AKIL-HÜRRİYET AÇMAZINDA PSİKİYATRİ

AKIL-HÜRRİYET AÇMAZINDA PSİKİYATRİ
Akıl, belirli sınırlar içinde bulunmak, herhangi bir faaliyeti bir sebebe dayanarak ve bir maksadı hedefleyerek yapmak, toplumsal ölçülere sahip olmak gibi özellikler taşır. Her şeyi yapan melekeye akıl denmiyor, bilakis her şeyi yapmayan, yaptığını açıklayabilen melekeye akıl deniyor. Öyleyse akıl, hürriyetin değil, nizamın adıdır. Nizama tabi olmak, bir nizam çerçevesinde kalmak akıllılık halidir. Herhangi bir nizama tabi olmamak, hiçbir ölçüye riayet etmemek, akıllılık hali olarak tarif edilmiyor. Öyleyse kadim nizam-hürriyet paradoksu (ve tartışması), akıllılık-delilik tartışmasıdır. Akıllılık hali nizam, delilik hali ise hürriyet…
Her delilik hali, hürriyet fakat her hürriyet, delilik hali değil. Münasebeti tersinden kuranlar, her ikisini aynı şey zannederler.
Nizamı akıl temsil ediyorsa, nizamsızlığı (nam-ı diğer hürriyeti) ne temsil ediyor. Nizam, pozitif bilimlerde, aynı sebebin aynı neticeyi vermesi değil midir? İçtimai alanda ise nizamı, hangi sebebin hangi neticeye vereceğinin bilinebilir olması şeklinde tarif etmiyor muyuz? Ne zaman ne yapacağı veya hangi etkiye karşı hangi tepkiyi vereceğini bildiğimiz insana akıllı demiyor muyuz? Deliliği ise, ne zaman nasıl davranacağı bilinmeyen, hangi etkiye hangi tepkiyi vereceğini bilemediğimiz psikolojik hal olarak tarif etmiyor muyuz? Aynı zamanda hürriyet de böyle değil midir? Ne zaman ne yapacağını bilmemek, hürriyet hali değil midir? “Hür olmak istiyorum” diye bağıran adam, ne istiyor? Ne zaman ne yapacağımı planlamayın, ne zaman ne yapacağımı bilmeyin, beni bana bırakın, demiyor mu?
Öyleyse delilik ile hürriyet aynı şey değil midir? Değildir. Delilik, “mutlak hürriyet” halidir fakat her hürriyet, delilik hali değildir. Bu ikisi karıştırılmaya başlandığı için siyasi ve içtimai hadiseler çözümlenemez hale geldi.
Hürriyet, “delilik halinde” olduğu gibi talep ediliyor. Delilikteki belirsizlik, her şeyi yapabilme hakkı, planlanamazlık gibi özellikler, hürriyet zannediliyor. Hürriyeti böyle tarif edenler var. Eğer gerçekten hürriyet bu ise, delilik hali ile eşdeğerdir. Şimdilerde yaygın olarak bu şekilde tarif edildiğine şahit oluyoruz. Ülkenin içine yuvarlandığı “kültürsüzlük hali”, ilmin bidayeti olan “tarif” meselesinde bile patinaj yaptırıyor. Tarifte patinaj yapan ilim olur mu?
Öyleyse hürriyet nedir? Aslında doğru soru şu; delilik olmayan hürriyet, akıllı hürriyet nedir? Aklı muhafaza ederek hür olabilmek, delirmeden yaşanabilecek hürriyet nedir?
Hürriyet, aklın başka bir nizam tercih edebilme, başka bir nizam inşa edebilme, başka bir düşünce sistemine mensup olabilme imkanıdır. Hürriyeti, başka bir nizam tercih etme imkanı olarak kabul ve tarif etmez, onu, istediği zaman istediğini yapmak şeklinde anlarsak, aklı reddetmiş olur, nizamsızlığı (kaosu) onun yerine ikame ederiz. Zihni kaos aklı, içtimai kaos hayatı imha eder. Kaos ile hürriyet arasındaki farkı bile anlamayan bir kültürel seviyede bu konuları tartışmak tabii ki zor.
Delilik ile hürriyeti birbirinden ayırmak gerektiğinde, mesele bir fasıl da olsa psikiyatriye uğrar. Delilik, psikiyatrinin konusu ya…
*
Psikiyatri hangi noktada çıkmaza, izahsızlığa, çaresizliğe düşüyor? Aklın, hayata ve cemiyete dair bir nizam formu olduğu noktada… Nizam, ferdi anlamda akıl formu, içtimai anlamda hayat çerçevesi ise, psikiyatrik bir mesele değil, sosyal bilimlerle ilgili bir hadisedir. Nizam konusunun psikiyatriyi ilgilendirmesi için biyolojik-genetik altyapısı olmalıdır. Mesela, “nizam geni” bulunmalıdır. Hani son zamanlarda her insani özellik için bir “gen” arama modası başladı ya, o cihetle. Bu tam bir saçmalık… İnsanın gen haritası, biyolojik özellikler içindir, sosyal özellikler için gen olmaz. Sosyal özellikler için “gen” bulduğunu söyleyenler tam bir şarlatandır.
İnsanın zihni evreni, mizaç hususiyetleri ile dış dünyadan intikal eden bilgi, tesir, intiba vesaire harmanlanması ile meydana gelir. Öyleyse akıl, mizaç hususiyetleri ile içtimai nizamın “anlama melekesi” halinde bünyeleşmesidir. Mizaç hususiyetleri zihni evreni besleyecek, taşıyacak, devam ettirecek kadar güçlü değilse, dış dünyadan (cemiyetten) ne kadar çok bilgi alırsa alsın, akıl meydana gelmez. Bunun tersi de doğrudur, mizaç hususiyetleri uygun olsa da (hatta çok güçlü de olsa), cemiyetten bağımsız yaşadığı (ıssız bir adada büyüdüğü takdirde) akıl oluşmaz.
Her insanın mizaç hususiyetlerinin farklılığı, ferdi altyapıda sayısız değişken oluşturur. Her cemiyetin farklı bir hayat nizamına sahip olduğu da vaka… Öyleyse dışarıdan alacağı etkiler de sınırsız sayıda değişken oluşturur. Tüm insanlığı göz önüne aldığımız takdirde, sayısız akıl formu, akıl çeşidi, akıl bünyesi kaçınılmazdır. Dünyaya kısa bir göz atmak bunu anlamak için kafi…
Psikiyatri bu meselenin neresinde duruyor? “Tıbbi model” zemininde kendini inşa eden psikiyatri, bu meseleyi, biyolojik temelli kabul ediyor. Sadece beyin üzerindeki araştırmalardan akıllılık-delilik, nizam-hürriyet paradoksları çözüme kavuşur mu? Akıl tarifi yapılabilir mi ki deli tarifi yapılsın. Beynin hangi özelliğinden “nizam” tarifi yapabilirsiniz ki, hürriyet tarifi yapabilesiniz. Üstelik çok sayıda ve çeşitte akıl formu olduğu aşikar… Öyleyse akıl tarifi kadar (belki daha önemli) “akıllılık hali” tarifine ihtiyacımız var. Akıllılık hali delilik halinin ne olduğunu beynin özelliklerinden anlamaya çalışmak, bunu da mecburen “tıbbi model” çerçevesinde yapmak, tam bir bilimsel dolandırıcılıktır.
*
Batıda kurulan, gelişen psikiyatri, mecburen batı kültür havzasının “insan” ve “hayat” anlayışlarının üzerine oturur. Farkında olsun veya olmasın, akıllılık-delilik halini, nizam-hürriyet meselelerini, o kültür havzasının verilerini esas alarak tespit eder. Kendi kendini ne kadar pozitif bilimlerden ve tıptan kabul etse de, kaçınılmaz olarak sosyal bilimlerdendir. En azından akıllılık, delilik, nizam, hürriyet tariflerinin verilerini içinde yeşerdiği sosyal ve kültürel evrenden ödünç alır. Sosyal ilimler ise asla evrensel olmaz, mutlaka mahallidir. Hangi kültür evreninde üretilmişse, o evrenin kültürel ve sosyal kodları beşeri bilimlerin bünyesine zerkedilmiştir.
Batının insan anlayışı ise, bir taraftan evrim ile şekillenmiş ve hayvani altyapıdan kurtulamamıştır, diğer taraftan iktisadi alanın zaptı altında “homo-ekonomikus” merkezinde şekillenmiştir. “İnsan insanın kurdudur” ifadesi, sadece liberal ekonomi doktrininin verilerinden değil yanı zamanda evrimin verilerindendir. Böyle bir kültür havzasında “insan anlayışını” şekillendiren adam da mecburen Freud’dür.
Pozitif bilim dalı olduğunu iddia eden psikiyatri, bir müddet öncesine kadar batıda “homoseksüelliği” psikiyatrik hastalık olarak kabul ediyor ve tedavi etmeye çalışıyordu. Çünkü batı toplumlarında ve kültüründe homoseksüellik hastalık olarak görülüyordu. Kültürdeki evrimleşme, değişme (ama gelişme değil), homoseksüelliği hastalık olarak görmekten çıkmaya başladığında bir anda “homoseksüellik geni” keşfedilmeye başlandı ve hastalık olarak görülmez oldu. Akıllılık ve delilik verilerini kendi toplum ve kültüründen bu kadar açık şekilde ödünç almasına rağmen utanmadan pozitif bilim iddiasında bulunmaktan çekinmiyor.
Psikiyatri Türkiye’de gelişmediği, batıdaki kadar önem kazanmadığı (çok şükür) için, hezeyanları fazla bilinmez. Psikiyatri, batıda, “koruyucu psikiyatri” gibi alt dallarla tüm toplumu tarassut altına almaya çalışan, tüm ülkeyi tımarhane gibi yönetmeye teşebbüs eden bir “deliler organizasyonu” haline gelmiştir.
Psikiyatri, Türkiye’de, batıdaki kadar gelişse ve önem kazansaydı, tüm halka deli gömleği giydirirdi. Çünkü akıllılık ve delilik hali ile ilgili verileri batının kültür havzasından devşirildiği için, Türk halkının tamamı, psikiyatriye göre delidir. Kültür farkı, akıl formunun bünyesine sirayet eden, gerçeklik kavrayışını başkalaştıran, hayat anlayışını başka sütunlar üzerine kuran temel bir amildir. Akıllılık-delilik hali ile ilgili “ölçüleri” batı kültür evreninden ödünç alan psikiyatri, batı dışındaki tüm dünyanın “deli” olduğunu düşünüyor.
Batı, psikiyatriyi pozitif bilimlerden kabul etmekle, dünya ile arasındaki kültürel farklılığı başka bir alana taşıyor. Pozitif bilimin “nesnel” olduğu iddiasıyla psikiyatrinin pozitif bilimlerden kabul edilmesi bir arada düşünüldüğünde, psikiyatrinin akıllı dediği akıllı, deli dediği deli kabul ediliyor. Psikiyatrinin akıllılık-delilik verilerini de kendi kültür havzasından ödünç aldığını eklediğimizde, batı kültürünün ürettiği “insan ve hayat” anlayışlarının dışındakileri, deli olarak kabul ediyor. Bilimsellik etiketi altındaki hileye bakın…
Türkiye’de veya batı kültürünün ulaşmadığı herhangi bir ülkesinde ve toplumunda psikiyatri, batının kültürel değerlerinin ajanlığını yapıyor. Psikiyatristlerin çoğunluğunun da farkında olmadığı bu durum, “bilimsel emperyalizm”in zekice yollarından biridir. Düşünün ki sizinle muhatap olduğunda size ilk söylediği şey, “siz delisiniz”. Bunu da pozitif bilim vasıtasıyla yapıyor. Manevradaki orijinalliğe bakın. Pozitif bilim kisvesiyle yaptığı için, kendisinin yapmasına gerek kalmıyor, batıdan nakledilen bu bilim, yerli bilim adamları(!) eliyle gerçekleştiriliyor. Dehşete düşmemek mümkün değil.
*
Akıllılık-delilik hallerini kültürel çerçevede araştırmak kaçınılmaz. Aynı şekilde nizam-hürriyet paradoksu da ancak kültürel çerçevede çözülmelidir. Akıllılık ve delilik hallerinin tarifini veya araştırmasını kültürel çerçevede yapmak, batının kültür ve bilim emperyalizminden kurtulmanın konjonktürel şartıdır. Her kültürün bir “hakikat” teklifi olduğu doğrudur, bu sebeple her kültürün varlığını tanımak, “çoğulcu hakikat” anlayışına savrulmaktır. Çoğulcu gerçeklik olur ama çoğulcu hakikat olmaz. Bu sebeple mesele hakikat çerçevesinde değil, “gerçeklik çerçevesinde” ele alınmalıdır. Her kültür, aynı zamanda bir “akıl formu” teklif eder, o akıl formu o kültürün “akıllılık halini” ifade eder. Bu durum gayet tabiidir.
*
Kültürler üstü bir “akıllık hali” araştırması yapılabilir ama yapanların kültüründen bağımsız bir çalışma olduğunu düşünmek saflık olur. Yine de bu konuda çalışma yapmak istenirse, en sıhhatli mecra, Haki Demir’in, “İnsan tabiat haritası” yazı serisinde (www.fikirteknesi.com) bahsini ettiği yaklaşımdır. Kaldı ki, o yazı serisinde bile kültürel özelliklerden kurtulmak kabil değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir