerçekten de Taraf gazetesiyle bu şöhreti yakalayan Ahmet Altan’ın yazıları dikkatle tetkik edildiğinde, bir tane kendine ait önemli bir fikri keşif, tespit, teklif, çözüm olmadığı görülecektir. Türk medyasındaki problemlerden birisi de, bir insanın bir alanda dikkat çekici bir başarıya sahip olması, o kişiyi her alanda meşhur yapmaya kafi geliyor. Birinin iyi bir doktor olması, mesela katil olmasına mani değil, aynı zamanda katil olması da iyi bir doktor olmasına engel değil. Ahmet Altan’ın cesaretli olması, onu filozof yapmaz, nasıl ki Mehmet Haberal’ın iyi bir cerrah olması, onun darbecilerle işbirliği yapmasını mazur ve masun göstermez.
Medyadaki bu sağlıksız yaklaşım, bir alanda başarılı olan insanların da psikolojisini bozuyor. Bir alanda başarılı olanlar, kendilerini her alanda uzman gibi görmeye başlıyorlar. Fazıl Say’ın iyi bir sanatçı olması, onun fikri ve siyasi düşüncelerinin doğruluk teminatı olabilir mi? Bazı medya organlarının Fazıl Say’ın açıklamalarını hangi atmosferle verdiklerini hatırlıyor musunuz? “Büyük sanatçı şu konuda şöyle buyurdu” cinsinden afra tafralar… Medya haberi böyle verince, Fazıl Say da coşuyor ve kendisini “insanlığın kurtarıcısı” zannetmeye başlıyor. Bu tür tavırlar tabii ki şahsiyet zafiyetinden kaynaklanıyor ama medyanın ve kamuoyunun katkısını da unutmamak şart.
*
Ahmet Altan, bir müddettir başbakan ile ilgili tenkit yazıları yazıyor. Başbakan dokunulmaz biri mi? Ahmet Altan veya diğer yazarlar başbakanı tenkit etmeli tabii ki. Bunu da sahte demokrat edalarıyla söylemiyoruz, “insan tabiatının” yanlış yapacağını bildiğimiz için söylüyoruz. Başbakan da yanlış yapabilir ve biz başbakanın yanlışlarını bilmek isteriz. Özellikle devlet yönetenlerin yanlışlarını bilmek hayatidir ve bunu gösteren birisine de şahsen teşekkür borcum olduğunu düşünürüm.
Ahmet Altan’ın başbakanla ilgili tenkitleri, düşünceyi aştı ve hakaret alanında dolaşıyor. Benim derdim başbakan değil, Ahmet Altan… Çünkü bu aralar Taraf gazetesi üzerinde çalışıyorum. Ahmet Altan, önceleri başbakanı tenkit etti, hakaretler daha sonra geldi. Tenkitlerine itibar edilmeyince, aynı çocuklar gibi hakaret etmeye başladı.
Burada problemli bir durum var. Seksen yıldır ordu ile ilgili insanların zihninde birçok tenkit düşüncesi gelişmiş fakat korkularından yazamamış, söyleyememişlerdi. Ordu ile ilgili tenkitlerinde de yeni bir şey yoktu fakat insanların zihinlerinde çalkalayıp durdukları düşünceleri yazınca, yani onların duygu ve düşüncelerine tercüman olunca, itibar sahibi oldu. Yüz binlerce insan zihninde biriktirdiği düşünce ve tenkitleri Ahmet Altan’dan okuyunca rahatladı, bu arada Altan’ı da sevdi, hem düşüncelerine tercüman olduğu için hem de cesaretli olduğu için… Fakat konu başbakanın tenkidine gelince, Ahmet Altan’ın, engin filozofluğu(!) işe yaramadı. Yeni bir şeyler üretmek gerekiyordu çünkü başbakan yeniydi. Ordu ve Kemalistler hakkında seksen yıllık birikime benzemezdi bu konu, yeni ve orijinal şeyler söylemek gerekiyordu. Bir de baktık ki Ahmet Altan, yeminli Akparti ve başbakan düşmanlarının on yıldır biriktirdiği seviyesiz ve anlamsız lafları geveliyor. Dedik ya Ahmet Altan fikir adamı değil, en azından derin bir fikir adamı değil, yeni bir fikri tespiti yok.
*
14.10.2012 tarihli, “Gelin bakalım okuyucular” başlıklı yazısında Ahmet Altan, kendi gazetesinin yazı işlerinden gelen tenkitlere karşı, “hadi, yumuşak tenkit nasıl olur gösterin bana” türünden bir şeyler gevelemiş. Hem kendi gazetesindeki insanlar hem de başka gazetedeki yazarlar, Ahmet Altan’a, “eleştir ama küfretme, hakaret etme, aşağılama” diyorlar. Mesele eleştirinin sertliği yumuşaklığı da değil aslında, mesele “ağzını bozma” cinsinden bir eleştiri. Fakat büyük entelektüel, uzun yazısının hiçbir yerinde, kendine yönelik, “küfretme, hakaret etme, aşağılama” türünden eleştirilerden hiç bahsetmiyor. Gayet yüzsüz bir şekilde, meselenin “sert eleştiri” olduğunu ifade ediyor, gazete yazı işlerindekilerin “sert eleştiri” yaptığından dolayı kendini eleştirdiklerini söylüyor. Çok enteresan bir durum,
Daha önceki yazılarında başbakan hakkındaki hakaretlerine bakın; çapsız, despot, sahtekar, zavallı… Kendi gazetesinde bile bu vicdansızlığa dayanamayanlar çıkmış ve itiraz etmiş fakat Altan, gayet pişkin bir eda ile “hadi, yumuşak eleştiri nasıl olur gösterin bana” cinsinden hafifmeşrep bir tavırla konuyu geçiştirmeye çalışıyor.
Pes yani… Hakaret etmeden eleştirmenin ne olduğunu bilmiyorsan, niye yazıyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir