AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”

AHMET ALTAN’IN “İNSANLIK STANDARDI”
Liberal kadro Taraf gazetesinde toplandı ya, onları toplu halde görmek, insan ve hayat ile ilgili düşüncelerini değerlendirmek imkanı bulabiliyoruz. İnsan anlayışları nedir, hayata nasıl bakıyorlar, bir teklifleri var mı? İtiraf etmek gerekir ki, bu ve benzeri soruların cevaplarını bir gazeteyi takip ederek öğrenmek iyi bir imkan.
Ne var ki bu soruların cevabını Ahmet Altan’ın yazılarında açıkça görmüyoruz. Fikir adamı olmadığından galiba, “temel meselelerde” kalem oynatmıyor. Bu soruların cevabını Ahmet Altan’dan almak isteyenler (yani bizim gibiler) için yapılacak tek iş var; Altan’ın yazılarını didik didik edip “fikir kırıntıları” aramak…
Ahmet Altan’ın 26.10.2012 tarihli “Erdoğan ve açlık grevi” başlıklı yazısında da aynı işi yapmamız gerekiyor. İnsanlık anlayışının sınırlarını görmek için yazıyı tahlil etmekten başka şansımız yok.
Ahmet Altan, Erdoğan için diyor ki yazıda; “Suriye konusunda kimseye danışmadan yanlış bir karar verdi”. Erdoğan’ın hükümetini, danışmanlarını vesaire yok sayıyor ve hiç kimseye danışmadığını iddia ediyor. Galiba kendisine danışılmamasını, “hiç kimseye danışmamak” şeklinde anlıyor. Cumhuriyet tarihinde, Atatürk de dahil olmak üzere, en fazla “danışman kadrosunu” istihdam eden başbakana söylüyor bunu da… Fakat Altan için tüm bunların bir önemi yok, Erdoğan’ın en fazla danışmanı olan tek başbakan olması bir anlam ifade etmiyor. Konu, kendine danışılıp danışılmadığından ibaret…
Ahmet Altan, hükümetin Suriye politikasını yanlış görebilir, yanlış olduğunu düşünebilir, buraya kadar bir problem yok. Yanlış olduğunu düşündüğü için tenkit de edebilir. Fakat o bunu yapmıyor, Erdoğan’ın kimseye danışmadığı için yanlış yaptığını iddia ediyor. İşte bu “fikir hilesidir”. Doğrudan söyleyeceğini söyler misin lütfen.
Suriye politikasının neden yanlış olduğu hususunda ise çok “insancıl”… “Diktatör Esed’e karşı demokratik bir muhalefet pozisyonu almanın ötesine geçip Türkiye’yi Suriye’nin iç savaşında taraf konumuna soktu”. Buyurun… Ne anladınız? Nedir demokratik pozisyon? Diktatör dediğin adama karşı hangi pozisyon demokratiktir? Ülkesini yakıp yıkıyor, toplu katliamlar yapıyor, bu manzara karşısında hafta bir (mesela gurup konuşmasında), “yapmayın, etmeyin, demokratik olun” gibi sızlanmalar mıdır demokratik pozisyon? Türkiye’nin sınırına dayanmış, sayıları yüzbinleri geçmiş, katliamdan kaçan insanlara nasıl davranmaktır demokratik pozisyon? “Gelmeyin, gidin, memleketinizde durun, gerekiyorsa orada ölün” demek midir? Katliama karşı silahlı direnişe geçmiş halkın evlatlarına, “silahlanmayın, savaşmayın, sivil gösterilere devam edin, gerekirse sivil gösterilerde can verin ama silahlanmayın” demek midir?
Tabii ki Ahmet Altan böyle işlere gelmez. O, “demokratik pozisyon almadı” demekle, sözünü söylemiş oluyor. Demokratik pozisyonun ne olduğu veya doğru Suriye politikasının ne olması gerektiği onun işi değil. “Laf ustası” diyeceğim ama o da değil. Bir konunun ucundan kıyısından tutuyor, birkaç insani laf ediyor fakat meselenin çözülmesine yanaşmıyor. Suriye’de katliam hızla devam ediyor ama onun böyle bir derdi yok, hala ne olduğunu bilmediği ve söylemediği “demokratik pozisyon” gevezeliği yapıyor.
Geldik Ahmet Altan’ın “insan anlayışına”. Dikkat edin, Suriye’de bir diktatör, babasını aratmayacak şekilde katliam yapıyor, Altan ise demokratlık derdinde. İnsanlık sınırını nereye çizdiğini görüyor musunuz? Türkiye Suriye’ye, Suriye halkına, Suriye muhalefetine yardım etmeyecek, silah seslerinin bile duyulduğu yakınlıktaki komşu ülkedeki katliama karşı sadece “yapmayın” diyecek ve başka bir şey de yapmayacak. “İnsani sınıra” dikkat edin… Toplu katliamların yaşandığı Suriye’de, günlük öldürülen kadın, çocuk, ihtiyar, genç sivil halkın derdiyle ilgilenme sınırına iyi bakın.
Peki biz ne yapıyoruz? Akparti ve hükümeti mi savunuyoruz? Hayır… Hükümetin Suriye politikası, bizim dünya görüşümüze uygun, hatta dünya görüşümüzün “amir hükümlerine” uygun. Bu sebeple Suriye politikasını savunuyoruz, bu politikayı CHP veya İşçi Parti veya Kemalist bir hükümet yürütseydi yine doğruydu. Dünya görüşümüze uygun davranmamız bizi Akparti’nin yanında gösterebilir, bundan gocunmayız.
*
Ahmet Altan fikir adamı değil ama bu tenkitlerde göründüğü kadar da “hafif akıllı” biri değil. Son zamanlarda bir problem var, her nedir bilinmez ama bir şeylerin olduğu açıkça belli. Tuhaf bir zihni savrulma yaşıyor Altan. Bunları, Akparti’yi, hükümeti, Erdoğan’ı eleştirdiği için söylemiyoruz, “eleştiri tarzına” bakarak söylüyoruz. Fikir adamı değil tamam ama kullandığı üslup, yıllardır eleştirdiği “yeminli muhaliflerin” yani Kemalistlerin üslubu…
Kemalistlerin kullandığı üslubu bilmeyen var mı? Akparti ne yaparsa yapsın mutlaka yanlış yapmıştır. Gözlerinin önünde “hayat kurtarsa”, o hayatı kurtarmamalıydı diye muhalefet yapıyorlar. Hatırlayın, CHP milletvekilleri Hatay’a gidip, halka hitaben, “Suriyeli mültecilere ev vermeyin” demediler mi? Düşünebiliyor musunuz, “mültecilere ev vermeyin” diyor adamlar, yani bırakın sokakta kalsın, hatta kovun ülkelerine, namlunun önüne atın gibi bir şey… Niye? Çünkü mültecilere kapıları açan, onlara yardım eden Akparti’dir.
Ahmet Altan bu üslubu kullanmaya başladığından beri medyada birçok köşe yazarı kendisini eleştirmeye başladı. Daha önce övenlerin eleştirmeye başladığını görünce, onları, kendisi de “yandaş gazeteciler” diye eleştirmeye başladı. Son zamanlarda Kemalistlerin üslubunu ve mantığını açık şekilde kullanmaya başladı. Fakat bir problem var; bu mantık örgüsünü ve üslubu çok eleştirmişti, kendisi kullanmaya başlayınca fevkalade sırıtıyor.
26.10.2012 tarihli yazısında, “Arkasında çok büyük bir seçmen desteği olmasına rağmen Erdoğan bunu yapmıyor, devletin iktidar alanını sınırlamıyor, halkın iktidar alanını genişletmiyor ve Kürt meselesini sadece PKK meselesi olarak görüyor” şeklinde bir tespit yapıyor. Türkiye ilk defa Akparti döneminde “devlet iktidarının” gerilediği, halkın hürriyet alanının genişlediğine şahit oluyor. Fakat Ahmet Altan, aynı Kemalistlerin Akparti hakkında, “hiçbir şey yapmadı” demesi gibi, yapılanları hiç umursamadan dümdüz gidiyor. Hani dese ki, “Bu zamana kadar şunları yaptı, iyi de etti fakat şunları da yapmalı”… Bu üslup anlaşılır ama “yapmıyor”, “yapmak istemiyor” türünden itiraz ve eleştiriler, tamamen Kemalist yeminli muhaliflerin üslubu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir