AİLEDEKİ CENNET KOKUSU

AİLEDEKİ CENNET KOKUSU

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Aile hayatı, insanın dünyaya gelmesiyle başlayan, ebediyete doğru yolculuğunun güzergahını tayin edişinde ki önemli amillerden birisidir. Aile, insanın içine doğacağı bir meşru zemin olduğu gibi, insanın da nihayetine tesir edecek mühim bir müessirdir. Aile, insanın olumlu veya olumsuz tesir alacağı bir müessese olması hasebiyle; insanın, duygu, düşünce, ahlak, edep vs. yönleriyle hayata hazırlandığı ilk mektep vazifesini de ifa eder. İnsanda, ruhun bedene taalluku ile başlayan, ruhi süreç ile devam eden, akabinde zihni süreçlerle ikmal edilen ferdi varoluş macerası, aile terbiyesiyle kaimdir. Aile, insanı hayata ve istikbale hazırlar, ferdin ilk terbiyesini alarak cemiyet meydanına çıkacağı ilk durağıdır, bu cihetiyle dikkate şayan bir mevzuudur.

İnsanlığın temel içtimai vahidi olan aile, kadimden beri mevcuttur. İnsanlık tarihinin bidayetine doğru yola çıktığımızda karşılaşacağımız hakikat, Hz. Adem(a.s) ile Hz. Havva validemizin teşkil ettiği ilk aileye ulaşırız. İnsanlığın ilk babası ve annesi olan bu emsal, cennette başlamıştır, ne ki çocuklar dünya sürgününden sonra doğmuştur. Bir arifin ifadesiyle; “Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır.” Dünyada ailesini, cennetten bir numune olarak kuran insan; hayatını ruh merkezinde kurmaya ve yaşamaya talip olmalıdır.
İlk ailenin cennette kurulması, aile müessesesinin kıymetini göstermesi bakımından şayan-ı dikkattir. Buradan anlamamız gereken hikmetlerden birisi, aile hayatının cennet hayatından bir koku taşıması olsa gerektir. Muhakkak ki dünyada cennet yoktur, olmayacaktır da… Bununla beraber cennetten dünyaya gönderilen tek hediye, aile müessesesi olsa gerektir. Eğer dünyada cennet hayatına “benzer” bir hayattan bahsedilecekse, o, aile hayatı olmalıdır.
Aile müessesesi cennetten geldiği için olmalı, ölçüleri yüksek ve hassastır. Bu sebeple gerçek manada aile olmak, dünyada cennet hayatı yaşamak gibidir. Ne ki, gerçek aile olamamak, yüksek ve hassas ölçülerini hayata tatbik edememek, cehennem azabı gibidir. Hulasa etmek gerekirse aile müessesesi, cennet saadeti ile cehennem azabının yeryüzü şartlarında mümkün olan vasatıdır.
Sıhhatli bir aile numunesi ruhların beraberliğinden meydana gelir. İnsanlığın ilk ailesi cennette kurulduğu için, orada ki beraberlik ruhi beraberlik olsa gerektir. “İki insanın birlikte yaşayabilmesinin kaynağı ruhtur, birlikte yaşama çerçevesi ise ahlak…” Aile yapısı, modern çağın nefs merkezli algısıyla oluştuğunda neticesi vahimdir. Modern insanın kurduğu aile nefs, menfaat merkezlidir. Aradığı eş adayındaki ilk şartın iktisadi mahiyet taşıması, mesela çalışan birisinin aranması, bizim hayalimizdeki ve tasavvurumuzdaki aileden fersahlarca uzaktır.
Güçlü şahsiyetlerin ortaya çıkışına zemin hazırlayan temel müessese ailedir. Ahlaklı bir aile numunesi, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama ittiba ile mümkündür. Her şeyimiz de O’na ittiba ettiğimiz gibi, evlilik ve aile numunesinde de Efendimize (a.s) uymakla mükellefiz. Güçlü şahsiyetlerin yetişmesinin ilk içtimai vasatı olan aile müessesesinin başka türlü kurulması ihtimali yoktur.
Dünyada, cennet hayatının bir tezahürü olduğunu düşündüğümüz aile müessesesi, ferdin ilk muhabbet ve sevgi talimlerini gerçekleştirdiği yerdir. Dünyadaki tüm muhabbet tezahürleri, ferdi, hakiki sevgiye taşıyacak bir prova hükmündedir. Al-i İmran suresi 31. Ayet-i Kerimesinde buyrulur ki; “(Habibim) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.” Ayet-i Kerimeden de anlaşıldığı gibi, Allah’ı sevmenin ölçüsü Habibine uymaktır. Allah için kurulan ailede, eşe ve çocuklara duyulan muhabbetin nihayeti ve duygu akışı bizi muhabbetullaha doğru götürmelidir.
Aile müessesesi ve onun unsurlarından olan kadına, erkeğe, ferde, şahsiyete, insana bakışımız; Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın mutlak emsal hususiyeti ve o emsalin tezahürü olan Sünnet-i Seniyye cihetiyledir. Ebediyet yolculuğumuzdaki temel mihengimiz, rızay-ı ilahiyi tahsil ve ebedi emsalimiz olan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama uymaktan geçer. Ancak O’na uyarak kurduğumuz aile müessesesinde saadet ve muhabbeti bululabiliriz. Aile hayatındaki nihai hedefe, ancak Sünnet-i Seniyye’ye ait ölçüler çerçevesinde ulaşılabilir. Aile hayatındaki ruhi lezzetler, bizi hakiki güzelliğe taşıyıcı basamaktır.
“Bekar insan noksandır” mealindeki Hadis-i Şerif, evlilik müessesesiyle birlikte insan telakkisinin baş hükümlerindendir. Haki Beyin “Müslüman Şahsiyetin İnşası” isimli eserinde, “Erkek ve kadın, yalnız başına insanı temsil etmez” istikametindeki tespitleri, bu Hadis-i Şerifin şerhi mahiyetindedir. Bu Hadis-i Şerifin sadece evlilikle ilgili ve sınırlı şekilde anlaşılması, mukaddes ölçünün “insan telakkisi”ne dair buudunu görmemektir. Fikirteknesi külliyatındaki “derin idrak” farkı bu misalde açıkça görülecek hale geliyor.
Keza, “Evlenen dinini tamamlamıştır” mealindeki Hadis-i Şerif, İslam’ın insan telakkisinin, aile müessesesiyle terkibe erdiğini gösterir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, insanın kendini ikmal etmeden inkişaf edemeyeceğidir. Eksik olan inkişaf ve tekamül seyahatine çıkamaz, tekamül ve inkişaf, ikmal edilme ön şartına bağlıdır. Bu sebeple evlilik, önce Müslüman şahsiyetin inşası, sonra da inkişafının bidayetidir.
Aile müessesesini tetkik ederken, Haki Demir’in dikkatimizi celbeden mühim tespitlerini anlamak gerekir. Müslüman Şahsiyetin İnşası isimli eserde şu tespitleri yapar; “Erkek ve kadın mevzuunu tetkik etmenin çerçevesi; önce insan bahsi, sonra kadın ve erkek bahsi, sonra aile bahsi, daha sonra da cemiyet bahsidir. İnsan mevzuu, kadın ve erkek bahsinin madenidir. İnsan mevzuu izah, kadın ve erkek bahsi tahlil, aile müessesesi terkip edilmelidir. Aile mevzuu, kadın ve erkek bahsinin, terkip ve tekamül boyutudur ki oradan cemiyet ve hayat meselesine uzanır.” Bu tespitlerden yola çıkarak, insan ve hayat tasavvurumuzu oluşturamazsak aile tasavvurumuz da muğlak kalır.
Fert ile cemiyetin berzahında hayat bulan aile müessesenin bir veçhesi ferde bakar, diğer veçhesi ise cemiyete bakar. Kadın ve erkek terkip olup ailenin ruhi temellerini oluşturur, ailenin çekirdeği sağlıklı şahsiyetlerden oluşur. Cemiyetin ve medeniyetin tohumları da sağlıklı ailelerden meydana gelir. İslam cemiyeti sağlıklı aileler üzerine kurulur. Fert, aile, cemiyet birbirlerini besleyen ve muhafaza eden içkin bir örgüye ve mahfazaya sahiptir.
Netice olarak, kadın ve erkek birbirini tamamlayıcı bir bütündür. Kadın ve erkek birlikte insanı oluşturur. Aile olarak numunemiz ise, Peygamber Efendimizdir(A.S). Cemiyetin tohumunu oluşturan aile müessesesi, insanlığın temel birimi olarak telakki edilir.
A.BÜLENT CİVAN bcivan61@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir