AİLE TEDRİSATI

AİLE TEDRİSATI
Osmanlının son asrındaki çöküş sürecine ve Cumhuriyetle birlikte resmi tasfiye dönemine karşı en büyük mukavemet mevziimiz aile müessesesiydi. Her şeyimizi kaybetmiştik ama aile müessesesinin asli kısmı eve ait olduğu için, çok istemelerine rağmen oraya müdahaleleri sınırlı olmuştu. Osmanlı öyle bir aile numunesi geliştirmiş ve öyle bir aile müessesesi terkip etmişti ki, dünyanın tüm ifrazatı ve melanetleri bu milletin kafasından aşağıya boca edilmesine rağmen takriben iki asrı dayandı. Bu husus, öylesine bir tespit yapılıp geçilecek cinsten değil, aile müessesesi bu milletin küfre mukavemetinin en son ama en muhkem kalesi olmuştur, hem de iki asır süren bir mukavemet… Demek ki herhangi bir mağlubiyet, işgal ve zillete karşı alınacak en muhkem tedbirlerden birisi, aile müessesesidir. Ordunuz mağlup olabilir, ülkeniz işgal edilebilir, tüm tedrisat müesseseleriniz ilga edilebilir, tüm bunlara karşı aile müesseseniz muhkemse bir-iki asır dayanabilir ve tekrar hamle yapabilir ve huruç hareketi başlatabilirsiniz. Bugün Türkiye’nin yaşadığı vakıa budur.

Ne var ki aile müessesesi büyük nispette yıkıldı. Mukavemetin asli mevziinin büyük oranda çözüldüğü bir devirde millet hamlesini yaptı. Tam bir kavşak noktasındayız, bir taraftan millet büyük hamlesini yapmakla meşgul diğer taraftan aile müessesini kaybetmek üzere… Buradan geri dönemezsek işimiz çok zor.
*
Aile müessesesinin terkip ve inşa edilmesi fevkalade mühim… Bir o kadar mühim olan ise aile tedrisatı meselesi… Her ikisinin de neredeyse unutulduğu bir çağda yaşamak ise çok hazin.
Aile müessesesinin terkibi ile tedrisatı, birbirinin mütemmim cüzüdür. Aile müessesesinde terkip, aynı zamanda tedrisattır. Terkip mimarisi ne kadar mütekamil, terkip seviyesi ne kadar yüksekse, aile içindeki tedrisat, o kadar tabii ve o kadar müessirdir. Meselenin sırrı da zaten bu noktada mahfuzdur, terkip mimarisi muayyen bir seviyeye çıkmışsa, aile içi tedrisat, tabii hale gelir. Aile içi tedrisatın “tabii” hale gelmesi, mevzuun mahiyeti itibariyle mühim ve elzemdir.
Tabii tesir; kırıcı, yıkıcı, bozucu neticeler vermez aksine inşai mahiyete sahiptir. Tabii tesirin naif sirayeti, ruha kadar ulaşmasını mümkün kılar, ruhu harekete geçirir, ruh merkezli bir inşa faaliyetini başlatır. Erken yaşta (nefsin zuhurundan önce) başlaması ise, ruhun insan iç alemindeki hakimiyetini tahkim eder.
Tabii tesir, muhatabın müteessir olduğunu fark etmesini önler. Bir Müslüman şahsiyetin müessiriyetine karşı muhatabın mukavemet etmesi, sadece nefs kaynaklıdır. Tabii tesir, nefsin de meseleyi fark etmesine mani olacak naifliktedir. Tabii tesir aynı zamanda ruha kadar ulaşma maharetine sahip olduğu için, nefs fark ettiğinde de mukavemet gücünü kaybeder veya mukavemet gücü azalır. Tabii tesirin muhatabı çocuk ise, müessiriyeti zirveye çıkar.
Tabii tesir, mahiyeti itibariyle iman, ahlak, edebin muhtevasında mahfuzdur. Bunların mürekkep hali, şahsiyettir. İman, ahlak ve edebin birbirinden bağımsız şekilde de tabii tesiri mevcuttur ama terkip edildiğinde tesir seviyesi zirveye çıkar.
*
Bugünün dünyası, hayatın yükünü lafın sırtına yükledi. Kelam da değil, laf… Lafla her şeyin halledileceğine dair kesin bir kanaat hasıl oldu. Temelden yanlış… Hazreti Adem Aleyhisselam’dan beri “hal” kalden daha kıymetli ve daha müessirdir. Fakat modern batı kültürünün, o kültürün kaynağı olan felsefenin boşboğazlığı, meseleyi laftan ibaret hale getirdi. Lafın yaygınlaşmasının ilk hedefi şahsiyet oldu, şahsiyet ise özetin özeti halinde ahlak ve mizacın iman merkezindeki mütekamil terkibinden ibarettir. Bu terkip, hayatı kuşatan bir hacimdedir, o hacmin içinde hal ve tavır, laftan çok daha fazladır.
Aile müessesesi, baştan sona şahsiyet ve şahsiyetin tezahürlerinden ibarettir. Aile, hem kadın ve erkek şahsiyetlerin kendi merkezinde inşa edildiği hem de aile müessesesinde içtimai terkibe erdiği ender misallerden birisidir. Beşeri münasebetlerde en yüksek tesir kuvveti, kelamda ve belagatte değil, şahsiyettedir. Şahsiyet aynı zamanda “tabii tesir” maharetine sahip olduğu için, çocukların ruhi dünyasına nüfuz edişi naif ve derindir.
Çocuk, şahsiyeti ve şahsiyetteki girift mimariyi tabii ki anlamaz. Buna mukabil şahsiyetin tezahürlerini, özellikle de iman, haya, edep ve ahlaki tezahürlerini görür ve onlardan müteessir olur. Çocuk şahsiyetin ne olduğunu bilmez ama şahsiyetin çocuğa tesiri, “toplam tesir” mahiyeti taşır. Toplam tesirin dikkat çekici tarafı, aklın teşekkül etmediği bir yaşta çocuğun idrak yoluyla müteessir olması değil, ruhun terkibe muhatap olmasıdır. Ruh, şahsiyet terkibini anlar.
Toplam tesir, aynı zamanda çocuğun iç aleminde bir ufuk sahibi olmasını sağlar. Ufuk sahibi olan çocuk, sürekli bir inşa ve inkişaf sürecine girer. Toplam tesirin oluşturduğu büyük hacim, idrak faaliyetini tahrik ve teşvik eder.
*
Vakar ve mehabet, şahsiyetin hem terkip unsurlarıdır hem de tezahür tarzıdır. Şahsiyetin mevcudiyeti, öncelikle bu iki hususiyetle teşhis edilir. Vakar ve mehabeti olmayan insan, en iyimser tahminle şahsiyetinin inşa sürecini yaşıyordur, kötü ihtimal ise şahsiyetinin olmamasıdır.
Aile, şahsiyetin terkip, inşa ve ikmal edildiği müessese olduğu için vakar ve mehabet, bu iklimde zuhur eder. Aile olamamış insanlarda vakar, nadirendir ve muvakkattir. Vakarın muvazene unsuru, kadında erkek, erkekte kadındır. Herhangi bir evlilik değil, aile müessesesinin terkibi bünyesine dahil olamayanlarda hafifmeşreplik, kalıcıdır ve daimidir. Modern çağda, evlenmiş olan erkek ve kadınlarda da hafifmeşrepliğin devam etmesi, aile terkibine ulaşamamasındandır. Suçun kimde olduğu ayrı bir meseledir ama terkip gerçekleşmemişse her iki tarafta da vakar ve mehabet zuhur etmemektedir.
Nefs kibirlenir ama asla vakar ve mehabet sahibi olamaz. Vakar ve mehabet, ruhi hususiyettir ve bizzat ruhun tezahürüdür. Zaten şahsiyet, ruhun sıhhatli şekilde tezahürünü mümkün kılan kalbi ve zihni terkiptir. Kalb ve zihnin ruh (ve iman) merkezinde terkip edilemediği her ihtimalde insanın sahibi ve hakimi nefstir. Nefs ise gücü bulduğunda kibirlenir, zayıf düştüğünde gücün karşısında eğilir, bükülür. Bu hallerin hepsi de hafifmeşrepliktir.
Çocuklar üzerindeki en derin tesirlerden birisi, vakar ve mehabettir. Vakar ve mehabet, şefkat ve muhabbete mani değildir, onlarla zıt hiç değildir. Fakat şefkat ve muhabbetin hafifmeşreplik ve laubalilikle karıştırıldığı bir devirde yaşıyoruz. Sert tavırlarla mehabet, ciddiyetle asık surat gibi daha birçok şey birbirine karıştırıldığı için, meseleleri asli mihrakına bağlamak, o çerçevede izah etmek zorlaşıyor. Vakar ve mehabetin çocuklara dönük tezahürü, şefkat ve muhabbet muhtevalıdır, Doğru kıvamını bulan vakar ve mehabetin çocuklar üzerindeki tesiri, başka hiçbir yol, usul ve tavır ile gerçekleştirilemez.
Vakar ve mehabetin çocuklar üzerindeki ilk tesiri, ruhun tezahürünü mümkün kılan ve ruhi merkezli bir hayatın altyapısını oluşturan cinstendir. Bu sebeple ebeveynin vakar ve mehabeti, çocuklarda şahsiyet inşasını erken yaşta başlatan bir tesirdir.
*
Şahsiyet ve şahsiyetin terkip unsurları ile tezahür şekillerinden mahrum olduğumuz bugün, aile iklimi mütemadi bir tartışma ve çatışmanın muharebe meydanına döndü. İnsanlar biteviye konuşuyor, konuşmaları ise mutlaka tartışma şeklinde… İnsanların, meselelerini konuşarak halledeceklerine dair bir kanaat yerleşmiş durumda. Dikkat çekici olan nokta ise, konuşarak hiçbir problemlerini çözemiyor ve sürekli problem üretiyor olmalarıdır. Buna rağmen konuşmaya devam ediyorlar, şayan-ı dikkat olan nokta, tecrübe de edinmiyor olmalarıdır. Anlamadıkları noktalardan birisi de, konuşmanın bir şehvet olmasıdır, hiçbir şehvet beslenerek terbiye edilemez, edilememiştir.
Bir tebessüm, bin yıllık konuşmadan daha fazla tesir ediyor ve daha fazla fayda üretiyor. Haya, edep ve ahlak aslında bunun için var. Konuşmaya ihtiyaç duymamak, sadece haya, edep ve ahlak sahibi olmak kafi… Haya veya edep veya ahlak, zaten insanlar arasındaki münasebetin muhtevasını ve usulünü tayin ediyor, bunlara sahip olan iki kişinin arasında konuşmaya ihtiyaç olmadığı gibi, konuşmak gerektiğinde de ruhi-deruni ciheti olan “sohbet” hasıl oluyor. Sohbet, zaten önce sükutun ve sükunetin hakimiyetiyle kaimdir. Sükut ve sükunet hakim olduktan sonra zuhur eden mükaleme, Sünnet olan konuşma şeklini doğuruyor.
Aile hayatı, erkekle kadın arasında mesafenin sıfıra indiği bir vasattır. Birbirine bu kadar yakın olan iki insanın konuşma ihtiyacı duyması, hayat telakkisi ve hayatı yaşama tarzıyla ilgili bir maraza işaret eder. Bu ifadeler, mutlak sükuttan bahsettiğimiz manasına gelmez, sadece sıfır mesafede yaşayan iki kişinin, birbirini anlamak için konuşmaya ihtiyaç duymasının eksiklik olduğunu gösterir. Ne var ki konuşmaya ihtiyaç duymayacak kadar birbirini ikmal eden erkek ile kadının sohbeti çok latiftir. Mesele de zaten münasebeti bu irtifaa çıkarana kadar sükutu esas almakla ilgilidir.
*
Aile içi tedrisatın birçok veçhesi var, bir kısmı da doğrudan talim ve terbiye ihtiva ediyor. Buraya kadar izah etmeye çalıştığımız husus, şahsiyet ve aile müessesesinin sıhhatli ve mütekamil manada inşa edilmiş olması halinde çocuk üzerinde doğrudan tesirleridir. Bunlar olmadığında aile içi tedrisat, her şekli ve ihtimaliyle zafiyete uğruyor.
Yazar arkadaşlarımızın bir kısmı, doğrudan talim ve terbiye ile alakalı bahislerde yazdılar. Ümit ederiz ki bu şekilde meselenin toplamına dair bir fikir ortaya çıkmıştır.
HAKİ DEMİR demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir