AKIL İNŞASI-E-KİTAP-OSMAN GAZNELİ

ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR
Yazar ve fikir adamı Haki Demir’in “akıl” ve “insan” ile ilgili yayınlanan ve yayınlanmayan onlarca kitabı var. Kitaplar çok derin olduğu için pek anlayan çıkmıyor. Kitaplarla bir müddet boğuştuktan sonra anlamaya başladım ve gördüm ki, o kitaplardan birçok konu ve kitap çıkar. Yapılması gereken iş, insanların anlayabileceği hafiflikte bir dil ile yazmak…
Akıl ile ilgili birkaç yazı yazıp Haki beye gösterdim. Haki bey yazıları inceledikten sonra bana, “ne yapmak istediğimi” sordu. “Yardım ederseniz bu şekilde ve seviyede kitap hazırlamak istiyorum” dedim. “Güzel” dedi, “hemen başla”… Kitabın yazılma aşamalarında fikirlerini esirgemedi. Bazı yazıları düzeltti, değiştirdi, ekledi, çıkardı. Neredeyse editörlük yaptı. Kendisine sonsuz teşekkürü bir borç bilirim.
Zor bir işti benim için, çünkü ilk kitabımı yazıyordum. Yazı yazmak zor değil ama yazıları topladığınızda bir kitap etmiyor. Kitap başka bir olay… Planlamak ve plana uyarak yazmak gerekiyor ki ortaya kitap çıksın. Yoksa birbiriyle ilgisiz yazılar oluşuyor. Böyle kitap yazanlar da var tabii…
*
Akıl konusunda kitap yazmak çok ama çok zor. Çünkü akıl konusunda ülkemizde kitap yok. Yani literatürü oluşmuş değil. Haki beyin kitapları olmasa, akıl ile ilgili araştırma yapmak imkansız. Düşünebiliyor musunuz, ülkede akıl konusu ile ilgili literatür yok. Herkes akıllı olduğunu zannediyor hatta iddia ediyor ve başkalarını akılsızlıkla suçluyor ama aklın tarifini bile yapan bir adet “kaliteli” kitap bulmak mümkün olmuyor. Bu ülkenin ufku ne olabilir ki?
Ramazan ayında (2010 ramazanı) başladığım yazma çalışması önce seri makaleler halinde ortaya çıktı, sonrada kitaplaştı. Benim için harika bir tecrübe oldu. Anlamak ve anlatmakta çok zorlandığımı itiraf etmem gerekiyor ama çok da keyif aldım. Kimsenin birkaç makale bile yazamadığı “akıl” konusunda kitap yazmak harika bir duygu…
*
Hayat sıfır yaşında başlıyor fakat akıl sıfır yaşında başlamıyor. Bebek, acıktığını bile söyleyemiyor, belli bir yaşa kadar ailesinin aklıyla yaşamak zorunda kalıyor. Akıl hayattan sonra oluşmaya başladığı için, her zaman hayatın peşinden koşmak zorunda kalıyor. Hayatın kaynağı haline gelemiyor, önüne geçemiyor. Hayatın önüne geçen, hayatı inşa eden, istediği gibi bir hayat üreten “akıl” tarihte çok azdır.
Aklı hayatın önüne geçirmemiz gerekiyor. Akıl sürekli ve sadece hayatın peşinden gitmek zorunda kalırsa, hayatı hiç yönetemez, yönlendiremez, etkileyemez, üretemez, inşa edemezse, sele kapılmış kütük haline gelir. Doğrusu insanların akıllarına bakıyorum da aynen böyle… Dünyanın en akıllı adamı gibi konuşan ve davranan kişilerin haline bakıyorum da, sele kapılmış kütüğün, kafasını sağa sola çarpmamak için çırpınmasından ibaret bir akıl görüyorum.
Kütük haline gelmemek gerekiyor. Kütük haline geleni bir sel götürür, bir ateş yakar, bir balta keser. Kütük haline gelmemenin tek yolu, aklı geliştirmektir. Çocuklarımızı kütük gibi yetiştirmek için de onların akıllarını inşa etmeliyiz. Akıllarını inşa etmediğimiz, akıl inşası ile ilgilenmediğimiz çocuklarımıza hiçbir eğitim vermiş olmayız.
İlkokul safhası, “akıl inşası safhasıdır. İlkokulda verilecek eğitim, akıl inşası ekseninde olmalıdır. Akıl inşasına katkı sağlayacak her şey yapılmalı, akıl inşasını engelleyecek her şeyden kaçınılmalıdır. Aslında aileden başlayan akıl inşası, okulla birlikte daha yoğun şekilde gerçekleştirilmelidir. İlkokul da kaçırılan akıl inşası fırsatı, daha sonra kolay kolay ele geçmiyor.
Doğumdan itibaren insanın eğitim süreci başlıyor. Sıfır yaşındaki bebeğe bakışımız, gülüşümüz, altını değiştirişimiz, bunları yaparken ne kadar sert ne kadar yumuşak davrandığımız onun üzerinde etkilidir. Bebeğin bizimle konuşamaması, bizi anlamadığı zannını oluşturuyor. Konuşamamak, anlamamak değil ki. Ruh anlıyor, aman dikkat edin bebeğiniz sizi anlıyor.
Emeğin eserini vermesi için doğru zamanda doğru mekanda kullanılması gerekir. Suya yazı yazmaya çalışanın emeği mutlaka zayi olur. Zamanında yapılmayan iş, daha sonra ne kadar dikkatli yapılmaya çalışılsa da netice vermiyor. İlkokul çağının bitmesine kadar akıl inşasının temelleri atılmazsa, ondan sonra ipin ucu kaçıyor.
Merak etmemiz, peşinden gitmemiz, araştırmamız gereken konu, zamanında inşa edilmeyen aklın durumudur. Zamanında inşa edilmemiş, temelleri atılmamış olan akıl, biyolojik yaşın ilerlemesiyle gelişmesini devam ettirmez. En büyük yanlış anlayışlardan birisi budur, akıl yaşının da biyolojik yaşa bağlı olarak büyüdüğü zannedilir. Oysa aklın yaşadığı havza “zihin”dir. Aklın gelişmesi için zihni gelişme şarttır, biyolojik gelişmenin zihni gelişmeye etkisi ise çok azdır.
İnsanın zihni evreni gelişmezse, biyolojik olarak dünyanın en gelişmiş insanı da olsa akıl yaşı bir noktadan sonra ilerlemesini durdurur. Akıl yaşının büyümesine devam etmesi için zihni gelişmenin devam etmesi de yalnız başına kafi değildir. Akıl inşa edilmezse, beslenmiş bir zihinde küçük bir akıl olarak kalıyor. Karikatürlerde dev bir vücut ama küçücük bir kafa yapıyorlar ya, onun gibi beslenmiş bir zihin fakat küçücük bir akıl… Bu insan tipleri, bol miktarda bilgi edinmiş fakat düşünmesini öğrenememiş, eskilerin tabiriyle “malumatfuruş” haline gelmişlerdir.
Radar gibi çalışmalıdır akıl, zihni evrende. Zihni evrende bulunan tüm bilgiler, fikirler, duygular vesaire her şeyi görmeli, değerlendirmeli, yerli yerine oturtmalıdır. Akıl zihni evrendeki malzemeleri değerlendiremiyorsa, zihni evrendeki malzeme bolluğuna uygun hale gelememiş demektir. Bu durumda akıl, zihni evrende yolunu kaybeder, zihni evreni (ve tabii ki insanı) yönetemez.

Akıl İnşaası Osman Gazneli E-Kitap İndir  AKIL İNŞAASI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir