AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-4-MÜLKİYET EDİNME DÖNEMİ
Benliğin doğumundan sonraki ikinci hamlesi, “mülkiyet edinmedir”. Hayır deme dönemi bittikten sonra, yavaş yavaş sahiplenme dönemi başlar ve bu dönem ölünceye kadar devam eder.
Sahiplenme, benliğin beslenmesidir. Benlik, sahiplenme yoluyla dış dünyaya karşı zafer kazanma çabasına girer. Dış dünyadaki varlıkların ne kadarına sahiplenebilirse o kadar beslenir ve daha fazla sahiplenme ister. Sahiplenemediği her şey kendine baskı yapar. Bu baskıdan kurtulmanın yolunu sahiplenmekte bulur.
Benliğin sahiplenme özelliği çok ilginçtir. Hayatın önemli bir kısmı benliğin bu özelliğiyle yaşanır. Bu özellik dengelenmezse, hayatı boyunca baskın hale gelir ve insanı perişan eder.
Benlik, ilk beliriş anında çıplaktır. Hiçbir şeye sahip değildir ve yalnız başınadır. Yalnız başına olmak aynı zamanda zayıf olmaktır. Hayattaki hiçbir şeye sahip olmamak, hayata girmemek, dahil olmamak, müdahale etmemektir. Bunu fark eden benlik, hayata karşı savaşa girişir. Sahiplenmek, mülk edinmek bir anlamda taraftar toplamaktır. Çünkü sahip olduğunun gücüne de malik olabilmektedir. Böylece düşmanını azaltmakta, gücünü artırmaktadır.
Sahip olmak aynı zamanda hayata aşina olmaktır. Sahip olamadığına yabancıdır, yabancılarla birlikte yaşamak ise zordur. Ne kadar fazla mülkiyet sahibi olursa, hayatı o kadar rahat yaşayacağını zanneder, bu zan kısmen doğrudur da… Fakat sınırsız sahip olma duygusu ve faaliyeti, dengeyi bozar.
Benliğin sahiplenme duygusu dengelenmez ve akıl oluşturulmazsa, sahip olma duygusu, insanlara da yönelir. İnsanları, mal (obje) gibi sahip olma konusu haline getirir. İnsanlarla ilişkisini “mülkiyet ilişkisi” olarak kurmaya başlar. Bu durum hastalıklı kişilikler oluşturur.
Benlik, kendi dışındaki varlıklarla arasındaki ilişkiyi, sahiplenmek üzerinden kurar. Akıl oluşmaz ve ahlakla desteklenmezse, insan zihni benliğin elinde kalır. Benlik ise kendinden başka hiç kimseyi “süje” olarak görmez. Benlik için tek “süje” yani tek insan kendisidir. Dış dünyaya böyle bakan benlik, her şeyi “obje” olarak görür. Kendi dışındaki insanları birer “süje” olarak değil, “obje” olarak yani malzeme olarak görür. Böyle gördüğünde diğer insanlar üzerinde de mülkiyet kurma çabasına girişir.
Diğer insanları obje olarak gören benlik kadar tehlikeli bir özellik yoktur insanda. İnsanın insanları obje olarak görmesi, dünyadaki tüm kötülüklerin anasıdır. İnsanları obje olarak görmeye başlayan benlik ve kişilik, insanlar üzerine her istediğini yapma yetkisine sahip olduğunu zanneder. Bu özellik, benliğin, akıl ve ahlak oluşmadan önceki ilkel halidir.
İnsanın gelişmesi akıl ve ahlak iledir. Daha doğrusu insanın “insanlaşma süreci” ahlak ve akıl inşası iledir. Benlik kendi haline bırakılır, hatta desteklenir ve ahlak ile akıl inşa edilmezse, ilkel haliyle kalır. Diğer insanları “süje” olarak yani insan olarak gören benlik değil, ahlak ve akıldır. İnsanileşme süreci, en azından, diğer insanları insan olarak görebilme yetkinliğine ulaşıncaya kadar devam etmelidir.
Günümüz dünyasındaki problemlerin büyük çoğunluğu bu sebepten kaynaklanıyor. İnsanların benlikleri akıl ve ahlak ile zapt altına alınmıyor. Kendi başına kalan ve dengelenmeye benlik, her şeye sahip olmaya çalışıyor. Doğru mu yanlış mı olduğunu umursamıyor. Başkalarının haklarını tepeleyip gidiyor.
Benliğin sahiplenme duygusu ortaya çıktığında hem akıl hem de ahlak inşa edilmeye başlanmış olmalıdır. Ahlakın daha önce inşa edilmeye başlanması gerekir ki, benlik, ahlaki bir evrene doğsun ve sonradan dengelemek zorunda kalınmasın. Ahlak evrenine doğan benlik, hem sınırları zorlamaz hem de aklın inşa edilmesinde kolaylık sağlar. Bu sebeple ahlak eğitimi, akıl eğitiminden (akıl inşasından) öncedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir