AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.

Ahmet Davutoğlu ise fikir adamıdır, kemal yaşına kadar fikir ve ilim ile iştigal eden, sahasında eser veren, talebe yetiştiren bir nazariyatçıdır. Bir meseleyi derinliğine idrak ve izah etmek Davutoğlu’nun, tatbik etmek ve netice almak ise Erdoğan’ın işidir. Erdoğan ile Davutoğlu’nu mukayese etmek mümkün değildir zira, kendilerini, kategorik olarak farklı sahalarda gerçekleştirmişlerdir. Dikkat çekici şekilde birbirine ihtiyaç duyan, birbirinin mütemmim cüzü olan, biri olmadığında diğeri de eksik kalan bir denklem oluşturmaktadırlar. Ahmet Davutoğlu’nun kendini gerçekleştirdiği ve yetiştirdiği sahada Erdoğan onun ancak talebesi olur, buna mukabil Erdoğan’ın kendini gerçekleştirdiği sahada Davutoğlu ancak lidere tabi bir şahsiyet olur.

Akparti’nin seçimi kazandığı 2002 yılından beri en büyük korkumuz, karizmatik liderliğinin yanında, ilim ve tefekkür teçhizatındaki zafiyetti. Bu husustaki eksikliğinin özellikle Bülent Arınç tarafından giderileceğini, tamamlanacağını, bu sebeple muvazenenin temin edileceğini düşündük ve rahatladık. Doğrusu geçen zaman içinde Erdoğan’ın teşhislerindeki isabet, kendisine karşı tefekkür adamı olmamasından kaynaklanan korkumuzu da nispeten giderdi. Bununla beraber, Bülent Arınç’ın ve Abdullah Gül’ün yanı başında bulunması itimadımızı artırıcı bir unsur oldu.

Ahmet Davutoğlu’nun kadroya katılması ümidimizi artırdı. Bülent Arınç gibi birinin yanında Ahmet Davutoğlu gibi birinin de bulunması, karar alma süreçlerinde emniyet ve itimat meselesinde artı bir katkı sundu. Bülent Arınç’ın üç dönem şartından dolayı başbakanlık ve genel başkanlık makamı için isminin geçmemesi, onun tasfiye edildiği veya tasfiye olduğu anlamına gelmeyecektir. Bülent Arınç gibi bir dava ve fikir adamının, kefen giyerek bu noktaya kadar getirdiği bir mücadeleyi, resmi makamlardan uzak kalmakla öksüz bırakmayacağı bizim için kesin bilgi mahiyetindedir. Yalçın Akdoğan gibi had bilmezlerin terbiyesizliğine kızıp da mücadeleyi bırakacak hafifmeşrepte birisi de değildir. Keza Abdullah Gül de böyledir.

*
Tayyip Erdoğan gibi bir aksiyon adamının, genel başkanlık makamı ile partiyi, başbakanlık makamı ile hükümeti Ahmet Davutoğlu gibi bir fikir adamına teslim etmesi müthiş bir hadisedir. Aksiyon adamlarındaki halk kitlelerini etkileme gücüne mukabil fikir adamlarında kadroları etkileme gücü vardır. Bir siyasi hareket için bu iki nokta, kritik önemdedir. Denklemin tamamı; lider, kadro, halk unsurlarından oluşur. Liderlik iddiasındaki iki kişiden biri kadroları diğeri halkı etkileme gücüne sahipse ve bu iki kişi birbiriyle mücadele ediyorsa, o siyasi hareket eşit güçlerin zıt yönlere hareket etmesi halinde dengeye kavuşarak hareketsiz ve verimsiz kalır. O iki kişinin aynı istikamete yönelmesi durumunda ise müthiş bir enerji ortaya çıkar ve siyasi hareket çok hızlı ilerler.

Mizaç hususiyetlerini ve şahsiyet terkibini yakından bilmediğimiz Ahmet Davutoğlu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi ikbal peşinde koştuğunu düşündüğümüz takdirde kendisi için doğru tercih değildir. Buna mukabil, Tayyip Erdoğan’ın bir dava adamı olduğunu, davasının zaferini şahsi ikbalinin üstünde tuttuğunu düşündüğümüzde, Ahmet Davutoğlu tercihi tam isabettir. Tayyip Erdoğan gibi bir liderin bu meseleyi anlamadığını düşünmek ve kabul etmek ise, ona hakaret etmek ve kendimizi çok zeki zannetmektir. Tabii ki Erdoğan bu mevzuu, meselenin içinden gelen birisi olarak bizden çok daha iyi anlayan, anlama imkanı olan birisidir, bu sebeple Erdoğan, şahsi ikbal peşinde koşan birisi değil, aksine bir davanın mücadelesini yürüten müstesna bir liderdir.

Tayyip Erdoğan’ın, şahsi ikbal hesaplarına uymayan, ancak dava adamlığına yakışan Ahmet Davutoğlu tercihi, istişareden çıkmamış ve sadece Erdoğan tarafından teklif edilmiş olması ihtimalinde bile Bülent Arınç ve Abdullah Gül için kırgınlık, kızgınlık ve öfke sebebi olmamalıdır. Her ikisinin de dava adamı olduğuna inandığımız bu şahsiyetlerin, Ahmet Davutoğlu tercihinin doğruluğuna yürekten inandığını düşünüyoruz. Gerek Abdullah Gül’ün gerekse Bülent Arınç’ın sitemkar açıklamalarının Ahmet Davutoğlu ile ilgili olmadığını, medyada ve partide bulunan bazı had bilmezlerle ilgili ve sınırlı kaldığını ümit etmek istiyoruz.

Başbakan ve genel başkan olma liyakati bakımından Bülent Arınç, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun birbirinden fazla bir farkı yoktur. Üçünden herhangi birisinin olması halinde biz arkasında olurduk. Bir siyasi hareketin içinde başbakanlık ve genel başkanlık koltuğuna oturmaya layık çok sayıda insan olması, çatışma potansiyelini bünyesinde barındırmak şeklinde anlaşılmamalı, aksine kadro zenginliğinin siyasi hareketi daha güçlü kılmasının ahlaki denklemleri oluşturulmalıdır. La teşbih, ilk halifenin seçilmesi sürecinde Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radiyallahu anhüm) ve daha başkaları gibi çok sayıda hilafete liyakat kesbetmiş şahsiyetlerin bulunması, aralarında bir kavganın sebebi olmamıştır. Herhangi biri olabilirdi ve hangisi olursa olsun kimse itiraz etmezdi. Etmedi de zaten… Şia hariç… İşte meselenin püf noktası… Şia, hilafetin Hz. Ali Efendimizin hakkı olduğunu, kendisinin seçilmemesinden dolayı (haşa) kırıldığını ve münasebetlerini asgariye indirdiğini söyleyecek kadar (sümme haşa) iktidar hırslısı bir Hz. Ali tasavvuruna sahiptir. Bir makama layık birden çok şahsiyetin olduğu vasatta, birinin o makama seçilmesine karşı itiraz etmek, Şiileşmektir ve çok ahmakça bir tavırdır.

Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün böyle bir tavır içine gireceğini zannetmiyoruz. Kırgınlıkları varsa eğer, sadece bazı usul hataları yapılmasına yöneliktir ve meselenin (davanın) esasını etkileyecek cinste ve ciddiyette değildir. Arınç ve Gül’ün, Davutoğlu yerine başkasının, mesela kendilerinden birinin olmasını arzu etmiş olması mümkündür ama seçim yapıldıktan sonra bu meseleyi devam ettirecek, mücadeleyi akamete uğratacak, teşkilat içinde ihtilafa sebep olacak bir tavır içine girmezler, girmemeleri gerekir.

*
Türkiye’deki İslami mücadelenin, diplomatik dille fetret devrinin kapatılması ve yeniden inşa döneminin başlatılması mücadelesinin en kritik safhasında, hem Akparti’nin hem de Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu ismini tercih ve teklif etmesi, mücadelenin doğru istikamette devam ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekici ve ümit vericidir.

Akparti’yi, bir iktidar kavgasının aracı olarak değil, bir mücadelenin, bir davanın vasıtası olarak görmek isteyen bizler, Kemalist rejimin tasfiyesinin sonuna yaklaştığımız bugün, yeniden ve yeni bir devlet inşası safhasına geldiğimizi düşünüyoruz. Yeni bir devlet inşasının ön şartının yeni bir parti inşası olduğuna, zira yeni devlet inşasının Akparti eliyle gerçekleşeceğine, bu sebeple ihya ve inşa meselesini derinliğine idrak etmiş kadroların işbaşı yapması gerektiğine inanıyoruz. Bu safhada, Ahmet Davutoğlu isminin, diğer bazı isimler olması halinde ne kadar isabet edecekse o kadar isabet ettiği kanaatindeyiz. Bugüne kadar partiye üye bile olmamış, devletin herhangi bir makamını işgal etmemiş, devletten ve hükümetten hiçbir menfaat temin etmemiş, menfaat temin etme imkanının da uzağında durmuş, bundan sonra da aynı şekilde hayatı yaşamaya devam etmeyi düşünen birisi olarak, parti içinde Ahmet Davutoğlu isminin tercih edilmesini ihtilaf kaynağı haline getirmeyi doğru bulmuyoruz. Bizim takip ettiğimiz husus, İslami mücadelenin doğru güzergahtan doğru hedefe ulaşmasıdır ve istikamet şaşılığına asla tahammülümüz yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir