AKIL İNŞASINDA ZEKA-1-

AKIL İNŞASINDA ZEKA-1-
Zekanın doğuştan varolduğunu, gelişmediğini ve gerilemediğini, doğumdan ölüme kadar sabit seviye ve hacimde olduğunu Üstattan (Haki Demir’den) öğrendik. Piyasada zekanın geliştiği, çeşitleri olduğu, gerileyebildiği söylenir yıllardır. İlk defa zekanın kapasitesinin ve özelliklerinin sabit olduğunu söyleyen, buna cesaret eden, Haki Demir oldu. Düşünün ki piyasanın tamamı bir konuda yanı şekilde inanıyor ve buna da bilimsel(!) görüş diyorlar. Fakat bir kişi çıkıp bunun tam aksini cesaretle söylüyor.
Tabii ki bu düşünce kuru laf değil. Mesela zekanın çeşitleri olduğuna dair yanlış anlayışın sebebini şöyle izah ediyor. İnsanda zeka, akıl, şuur vesaire gibi iç alem merkezlerinin dışında bir de istidatlar var. İnsanlar istidatlar ile zekayı birbirine karıştırıyor. Mesela “matematik zeka” derken, aslında matematik (soyut) düşünce istidadı olduğunu fark etmiyorlar ve o istidadı da zekaya yüklüyorlar. Bizce sağlam bir düşünce.
Bu girişi şunun için yapıyoruz. Zekanın ne olduğu hususunda piyasadaki yaklaşımlardan farklı bir tanımlamamız var. Zeka ile ilgili teferruatlı bilgi için Haki beyin kitaplarına bakılır. Bu yazılarımız okunurken, zeka ile ilgili yaklaşımımız bilinsin ki, makalelerimiz doğru anlaşılabilsin.
Haki bey zekayı aklın kaynakları arasında sayar, “Akıl Nedir” isimli kitabında. Akıl inşasında bir seri yazının da zeka ile ilgili olmasının sebebi budur. Zeka, aklın kaynaklarından olduğuna göre, akıl inşasında nasıl bir katkısı olduğunu incelememiz gerekiyor.
Çocuk doğduğunda faal halde bulunan tek anlama merkezi zekadır. Öyleyse zeka aklın inşasında öncelikli bir konudur. Tek anlama merkezidir ama anlaması eksiktir. Çünkü “ham idrak merkezi”dir. Zaten tam idrak merkezi olsaydı, muhtemelen akla ihtiyacımız olmayacaktı.
Zekanın eksik anlama merkezi olması, faaliyete başladığı bebeklik çağında insanın hiçbir bilgiye sahip olmamasındandır. Dolayısıyla zekanın anlama faaliyeti, bilgi edinmeye yöneliktir. Bilgiyi anlamaya yönelik değil, bilgi edinmeye yönelik. Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde (akıl öncesi dönemde) zeka sadece hafızaya bilgi toplamak için faaliyet gösteriyor. Akıl oluştuktan sonra esas işi olan “bilinmeyen alandaki keşif” faaliyetlerine başlıyor ama akıl öncesi dönemde sadece bilgi toplama ile ilgileniyor.
Akıl öncesi çağda çocukların kullandığı tek anlama merkezi zeka olduğu için, zekanın nasıl kullanıldığı çok önemlidir. Çünkü bu çağda zeka, alışkanlıklarını kazanıyor. Bu çağda kazandığı alışkanlıkların tamamını veya bir kısmını hayatı boyunca muhafaza ediyor.
Çocuğun sorularına “sen anlamazsın” veya “onu anlayamazsın” gibi cevaplar verildiğinde, zeka, o konulara yönelmeyi bırakıyor. Bu durum, artmaz ve eksilmez özelliği olan zekanın faaliyetlerini sınırlandırıyor. Artmaz ve eksilmez, bu doğru ama kapasitesinin ne kadarını kullanacağı insana bağlı. Daha doğrusu, akıl öncesinde kazandığı alışkanlıklara bağlı.
Akıl öncesi çağda verilen eğitim, ebeveyn ile çocuk arasındaki münasebettir. Ebeveyn çocuğu sınırlandırırsa, her şey gibi zeka da sınırlandırılıyor. Sınırlandırma, kapasitesini azaltmaz fakat kapasitenin tamamını kullanma imkanını ortadan kaldırır. İkisi aynı sonuca çıkmıyor mu? Hayır. Kapasitenin bir kısmının kullanılmaması, hayatın bir döneminde kullanılabilme imkanı olduğunu gösterir. Bu durumun çok enteresan örnekleri var. Einstein örneği ilginçtir. İlkokulda öğretmeni, okuyamayacağına kanaat getirmiş ve ailesine, çocuğu okuldan alıp zanaata vermelerini tavsiye etmiş. Galiba ailesi okul öncesi dönemde çocuğun ufkunu ve zekanın faaliyetini sınırladı. Çocuk okula geldiğinde bir müddet açılamadı. Daha sonra ise okul ve başka sebeplerle zeka kapasitesini kullanmaya başladı.
Yüksek zekalarda akıl öncesi zekanın sınırlandırılması hayatın bir devresinde zekanın kapasitesine kavuşmasına engel olamıyor. Normal zekalılarda ise bu zeka kapasitesine hiç kavuşamıyor veya kapasitesinin hepsine kavuşamıyor.
Zekanın sınırlandırılması, aklın sınırlandırılmasıdır. Aklın inşası sürecinde ve özellikle temelinin atıldığı süreçte çok zararlıdır.

NOT: Hafıza konusuna devam ediyoruz. Akıl inşasının birçok boyutu olduğu için zekaya da başladık. Hafıza ile ilgili 3. yazımız birkaç güne kadar yayınlanacak

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir