AKIL İNŞASINDA MATEMATİK-6-MATEMATİK SOYUTLMA KABİLİYETİ KAZANDIRIR

AKIL İNŞASINDA MATEMATİK-6-
MATEMATİK SOYUTLAMA KABİLİYETİ KAZANDIRIR
Matematiği akli ilimlerden sayarlar. Akıl ile ulaşılan, akıl ile anlaşılan, akıl ile tatbik edilen ilim. Hangi ilim böyle değil ki diyenler çıkabilir, her ilim akıl ile anlaşılır belki ama matematik akıl ile inşa edilmiştir. Mesela fizik bilimi, elma, dalından koptuğunda yere düşmezde havada kalırsa, yer çekim kanununu keşfetmez ve kabul etmez. Fakat matematikte durum böyle değildir, bir şey matematik olarak varolabilir ama fizik evrende bunun karşılığı bulunmayabilir. Bu sebeple matematik, fizik evrene, pozitif bilimler gibi göbeğinden bağlı değildir.
Fizik evrene bağlı olmayan, ondan bağımsız şekilde gelişen bir bilim dalına neden ihtiyacımız olsun? Bu soruyu haklı çıkarmamak için matematik, fizik evrenden tamamen soyutlanmaz. Matematik ile fizik evren arasında nazik ve nazlı bir ilişki vardır. Bu ilişki, matematiğin fizik evreni tamamen umursamaz hale gelmesini önler fakat fizik evrene tamamen (fizik bilimi gibi) bağlı hale gelmesini de engeller. Flört gibi bir şey… Ne beraberler ne de ayrılar…
Bu durum bize bir şey kazandırır mı? Kazandırırsa o nedir?
Matematik ile fizik evren arasındaki ilişki türü, bizi hayvanlardan ayıran temel özellik olan düşünceyi kazandırır. Düşünce, varlığın şeklinden edinilen bilgiler arasındaki ilişkileri öğrenmek değil, varlığın özünden elde ettiğimiz bilgi ve anlamlarla yeni varlık sentezleri yapabilme gücüdür. Ürettiğimiz yeni varlık sentezlerini fizik evrende gerçekleştirerek, insan olmanın gereğini yerine getirir ve yeni varlıklar üretiriz. Varlığın mevcut haline mahkum olmak, bitki ve hayvan dünyasının özelliğidir. Çünkü onlar varlık üzerinde analiz ve sentez işlemlerini yapamaz, varlıktan yeni varlıklar (analiz yöntemiyle) çıkaramaz, varlıkları sentezleyerek yeni varlıklar üretemez. Zaten bu sebeple varlıkların mevcut halinden elde edilen bilgiler arasındaki ilişkilerle uğraşmak düşünce değildir.
Varlıkları analiz etmek, onları sentezleyebilmek, yeni varlıklara ulaşabilmek ve yeni varlıklar üretebilmek, varlığın özüne kadar inmeyi gerektirir. Her varlığın özü, görüntüsünde değil, derinliklerindedir. Varlıkların derinliğine inebilmek için soyutlama gücünü olması gerekir. Soyutlama gücü, ya yüksek zeka ile ya da soyutlama istidadı ile elde edilir. Her nasıl elde edilirse edilsin soyutlama gücünü kullanmanın disiplini, matematiktir.
Matematik yoluyla soyutlamayı öğreniriz. Soyutlama gücü ve soyutlama mahareti, düşüncelerimizi, varlığın şekline saplanmaktan kurtarır. Bir elmayla bir armudu toplayamayız ama matematikte elma ve armut olmaz, her ikisi de “bir”dir ve farkında olalım veya olmayalım, elma ile armudu topluyoruz. Un ile balı bir arada tutamaz, birbirine karıştırarak muhafaza edemeyiz fakat bu durum fizik dünyanın gerçekliğidir. Eğer fizik evrene hapsolursak, bir kilo bal ile bir kilo unu bir araya getirme imkanımız kalmaz. Oysa toplamalıyız, bir araya getirmeliyiz, en azından ne kadar ağırlığımız olduğunu bilmeliyiz, çünkü mesela on tonluk kamyonla yüklerimizi taşıyacağız, üç ton unumuz, iki ton balımız, bir son zehirimiz, dört ton da balığımız var. Bakın hepsini bir kamyona sığdırdık ve bir defada taşıyoruz, matematik olmasaydı bunu yapamayacaktık.
Basit misallerle anlatmaya çalışıyorum. Konu çok daha derin ve karmaşık tabii ki. Netice olarak soyutlama gücü, düşünce gücüdür. Düşünce gücü, insan olma katsayısıdır. Herhangi bir kişi ne kadar düşünce gücüne sahipse (ne kadar düşünebiliyorsa) o kadar insan değil midir? Böyle olmalıdır çünkü düşünce insanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliktir. Bir varlığı kendisi yapan özellik, o varlığın karakteristiği değil midir? Öyleyse varlığın kendisi olması için o özelliğini çok kullanması gerekmez mi? Demek ki kişi ne kadar düşünebiliyorsa o kadar insandır. Dolayısıyla ne kadar soyutlayabiliyorsa o kadar insandır. Öyleyse matematiği ne kadar anladıysa ve ne kadar kullanabiliyorsa o kadar insandır. Ağır mı oldu? Matematik bilmeyenlere bunu anlatmak çok zor olur.
Matematik sınavlarından yüksek puan almaktan bahsetmiyorum. Öyle olsa dünyada yaşayan kadın ve erkeklerin içinde en fazla adam olanlar mühendisler olurdu. Mühendisler hiç kibirlenmesinler, mesele sınavlardan yüksek puan almaktan ibaret değil, matematiği anlamaktır. Matematiği formüllerden ve problemlerden ibaret zanneden bir mühendis, bahsini ettiğimiz konudan, hiç matematik bilmeyen bir meslek mensubundan daha az insandır. Çünkü mühendis, elinde yemek varken yemeyi bilmeyen, beceremeyen ve aç kalan biri gibidir. Oysa matematikçi (mühendis) olmayan birisinin açlığı, yemeğinin olmamasındandır. Bunun beceriksizliği, yemek bulamamasındadır.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir