AKIL İNŞASINDA HAFIZA-3-

AKIL İNŞASINDA HAFIZA-3-
Hafızanın bünyesinin nasıl olduğu, bilgilerin nasıl depolandığı, hatırlama ve unutmanın ne olduğu meseleleri çözülememiş haldedir. Bilgiler hafızada bir raf veya dolap düzeni gibi sabit mi yoksa sürekli hareketli halde mi bilmiyoruz. Bunun tespit etmek sanki imkansızmış gibi geliyor bize. Ama Haki Demir bey, bilgilerin hafızada mütemadi deveran halinde olduğunu düşünüyor. Sanki bir galaksideki yıldızlar, gezegenler, uydular ve göktaşları gibi sürekli hareket halinde… Ve tabii ki hareketin şekli, dairevi veya elips gibi görünüyor. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Eğer böyleyse, hatırlama, bilgilerin akla gelmesi değil de, aklın bir uzay gemisi gibi galakside dolaşması ve istediği eksene uğrayarak oradaki bilgileri alması olmalıdır. Aklı uzay gemisine benzetme düşüncesi bizim.
Anlamıyorum ama hafıza ile ilgili Haki beyin temel tezi, birçok olayda ve konuda doğrulanıyor. Bu olaylardan birisi de, bu yazının konusu… Bilgilerin hafızada, hareketli şekilde muhafaza edildiği tezini esas alarak konumuza girelim.
Çocukların, akıl öncesi çağlarında ailelerine sordukları soruların ciddi bir kısmı, zincirleme sorudur. “Şu nedir?” sorusuna bir cevap verildiğinde, cevapta zikredilen kelimenin ifade ettiği varlık için “o nedir?” sorusunu soruyor, verilen cevaba karşı “ya o nedir?” gibi soruyla sınırsız bir enerji ve iştiyakla soru silsilesi bitmeksizin devam ediyor. Anlatmak istediğimiz meseleyi, çocukları olan her aile veya çocuklarla haşır neşir olan her insan bilir.
Şimdi…
Akıl oluşmadığı için cevabı anlamıyor, dolayısıyla soruyu zeka soruyor. Zeka doymak bilmez bir iştiha ile konunun başına veya sonuna kadar merak ediyor ve soruların arkasını kesmiyor. Konu tamamlanana kadar sorulara devam ediyor. Konunun sebep-netice ilişkisinin sonuna kadar gitmek istiyor. Yani daireyi tamamlamak istiyor. Başka bir ifadeyle bilgi, dairevi hareketi tamamlayana kadar sormaya devam ediyor. Daire çizecek veya bir eksen oluşturacak noktaya kadar cevapları almak istiyor. Zira hafıza bilgiyi bu şekilde muhafaza ediyor.
Bilgi, daireyi tamamlayacak (bir eksen oluşturacak) kadar zenginleşmezse ne oluyor? O zaman bilgi kırıntıları, göktaşları gibi serseri şekilde hafıza evreninde seyahate çıkıyor. Bir müddet ona buna çarpıyor ve nihayet bir eksene yerleşiyor. Bu eksen kendisiyle fazla ilgili değilse (ki bazen hiç ilgili olmayabilir) onunla uyuşamıyor ama eksenin çekiminden de kurtulamıyor. İlgisiz eksene yerleşince de, o eksendeki bilgilerle harmanlanıyor ve onlarla birlikte kullanılıyor. Gerçekten de bazı insanların (aslında birçok insanın) aklının kullandığı bilgilere bakıldığında, birbiriyle ilgisiz şekilde bilgileri yan yana getirdiği görülebiliyor. Saçmalamanın bir türü…
Çocukların zincirleme sorularına sonuna kadar cevap vermek gerekiyor. Hem de doğru cevaplar verilmeli… Eğer soru silsilesi bir noktada bitirilir ve “onun sen anlamazsın” diye konu kapatılırsa, çocuğun aklı bu sınırlamayla oluşuyor ve gerçekten o noktadan sonrasını anlamıyor. Çocuğun aklının ufku, birkaç yaşındayken çiziliyor. Dehşet bir olay…
İnsanların düşünce sistematiğine bakıldığında, sebep-netice silsilesinin takip edilmediğini ve çok sığı bir anlayışa sahip olduğu görülüyor. Her şey yüzeyde anlaşılmaya çalışılıyor ve derinleşme gerçekleşmiyor.
Sebep-netice silsilesi, bir konunun anlaşılması için çok önemlidir. Bir olayın sebebi veya gerekçesi anlaşılmadığında, o olayın anlaşılması imkansız. İnsanların sebep-netice silsilesiyle hiç ilgilenmemesi, olayları göründüğü kadarıyla anlama çabasına itiyor. Tabii ki anlayamıyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir