AKIL İNŞASINDA ZEKA-2-

AKIL İNŞASINDA ZEKA-2-
Ezberlemek mi öğrenmek mi? Öğrenmek mi anlamak mı? Hangisine ihtiyacımız var? Hepsine de ihtiyacımız olduğu açık. Fakat sadece ezberlemekte veya sadece öğrenmekte kalır ve anlamazsak, durumumuz vahim. İnsanların büyük bir kısmı öğrenmek ile anlamak arasındaki farkı bilmiyor. Aradaki farkı bile bilmeyince, anlama ihtiyacı duymaz hale geliyor, çünkü öğrenmekle anladığını zannediyor.
Ezberlemek, öğrenmek ve anlamak faaliyetlerini yapabilmek için gereken altyapıyı, akıl öncesi çağda, zekanın faaliyetlerinde oluşturuyoruz. Ezberlemek, hafızanın tabiatından kaynaklanan özelliğidir. Bunu yapmak için çaba sarfetmemiz gerekmiyor. Öğrenmenin ilk halini (basit halini) zekanın faaliyeti ile kazanıyoruz. Anlamak için aklın meydana gelmesine ihtiyacımız var ama anlamanın altyapısını da akıl öncesi dönemde zekanın faaliyet alışkanlıklarıyla elde ediyoruz.
Hafıza akıl öncesinde gördüğünü, duyduğunu kaydediyor, bu ezberleme… Zeka sorular soruyor ve aldığı cevapları hafıza kaydediyor, bu öğrenme… Zeka zincirleme sorular sormakla anlama alışkanlığı edinmeye çalışıyor, cevaplar sonuna kadar devam ettirilirse, insanın zihni evreni anlama alışkanlığının altyapısına kavuşuyor.
Sadece ezberleyen insan zihni, aklı üretemiyor. Teyp kaseti gibi kaydediyor ve neresinden isterseniz oradan çalmaya başlıyor. Sorunuza cevap veremez, sadece ezberlenmiş bilgileri tekrar eder. Ezberleyen ve öğrenebilen insan zihni aklı üretebiliyor fakat anlama maharetine kavuşamadan. Bu akıl, çok basit ve hacimsizdir. Asla yeni bir şey üretemez, kendine sunulan hayatı öğrenir ve onu yaşar. Ne kadar yaygın olduğunu hatırlıyor musunuz, bu çeşidin? Ezberleyebilen, öğrenebilen ve anlayabilen insan zihni, yüksek aklı üretebiliyor. Bizim akıldan kastettiğimiz de zaten bu. İnşası için uğraştığımız akıl tam olarak bu.
Çocukların sorularını cevaplarken, mümkün olduğunca açık ama biraz da belirsiz bırakmak gerekiyor. Cevaplar tam olursa ezber oluşuyor. Çünkü çocuk cevap üzerinde hiçbir işlem yapmadan kaydediyor. Biraz belirsiz olursa cevabın üzerinde bir şeyler yapmaya çalışıyor. İşte zeka düşünme alışkanlığını böyle oluşturuyor.
Cevapların bir tarafı açık (belirsiz) bırakılmalı ve bu kısmının çocuk tarafından doldurulması istenmelidir. Çocuğu (yani zekayı) düşünmeye sevk etmek gerekiyor. Zekanın yalnız başına faaliyette bulunduğu ilk yıllarda düşüncenin meydana gelmesi mümkün değil ama ilerleyen yıllarda (çocuğun yaşı ilerlediğinde) hafıza ve zihin genişliyor ve zenginleşmeye başlıyor. Dolayısıyla zaman geçtikçe zihin, zekanın yanına yardımcılar koymaya başlıyor.
Çocuğun yaşı ilerledikçe cevapların netliğini mümkün olduğuna azaltmak ve belirsizliğini çoğaltmak gerekir. Zekanın yanı başında akıl nüvelenmeye ve oluşmaya başladığı için zeka ile birlikte aklın da oluşmasına ve faaliyet göstermesine fırsat vermek lazım. Cevapların netlik-belirsizlik oranlarını çocuğun zihni gelişimini takip ederek tespit etmek şart… Bunu yapmanın bir standardı yok çünkü hiçbir insan diğerine benzemez.
Öğrenme ve anlama faaliyetinin ilk misalleri zeka tarafından gerçekleştirildiği için altyapısı zeka tarafından oluşturuluyor. Akıl öncesi çağdaki insan zihnini, anlamaya ayarlı hale getirmek için zekaya bu alışkanlıkları kazandırmak gerekir. Zeka bu alışkanlıkları kazandığında, inşa edilmeye başlanan aklın hamuru da bu alışkanlıklarla yoğruluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir