AHMET SELİM “TALİHSİZ FİKİR USTASI”

AHMET SELİM, “TALİHSİZ FİKİR USTASI”
Ahmet Selim’i yazmak istememin hüzün verici bir sebebi var. Ahmet Selim, Türk fikir hayatının ender isimlerinden biridir fakat seviyesi ve derinliği ile mütenasip bir alakaya muhatap olamamıştır. Kaliteli fikir adamlarının meşhur ve muteber olması, cemiyet için sıhhat alametidir. Ülkenin ve halkın, Ahmet Selim’in şahsında bu imtihandan başarılı çıktığına dair hiçbir ipucu yok. Hüzün verici olan hadise bu ve ben kendi şahsımda, hastalık alametlerinin değil, sıhhat alametlerinin tezahür etmesi için görevimi yapma iştiyakındayım. Bu yazının sebebi hüzün verici, neticesi ise huzur verici bir iştir benim için.
Haki Demir’in bir yazısındaki (anladığı bildiğinden çok olanlar) şu tespiti bende Ahmet Selim’i hatırlatır. “Kur’an-ı Kerim’in sayfa sayısı belli, sure sayısı belli, ayet sayısı belli, kelime sayısı belli, harf sayısı belli fakat mana hacmi sınırsız… Öyleyse anladığı bildiğinden fazla olan insanlar lazım. Aslında Müslüman’ın en kısa tarifi, “anladığı bildiğinden fazla olan adam”dır.”
Müslüman’ın en kısa tarifi, anladığı bildiğinden fazla olan adamdır. Ta kendisi… Ahmet Selim, takip ettiğim yazarlar, fikir ve ilim adamları arasında, “anladığı bildiğinden fazla olan” sayılı adamlardan biridir.
Anladığı bildiğinden fazla olan adamların bir problemi var. Bilgiyle değil de fikirle meşguller, çünkü zihni faaliyetleri öğrenmek değil anlamak merkezli çalışıyor. İdrak cehdi ve kaygısı, imandan sonraki en büyük hayat hamlelerinde ve endişelerinden biridir. İmandan sonraki en büyük çaba ve endişe… Bu insanı ne yapar? Ya “adam” yapar ya “adam” yapar.
Az fikir çok bilgiden kıymetlidir. Çok bilgi, anlayamaz, mayalayamaz ve sentezleyemezsen, “hiç fikir” demektir. Anlaşılmamış bilgileri tekrarlamak, muhatabın kafasına çekiçle çivi çakmak gibi bir şeydir. Oysa fikir, damardan enjekte edilen ilaçtır. Fakat akıllar nasır tuttu, atardamarı bulamıyorsun ki, ilacı enjekte edesin. Enjektörün iğnesi nasıra geldiğinde kırılıyor, oysa diğerleri çekiçle çivi çaktığı için derinin altına nüfuz ediyor, ne var ki, derinin altına giren paslı çivi. İşte anladığı bildiğinden fazla olan fikir adamlarının hali… Elinde neşterle ameliyat odasına giriyor, bir de ne görsün ameliyat masasında bir öküz yatıyor, öküze ise kasap bıçağı lazım.
Ahmet Selim, “talihsiz fikir ustası”, elinde neşterle mezbahaneye girmiş gibi duruyor. Yok, adresi şaşırmış değil, ülkede mezbahaneden başka bir mekan yok. Üzerinde ameliyathane yazan yerler, aslında mezbahane… Mezbahaneye girince tabiatı değişmiyor ki, yine asil şekilde neşterle sığır kesmeye çalışıyor fakat arkadan bir kasap gelip bıçağı çalıyor ve herkesten alkış alıyor. Ahmet Selim, neye yansın, mezbahaneye geldiğine mi, kasabın daha fazla itibar gördüğüne mi ila ahir.
Ülkede “anladığı bildiğinden fazla olan adamlar”ın müşterisi yok. Kısaca fikir adamlarının müşterisi yok. Tüm gazeteleri tarayın, her birine ortalama bir adet fikir adamı düşmüyor. Köşe yazarlarının içinde bir elin parmaklarını zor geçecek sayıda fikir adamı bulabilirsiniz, zaman gazetesine de bir tane düşmüş. Fakat ayağı kayıp da düşmüş gibi duruyor. Nedense gazetelere fikir adamları yakışmaz oldu, galiba azlığından…
Gazetelerde fikir adamı olmamasının açıklaması, müşterisinin azlığı mı? Müşterisinin az olduğu malum da, bundan ibaret bir gerekçe, gazeteler, yönetimleri ve patronları açısından, en nazik ifadesiyle “hafifmeşreplik”. Bir gazetenin onlarca yazarı var, dönüşümlü yazmayı keşfettiklerinden beri her gazetenin yazar listesi çok kabarık görünüyor. Onlarca köşe yazarının içinde, birkaç tane “fikir adamı” istihdam etmemek, müşteri meselesiyle izah edilemez. Fikir adamı ile köşe yazarı arasındaki fark, normal zeka ile deha arasındaki fark gibidir. Normal zekanın sayısı çok, anladık fakat dehanın da kıymeti yüksek. Normal zekanın sayısının çokluğuna rağmen, onları yöneten ve yönlendirenler dehalar değil mi? Öyleyse siz kime yatırım yapıyorsunuz? Bu kadar da “normal zekalılık” olmaz ki… Dehaya nispetle söylersek, “bu kadar da geri zekalılık” olmaz ki…
Af edersiniz, konumuz Ahmet Selim’di. Ahmet Selim, yazdığı gazeteyi yalnız başına şereflendirmeye kafidir. Zaman gazetesi, Ahmet Selim çapında bir fikir adamına sahip olduğu için şerefini kurtarmıştır. Her ne kadar bir köşede kalsa, her ne kadar gazete onu görünür kılmasa da. Bünyesinde barındırıyor olması, şeref kazanmasına yeter.
Usul ve hassasiyet hatırlatması… Bir insan bu kadar övülür mü? Övülmez. Edebe aykırıdır. Fakat ülkedeki fikir adamı kıtlığı ve fikir adamı katliamı, elde kalan türünün az sayıdaki örneklerini muhafaza etmenin başka bir yolunu bulamadım. Homoseksüelliğe bile övgüler dizilen medya piyasasına bakınca da, Ahmet Selim için bu övgüler çok az.
*
Ahmet Selim’i yaklaşık yirmi yıldır keyifle takip ediyorum. Fakat son yıllarda, önceki dönemdeki “mücerret tefekkürle” alakasında nispeten gerileme olduğu zannına kapıldım. Müşterisizliğin gözü kör olsun. Ahmet Selim gibi “fikir haysiyetine” sahibi olan ve “haysiyetli fikir” üreten birisi, alaka çekmek için hezeyanı fikir ve sanat ambalajına sarma hainliğini yapmıyor. Bu türden fikir katillerini de gördük piyasada. (Misal, Haki Demir’in “Yuh Dücane Cündioğlu” başlıklı yazısı, www.fikirteknesi.com) Fakat yazılarını biraz hafifletmek durumunda kaldığı görülüyor (İnşallah yanılıyorumdur). Gazete yönetimlerinin bu tür tavsiyelerde bulunduğunu biliyorum, Ahmet Selim’e benzeri tavsiyelerde bulundularsa, Zaman gazetesi fena bir iş yapmış.
Ahmet Selim ile ilgili yazı yazmaya devam edeceğiz.
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir